ÖZET: Danıştay kararında, başvuranın Tokat İdare Mahkemesi’nin 31/12/2019 tarihli kararına dayanarak, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süre için tecil faizi talep ettiği belirtilmiştir. İdare, mahkeme kararının infazında yalnızca yasal faizin uygulandığını savunmuş, ancak başvuranın talebinin hukuki dayanağına dikkat çekilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi, tazminat ve vergi davalarında mahkeme kararlarının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süre için tecil faizi ödenmesini öngörmektedir. Bu bağlamda, başvuranın talebinin hukuka uygun olduğu ve tecil faizinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. İdarenin, mahkeme kararlarını geciktirmeden yerine getirme yükümlülüğü olduğu vurgulanmıştır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/12178-S.22.18627

BAŞVURU NO : 2022/4409

KARAR TARİHİ : 21/09/2022

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : TARIM VE ORMAN BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Mahkeme kararına tecil faizi uygulanması talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 21/03/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza şikayet başvurusunda bulunan başvuran özetle, Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. sayılı kararıyla 5.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verildiğini, kararın 04/02/2020 tarihinde tarafına tebliğ edildiğini, 04/02/2020 tarihinde CİMER kanalıyla mahkeme tarafından hükmedilen tazminatın yargılama giderleriyle birlikte belirtilen banka hesabına ödenmesi için idareye başvurduğunu, 31/08/2021 tarihinde ise hem başvuru konusu Tokat İdare Mahkemesi kararının hem de

Erzurum 2. İdare Mahkemesi kararının uygulanmama gerekçelerine ilişkin bilgi edinme hakkı kapsamında başvurduğunu, ödenek talebinde bulunulduğunun ve ödenek geldiğinde ödemelerin yapılacağının bildirildiğini, Tokat İdare Mahkemesi kararının istinaf incelemesinden geçerek 28/12/2021 tarihinde kesinleştiğini, idare tarafından da 28/12/2021 tarihinde “Tokat Mer. Mahkeme İlamına Bağlı

Ödeme” açıklamasıyla 7.242,90 TL paranın hesabına yatırıldığını, ancak idare tarafından banka ödeme talimatında “Tokat Mer. Mahkeme İlamına Bağlı Ödeme” denilmesine rağmen 07/01/2022 tarihinde başka bir konuyu içeren CİMER başvurusuna aynı idarece verilen cevapta bu defa da Tokat İdare

Mahkemesi’nin E. / K. / sayılı ilamı ve Erzurum 2. İdare Mahkemesi E. / K.

/ sayılı ilamı gereği ödeme yapıldığından bahsedildiğini, mahkemelerin tam adı ve esas numaraları açıkça belirtilmeden yapılan ödemelerin faiz hesabında karışıklığa yol açması nedeniyle idareyle telefon görüşmesi yaptığını, kurum görevlisince ödemenin yukarıda anılan her iki mahkeme kararını da kapsadığı ve aynı zamanda Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E.

sayılı kararına yasal faiz uygulandığı bilgisi verildiğini, 2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında, “Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir.

Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih

arasında geçecek süre için faiz işlemez.” hükmünün düzenlendiğini, Tokat İdare Mahkemesinde açılan davanın konusunun da tazminat davası olduğunu, bu nedenle ilgili karara istinaden idareye başvuru tarihinden itibaren dava sonuçlanıncaya kadar geçen süreler için yasal faizin uygulanması ile kararın taraflara tebliğ tarihi ve banka hesap numarasının bildirildiği tarih dikkate alınarak ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için de Yasanın öngördüğü tecil faizinin uygulanması için idareye başvurduğunu, ancak CİMER üzerinden olumsuz cevap verildiğini belirterek mahkemece hüküm altına alınan tazminat alacağına idareye başvuru tarihinden itibaren dava sonuçlanıncaya kadar geçen süreler için yasal faiz uygulanmasını, ayrıca mahkeme kararının taraflara tebliğ tarihi ve banka hesap numarasının bildirildiği tarih dikkate alınarak ödemenin yapıldığı 28/12/2021 tarihine kadar geçen süre içinde tecil faizi uygulanmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuz 07/04/2022 tarihli ve S. sayılı bilgi ve belge isteme yazısına istinaden iletilen

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 29/04/2022 tarihli ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle; 2.1. Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. sayılı kararının 28/12/2021 tarihinde kesinleştiği, Samsun Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 28/12/2021 tarihli ve E. sayılı “istinaf başvurularının reddi” kararının ve kesinleşme şerhinin yazı ekinde gönderildiği, 2.2. Erzurum 2. İdare Mahkemesinin 26/02/2021 tarihli ve E. sayılı ilamının yazı ekinde gönderildiği, kararın bozulması amacı ile istinaf yoluna başvurulduğu ve istinaf sürecinin devam ettiği, 2.3. Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. sayılı ilamı ile “manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 5000,00 TL manevi tazminatın davacının davalı idareye başvurduğu 19/06/2019 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine” karar verildiği, karar gereği davacı ’a ödeme emri düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihinde 5000,00 TL manevi tazminat, 1133,01 TL işlemiş yasal faiz (19/06/2019-24/12/2021 tarihleri arası), 30,60 TL yargılama gideri ve 341,55 TL karar harcı olmak üzere toplam brüt 6505,16 TL ödendiği; Erzurum 2. İdare Mahkemesinin E. / K. / sayılı ilamı ile “dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeni ile davacının maaşından yapılan 568,38 TL kesintinin iadesi isteminin kabulüne, söz konusu tutarın en erken kesinti tarihinden başlamak üzere dava tarihi olan 24/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine” karar verildiği, karar gereği davacı ’a ödeme emri düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihinde 568,38 TL maaşından yapılan kesinti, 138,54 TL işlemiş yasal faiz (24/04/2019-24/12/2021 tarihleri arası), 94,63

TL yargılama gideri olmak üzere brüt 801,55 TL ödeme yapıldığı, her iki ilamın tek kalemde ödendiği, 24/12/2021 tarihli ödeme emri belgesinin yazı ekinde gönderildiği, 2.4. Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. / K. / sayılı ilamında “5000,00

TL manevi tazminatın davacının davalı idareye başvurduğu 19/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine” karar verildiği için 19/06/2019 tarihinden itibaren başlamak üzere davacıya ödeme yapılması için düzenlenen ödeme emri belgesi düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihine kadar işleyen yasal faiz hesaplanarak ödeme yapıldığı, Erzurum 2. İdare Mahkemesi’nin 26/02/2021 tarihli ve E. sayılı ilamında “davacının maaşından yapılan 568,38

TL kesintinin en erken kesinti tarihinden başlamak üzere dava tarihi olan 24/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine” karar verildiği için 24/04/2019 tarihinden itibaren

başlamak üzere davacıya ödeme yapılması için düzenlenen ödeme emri belgesi düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihine kadar işleyen yasal faiz hesaplanarak ödeme yapıldığı, 2.5. Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. sayılı kararında davacının idareye başvuru tarihi olan 19/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte ödenmesine karar verildiğinden ilam gereği davacıya 19/06/2019 tarihinden itibaren ödeme emri düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihine kadar işleyen yasal faiz (yıllık %9) hesaplandığı ve ödeme yapıldığı, her iki ilamın tek kalemde ödendiği, toplam brüt 7306,71 TL ödeme yapılmış olup toplam tutardan 65,74 TL damga vergisi kesildiği, 2.6. Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. sayılı kararında 5000,00

TL manevi tazminatın kararda belirtilen 19/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verildiği, davacı başvuran tarafından yapılan istinaf başvuru sırasında kararda belirtilen yasal faize itiraz edilmediği, Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E.

sayılı ilamının istinaf yolu ile de kesinleştiği, ayrıca Anayasa’nın 138/4 maddesi gereği mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği gerekçeleriyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanununun 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez.” hükmünde yer alan tecil faizi uygulanmasının uygun görülmediği ve başvurana mahkeme ilamında belirtilen yasal faiz hesaplanarak ödeme yapıldığı ifade edilmiştir.

