ÖZET: Başvuran, Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanlığı görevinde iken, 15 ay boyunca maaş farklarının ödenmediğini ve bu nedenle gecikme bedeli talep etmektedir. Başvuru, 12.08.2024 tarihinde yapılmış olup, idareye ait kusurlardan dolayı yaşanan zararın tazmini amacı taşımaktadır. Başvuran, 18.06.2020 tarihli düzenlemeye dayanarak, maaş farklarının zamanında ödenmemesi nedeniyle 174.246 TL anapara ve 20.246 TL gecikme bedelinin ödenmesini istemektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, başvuranın maaş farklarının ödenmemesinin gerekçesini, ilgili mevzuat değişiklikleri ve sistemsel hatalarla açıklamıştır. Ancak, başvuranın talebi üzerine yapılan incelemelerde, idarenin bu süreçteki kusurları ve gecikme bedelinin ödenmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. Anayasa’nın 125. maddesi gereği, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı tazmin etme yükümlülüğü olduğu vurgulanmıştır.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın maaş farklarının gecikmeli ödenmesi nedeniyle gecikme bedeli veya yasal faiz ödenmesi hususunda Diyanet İşleri Başkanlığı’na tavsiyede bulunmuştur. İdarenin bu tavsiyeye uygun hareket etmesi ve gerekli işlemleri 30 gün içinde bildirmesi beklenmektedir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/13122-S.24.19779

BAŞVURU NO : 2024/9954

KARAR TARİHİ : 28.11.2024

TAVSİYE KARARI

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

BAŞVURUYA KONU İDARE :

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın maaş farklarının tarafına gecikmeli olarak ödenmesi sebebiyle gecikme bedeli veya yasal faiz ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 12.08.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran özetle; halen devam ettiği Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanlık görevinde, 18.06.2020 tarihli ve 7247 sayılı Kanunun 19. maddesi gereğince, 375 sayılı KHK’nın 33. maddesinden “iki yıl şartı” ibaresinin kaldırıldığını, aynı KHK’ye eklenen 21. maddede yer alan 37. geçici madde bağlamında, maaşına (önceki kadrosu) Bakanlık Müşavirliği maaşı farkı artı olarak ödenmekte iken, 15.12.2023-15.04.2024 tarihleri arasında toplam 15 ay bu farkın maaşına yansıtılmadığını, durumu fark edince talebi üzerine, bu farklardan müteşekkil anapara (174.246 TL) 2024 Nisan ayında ödenmişse de zamanında ödenmeyen meblağın gecikme bedeli ve munzam zararın ödenmediğini, İdarenin bu tutum ve tasarrufunun hukuka aykırı olduğunu, zira İdarenin kendi kusurundan ötürü zarara uğratılmış durumda olduğunu, her ne kadar

15 ay sonra maaşından kesilen toplam miktar tarafına ödenmiş olsa da zamanında ödenmeyen miktarın

değer kaybına uğradığı ve bundan dolayı zarara uğradığının açık olduğunu ifade ederek, İdarenin kusuru nedeniyle 15 ay boyunca maaşından haksız yere kesilen toplam 174.246 TL’nin gecikme bedeli olan 20.246

TL’nin İdare tarafından şahsına ödenmesini ve bu meblağın ödeme gününe göre güncellenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Başvuruya konu iddialar hakkındaki bilgi ve belge talep yazımıza istinaden Diyanet İşleri

Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığının 11.11.2024 tarihli ve – – sayılı cevabi yazısı ve eklerinde özetle;

2.1. Başvuranın Bakanlık Müşaviri olarak 06.06.2012-05.09.2018 tarihleri arasında görev yaptığı, Kurul bünyesinde Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanlığı görevine 05.09.2018 tarihinde başladığı, 2.2. Başvuranın önceki kadrosu olan Bakanlık Müşavirliği maaş farkı kendisine ödenmekte iken 01.01.2023-15.04.2024 tarihleri arasında ödenmeme gerekçesinin, 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun

5 Temmuz 2022 tarihinde Resmi Gazetede (Sayı : 2024/13122-S.24.19779 31887) yayımlanarak 2023 Ocak ayı ödeme döneminde

yürürlüğe gireceğinin belirtildiği, mezkûr dönemde yapılacak mali hakların ödemesi ile ilgili değişikliğin de Kamu Harcama ve Muhasebe Bilişim Sistemince (KBS) yapılması gerektiğinin belirtildiği, Kamu

Harcama ve Muhasebe Bilişim Sistemince (KBS) yapılan değişiklikte adı geçenin Kurul Uzmanı olması sebebiyle Özel Hizmet Tazminatı Oranı, Ücret Göstergesi ve Tazminat Göstergesinin Kurul Uzmanı verilerine göre hesaplandığı, ancak kişinin istisnasına girilen yukarıdaki verilerin en son aldığı maaşa (Bakan Müşaviri, 15 Aralık 2022) göre mali haklarının hesaplamasının yapılmadığı, başvuranın bahse konu mali haklarının Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı olarak sistem tarafından yapılması sebebiyle ödenmediği, başvuranın 01.01.2023-15.04.2024 tarihleri arasındaki mali haklarının ödemesinin 01.04.2024 tarihli ödeme emri belgesi ile yapıldığı, gecikme bedeli veya yasal faizin Strateji Geliştirme Başkanlığının

25.03.2024 tarihli ve – – sayılı yazısına istinaden ödenmediği, ayrıca konuyla

ilgili Strateji Geliştirme Başkanlığının 08.11.2024 tarihli ve E- – – sayılı yazısının

Ek’te sunulduğu, 2.3. Kurulun idari ve mali konularla ilgili yapılan her türlü iş-işlemlerinin Başkanlığa bağlı birimlerden (Hukuk Müşavirliği ve Strateji Geliştirme Başkanlığı) görüş alınarak yapıldığı, söz konusu gecikme bedeli veya yasal faizin Strateji Geliştirme Başkanlığının olumsuz mütalaası sebebiyle ödenmediği, ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” 3.2. “Yargı Yolu” başlıklı 125 inci maddesinin son fıkralarında; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 3.3. “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler” başlıklı 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında; “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. (Ek cümle: 7/5/2010- 5982/12 md.) Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı

5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü

eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun, 5.1. “Borçlunun Temerrüdü, Koşulları” başlıklı 117 nci maddesinde; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği

tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.” 5.2. “Borçlunun Temerrüdü, Hükümleri, Temerrüt Faizi, Genel Olarak” başlıklı 120 nci maddesinde; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” 6. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun “Temerrüt Faizi” başlıklı 2 nci maddesinde; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31

Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” düzenlemeleri yer almaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ SADETTİN KALKAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın maaş farklarının gecikmeli olarak ödenmesi sebebiyle gecikme bedeli veya yasal faiz ödemesinin yapılmasına ilişkin

Tavsiye Kararı verilmesi yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran, halen devam ettiği Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanlık görevinde, önceki kadrosu olan

Bakanlık Müşavirliği maaş farklarının 15 ay boyunca ödenmediğini, her ne kadar 15 ay sonra maaşından kesilen toplam miktar tarafına ödenmiş olsa da zamanında ödenmeyen miktarın değer kaybından dolayı zarara uğradığını ifade ederek, İdarenin kusuru nedeniyle 15 ay boyunca maaşından haksız yere kesilen tutarın gecikme bedelinin şahsına ödenmesini talep etmektedir.

9. Başvuru konusuna ilişkin İdareden temin edilen bilgi ve belgelerden; başvuranın 01.01.2023-15.04.2024 tarihleri arasındaki toplamda 15 aya ilişkin Bakanlık müşaviri kadrosu esas alınarak geçmişe dönük olarak hesaplanan maaş farklarının ödemesinin 01.04.2024 tarihinde düzenlenen ödeme emri belgesi ile yapıldığı anlaşılmıştır.

10. Başvuran tarafından maaş farklarının tarafına gecikmeli olarak ödenmesi dolayısıyla gecikme bedeli talep ettiği ifade edilmekle birlikte, başvuru dilekçesinde yapmış olduğu açıklama ve hesaplamalardan yasal faiz talebinde bulunduğu anlaşılmış olup, İdare tarafından başvuranın talebine ilişkin yapılan açıklamada; Strateji Geliştirme Başkanlığından alınan 25.03.2024 tarihli ve – – sayılı olumsuz görüş yazısına istinaden gecikme bedeli veya yasal faiz ödenmediği ifade edilmiştir.

11. Hukuk devletinin gereklerinden birinin idarenin hukukla bağlı olması ve hukuka aykırı işlem ve eylemlerinden dolayı kişilere verdiği zararların tazmini olup, Anayasanın 125 inci maddesinde İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.

12. Faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanun ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin

Kanunda düzenlenmekle birlikte, Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz

Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65).

13. Anayasa Mahkemesinin 15.12.1998 tarih, 1997/34 Esas ve 1998/79 Karar numaralı kanuni faize ilişkin kararında, “Faiz, kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdî sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medenî bir “semere” veya “ivaz”dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer’i bir haktır.” olduğu; 27/9/1988 tarih ve E.1988-7,K.1988-27 sayılı kararında faizi “Bilindiği gibi faiz; ekonomik açıdan, “paranın fiatı”dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığı paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır.” şeklinde tanımlandığı görülmektedir.

14. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 19/3/2014 tarihli ve E.2011/358, K.2014/906 sayılı kararı ile onadığı Gaziantep 1. idare Mahkemesinin 28/09/2010 günlü, E:2010/1211 ve K:2010/844 sayılı ısrar kararında; “… faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı sürelerinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu; esasen bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği; ekonomilerde bir değişim vasıtası olan paranın, çeşitli ticari, sınai, zirai vb. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi ekonomik yararlar sağlayan bir değer olduğu; paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılmaksızın, sahibinin bu ekonomik değerinden mahrum bırakılması sonucunu doğurmasının yanında, yüksek enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım gücünün enflasyon oranı ölçüsünde yitirmesine neden olduğu; hukuk devletlerinde, açıklanan nitelikteki bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için açık yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceği; aksine anlayışın, Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de, açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceği ki, böyle bir anlayışın, Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan, “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” amir hükmü ile bağdaşmayacağı…” gerekçesine yer verildiği görülmektedir.

15. Danıştay 12. Dairesinin 30.11.1998 tarih ve E:1995/6978, K:1998/2918 sayılı kararı ile onanan Ankara 2. İdare Mahkemesinin 14.10.1993 tarih ve E:1992/182, K:1993/1398 sayılı kararında; “… görevine son verilmesine dair işlemin idare mahkemesince iptali, Danıştay’ca da onanması üzerine 30.09.1991 tarihinde göreve iade edilen davacının, görevine son verilmesine dair işlemin hukuka aykırılığının mahkeme kararı ile sabit olması nedeniyle bu işlemden doğan zararınızın idarece tazmin edilmesinin Anayasanın 125. maddesi ve bu yolda ki idare hukuku ilkesi gereği olduğu, davacının zararını, alamadığı aylıkları ile sınırlı tutmaya olanak bulunmadığından açıkta kaldığı sürede aylık ve özlük haklarını zamanında alamaması nedeniyle uğradığı zararın yasal faiz ödenerek tazmininin gerektiği …” gerekçesine yer verilmiştir.

16. Yukarıda yer verilen yargı içtihatlarında da belirtildiği üzere, faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı sürelerde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu; bu kaybın veya

yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği ve söz konusu kaybın veya yoksun kalınan kazancın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için açık yasa hükmü aranmasının gerekmediği, söz konusu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idarece tazmin edilmesi Anayasanın 125 inci maddesi ve hukuk devleti ilkesi gereği olduğu değerlendirilmektedir.

17. Yukarıda anlatılan hususlar, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, mevzuat, doktrinde yer alan görüşler ve yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın maaş farklarının tarafına gecikmeli olarak ödenmesi sebebiyle başvurana gecikme bedeli veya yasal faiz ödenmesi gerekirken, bunun aksi yönünde tesis edilen idari işlemde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 18. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmede, şikâyet başvurusu kapsamında, idarenin, başvurana ilişkin işlemlerle ilgili bilgi ve belgeleri talep yazımızda belirtilen süresi geçtikten sonra Kurumumuza gönderdiği, bu anlamda “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun hareket etmediği, ayrıca başvuru sahibine verdiği cevapta idari işleme karşı hangi sürede hangi mercie başvurabileceğini göstermediği bu nedenle de “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, idarenin bundan sonra bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

19. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın maaş farklarına ilişkin gecikme bedeli veya yasal faiz ödenmesi hususunda DİYANET

İŞLERİ BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi