ÖZET: Başvuran, müteveffa babasından yetim aylığı talep etmiş; ancak Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında çalıştığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Başvuran, kız çocuklarına yönelik uygulanan farklılıkların adaletsiz olduğunu ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu öne sürmüştür. Sosyal Güvenlik Kurumu, ölüm aylığı bağlanabilmesi için hak sahiplerinin belirli koşulları sağlaması gerektiğini, bu koşulların başvuran için geçerli olmadığını belirtmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun açıklamalarına göre, 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesi, sigortalının ölüm tarihi itibarıyla çalışan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanamayacağını düzenlemektedir. Bu durum, başvuranın babasının vefat tarihinin 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra olması nedeniyle geçerlidir. Dolayısıyla, başvuranın talebinin reddi, yasal mevzuat çerçevesinde hukuka uygun bulunmuştur.

Sonuç olarak, başvuranın talebi, 5510 sayılı Kanun’un hükümleri doğrultusunda reddedilmiş; bu karar, kamu denetçiliği tarafından da hukuka uygun olarak değerlendirilmiştir. Başvuranın, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kararına itiraz hakkı bulunmaktadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/9597-S.21.15486

BAŞVURU NO : 2021/3188

KARAR TARİHİ : 29/06/2021

RET KARARI

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Ölüm aylığı hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 11/02/2021

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1) Başvuran, Emekli Sandığına tabi olarak çalıştığını, müteveffa babasından dolayı tarafına yetim

aylığı bağlanmasını talep ettiğini, talebinin kız çocuklarına aylık bağlanabilmesi için hizmet akdi ile çalışmamak şartı arandığı gerekçesiyle reddedildiğini, oysa kız çocuğu SSK’lı ya da Bağ-Kur’lu çalışıyor ise yetim aylığının kesilmediğini, bu durumun adalete ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2) Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün başvuru

konusuna ilişkin 5/3/2021 tarihli ve sayılı yazısında özetle;

2.1) Başvuranın babası ’in ilk kez 1/1/1983 tarihinde 1479 sayılı Kanun

kapsamında çalışmaya başladığı ve 1/9/1995 tarihinde tarafına 1479 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesine göre yaşlılık aylığı bağlandığı, öte yandan ’in 28/11/2020 tarihinde vefat ettiği, başvuranın bu tarih itibarıyla ve halen 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında çalışmakta olduğu,

2.2) Bu nedenle ölüm aylığı talep tarihinde 4/1-(c) bendi kapsamında çalışmakta olan başvurana

müteveffa babasından dolayı ölüm aylığı bağlanmasının 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesi uyarınca mümkün olmadığı, nitekim başvuranın babasının ölüm tarihi 28/11/2020 olduğundan ve ölüm sigortasında sigortalının ölüm tarihindeki mevzuat uygulandığından, başvuranın hangi statüde çalıştığına bakılmaksızın, tarafına aylık bağlanmasına imkân bulunmadığı, Kanun’a göre ölüm aylığı bağlanabilmesi veya bağlanmış

olan aylığın ödenmeye devam edebilmesi için hak sahibi çocukların Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmıyor olmalarının gerektiği,

2.3) Öte yandan, 2006 yılında gerçekleştirilen sosyal güvenlik reformu kapsamında, ilk olarak kurumsal

çatının oluşturulmasına yönelik olarak amacı; sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı, etkin, adil, kolay erişilebilir, aktüeryal ve malî açıdan sürdürülebilir, çağdaş standartlarda sosyal güvenlik sistemini yürütmek olarak belirlenmiş olan 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Kanun ile Sosyal Güvenlik Kurumunun kurulduğu, Sosyal Güvenlik Reformunun ikinci aşaması olarak ise; sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenleme ve sigortalılar arasında norm ve standart birliği sağlamak amacıyla 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanunu’nun 1/1/2007 tarihinde yürürlüğe sokulmasının hedeflendiği, ancak 26/12/2006 tarihli ve 26388 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 15/12/2006 günlü ve E: 2006/111, K: 2006/36 sayılı kararı ile 5510 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin yürürlüklerinin durdurulmasına karar verildiği, 30/12/2006 tarihli ve 26392 sayılı 5. Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 15/12/2006 tarihli ve

E:2006/111, K:2006/112 sayılı karar ile de 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanunu’nun özellikle kamu görevlilerinin 5510 sayılı Kanun kapsamına alınarak emeklilik hükümlerini düzenlenmesine yönelik bazı maddelerinin iptalinin Kanun’un yürürlüğünün ertelenmesine neden olduğu, bunun üzerine, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve gerekçeleri esas alınarak hazırlanan 5510 sayılı

Kanun’da değişiklik yapılmasını öngören 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun 8/5/2008 tarihli ve 26860 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı ve anılan Kanun’un yapılan değişikliklerin yürürlüğünü düzenleyen 93. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi konusunda yine bir geçiş dönemi düzenlenerek

Kanun’un bazı maddelerinin 1/1/2008, bazı maddelerinin 8/5/2008, bazı maddelerinin 1/9/2008 tarihinden ve bazı maddelerinin ise 2008 yılı Ekim ayı başından geçerli olarak yürürlüğe girmesi hükme bağlanarak, Kanun’un tamamen yürürlüğe gireceği tarihin 2008 yılı Ekim ayı başı olarak tespit edildiği,

2.4) Öte yandan 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesine göre 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği

tarihten önce 5434 sayılı Kanun’a tabi olanların, bu Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı kabul edildiği ve 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce 5434 sayılı

Kanun’a göre kendilerine veya dul ve yetimlerine bağlanmış olan aylıklar hakkında, iştirakçi iken

Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 4. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar ve

Kanun’un yürürlüğünden önce iştirakçiliği olup Kanun’un yürürlüğünden sonra 4. maddenin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında,

5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kamu idarelerinde hizmet akdi ile veya sözleşmeli olarak

çalışanlardan; ilgili kanunları gereği 5434 sayılı Kanun ile ilgilendirilenlerin aynı statüde çalışmaya devam ettikleri sürece, Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre sigortalı (kamu görevlisi)

sayılacakları, kendileri veya hak sahipleri hakkında, yürürlükten kaldırılan hükümleri dâhil 5434 sayılı

Kanun hükümlerine göre işlem yapılmasının düzenlendiği,

2.5) Bu hususun devamı olarak, aylıkların bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden

bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik

ikramiyeleri hakkında da mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınarak 5510 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılan hükümleri de dâhil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem tesis edilmesinin amaçlandığı, ancak, 5510 sayılı Kanun’a göre ilk defa Kanun’un 4. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlar hakkında ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmaya başlandığı,

2.6) Bu kapsamda, 5434 sayılı Kanun’un mülga 94. ve 99. maddeleri uyarınca istisnalar haricinde

ilgililerin 5434 sayılı Kanun kapsamında kendi çalışmaları nedeniyle hak kazandıkları aylıklar ile 5434 sayılı Kanun kapsamındaki anne veya babalarından dolayı hak kazandıkları yetim aylıklarının aynı anda ödenmediği gibi, 5434 sayılı Kanun kapsamında kendisinden aylık bağlanacak sigortalı veya emeklinin ölüm tarihinde 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında çalışmakta olanlara da aylık bağlanmadığı,

5434 sayılı Kanun kapsamında yetim aylığı almakta iken 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında

çalışmaya başlayanların da aylıklarının kesildiği,

2.7) Buna karşılık, 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) veya 4/1-(b) bendi kapsamında çalışmakta olanlara

5434 sayılı Kanun’a tabi anne veya babalarından dolayı aylık bağlanamayacağına veya 5434 sayılı Kanun’a

tabi anne veya babalarından dolayı yetim aylığı almakta iken 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) veya 4/1-(b)

bendi kapsamında çalışmaya başlayanların aylıklarının kesileceğine dair 5434 ve 5510 sayılı Kanun’larda herhangi bir hüküm yer almadığı,

2.8) Bu çerçevede, 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında çalışmakta olan başvurana 4/1-(b)

bendi kapsamında aylık almakta iken vefat eden babasından dolayı aylık bağlanmamasına rağmen, 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(a) veya 4/1-(b) bendi kapsamında çalışmakta olan bir kız yetime 5434 sayılı Kanun kapsamında bulunan anne veya babasından dolayı yetim aylığı bağlanması şeklindeki statüler arasındaki farklılıkların 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesindeki istisnai hükümden kaynaklandığı,

2.9) Nitekim yürürlük tarihi 1/1/2007 olarak belirlenen 5510 sayılı Kanun’un 16/6/2006 tarihli ve 26200

sayılı Resmi Gazete’de yayımlanması üzerine bazı maddelerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla

Cumhurbaşkanlığı Makamı ve Ana Muhalefet Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine başvurulduğu ve

Anayasa Mahkemesinin 15/12/2007 tarihli ve E:2006/111, K:2006/112 sayılı kararı ile 5510 sayılı

Kanun’un bazı maddelerinin iptal edildiği ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verildiği

2.10) Anayasa Mahkemesinin söz konusu Kararı’nda gerekçe olarak; çalışanlar için sosyal güvenlik hakkı

ile ilgili düzenlemeler yapılırken, hukuksal konumları gözetilerek aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmalarının Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olduğu, kanun önünde eşitliğin, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediği, durumlarındaki özelliklerin, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebileceği, Anayasa’nın 128. maddesinde kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları, yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilerek, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin maddede sayılan özlük hakları bakımından yasal güvence kavuşturulmuş olduğu, memur statüsü ile emekli statüsü arasında organik bağ bulunduğundan memur statüsünde, yapılacak değişikliklerin doğal olarak emeklilik statüsünde de etkisini gösterdiği, devletin en temel işlevlerinden olan kamu hizmetinin görülmesinde yeri

tartışmasız olan kamu görevlileri için statülerine, yaptıkları görevin gereklerine uygun, emekliler için de önceki statüleri ile uyumlu ayrı yasal düzenleme yapılmasını erekli kıldığı, ancak, düzenlemenin aynı hukuksal konumda bulunmayanların bu özelliklerini ve farklılıklarını yansıtmak koşuluyla aynı veya başka bir yasa içinde yapılmasının yasa koyucunun takdirinde bulunduğu, çalışanları ve emeklileri kapsayan genel sağlık sigortasından yararlanma hakkının da Anayasa’nın 128. maddesinde memur için yasayla düzenlenmesi öngörülen haklar kapsamında olduğundan, üstlendikleri görevleri aksatmadan yürütülmesi için bu düzenlemenin ayrı bir şekilde yer alması gerektiği hususlarına yer verildiği,

2.11) Bu gerekçeler çerçevesinde; kamu görevlileri için kısa vadeli sigorta hükümlerinin uygulanmasına,

emekli aylığına hak kazanma şartlarına, prime esas kazançların tespitine ve üst sınır aranmamasına, aylıkların hesaplanmasına, bazı kamu işyerlerine ilişkin fiili hizmet zammı hükümlerine, kamu görevlisi olarak emekli olanların aylıklarının artışına, kamu görevlilerinin genel sağlık sigortası kapsamında tedavi süreleri ve katılım payı alınmasına ilişkin bazı maddeleri istem doğrultusunda, zorunlu sigortalılık ve genel sağlık sigortalılık kapsamından kamu görevlilerinin çıkarılması ile Kanun’un “Değiştirilen, eklenen ve uygulanmayacak hükümler” başlıklı 105. maddesi ile “Yürürlükten Kaldırılan Hükümler” başlıklı 106.

maddesinin kamu görevlilerine ilişkin bazı hükümlerinin iptal edildiği,

2.12) Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı sonrasında 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un

yürürlüğe konulduğu ve anılan Kanun’un 68. maddesi ile de 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinin değiştirilerek 2008 yılı Ekim ayı başından öne 5434 sayılı Kanun’a tabi olanların kendilerinin ve hak sahiplerinin sosyal güvenlik haklarının korunduğu,

2.13) Buna göre başvuranın adaletsizlik olarak nitelendirdiği sosyal güvenlik kanunlarına veya sigortalılık

statülerine tabi olanlar arasındaki farklı uygulamaların, Anayasa Mahkemesinin hukuksal konumları gözetilerek aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmalarının

Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olduğu ve kanun önünde eşitliğin, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediği yönündeki yukarıda değinilen iptal kararına ve bu iptal kararı sonrasında ihdas edilen 5510 sayılı Kanun’un geçici 4.

maddesi hükmüne dayandığı,

Açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma

hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

4) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5.

maddesinin birinci fıkrasında;

/

“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun;

5.1) “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasının (b)

bendinde;

“Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının;

…

b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25

yaşını doldurmayanların veya,

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu

anlaşılanların veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan

kızlarının,

her birine % 25’i, …

oranında aylık bağlanır.”

/

5.2) “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1.

maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında;

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım

İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar

Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar

Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı

Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.

17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu

Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.”

5.3) “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4. maddesinin dördüncü ve beşinci

fıkralarında;

“Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. Bu fıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamında bulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarının hesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgili mevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. Ancak, Polis Akademisinde öğrenim görmekte olan öğrencilerin yetim aylıkları bu öğrenimleri süresince kesilmeksizin ödenmeye devam edilir.”

6) 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun;

6.1) Mülga 94. maddesinin birinci ve dördüncü fıkralarında;

“Bu Kanunda belirtilen istisnalar dışında, iki yönden aylığa hak kazananların, tercih ettikleri aylıkları, Sandığa yazılı müracaatları takip eden aybaşından itibaren ödenir. Diğer aylıkları sürekli olarak kesilir.

…

Emekli, adi malullük, vazife malullüğü, harp malullüğü veya er vazife malullüğü aylığı almakta iken dul veya yetim aylığını tercih edenlerin ölümlerinde, dul ve yetimlerine kendi emekli, adi malullük, vazife malullüğü, harp malullüğü, er vazife malullüğü aylıkları üzerinden aylık bağlanır.”

6.2) Mülga 99. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında;

“Emekli, adi malüllük, vazife malüllüğü, dul veya yetim aylığı, son hizmet zammı alanlardan; hiçbir şarta bağlı olmaksızın emeklilik hakkı tanınan vazifelere tayin edilenlerin, aylıklarının tamamı, bu vazifelere tayinleri tarihini takibeden ay başından itibaren kesilir. Ancak hayrat hademesinin aylıkları kesilmez ve kendilerine bu hizmetlerinden dolayı son hizmet zammı da yapılmaz.

…

Bu vazifelerden ayrılanların kesilen aylıklarının ayrıldıkları tarihi takibeden ay başından itibaren müstahak olmaları şartiyle ödenmesine başlanır.”

Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

8) Başvuran bir numaralı paragrafta da yer verildiği üzere, müteveffa babasından dolayı tarafına aylık

bağlanmasını talep etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu ise, ölüm aylığı talep tarihinde ve halen 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendinde yer alan sigortalılık statüsü kapsamında çalışmakta olan başvurana müteveffa babasından dolayı ölüm aylığı bağlanmasının, 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesi uyarınca mümkün olmadığını belirtmektedir. Şu halde somut uyuşmazlığın çözümü için, başvurana ölüm aylığı bağlanılmasında esas alınması gereken mevzuat hükümlerinin incelenmesi gerekmektedir.

9) Bu noktada öncelikle belirtmek gerekirse, yaşamını yitiren sigortalının kız çocuğuna ölüm

sigortasından aylık tahsisi yapılabilmesi için öncelikle hak sahipliği sıfatının kazanılması gerekmektedir.

Bunun için ise hak sahiplerine ilişkin aylık bağlama koşullarının sağlanıp sağlanmadığına bakılmakta, başka anlatımla bu koşulları tümüyle yerine getiren kişi hak sahipliği sıfatını kazanmakta, anılan sıfata sahip kişilere, sigortalıya ait tahsis şartları da gerçekleşmişse aylık bağlanabilmektedir. Bununla birlikte sosyal güvenlik hukuku ilkeleri dikkate alınarak yasal mevzuat ve aylık bağlama koşulları kendi içerisinde ayrıştırılmakta, sigortalıya ait şartlar sigortalının ölüm günü itibarıyla yürürlükte olan yasal mevzuat kapsamında değerlendirilmekte, hak sahiplerine ilişkin koşullar ise hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihte yürürlükte olan yasal düzenlemeler çerçevesinde irdelemeye tabi tutulmaktadır. ( Yargıtay Onuncu

Hukuk Dairesinin 3/2/2020 tarihli ve E: 2018/5750, K: 2020/584 sayılı kararı. Kaynak:

www.corpus.com.tr )

/

10) Öte yandan kanunların zaman bakımından uygulanmasında da, her kanunun yürürlüğe girdiği

tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması esastır. Bu doğrultuda, kanunun yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanması için özel bir kanun hükmünün varlığı gerekli olduğu gibi, yürürlükten kaldırılan kanunun ileriye etkili olarak uygulanmaya devam edilebilmesi için de yine özel bir kanun hükmünün varlığı zorunludur. Nitekim 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası ile kanun koyucu, mezkûr Kanun’un yürürlüğünden önceki sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanılan veya hak kazanılan gelir veya aylıkların, durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, Kanun’un yürürlük tarihinden önceki hükümlerin esas alınması gerektiğini benimsemiştir. Bu tür istisnai hükümler gibi ayrık durumlar dışında, ölüm sigortasından aylık tahsislerinde de, genel kural olarak hakkı doğuran olay tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuatın uygulanması gerekmektedir. Bu noktada kız çocukları, ölüm aylığı bağlanmasında baba yönünden hak sahipliği sıfatını, eşini kaybetmekle kazanmakta, başka bir anlatımla eş hayatta iken baba yönünden hak sahipliği sıfatı söz konusu olmamaktadır. Belirtmek gerekir ki, kız çocuğuna baba üzerinden ölüm aylığı bağlanabilmesi için yalnızca ölümün gerçekleşmesi veya evli olunmaması yeterli değildir. Aylık tahsisi için her iki olgunun bir arada varlığı gerekmektedir. Bu yönüyle evli kız çocuğu kimi zaman boşanmayla, bazen de ölümle hak sahibi sıfatını kazanmaktadır. Eş deyişle sigortalı baba yaşamını yitirmesine karşın kız çocuğu evli ise hak sahibi olamamakta, evli olmayan kız çocukları ise sigortalı baba hayatta olduğu sürece bu sıfatla anılmamakta ve her iki durumda da aylığa hak kazanılamamaktadır. Şu durumda kız çocuğu bazen boşanmayla, kimi zaman da ölümle ve hangisi daha sonra ise o tarihte ölüm aylığı açısından hak sahibi olmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; 28/5/2019 tarihli ve E: 2016/1789, K: 2019/612 sayılı; 14/6/2017 tarihli ve E: 2016/2140 K: 2017/1178 sayılı; 26/2/2016 tarihli ve E: 2015/21-831, K: 2016/201; Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 10/3/2016 ve E: 2015/11000, K: 2016/2809 sayılı kararları.

www.corpus.com.tr)

11) Bu doğrultuda uyuşmazlığın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesinin

birinci fıkrasının (b) bendinde; ölen sigortalının, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kız çocuklarına, Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e)

bentleri hariç, Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmamaları veya kendi sigortalılıkları nedeniyle gelir veya aylık almamaları koşuluyla ölüm aylığı bağlanacağı düzenlenmektedir.

Bu durumda 5510 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, babasının vefatı üzerine kız çocuğuna ölüm aylığı bağlanması için aranan şartlardan birinin de, Kanun kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık almamasının olduğu anlaşılmaktadır.

12) Hal böyle iken somut olayda başvuranın babasının, 1479 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesine göre

yaşlılık aylığı almakta iken 28/11/2020 tarihinde vefat ettiği görülmektedir. Dolayısıyla başvuranın babasının vefatı 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesinin yürürlüğe girdiği 1/10/2008 tarihinden sonra olması nedeniyle, babasından dolayı ölüm aylığı alıp alamayacağının, diğer bir deyişle hak sahipliği sıfatını kazanıp kazanmadığının mezkûr 34. madde kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan madde de ise Kanun kapsamındaki sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık almakta olan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanamayacağı açıkça düzenlenmiş olduğundan, halen 5510 sayılı Kanun’un 4/1-(c) bendi kapsamında çalışmakta olan başvurana müteveffa babasından dolayı ölüm aylığı bağlanmasının mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

/

13) Öte yandan başvuranın, mevcut durumda diğer sigortalılık statülerine tabi olarak çalışan kız

çocuklarına ölüm aylığı bağlanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu iddiasına da değinmek gerekmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki, vefat eden sigortalının kız çocuklarının hak sahipliği sıfatının tespit edilmesi ve bu bağlamda ölüm aylığına müstahak olup olmadıklarının anlaşılması için, bir üst paragrafta da yer verildiği şekliyle hakkı doğuran olay tarihinde yürürlükte olan yasal mevzuatın irdelenmesi zaruridir. Bu kapsamda, 5434 sayılı Kanun’a göre hak sahipliği sıfatını kazanmış ve diğer sigortalılık statülerine tabi olarak çalışan kız çocukları açısından, kendilerine bağlanan ölüm aylıklarının kesileceğine dair 5434 ve

5510 sayılı Kanun’larda herhangi bir hükmün yer almadığı görülmektedir. Nitekim bu husus Sosyal

Güvenlik Kurumu tarafından da vurgulanmaktadır.

14) Esasen bu durum, 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce, Sosyal Sigortalar

Kurumunun, Bağ-Kur’un ve Emekli Sandığının ayrı ayrı tüzel kişiliğe sahip ve ayrı ayrı yasalara göre sosyal güvence sağlayan kurumlar olmasının tabi bir sonucudur. Bu nedenledir ki, her bir Kanun ve kurum kendi sigortalıları açısından hüküm ifade etmektedir. Hal böyle iken, söz konusu kız çocukları açısından açıkça atıf yapılmadıkça diğer yasa hükümlerinin dikkate alınması, sosyal güvenlik hukukunun bu genel

yapısına aykırı olacaktır. (Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk Dairenin 22/1/2018 tarihli ve E: 2016/10010, K:

2018/409 sayılı kararı. Kaynak: www.corpus.com.tr) Kaldı ki, iki numaralı paragrafta yer verilen Anayasa

Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmalarının Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucu olduğu, kanun önünde eşitliğin, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediği, durumlarındaki özelliklerin, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebileceği, bu durumun ise eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmeyeceği belirgindir. Bu nedenlerle; hak sahipliği sıfatını kazandığı tarih dikkate alındığında ölüm sigortası bakımından, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği sıfatını kazanarak ölüm aylığı bağlanan ve giderek 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi uyarınca aylık almaya devam kız çocukları ile aynı statüde yer almayan başvuran arasında eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini kabule imkân bulunmamaktadır.

15) Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; babasının vefatı ile hak sahipliği sıfatını

kazanan başvuranın, babasından dolayı ölüm aylığı bağlanması talebinin 5510 sayılı Kanun hükümleri uyarınca reddedilmesine yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

16) İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece

“kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı; ancak idarenin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idareden bahse konu ilkeye de uygun davranması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

17) 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ

tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Manisa İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle başvurunun reddine;

Kararın başvurana ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi