|
ÖZET: Başvuran, 5434 sayılı Kanun kapsamında 09/06/1989 tarihinde kamu görevine başlamış ve 19/09/2022 tarihinde emekli olmuştur. Emeklilik sürecinde, 33 yıl 4 ay hizmetine karşın yalnızca 33 yıl üzerinden ikramiye ödemesi yapılmış ve 4 aylık süre için herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Başvuran, bu durumu haksız bulmakta ve kıst yıla ilişkin ikramiyesinin ödenmesini talep etmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın talebine verdiği yanıtta, 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesine atıfta bulunarak, emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için verileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda, 33 yıl 4 ay hizmet süresinin yalnızca 33 tam yılı için ikramiye ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca, başvurunun reddedilmesinin hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın durumunu değerlendirerek, 5434 sayılı Kanun’un uygulamasının adaletsiz sonuçlar doğurduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranın 4 aylık hizmet süresine ikramiye ödenmemesi hususunun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Kurum, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, bu durumun düzeltilmesi için gerekli adımları atması yönünde tavsiyede bulunmuştur. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2023/1729-S.23.2888
BAŞVURU NO : 2022/17484
KARAR TARİHİ : 10/02/2023
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Kıst yıla ilişkin hizmetlerine ikramiye ödenmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 29/11/2022
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; mülga 5434 sayılı Kanun kapsamında 09/06/1989 yılında kamuda göreve başladığını, 19/09/2022 tarihinde ise emekli olduğunu, kamuda işçi olarak çalışıp emekliliğe ayrılan personelin ikramiyesinin emekli olduğu tarih esas alınarak hesaplandığını, ancak 33 yıl 4 ay çalışması bulunmasına rağmen tarafına 33 yıl esas alınarak ikramiye ödendiğini, 4 aya ilişkin ikramiyenin ise ödenmediğini, söz konusu durumun hakkaniyetsiz olduğunu ifade ederek, kıst yıla ilişkin ikramiyesinin tarafına ödenmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Başvuranın T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)’ne yaptığı sayılı başvurusuna 06/10/2022 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından gönderilen cevabi yazıda; 2.1. Konuyla ilgili 5434 sayılı Kanunun 89. Maddesi (Değişik:17/1/2012-6270/1 md) “ Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir…” hükmünü amir olduğu,
2.2. Yukarıdaki kanun hükmünde 5434 sayılı Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen her tam fiili hizmet yılı için ikramiye ödeneceğine hükmedildiğinden, başvurana emekliye ayrıldığı tarihindeki mali hükümlere göre 33 yıl 04 ay fiili hizmetinin 33 tam yılına karşılık ikramiye ödendiği, 2.3. Ayrıca katsayı değişikliği 01 Ocak – 1 Temmuz ile 01 Temmuz-31 Aralık dönemini kapsayacak şekilde yılda iki defa yapıldığından, 19/09/2022 tarihinde emekliye sevk üzerine 15/10/2022 tarihinde emekli aylığı bağlanarak Temmuz – Aralık /2022 dönemini kapsayan katsayılar üzerinden tahakkuk ettirilen ikramiye tutarında hata bulunmadığı, Bu kapsamda, SGK tarafından yerine getirilen işlemlerde herhangi bir yanlışlık bulunmadığı, ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun; “5434 Sayılı Kanuna İlişkin Geçiş Hükümleri” başlıklı geçici 4 üncü maddesinin sırasıyla 4 üncü ve
5 inci fıkrası; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.”
“Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.”
/
6. 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun; 6.1. “Sandığın Geliri ve Tahsil Şekilleri” başlıklı 14 üncü maddesi; “Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.” 6.2. “Bu Kanunla Tanınan Hakların Başlangıcı” başlıklı mülga 30 uncu maddesi; “İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar.” 6.3. “Fiili Hizmet Müddeti” başlıklı mülga 31 inci maddesi; “Fiili hizmet müddeti, iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir.”
İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a) veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar.” 6.4. “İkramiye” başlıklı mülga 89 uncu maddesinde; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir.
Birinci fıkra kapsamına girmemekle birlikte, bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmeti bulunanlardan mülga 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen
Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı bağlananlara ise; bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen çalışmalarının, 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 14 üncü maddesinde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermiş olması şartıyla emekli ikramiyesi ödenir.
İkinci fıkra uyarınca ödenecek emekli ikramiyesi, bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamına giren görevlerde geçen her tam fiili hizmet yılı ile sınırlı olarak bu görevlerden ayrıldıkları tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık tutarı üzerinden ve aylığın başlangıç tarihindeki katsayılar dikkate alınarak ödenir. Mülga 2829 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile üçüncü fıkrasının son cümlesinin bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.
Yukarıdaki fıkralara göre mülga 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi uyarınca birleştirilen hizmet süreleri üzerinden aylık bağlananlara ödenecek emeklilik ikramiyesinin hesabında bu Kanun veya 5510 sayılı
Kanunun geçici 4 üncü maddesi hükümlerine tabi olarak bu Kanuna tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda geçen ve 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesine göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona eren geçmiş hizmet süreleri ve her ne suretle olursa olsun evvelce iş sonu tazminatı veya bu mahiyette olmakla birlikte başka bir adla tazminat ödenen süreleri ile kıdem tazminatı ya da emekli ikramiyesi ödenmiş olan süreleri dikkate alınmaz. Ancak, mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmış
olmakla birlikte, bu Kanun veya 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamında hizmetleri arasında başka bir sigortalılık hali kapsamında çalışması bulunmayanların emekli ikramiyesine esas fiili hizmet sürelerinin hesabında, 1475 sayılı Kanunun 14 üncü maddesindeki şartlar aranmaz.
Emekli ikramiyesinin hesabına esas hizmet süresinin tespitinde dikkate alınmak üzere, emeklilik veya malullük aylığı bağlanması dışında herhangi bir sebeple görevleri sona erenler için, görevin sona erme sebebinin bu durumu kanıtlayan belgelerle birlikte yazılı olarak kuruma bildirilmesi ve bunların özlük dosyasında saklanması zorunludur. Bu zorunluluğa uymayanlar ikinci fıkra hükümlerinden yararlandırılmazlar…
Bu madde gereğince Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen emekli ikramiyeleri, düzenlenecek fatura üzerine
Sayıştay ve Danıştay başkanları için kendi kurumları, diğerleri için emekliye sevk onayını veren kurum tarafından karşılanır. Özelleştirilen, faaliyeti durdurulan, kapatılan veya tasfiye edilen kamu idareleri tarafından karşılanması gereken emekli ikramiyesi tutarları ise, emekliye sevk onayı aranmaksızın ve faturası karşılığında Hazine tarafından karşılanır. Bu fıkraya göre Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak ödemelerin, fatura düzenlenmesini müteakip iki ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılması zorunludur…”, düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, İdarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan
“Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuranın mülga 5434 sayılı Kanun kapsamında 09/06/1989 yılında kamuda göreve başladığı, 15/10/2022 tarihinde ise tarafına emekli aylığı bağlanarak, 33 yıl 04 ay fiili hizmetinin 33 tam yılına karşılık ikramiye ödendiği, 4 aya ilişkin ödemenin SGK tarafından mülga 5434 sayılı Kanunun 89 uncu
Maddesinin, “her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir” hükmü gereği ödenmediği, başvuranın söz konusu uygulamanın kamuda çalışan işçiler ve memurlar arasında adaletsizlik ve hakkaniyetsizliğe sebebiyet verdiği gerekçesiyle itiraz ettiği ve 4 aya ilişkin görev süresine ikramiye ödenmesini talep ettiği görülmektedir.
9. Başvuruya konu uyuşmazlığın; başvuranın tam yıla tamamlanmayan hizmet sürelerine ikramiye ödenip ödenmeyeceği noktasında toplandığı görülmektedir.
10. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri başlıklı geçici 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı
takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı
Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.” hükmünü, Aynı maddenin beşinci fıkrası, “Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı
Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.”, hükmünü amirdir.
Bu hükümler uyarınca, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğünden önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi çalışanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümler de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılacağının düzenlendiği, dolayısıyla somut olaya ilişkin uyuşmazlıkta 5434 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı açıktır.
11. Kurumumuz tarafından daha önce benzer nitelikteki 2018/3972 numaralı başvurunun, emekli ikramiyesi tahakkuk ettirilmeyen 10 ay 14 günlük hizmet süresine emekli ikramiyesi ödenmesi talebine yönelik olduğu ve başvuru hakkında tavsiye kararı verildiği görülmektedir. Söz konusu kararda öncelikle şu değerlendirmelere yer verilmiştir.
12. 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesine göre iştirakçilere her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği Kanunun açık hükmüdür. Kanuna uygun işlem tesis etmekle mükellef olan idareden Kanunun açık hükmü karşısında başvuranın bir tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi beklenemez. Dolayısıyla başvuranın bu konudaki talebinin idare tarafından reddedilmesi işleminin Kanuna uygun olduğu değerlendirilmektedir.
13. Buna karşılık başvuranın 4 aylık çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesi hususunun hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden ve bu noktada Kamu Denetçiliği Kurumu’nun görev alanına ilişkin bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
14. Şöyle ki; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında
Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise, yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemlerin Kurumun görev alanı dışında olduğu düzenlenmiştir. Bu husus Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4’üncü maddesinde de tekrar edilmiştir.
15. Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in
32 nci maddesinde, yürütülen inceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine
varılması hâlinde, ilgili idareye mevzuat değişikliği yapılmasının da tavsiye edilebileceği düzenlenmiştir.
Bu durum, ilgili mevzuat hükmünün hukuka ve/veya hakkaniyete aykırı devam eden etkileri tespit edildiğinde, bu etkilerin giderilmesi için idareye tavsiyelerde bulunulması ile ilgilidir.
16. Bu sebeple, SGK tarafından tesis edilen ret işlemi Kanuna uygun bulunmakla birlikte söz konusu kanunun uygulanmasının adaletsiz sonuçlara sebep olup olmadığının yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca incelenmesi gereklidir.
17. Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması kanun koyucunun kendi takdirinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.
18. Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.
19. Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.
20. Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir.
Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.
21. Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok kararında Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını ifade etmiştir.
/
22. Yine Kurumumuzun emsal gösterilen kararında, 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinde iştirakçilerin
30 yıldan fazla çalışma sürelerine ikramiye ödenmeye başlanmasının Anayasa Mahkemesinin 89 uncu
maddede yer alan “…verilecek emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler…
dikkate alınmaz.” hükmünün iptali ile mümkün olduğu, ifade edilerek, Yüksek Mahkemenin söz konusu konuya ilişkin değerlendirmelerine yer verilmiştir.
23. Bahsi geçen davada, 5434 sayılı Kanunun itiraza konu edilen hükmünün itiraz gerekçesinde her ne kadar; işçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceğinin kurala bağlandığı, ancak, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında süre bakımından herhangi bir sınırlama bulunmadığı, iş sözleşmesi uyarınca 35 yıl boyunca hizmet görmüş bir işçiye, çalışmış olduğu her yıl için 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, kıdem tazminatının hesaplanmasında herhangi bir süre sınırlamasının bulunmamasına karşılık, 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında
30 yıllık süre sınırlamasına gidilmiş olmasının, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk
devletiyle eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiğine vurgu yapılsa da, Anayasa Mahkemesi; konuya ilişkin değerlendirmeyi hukuki durum ve statüleri aynı olan iştirakçiler yönünden yapmış, 30 yıl çalışan iştirakçi ile 30 yıldan fazla çalışan iştirakçiler yönünden hakkaniyetsiz bir durumun ortaya çıktığı tespitinde bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan incelemede ise Yüksek Mahkemenin Kararlarında sıkça vurgulandığı üzere; Anayasa’nın 10. Maddesinin ‘kanun önünde eşitlik’ ilkesi kapsamında yaptığı “Bu ilke, hukuki durumları aynı olanlar için söz konusu olup eylemli değil hukuksal eşitliği ifade eder. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumların aynı, ayrı hukuksal durumların farklı kurallara bağlı tutulması tek başına Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini zedelemez. …” yorumuna aykırı bir değerlendirmeden kaçındığı gözlenmektedir.
24. Bununla birlikte; Anayasa Mahkemesinin E.2012/33 K.2012/174 sayılı kararında emekli ikramiyesinin; çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve kıdem tazminatıyla benzer hukuki niteliğe haiz olduğu vurgusu yapılmıştır.
Benzer yorumun Yargıtay Kararlarında “… Ancak bir çalışanın çalışma yaşamının sonunda elde ettiği hak yalnızca yaşlılık aylığı olmayıp çalışma süresine ilişkin olmak üzere tazminat türünden toplu bir paranın da son işverenince ödenmesidir. Bu toplu paranın adı iş hukukunda kıdem tazminatı olup, devlet memuriyetinde ise emekli ikramiyesidir. Bunlardan birisinin eksikliği, şahsı yaşlılık hayatında beklentilerinin gerçekleşmemesi veya eksilmesi nedeniyle son derece olumsuz etkileyecek, mağduriyetine sebebiyet verecektir.”(E.2007/23503 K.2009/1639, E.2007/33997 K.2009/3032) denilmek suretiyle yer aldığı görülmektedir.
25. Bu bilgiler ışığında; çalışanın, çalışma yaşamı sonunda hak ettiği toplu paranın benzer hukuki niteliği kapsamında yapılan değerlendirmede; /
26. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunu’nun 89 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında kamu görevlilerine emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak verileceğinin hükme bağlandığı, bir yıldan artan süreler için ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, 27. İşçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde ise, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılacağı kurala bağlanmıştır. Anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapılmaktadır.
28. Kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı ile sınırlı tutulmamasına karşılık 5434 s.
Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği değerlendirilmektedir.
29. Yüksek Mahkemenin 30 yıl üzeri emekli ikramiyesinin ödenmesi hususunda yaptığı değerlendirmenin
5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi kapsamında olan iştirakçilere yönelik olduğu, bahsi geçen
iştirakçilerin hukuki durum ve statülerinin aynı olduğu, aralarındaki tek farkın ise 30 yıldan fazla çalışıp çalışmama bakımından olduğu, durumlarındaki özdeşlik nedeniyle her iki grubun kanunun öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlanmaları gerektiği, ancak 30 yıl ve daha az çalışanların emekli ikramiyesi hesabında çalıştıkları süre kadar yararlanmalarına olanak tanındığı halde 30 yıldan fazla çalışan iştirakçilerin belirtilen süreden fazla olan fiili hizmet süreleri için emekli ikramiyesinden yararlandırılmadığı, oysa nitelikleri ve durumları özdeş olan iştirakçilerin aynı konumda olduğu, ancak 30 yıllık çalışma süresi ile 30 yıldan fazla çalışanlar arasında anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü, bu durumun Anayasa’nın 10 uncu maddesinde öngörülen kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal ettiği, dolayısıyla aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiğine vurgu yapıldığı, görülmektedir.
30. Somut olay kapsamında yapılan değerlendirmede ise; 5434 sayılı Kanun kapsamında emekli aylığı bağlanan başvuranın 33 yıl 4 ay hizmetinin bulunduğu, bunun 33 tam yılına ikramiye ödendiği ancak 4 ay hizmetine ikramiye tahakkuk ettirilmediği, tam yıllara ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenirken kıst yıla ilişkin çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.
31. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; yapılan hesaplamalar ve açıklamalar ışığında başvuranın tam yıla tamamlanmayan 4 aylık fiili çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesine yönelik yapılan işlemlerde, gerek kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi arasında nitelik itibariyle özdeş olmaları yönünden eşitlik ilkesine aykırılık boyutunda gerekse Kurumumuzun başvuruları hakkaniyet boyutuyla irdelemesi yönünden değerlendirmeleri kapsamında, hukuki durumları aynı olan kişilerin herhangi bir haklı
/
neden olmaksızın farklı işlemlere tabi tutulması sonucunu yarattığı, bu yönüyle eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu hukuki düzenlemenin ve uygulamanın adaletsiz sonuçlara yol açtığı, dolayısıyla
5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin yukarıda yer verilen eşitliği zedeleyici yönünün giderilerek
“adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri” dikkate alınarak, yeniden düzenlenmesi konusunda çalışma yapılması için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği, bunun her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve geliştirmek ile yükümlü olan hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 32. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin İdare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece
“kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak İdarenin, başvurucuya verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
33. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle; Başvuranın tam yıla tamamlanmayan çalışma sürelerine ikramiye ödenmesi talebine ilişkin; Sosyal
Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın talebi doğrultusunda tesis edilen işlemin Kanuna uygun olmakla birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu; bu yönüyle söz konusu işlemin eşitliği zedeleyici yönünün giderilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi, başvuranın mağduriyetini ve benzer mağduriyetleri giderecek biçimde çalışma yapılması hususunda, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal
Güvenlik Kurum Başkanlığı tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde
Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
Kararın BAŞVURANA VE SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA, tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi