ÖZET: Başvuruda, Maltepe Belediyesi’nde toplu sözleşmeli olarak çalışan bir bireyin iş sözleşmesinin haksız yere feshedilmesi üzerine açtığı işe iade davasının sonuçları ele alınmıştır. Başvuran, 2018-2021 yılları arasında çalıştığı MATAŞ şirketinde iş akdinin feshedilmesinin, toplu sözleşme gereği gerekli onay alınmadan yapıldığını iddia etmekte ve istinaf mahkemesinin lehine verdiği karara rağmen, tazminat ve boşta geçen süre ücretinin ödenmediğini belirtmektedir. Mahkeme, başvuranın işe iadesine ve alacaklarının ödenmesine karar vermiştir; ancak Maltepe Belediyesi, bu kararı uygulamaktan kaçınmaktadır.

Maltepe Belediye Başkanlığı, istinaf kararının uygulanmasının hukuken mümkün olmadığını savunmakta, ancak başvuranın alacaklarının icra takibine konu edilmesi sürecinde, idarenin itirazları nedeniyle icra takibinin durduğunu ifade etmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın haklarının korunması ve mahkeme kararlarının uygulanması gerekliliği açısından, Maltepe Belediyesi’ne istinaf mahkemesi kararını gecikmeksizin uygulaması yönünde tavsiyede bulunmuştur. İlgili mevzuat çerçevesinde, mahkeme kararlarının zamanında uygulanmaması durumunun, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlali anlamına geleceği vurgulanmıştır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/7579-S.24.11839

BAŞVURU NO : 2024/5315

KARAR TARİHİ : 22.07.2024

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : MALTEPE BELEDİYE BAŞKANLIĞI

Başvuranın açmış olduğu işe iade davasında belirlenen işe başlatmama

BAŞVURUNUN KONUSU :

tazminatı ve boşta geçen süre ücretinin ödenmesi yönündeki mahkeme kararının idarece gecikmeksizin uygulanması talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 24.04.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda başvuran özetle; 2018-2021 yılları arasında Maltepe Belediyesi bünyesinde toplu sözleşmeli olarak çalıştığını, toplu sözleşme hükümlerine göre bir kişinin işten çıkartılması için Kurul onayının gerektiğini ancak bu kural hiçe sayılarak kendisinin iş akdinin feshedildiğini, bunun üzerine başlattığı hukuki sürecin sonucunda istinaf mahkemesinde lehine karar çıktığını, karar gereğince tarafına ücret alacaklarının ödenmesi gerekirken yedi aydan fazla bir süreden beri mahkeme kararının uygulanmadığını belirterek kesinleşen mahkeme kararıyla kazanmış olduğu haklarının tarafına verilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 08/05/2024 tarih ve – / -S. sayılı bilgi ve belge isteme yazısına cevaben Maltepe Belediye Başkanlığı (Hukuk İşleri Müdürlüğü) tarafından gönderilen 07/06/2024 tarih ve E- – [ / E.]- sayılı yazı ve eklerinde ilgili mevzuatına da yer

verilmek suretiyle özetle:

2.1. Başvuranın çalışmış olduğu MATAŞ Maltepe Sağlık Turizm Eğitim Otopark Temizlik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (MATAŞ) ile Belediyeleri aleyhine işe iade istemiyle İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesinde

E: / no.lu dosya ile açılan davada mahkemece 13/06/2022 tarih ve K: / sayılı karar ile davanın reddine karar verildiği, karara karşı başvuran tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, /

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesinin 11/05/2023 tarih ve E: / K: / sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne kesin olarak karar verildiği, 2.2. Başvuranın yukarıda anılan istinaf kararı doğrultusunda Belediyelerine göndermiş olduğu 12/07/2023 tarih ve sayılı ihtarnamede; bahsedilen istinaf kararının 10/07/2023 tarihinde tarafına tebliğ edildiğini beyan ettiği, işbu ihtarın Belediyelerine tebliğinden itibaren en geç bir ay içinde işe başlatılmasını, yine işbu ihtarın Belediyelerine tebliğinden itibaren en geç üç gün içinde dört aylık ücret ve diğer haklarının karşılığının, yargılama giderleri ve mahkeme vekâlet ücretiyle birlikte ödenmesini, ayrıca yasal süre içerisinde işe başlatılmaması halinde derhal dört aylık ücret tutarındaki tazminatının, kıdem tazminatının ve bilumum yasal haklarının ödenmesini talep ettiği, 2.3. Söz konusu istinaf kararında başvuranın adı geçen şirket nezdindeki işine iadesine karar verilmiş olmakla beraber Belediyeleri tarafından bu kararın uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı, 2.4. Başvuranın boşta geçen sürelerine dair ücret ve diğer haklarının davacı vekili tarafından İstanbul

Anadolu 16. İcra Müdürlüğünün E: / sayılı dosyası ile ilamsız icra takibine konu edildiği ve

Belediyelerine 20/09/2023 tarihli ödeme emrinin gönderildiği, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretinin eda hükmü içermediği, bu hususlara ilişkin söz konusu mahkeme ilamı tespit niteliğinde olduğundan bu alacakların ilamlı icra takibine konu edilemeyeceği, gönderilen ödeme emrine

Belediyelerince 27/09/2023 tarihinde süresi içinde itiraz edildiğinden icra takibinin durduğu, icra takibine yapılan itirazın mahkeme kararıyla iptali gerçekleşmedikçe Belediyelerinin icra takibine ödeme yapma yükümlülüğünün bulunmadığı, 2.5. Bahsi geçen istinaf kararında hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden davacı vekili tarafından İstanbul Anadolu 23. İcra Müdürlüğünün E: / sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi açıldığı ve Belediyelerine 02/11/2023 tarihli icra emrinin gönderildiği, söz konusu icra emri ve dosya kapak hesabı uyarınca ilgili ödemenin yapılarak ilamlı icra dosyasının infazen kapatıldığı, ifadelerine yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2’nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”, 3.2. “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35’inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.3. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36’ncı maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”, 3.4. “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40’ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını

isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”, 3.5. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 3.6. “Yargı yolu” başlıklı 125’inci maddesinde; “(…)İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”, 3.7. “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138’inci maddesinin son fıkrasında; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”, 4. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17’inci maddesinin ikinci fıkrasında; “Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.”, 5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6’ncı maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.(..)”, 6. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No.lu Ek Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1’inci maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.(..)”, 7. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 8. 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları” başlıklı 21’inci maddesinde; “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.

Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

Mahkeme veya özel hakem, ikinci fıkrada düzenlenen tazminat ile üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakları, dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak belirler.

İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.

İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.

(…)

Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemez; aksi yönde sözleşme hükümleri geçersizdir.”, 9. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “a) İtirazın iptali” başlıklı 67’nci maddesinde; “Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.(..)”, hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

10. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Tavsiye Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Başvuran özetle; Maltepe Belediyesi bünyesindeki MATAŞ şirketinde çalışmaktayken iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini, işe iade talebiyle açtığı davada ilk derece mahkemesinin davayı reddettiğini, ardından istinaf mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak işverence yapılan feshin geçersizliğini tespit edip başvuranın anılan şirketteki işine iadesine ve işverence işe başlatılmaması halinde işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretinin başvurana ödenmesine kesin olarak karar verdiğini, ancak Belediyenin söz konusu istinaf kararını uygulamadığını belirterek istinaf mahkemesi kararının idarece uygulanması ve alacaklarının gecikmeksizin tarafına ödenmesini talep etmektedir.

12. Maltepe Belediye Başkanlığı tarafından özetle; başvuranın lehine olan kesinleşmiş istinaf kararında davacının işine iadesine karar verildiği, Belediyelerinin bahsi geçen işe iade kararını uygulamasının hukuken mümkün olmadığı, bunun dışında anılan kararda vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden kurulan hükmün davacı vekili tarafından ilamlı icra takibine konu edilmiş olup ilgili borcun ödenmesi suretiyle ilamlı icra takibinin kapatıldığı, ancak söz konusu karardaki boşta geçen süreye dair ücret ve işe

/

başlatmama tazminatının tespit niteliğinde olup eda hükmü içermediği, dolayısıyla bu alacakların ilamlı icra takibine konu edilemeyeceği, davacı vekili tarafından işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine ilişkin Belediyeleri aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, gönderilen ödeme emrine

Belediyelerince süresi içinde itiraz edilmesi üzerine ilamsız icra takibinin durduğu, itirazın mahkeme kararı ile iptali gerçekleşmedikçe Belediyelerinin icra takibine ödeme yapma yükümlülüğünün bulunmadığı ifade edilmiştir.

13. Bu çerçevede başvuru konusu somut uyuşmazlığın; kesinleşmiş bulunan istinaf kararında davalı işverence gerçekleştirilen feshin geçersizliğinin tespit edilmesi sonucunda başvuranın MATAŞ nezdindeki işine iade edilip edilmemesine bağlı olarak başvuranın boşta geçen süre ücreti ile tazminat alacaklarının ödenmesi yönünde kurulan hükmün başvuruya konu idare tarafından uygulanması yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hususunda ortaya çıktığı görülmektedir.

14. Anayasa Mahkemesi (AYM), hukuk devletini tanımladığı kararlarında yargı denetimine ağırlık vermekte ve bu kapsamda 02/05/2013 tarih ve E: 2013/44, K: 2013/59 sayılı kararında hukuk devletini; “eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet” olarak tanımlamaktadır.

15. Hukuk devleti ilkesine dayanan bir düzenin kurulması yasama, yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması ve temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye bağlanması ile mümkündür. Yürütme ve yasama işlemlerinin hukuka uygunluk denetimini yapacak yargı organının, yasama ve yürütme organları karşısında tam bağımsızlığa sahip olması, yargısal denetimden beklenen yararın gerçekleşmesi için zorunlu koşuldur (Nuri ALAN, Demokratik Hukuk Devleti ve

Anayasa, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 58 (1), 2003, sf. 1).

16. Anayasa’nın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu vurgulanmış, 125’inci maddesi ile 138’inci maddesinin son fıkrasında ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28’inci maddesinde hukuk devleti ilkesi somutlaştırılmıştır. İstisnai durumlar dışında idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık tutulmuş, sadece idarenin değil yasama ve yürütme organlarının da mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştirmeden ve geciktirmeden uygulaması zorunlu kılınmıştır. Söz konusu ilke karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmesiz uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamakta olup idarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe, yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2017/5018, 24/10/2017, Tavsiye Kararı, § 16).

17. Anayasa Mahkemesi; mahkeme kararlarının uygulanmasını, yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsur olarak ele almakta, yargı kararlarının uygulanmasını

“mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmektedir. Buna göre, yargılama sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli olmayıp ayrıca bu kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin benzer konulu ihlal kararlarında belirtildiği gibi Anayasa’nın 138’inci maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, zarar gören taraflardan biri

açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı da kalmayacaktır (Arman Mazman Başvurusu, B. No: 2013/1752, 26/06/2014, § 65).

18. Anayasa Mahkemesinin 03/04/2014 tarih ve / başvuru numaralı ve

Başvurusu kararında; başvurucular, ilgili Belediye Başkanlığı aleyhine Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtıkları davalar sonunda tazminatın Belediyeden tahsiline karar verildiğini, mahkeme kararlarının icrası amacıyla icra müdürlüklerinde başlattıkları ilama dayalı icra takiplerine rağmen hükmedilen alacakların ödenmediğini, Belediyenin kamu mallarının haczedilmezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçındığını belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuru, Mahkemece adil yargılanma hakkının ihlali ve mülkiyet hakkının ihlali olmak üzere iki kısımda incelenmiştir. Bu kapsamda “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade edilerek yargı kararlarının uygulanması “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca Devletin bir kurumu aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağı açıkça ifade edilmiştir.

19. Yine Anayasa Mahkemesinin 14/01/2010 tarih ve E: 2009/27, K: 2010/9 sayılı kararında da; Anayasa’nın 36’ncı maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkı değil yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir hak olarak tanımlanmıştır. Bu doğrultuda adil yargılanma hakkı sadece kişilerin yargı mercilerine erişimi ve yargı süreci ile sınırlandırılmamalı ayrıca verilen yargı kararlarının icrası bağlamında kararların idarece yerine getirilmesini de kapsayarak geniş yorumlanmalıdır.

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6’ncı maddesi kapsamında bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/11/2006). Mahkeme; kararların icrası hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmekte, mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığını, mahkeme kararlarının uygulanmasının yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç vermesini sağlayan bir unsur olduğunu, karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacağını belirtmiştir (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/03/1997).

21. Ayrıca Mahkemece; davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka uygunluğun sağlanmasının idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı kararlarına uymasını gerektirdiği, idarenin yargı kararını uygulamayı reddediyor veya ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyor olmasının davada taraf olan kişinin davanın safahatı süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6’ncı maddesinde öngörülen teminatların, her türlü varlık nedenini kaybetmesine yol açacağı vurgulanmıştır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye, B.

No: 6334/05, 23/10/2012, § 115).

22. Benzer konudaki bir başka hususa ilişkin olarak ise Mahkeme; parasal haklara ilişkin yargı kararlarının icra edilmemesini veya icrasının gecikmesini genellikle mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale olarak kabul etmektedir (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 07/05/2002, § 40). Öyle ki yargı kararının

/

uygulanmamasının sonucunda yalnızca adil yargılanma hakkının değil aynı zamanda mülkiyet hakkının da ihlaline yol açılabilmektedir (§ 33-42).

23. Öyle ki yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesinin Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım Başvurusu kararında (B. No: 2013/711, 03/04/2014); kesinleşmiş yargı kararının infaz edilmemesinden kaynaklı

“mahkemeye erişim hakkı” üzerinden adil yargılanma hakkının ihlal edildiği değerlendirmesi yapılmakla beraber başvurucuların mahkeme kararına dayalı ve mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilen alacaklarının tahsili amacıyla idare aleyhine yaptıkları icra takibinin uzun sürmesi ve alacağa ulaşmada bir belirsizlik bulunmasının mahkemece verilen kararı etkili sonuçları bakımından konusuz bıraktığı kanaatine varılmıştır. Bu gerekçeyle mahkemece hükmedilen taşınmaz bedelinin ilgili Belediye tarafından ödenmemesi durumunda başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekeceği belirtilmiştir (§§ 74-75).

24. Diğer yandan mülkiyet hakkı kapsamında sayılan işçilik alacaklarına ilişkin iç hukukumuzda yer alan düzenlemelere bakıldığında; Anayasa, İş Kanunu, İcra ve İflas Kanunu nezdinde işçinin ücret ve diğer işçilik alacaklarını koruyucu hükümler getirildiği görülmektedir. Özellikle sosyal devlet ilkesinin de gereği olarak mevzuatımızda işçilik alacaklarına ayrı bir önem verilmiş ve işçinin haklarının ihlal edilmesi tehlikesini önleyici düzenlemeler yapılarak işçilik alacakları teminat altına alınmak istenmiştir. Bu bağlamda İcra ve İflas Kanunu’nun 206’ncı maddesi uyarınca da “İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları” birinci sıra alacağı olarak hüküm altına alınmış ve böylece icra takibi ve iflas süreçlerinde işçinin korunması ilkesi kapsamında işçilik alacakları diğer alacaklar karşısında öncelenmiştir. Özel hukuktan doğan borçları dolayısıyla, belediyeler de İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine tâbidir. Belediyelere karşı alacaklı olan işçilerin alacak haklarına ulaşamamaları hususu gerek Anayasa gerek AİHS’te düzenleme konusu edilmiş olan mülkiyet hakkı ile de doğrudan bağlantılıdır (Kamu Denetçiliği Kurumu, B. No: 2023/10535, 08/12/2023, Tavsiye Kararı, § 22).

25. Nitekim Kurumumuza iletilmiş bir başvuruda (B. No: 2023/10535) başvuran vekili tarafından; Belediye bünyesinde çalışmakta olan müvekkilinin iş sözleşmesinin işveren Belediye tarafından feshedilmesi neticesinde ilgili idare aleyhine açtıkları davada işçi alacağından kaynaklı tazminata hükmedildiği, söz konusu alacaklar için başlattıkları icra takibinin derdest olduğu ancak idarenin mahkeme kararının gereklerini yerine getirmek adına bir işlem tesis etmediği belirtilmiş olup mahkeme kararının başvuruya konu idare tarafından uygulanması talep edilmiştir. Anılan başvuru kapsamında Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirmede; mahkeme kararına dayalı işçilik alacaklarının mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, mahkeme kararlarını uygulamakla görevli idarelerin bu kararların uygulanmasını engellemesi ya da geciktirmesi durumunda mülkiyet hakkının da ihlalinin gündeme geleceği değerlendirilerek mahkeme kararının idarece gereği gibi ifa edilmemesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

26. Anlatılanlar kapsamında başvuru konusu somut olaydaki süreç ele alındığında; 26.1. Başvuranın işe iade istemiyle açmış olduğu davanın ilk derece mahkemesince reddolunmasının ardından istinaf kanun yolunda; davanın kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, işverence yapılan feshin geçersizliğine, davacı başvuranın MATAŞ nezdindeki işine iadesine, davacı

başvuranın yasal süresi içerisinde işe iade başvurusu yapmasına rağmen işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken işe başlatmama tazminatı miktarının 17.625,20 TL olarak belirlenmesine, aynı zamanda yine yasal süresi içinde başvuru yapılması halinde kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aylık ücret ve diğer hakların net tutarı olan 16.477,25 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine kesin olmak üzere karar verildiği görülmüştür.

26.2. Başvuranın istinaf kararını 10/07/2023 tarihinde tebliğ aldıktan sonra 12/07/2023 tarihinde işverene noter aracılığıyla çekmiş olduğu ihtarnamede; ihtarın tebliğinden itibaren en geç bir ay içinde işe başlatılmasını, yine ihtarın tebliğinden itibaren en geç üç gün içinde dört aylık ücret ve diğer hakların karşılığının, yargılama giderleri ve mahkeme vekâlet ücretiyle birlikte ödenmesini, ayrıca yasal sürede işe başlatılmaması halinde derhal dört aylık ücret tutarındaki işe başlatmama tazminatı, kıdem tazminatı ve yasal haklarının tarafına ödenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. İşveren tarafından ihtarnamede belirtilen süre içerisinde işçinin işe başlatılmaması şeklinde bir irade gösterilmesinin ardından başvuran, icra takibi yoluyla mahkeme kararından kaynaklı alacaklarını icra marifetiyle tahsil etme yoluna gitmiştir.

26.3. İstinaf kararında hükmedilen yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin başvuran tarafından ilamlı icraya konu edildiği, Maltepe Belediyesine gönderilen icra emrine istinaden idare tarafından bahse konu borcun ödendiği görülmüş olmakla birlikte 16.477,00 TL tutarındaki boşta geçen süre ücreti ile 17.625,00

TL tutarındaki işe başlatmama tazminatının ilamsız icra takibine konu edildiği ve 20/09/2023 tarihinde buna ilişkin ödeme emrinin müteselsil sorumlular olarak işveren MATAŞ ve Maltepe Belediyesine gönderildiği görülmektedir. Anılan Belediye, söz konusu ödeme emrine 27/09/2023 tarihinde 2004 sayılı

İcra ve İflas Kanunu’nun 62’nci maddesinde öngörülen yedi günlük süresi içinde itiraz etmiş ve ilamsız icra takibini durdurmuştur. Başvuranın Kurumumuza başvuru yaptığı aşama itibarıyla; istinaf kararında davalı tarafından davacı başvurana ödenmesi yönünde hüküm kurulan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine ilişkin açılan ilamsız icra takibinin durdurulmuş olduğu ve başvuran tarafından itirazın iptaline yönelik hâlihazırda bir dava açılmadığı anlaşılmaktadır.

27. Belirtmek gerekir ki; işe iade istemiyle açılan davalarda davanın kabulü sonucu iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verilmesi halinde aslında bir eda hükmü değil tespit hükmü kurulmuş olmaktadır. Şöyle ki mahkemece davaya konu olan işverenin iş sözleşmesini feshi işlemi hakkında bir değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verildiği takdirde feshin geçersizliğinin tespit edilmesi söz konusu olup davalı işverene davacı işçiyi işe başlatması yönünde ifaya zorlayan bir yapma edimi yüklenmemektedir.

28. Bununla birlikte davanın görülmesi sonucunda feshin geçersizliği tespitinin yapılmasıyla yalnızca davacının işe iadesine karar verilmeyip işverene birtakım parasal edimler de yüklenmekte; ancak bunların icra yoluyla işverenden tahsili için işçinin yerine getirmesi gereken usuli bir süreç bulunmaktadır. Bu süreç; geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçlarını düzenleyen 4857 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinde düzenlenmiş olup işçinin kesinleşen mahkeme kararının tarafına tebliğinden itibaren on iş günü içinde işverene işe başlama talebiyle başvurması ve işverenin bu başvuruya karşılık bir ay içinde işçiyi işe başlatmaması durumundan ibarettir. İlgili aşamaların tamamlanmasının ardından işverenin mahkeme kararında belirlenmiş olan ve işçiye karşı sorumlu olduğu parasal borçlar, 4857 sayılı Kanun’un 21’inci maddesi uyarınca doğmuş olacaktır. Bundan sonraki hukuksal yol ise yargı kararlarının uygulanmasında olması gerektiği gibi icra hukukunun şekil kurallarına bağlıdır.

29. İşte bu noktada yukarıda bahsedilen işverenin sözleşmeyi feshinin geçersizliği tespitine bağlı olarak işçinin hak sahibi olduğu parasal alacakların hangi tür icra takibi yoluyla işverenden tahsil edileceği konusu gündeme gelmektedir. Bilindiği üzere ilamlı icranın konusu ancak eda hükümleri olabilmektedir. Tespit hükümleri cebir içeren bir emir olmayıp yalnızca bir olgunun hukuk dünyasındaki varlığını saptama mahiyetinde olduğundan ilamlı icra takibine konu edilemez. Yargıtayın yerleşik olarak benimsemiş olduğu görüşe göre; işe iade davası tamamıyla tespit davası niteliğinde olduğundan dava sonunda gerek işe iadenin yapılması gerekse tazminat alacakları ile boşta geçen süre ücretinin ödenmesi bakımından tespit hükmü kurulduğu ve bunların ilamlı icra konusu yapılamayacağı kabul edilmelidir. Ancak öğreti içerisinde

Yargıtayın yaklaşımını eleştiren ve bunun aksine işe iade davasının eda hükmü olduğunu ileri süren bazı görüşler de bulunmaktadır (Muhammet Özekes, “Hukuk Yargılaması ve İcra Hukuku Yönünden İşe İade

Davaları ve Uygulama Sorunları”, İş Güvencesi Kurumu ve İşe İade Davaları, İstanbul: Legal Yayınevi, 2005, sf. 137-138; Şahin Çil, “İşçinin İşe Başlatılmamasının Fesih Olarak Değerlendirilmesi Sorunu”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Yıl: 8 (29), Mart-2023, sf. 93, Erişim için bkz.

https://sicil.mess.org.tr/media/uploads/sicil29.pdf).

30. Eğer işe iade davasının tespit hükmü niteliğinde olduğu görüşü benimsenecek olursa, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine dair mahkeme kararının ilamlı icraya değil ancak ilamsız icra takibine konu edilebileceği, ödeme emrine itiraz edilirse de genel mahkemelerde (iş mahkemelerinde)

itirazın iptali davası yoluna gidilerek davanın kabulüne karar verildiği takdirde eda hükmü elde edilecek olup böylece söz konusu parasal alacakların ilamlı icra yoluyla tahsilinin gerçekleştirilebileceği sonucuna varılacaktır. Diğer yandan eğer işe iade davasında feshin geçersizliği ve işçinin işe iadesine yönelik kurulan hükmün tespit niteliğinde olmasına karşın işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesi hükmünün aslında bir eda hükmü niteliği taşıdığı kabul edilecek olursa, o zaman işçinin bahsedilen parasal alacakları için doğrudan ilamlı icra takibi yoluna başvurma imkânı doğacaktır.

31. Kaldı ki Yargıtay tarafından kabul gören işe iade davasının tespit hükmü niteliği taşıdığı yaklaşımına başvurulacak olsa bile işe iade davasının sonucunda belirlenen parasal alacakların var olup olmadığı konusu, itirazın iptali davasında tekrardan esastan bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmayacak; ancak işçinin süresi içerisinde dürüstlük kurallarına uygun olarak işe başlatma talebiyle işverene bir başvuruda bulunup bulunmadığı, devamında ise işverenin işçiyi işe başlatıp başlatmama yönündeki samimi iradesinin varlığı ve eğer başlatmayacak olursa işçiye söz konusu parasal alacaklarını tam olarak ödeyip ödemediği hususları açıklığa kavuşturulacaktır. Zaten işçinin işe iade davasını kazanmış olmakla birlikte süresinde işverene başvurmamış olması ya da işverenin işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretini işçiye tam olarak ödemiş olmasına rağmen işçinin haksız şekilde ilamsız icra takibinde bulunup ardından yapılan itirazın iptali davasına gidilmesi halinde bu davanın reddine karar verilmesi gerekecektir (Muhammet Özekes, “İşe İade Davalarında Hüküm Altına Alınan Alacakların Takibi ve İcra

Tazminatları”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Yıl: 1 (4), Aralık-2006, sf. 35, Erişim için bkz.

https://www.mess.org.tr/media/files/6344_BGR1E5TGYW4.pdf).

32. Öte taraftan işe iade davasının kabulü sonrasında işçinin 4857 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinde belirtilen süreci tamamlayıp burada yer alan bütün koşullar yerine getirilmiş olmasına rağmen işverenin borca itiraz etmesi, 2004 sayılı Kanun’un 67’nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca icra inkâr tazminatına karar verilmesine yol açabilecek ve işverene normalde ödeyeceğinden daha fazla bir parasal edim yüklenmiş olacaktır.

33. Dolayısıyla mahkeme kararıyla maddi olarak varlığı ortaya konulmuş olan işçilik alacaklarının ilamsız icra takibine konu edilmesi üzerine işçinin süresi içinde başvurmadığı, borcun hâlihazırda ödendiği veya hiç var olmadığından ötürü değil de sırf sonrasında itirazın iptali davası yoluna gidilebileceği şeklinde bir gerekçeyle borca itiraz edilmesi, mahkeme kararlarının gecikmesizin ve gereği gibi icra edilmesini ve hukuk devleti ilkesinin yaşama geçirilmesini sağlamakla yükümlü olan idarelerden beklenen bir davranış olmayıp bu durumda kamu yararının gözetildiğinden bahsedilmesi de mümkün değildir.

34. Nitekim Sosyal Güvenlik Kurumunun işlemlerinin uzun sürmesi nedeniyle ilgililere gecikmeli olarak ödeme yaptığı durumlarda yasal faiz istenip istenemeyeceği konusuna ilişkin Kurumumuza gelen başvurularda (B. No: 2017/428, 21/07/2017, Tavsiye Kararı; B. No: 2019/6522, 16/09/2019, Kısmen

Tavsiye Kısmen Ret Kararı; B. No: 2020/575, 06/07/2020, Tavsiye Kararı; B. No: 2023/6314, 30/10/2023, Tavsiye Kararı; B. No: 2023/15283, 28/02/2024, Tavsiye Kararı); yüksek yargının istikrar kazanmış içtihatlarının aksine SGK’nın mevzuatta açık düzenleme olmadığı gerekçesiyle faiz ödemesinde bulunmadığı takdirde bu türden uyuşmazlıkların birçok yargılamaya konu edilmesi dolayısıyla idarenin ilave yargılama gideri ve vekâlet ücreti ödemesinin yanında yargı yükünün artması ve vatandaşların da yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle mağduriyet yaşamasına neden olunduğundan bahsedilerek kişilerin dava yoluna başvurmasına gerek duymaksızın faiz ödemesinde bulunulabilmesine yönelik düzenleme yapılması hususunda SGK’ya tavsiye kararı verildiği görülmüştür.

35. Bu itibarla bütün dosya kapsamına göre somut uyuşmazlığa bakıldığında; başvuranın işe iade istemli açmış olduğu davada istinaf mahkemesinin kesin kararının kendisine tebliğinden iki gün sonra işveren idareye işe başlatma ve parasal alacaklarının ödenmesi talebiyle başvuruda bulunduğu, söz konusu başvurunun 4857 sayılı Kanun’un 21’nci maddesinde on iş günü olarak öngörülen süresi içinde yapıldığı, idarenin işe başlatma yönünde bir irade ortaya koymadığı, bununla beraber başvurana işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretini de ödemediği, sonrasında başvuranın işçilik alacaklarının tahsili için ilamsız icra takibi yoluna gittiği, idare tarafından ödeme emrine itiraz edilmesi üzerine icra takibinin durmuş olduğu, hâlihazırda başvuran tarafından itirazın iptali davası açılmamış olsa dahi idarenin işe iade talebi için öngörülen on iş günlük yasal sürenin aşıldığına veya işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretinin varlığına yahut da bu borcu ifa ettiğine dair hiçbir itirazda bulunmaksızın yalnızca takibe itirazın mahkeme kararıyla iptali gerçekleşmediğinden bahisle icra takibine ödeme yapma yükümlülüğünün bulunmadığını ileri sürdüğü, hâlbuki yukarıdaki paragraflarda aktarıldığı üzere yargı kararlarının aynen ve geciktirilmeksizin icra edilmesinin kesin hükme saygı ilkesinin bir gereği olmakla birlikte aksi durumun adil yargılanma hakkı kapsamındaki “kararın icrası hakkı” ile mahkeme kararından doğan işçilik alacaklarından yoksun kalınması nedeniyle “mülkiyet hakkı”nın ihlaline neden olacağı, bu nedenle Maltepe Belediye Başkanlığının kesinleşmiş istinaf mahkemesi kararında hükmedilen işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretini başvurana ödememesiyle ilgili somut bir hukuki gerekçe öne sürmediği anlaşılmış olup anılan Belediyenin söz konusu istinaf mahkemesi kararını daha fazla geciktirmeksizin uygulaması gerektiği değerlendirilmektedir.

36. Yukarıda yapılan açıklamalar, başvuranın ifadeleri ve idarenin beyanları, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ile konuya ilişkin mahkeme kararları çerçevesinde Kurumumuzca yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; işbu kararın ilgili paragraflarında bahsedilen (bkz. §§ 12-21)

AİHM ve AYM kararları doğrultusunda hukuk devleti ilkesinin yaşama geçirilmesi ve adil yargılanma

hakkı kapsamındaki “kararın icrası hakkı”nın ve ayrıca “mülkiyet hakkı”nın ihlaline yol açılmaması adına idarelere parasal haklara ilişkin kesinleşmiş yargı kararlarının aynen ve gecikmeden yerine getirilmesi şeklinde bir yükümlülük getirildiği göz önüne alındığında, her ne kadar başvuran tarafından başlatılan ilamsız icra takibi hâlihazırda durdurulmuş olsa da Maltepe Belediye Başkanlığınca yapılan borca itirazda herhangi somut bir hukuki gerekçe ileri sürülmediği görüldüğünden istinaf mahkemesi kararında belirlenen tazminat ve ücret alacaklarının başvurana ödenmemesi yönünde idarece tesis edilen işlemlerde hukuka ve hakkaniyete uyarlık görülemediği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 37. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup idarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ile “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idare tarafından Kurumumuza verilen cevapta ilgili ve yeterli gerekçelere yer verilmediği değerlendirildiğinden “kararların gerekçeli olması” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup idarenin bahse konu ilkeye de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN MEVZUAT

38. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu

Tavsiye Kararı’nın idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul

Anadolu İş Mahkemelerinde yargı yolu (itirazın iptali davası) açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle;

BAŞVURUNUN KABULÜNE,

Başvuruya konu istinaf mahkemesi kararında başvuranın davalı işveren tarafından işe başlatılmamasına bağlı olarak işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve diğer yasal haklarının ödenmesi yönünde kurulan hükmün bütün unsurlarıyla aynen ve geciktirilmeksizin uygulanması hususunda MALTEPE

BELEDİYE BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca MALTEPE

BELEDİYE BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde

Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğunun idareye hatırlatılmasına, Kararın BAŞVURANA ve MALTEPE BELEDİYE BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi

/