3. Öte yandan, başvuru konusuyla ilgili olarak 25/07/2022 tarih ve S. sayılı yazımızla, Adalet

Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığından görüş sorulmuş olup; 3.1. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 08/08/2022 tarih ve 2022-464/22945 sayılı yazısında özetle; “ (…) Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.12.2017 tarihli ve 2017/2378 E., 2017/17383 K.

sayılı Kararında; “Hukuk Genel Kurulu’nun 06.02.2013 tarih 2012/12-603 Esas, 2013/211 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere “İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür. Diğer bir anlatımla, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur.” İcra Mahkemesi, ilamın hüküm fıkrasının aynen uygulanmasını denetlemekle görevli olup, gerek icra dairesi ve gerekse icra mahkemesi ilamın infaz edilecek kısmını yorum yolu ile belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.10.1997 gün ve

E:1997/12-517, K:1997/776; 22.03.2006 gün ve E:2006/12-92, K:2006/85; 25.06.2008 gün ve

E:2008/12-451, K:2008/453; 03.03.2010 gün ve E:2010/12-124, K: 2010/110 sayılı ilamları). Somut olayda; takip dayanağı Ankara 14.İdare Mahkemesi’nin 30.12.2015 tarih, 2015/485E-2015/2193K. sayılı ilamında ” dava konusu işlemin iptaline, maddi tazminat isteminin kabulüne, 15.688,13TL ikramiye tutarının başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine” karar verilmiş, 01.07.2016 tarihinde başlatılan takipte 15.688,13TL ikramiye alacağı, bu alacağın 31.05.2016 ile 01.07.2016 tarihleri arasında %12 üzerinden hesaplanan işlemiş tecil faizi olarak 156.88TL, karar tarihi ile idareye başvuru tarihi arasında 1972,78TL işlemiş yasal faizi, vekalet ücreti, yargılama gideri, bunların faizleri ile takipten sonra ise asıl alacağa %12 oranında tecil faizi talep edildiği görülmektedir.

Mahkemece ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, hükmün içeriğinin aynen infazının zorunlu olduğu nazara alınarak takip konusu ilamda, yasal faize hükmedildiğinden tecil faizi talep edilemeyeceği gerekçesiyle bu yöne ilişkin şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin tümden reddi doğru değildir. ”, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23/01/2019 tarihli ve 2018/5104 E., 2019/894 K. sayılı Kararında;

“Somut olayda, icra takibinin dayanağı olan İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 27.05.2015 tarih, 2014/469 Esas 2015/213 Karar sayılı ilamı, kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat alacağına ilişkin olup, tarafların şahsı ya da ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarında ve bunlara ilişkin sicil ve kayıtlarda bir değişiklik yaratmamakta, sonuçları itibariyle ancak tarafların malvarlığını etkilemektedir. Bu itibarla ilam, yukarıda sayılanlar arasında yer almadığından, takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez”, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29/09/2021 tarihli ve 2021/3451 E., 2021/8179 K. sayılı Kararında; “6352 sayılı Kanunun 58. maddesi ile değişik İYUK 28/6. maddesinde “Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecilfaizi oranında hesaplanacakfaiz ödenir.” hükmü düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki bu düzenleme idare mahkemesi kararında geçen faizi belirlememekte, kararın infazına ilişkin faizi düzenlemektedir ve emredici niteliktedir. Somut olayda, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 30.01.2019 tarih ve 2017/1395 E. – 2019/124 K. sayılı kararında alacaklı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiği, ayrıca kararda yasal faize hükmedildiği, ancak yukarıda bahsi geçen düzenlemenin emredici olduğu, borçlu tarafından dayanak ilamın kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin herhangi bir iddianın da ileri sürülmediği, dolayısı ile takipte tecil faizi talep edilebileceği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.”, Şeklinde hüküm tesis etmişlerdir.

Konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa’da idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hüküm altına alınmıştır. İdarece ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, mahkemece idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faize hükmedildiği hükmün içeriğinin aynen infaz edilmiş olduğu öte yandan, hakimin tarafların talep sonucuyla bağlı olduğu ve davacının dava açarken tecil faizine ilişkin bir talebinin olup olmadığı, 2577 sayılı Yasanın 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında banka hesap numarasının idareye bildirilmesi öngörülmüş olup şikayet başvurusunda bulunan kişinin banka hesap numarasının idareye bildirip bildirmediği, yapılan bildirimin geçerli olup olmadığı hususlarının da değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.”, 3.2. Hazine ve Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğünün 13/09/2022 tarih ve 1488303 sayılı yazısında özetle; “ (…) Yukarıda yer verilen madde gerekçesi, yargı kararı ve doktrinden alıntılanan ifadeler İYUK’nun 28’inci maddesinin 6’ncı fıkrasında düzenlenen “tecil faizi oranında faiz” bu maddede düzenlenen bir zamansal planlamaya uyulmamasından, mahkeme kararlarının idarece gecikmeksizin yerine getirilmemesinden, ilamların infazına yönelik bir takvimin ihlalinden doğmakta ve niteliği itibarıyla bir gecikme faizi olduğu anlaşılmaktadır. Madde gerekçelerinde icra organlarının iş yükünün azaltılmasından, İdarenin icra takiplerinden kaynaklanan mali sorumluluğunun engellenmesinden, alacaklıların icra takibi yapılmasına gerek kalmaksızın alacaklarına kavuşmasından bahsedilmektedir ki bu gerekçeler faiz kavramı ve kurumuyla zorunlu mantıki bir ilişki içerisinde değildir. Dolayısıyla madde kapsamında hangi andan /olaydan itibaren gecikmenin vaki olduğunun araştırılması gerekmektedir.

Bu bağlamda 2’nci fıkra düzenlemesiyle 6’ncı fıkra kapsamındaki ilamların yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 gün içerisinde İdarece yerine getirilmesi öngörülmüştür ki “gecikme” den anlaşılması gereken

“an” 30 günlük sürenin bitimidir.

Bu çerçevede; Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılması halinde “tecil faizi oranında faiz” ödenmemesi, Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılamaması halinde İYUK’nun 28’inci maddesinin 6’ncı fıkrasının 2. cümlesi baki kalmak üzere 1. cümlesi gereği tebliğ tarihinden itibaren tecil faizi oranında faiz ödenmesi gerekeceği nihai takdiri İdarenize ait olmak üzere mütalaa edilmiştir.”, şeklinde görüş bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın; 4.1. “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”, 4.2. “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35 inci maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 4.3. “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”, 4.4. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4.5. “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138 inci maddesinin son fıkrasında; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri düzenlenmiştir.

5. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17 nci maddesinde; “hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamayacağı” düzenlenmiştir.

6. Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın “Mülkiyet hakkı” başlıklı 17 nci maddesinde; “mülkten yoksun bırakılma sonucunda, zamanında ödenecek adil tazminat” koşuluna yer verilmiştir.

7. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1 nci maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” hükmü düzenlenmiştir.

8. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinde; “(1) Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir. (2) Ancak; a)

Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile resen imzaladığı kararlar ve emirler, b) Yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler, c) Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar, ç) Türk

Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri, Kurumun görev alanı dışındadır.”, 9. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinde; “Danıştay, Bölge İdare

Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.

Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.

Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez.”, 10. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun “Tecil” başlıklı 48 inci maddesinde; “Amme borcunun vadesinde ödenmesi veya haczin tatbiki veyahut haczolunmuş malların paraya çevrilmesi amme borçlusunu çok zor duruma düşürecekse, borçlu tarafından yazı ile istenmiş ve teminat gösterilmiş olmak şartıyla, alacaklı amme idaresince veya yetkili kılacağı makamlarca; amme alacağı 36 ayı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilir. …

Borcunun tecilini talep eden ancak, talepleri uygun görülmeyerek reddedilen borçlular söz konusu borçlarını reddin tebliği tarihinden itibaren idarece 30 güne kadar verilebilecek ödeme süresi içinde ödedikleri takdirde bu amme alacağı ödendiği tarihe kadar faiz alınmak suretiyle tecil olunur. …

Tecil şartlarına riayet edilmemesi, değerini kaybeden teminatın veya mahcuz malların tamamlanmaması veya yerlerine başkalarının gösterilmemesi hallerinde amme alacağı muaccel olur. (Ek: 25/5/1995-

4108/13 md.) Tecil edilen amme alacağının gecikme zammı tatbik edilmeyen alacaklardan olması halinde, ödenen tecil faizleri iade veya mahsup edilmez.” hükümleri düzenlenmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

11.Yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, İdarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan Tavsiye Karar Önerisi Kamu

Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 12. Kurumumuza şikayet başvurusunda bulunan 1 no.lu paragrafta açıklandığı üzere, Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. / K. / sayılı kararına istinaden idareye başvuru tarihinden itibaren dava sonuçlanıncaya kadar geçen süreler için yasal faiz uygulanmasını, ayrıca mahkeme kararının taraflara tebliğ tarihi ve banka hesap numarasının bildirildiği tarih dikkate alınarak ödemenin yapıldığı 28/12/2021 tarihine kadar geçen süre içinde tecil faizi uygulanmasını talep etmektedir.

13. “Hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.” (Anayasa Mahkemesi E. 2013/44, K. 2013/59, Resmi Gazete Tarihi: 02/05/2013)

14. İdare eylem ve işlemlerinde kanunun çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorundadır. Anayasanın 8 inci maddesinde bu husus yürütme yetkisi ve görevi Anayasa ve Kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir denilerek ifade edilmiştir. (Kemal Gözler-Gürsel Kaplan, İdare Hukukuna Giriş, Ekin Basın

Yayın Dağıtım, Ağustos, 2017, S. 28)

15. Yasama ve yürütme organları ile idareler, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilmiş kararlar hiçbir suretle değiştirilemeyeceği gibi idareler bu kararların yerine getirilmesini de geciktiremez.

16. Diğer yandan, Anayasa’nın 138 inci ve İdari Yargılama Usulü Kanunu ile yargı kararlarının ne olursa olsun uygulanmamasından idare sorumlu tutulmuştur. İdarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda bağlı yetki söz konusudur ve idareye bu konuda hiçbir takdir hakkı verilmemiştir. İdarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe, yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir.

17. Başvurucuların, mahkeme ilamına dayalı icra takibine rağmen hükmedilen bedellerin ödenmediği, kamu mallarının haciz edilemezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçınıldığından bahisle, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri davada Anayasa

Mahkemesi; “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade ederek yargı kararlarının uygulanmasını “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmiş, ayrıca Devletin bir kurumunun aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten

kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağını açıkça ifade etmiştir (Bkz.

Anayasa Mahkemesi’nin 03/04/2014 tarihli ve 2013/711 sayılı Bireysel Başvuru Kararı).

18. Hizmet kusuru; idarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ve işleyişindeki bozukluk ve aksaklık olup, asli ve birinci derecede bir sorumluluk nedenidir. Hizmet kusurunun bulunması durumunda idareyi sorumlu tutmak için başkaca bir neden aramaya gerek yoktur.

Hizmet kusuru uygulamada üç şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hizmetin kötü işlemesi; hizmetin beklenen özen, dikkat ve kalitede yapılmaması, hizmetin gereği gibi yürütülmemesidir.

Dolayısı ile idarenin konuyla ilgili hukuk kurallarına, oturmuş makul uygulamalara uymaması veya hizmetin gereklerini nesnel ölçüler içinde gözetmemesi, hizmeti beklenen dikkat ve özeni göstermeden yapması, hizmet personeli üzerinde nezaret ve denetlemenin gereğince yapılmamış olması durumlarında hizmetin kötü işlediği ve hizmet kusuru esasına göre de idarenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir (Zehra Odyakmaz, Ümit Kaymak, İsmail Ercan, “Anayasa Hukuku- İdare

Hukuku”, On İki Levha Yayıncılık, 15. Baskı, İstanbul, Ağustos 2012, S. 412- 417).

19. Anayasa Mahkemesi’nin tanımına göre, “Faiz; ekonomik açıdan, paranın fiyatıdır.” (Bkz.

Anayasa Mahkemesi’nin 10/02/2011 tarihli ve E. 2008/58, K.2011/37 sayılı Kararı, Resmi Gazete Tarihi:

14/05/2011, S. 27934). “Kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdi sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medeni bir “semere” veya “ivaz”dır (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 05/12/1998 tarihli ve E.1997/34, K.1998/79 sayılı Kararı, Resmi Gazete Tarihi: 26/11/1999, S. 23888).

20. “Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığında, paranın asıl sahibine “faiz” ödemek zorundadır. Çünkü paranın likidite özelliği, onun her an her türlü üretim faktörünü, mal ve hizmeti satın alabilmesine olanak verir. Daha açık bir deyişle parayı nakit olarak elinde bulunduran kimse, “bugünkü” ihtiyaçlarını karşılayabildiği gibi, piyasanın

“yarına dönük” olanaklarından da yararlanabilir. Elindeki parayı başkasına veren veya kendine belli tarihte ödenmesi gereken bir miktar para olduğu halde bu parası ödenmeyen kimse ise bu imkânlardan yararlanamaz. Bu nedenle parayı kullanan kimsenin, parayı kullanmaktan vazgeçen kimseye bu kaybını ödemesi gerekir. İşte faizi doğuran temel neden budur” (Bkz. Anayasa Mahkemesi’nin 27/09/1988 tarihli ve E.1988/8, K.1988/27 sayılı Kararı, Resmi Gazete Tarihi: 26/12/1988, S. 20031).

21. Bu doğrultuda, gelirden mahrum kalınan dönem için bundan etkilenen veya etkilenecek kişi ya da tarafları koruyucu faiz düzenlemeleri yapılarak uyuşmazlıkların yargı aşamasına kadar olan kısımları için

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda, yargı aşaması ile ilgili olan kısımları

için ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlemeler mevcut olduğu bilinmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinde, Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği; konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı, birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği; mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabileceği; tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi

arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun

48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödeneceği, ancak mahkeme

kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla, Kanunun 28/6 maddesinin, kişilerin geçmişe değil gelecek zararlarının giderilmesine yönelik olduğu, mahkeme kararından kişilere yapılacak ödeme tarihine kadar olan dönem için faiz tahakkukunun hükme bağlandığı anlaşılmıştır (Dr. Cengizhan HATİPOĞLU, 2014, “Yargı Kararlarına Göre İade Edilecek Vergilerde Faiz”, İÜHFM C. LXXII, S.1, s.435-448.).

22. Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 26/03/2004 tarihli ve E.2003/317, K.2004/41 sayılı kararında; “Bir alacağa bağlı olarak faiz talep edilebilmesi için, sözleşme veya yasa hükmüne dayanılması gereklidir.

Verginin haksız tahsil edildiğinden bahisle dava açılması ve davanın kabul edilmesi durumunda kanuni faiz talebinde bulunulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28inci maddesinin son fıkrasına göre, mahkeme kararının geç infaz edilmesi halinde mümkündür. Buna karşılık, bir verginin hukuka aykırı olarak tahsili nedeniyle, tahsil tarihinden itibaren yükümlüler lehine faiz işleyeceğine ilişkin bir yasal düzenleme bulunmadığından, faiz yönünden bozma hükmüne uyulmadan verilen ısrar kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.” şeklinde hüküm kurularak İYUK’un 28/6 maddesinin mahkeme kararının geç infaz edilmesi durumunda uygulanabileceği ifade edilmiştir. Bu bağlamda, tazminat davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 6183 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen tecil faizinin uygulanacağı, paradan belli bir süre ayrı kalınmamasına rağmen yapılan işlem sebebiyle açılan maddi veya manevi tazminat davalarında kazanılan tutarlar üzerinden faize hak kazanılacağı görülmüştür.

23. Öte yandan, Adalet Bakanlığının Kurumumuza gönderdiği görüş yazısında da yer verilen Yargıtay 12.

Hukuk Dairesinin 29/09/2021 tarihli ve 2021/3451 E., 2021/8179 K. sayılı kararında; “6352 sayılı

Kanunun 58. maddesi ile değişik İYUK 28/6. maddesinde “Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme

Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir.” hükmü düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki bu düzenleme idare mahkemesi kararında geçen faizi belirlememekte, kararın infazına ilişkin faizi düzenlemektedir ve emredici niteliktedir. Somut olayda, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 30.01.2019 tarih ve 2017/1395 E. – 2019/124

K. sayılı kararında alacaklı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiği, ayrıca kararda yasal faize hükmedildiği, ancak yukarıda bahsi geçen düzenlemenin emredici olduğu, borçlu tarafından dayanak ilamın kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin herhangi bir iddianın da ileri sürülmediği, dolayısı ile takipte tecil faizi talep edilebileceği anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesince, borçlunun istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” denilmiştir.

24. Ayrıca, şikayet konusu hususla ilgili olarak Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü “….

İdarece ilamların infaz edilecek kısmının hüküm bölümü olduğu, mahkemece idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faize hükmedildiği hükmün içeriğinin aynen infaz edilmiş olduğu öte yandan, hakimin tarafların talep sonucuyla bağlı olduğu ve davacının dava açarken tecil faizine ilişkin bir talebinin olup olmadığı, 2577 sayılı Yasanın 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında banka hesap numarasının idareye bildirilmesi öngörülmüş olup şikayet başvurusunda bulunan kişinin banka hesap numarasının idareye bildirip bildirmediği, yapılan bildirimin geçerli olup olmadığı hususlarının da değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.”, Hazine ve Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşavirliği ve Muhakemat Genel Müdürlüğü ise “ …Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılması halinde

“tecil faizi oranında faiz” ödenmemesi, Yazılı bildirim tarihinden itibaren 30 günlük ödeme süresi içerisinde ödeme yapılamaması halinde İYUK’nun 28’inci maddesinin 6’ncı fıkrasının 2. cümlesi baki

kalmak üzere 1. cümlesi gereği tebliğ tarihinden itibaren tecil faizi oranında faiz ödenmesi gerekeceği nihai takdiri İdarenize ait olmak üzere mütalaa edilmiştir.” şeklinde görüş bildirmiştir.

25. Başvuranın, 04/02/2020 tarihinde CİMER üzerinden Tokat İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne Tokat

İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. / K. / sayılı ilamı gereğince ödeme yapılmasına ilişkin iban numarasını bildirerek başvuruda bulunduğu, 18/02/2020 tarihinde ilgili idare tarafından “… 03.01.2020 tarihinde CİMER kanalı ile söz konusu mahkeme kararının yerine getirilmesi için hesap numarası bildirilmiştir. CİMER başvurunuzda belirttiğiniz Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun kararı 06.07.2011 tarihli olup ilgili madde hükmü 02.07.2012 tarihinde değişmiş ve İYUK 28/2 maddesi ile “Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır.” hükmü getirilmiştir. İlgili mevzuat hükümleri gereğince idare kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde mahkeme kararı gereğini yerine getirmek zorundadır.

Ancak konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda bu süre hesap numarasını bildirim tarihinden itibaren başlamaktadır. CİMER başvurusuna istinaden ödenek başvurusunda bulunulmuş olup ilgili mevzuat gereği idareye tanınan 30 günlük yasal süre henüz geçmediğinden herhangi bir usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. …” şeklinde cevap verildiği; başvuranın 17/03/2021 tarihinde ise CİMER üzerinden Tokat İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne Erzurum 2. İdare

Mahkemesinin 26/02/2021 tarihli ve E. sayılı ilamı gereğince ödeme yapılmasına ilişkin iban numarasını bildirerek başvuruda bulunduğu görülmüştür. Ayrıca, başvuranın 31/08/2021 tarihinde CİMER üzerinden Tokat İl Tarım ve Orman Müdürlüğüne Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. sayılı ve Erzurum 2. İdare Mahkemesinin 26/02/2021 tarihli ve E. sayılı kararlarının uygulanmama gerekçelerinin 4982 sayılı Bilgi

Edinme Kanunu gereğince tarafına bildirilmesine ilişkin başvuruda bulunduğu, 08/09/2021 tarihinde ilgili idare tarafından mahkeme kararına ilişkin ödenek talebinde bunulduğunun, ödenek geldiğinde belirtilen iban hesabına ödemenin yapılacağının ifade edildiği anlaşılmıştır.

26. Başvuranın CİMER üzerinden 20/01/2022 tarihinde, Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli kararının taraflara 04/02/2020 tarihinde tebliğ edildiği, dolayısıyla aynı gün içinde yani 04/02/2020 tarihinde ödemenin yapılması için idareye başvurulduğu dikkate alındığında Yasanın öngördüğü oranda hesaplanacak tecil faizinin (ödenen yasal faiz farkının düşülmesi suretiyle) hesaba ödenmesine ilişkin başvuruda bulunduğu, ilgili idare tarafından “03/02/2022 tarihinde Anayasa’nın 138/4 maddesi “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez.” hükmüne haizdir. Yukarıda izah edildiği üzere mahkeme kararlarında yasal faiz ile birlikte ödenmesine karar verilmiş olduğundan ve ilgili tarafından istinaf kanun yolu başvuru sırasında yasal faize itiraz edilmemiş olup Tokat İdare Mahkemesi’nin /

Esas / Karar sayılı ilamı istinaf yolu ile de kesinleşmiş olduğundan, ayrıca Anayasa’nın 138/4 maddesi gereği mahkeme kararları değiştirilemeyeceğinden ödeme ilamlarda belirtilen tarihlerden başlamak üzere yasal faiz ile ödenmiş olup ilam gerekleri yerine getirilmiştir. ….” ifadelerine yer verilmiştir.

27. Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E. / K. / sayılı ilamı ile “manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 5000,00 TL manevi tazminatın davacının davalı idareye başvurduğu 19/06/2019 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine” karar verildiği, ilgili karara ilişkin başvuran tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Samsun Bölge İdare

Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 28/12/2021 tarihli ve E. / K. / sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, kararın 28/12/2021 tarihinde kesinleştiği, karar gereği davacı

’a ödeme emri düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihinde 5000,00 TL manevi tazminat, 1133,01 TL işlemiş yasal faiz (19/06/2019-24/12/2021 tarihleri arası), 30,60 TL yargılama gideri ve 341,55 TL karar harcı olmak üzere toplam brüt 6505,16 TL ödendiği; Erzurum 2. İdare Mahkemesinin 26/02/2021 tarihli ve E. sayılı ilamı ile “dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeni ile davacının maaşından yapılan 568,38 TL kesintinin iadesi isteminin kabulüne, söz konusu tutarın en erken kesinti tarihinden başlamak üzere dava tarihi olan 24/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine” karar verildiği, ilgili karara istinaden istinaf yoluna başvurulduğu ve sürecin devam ettiği, karar gereği davacı ’a ödeme emri düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihinde 568,38 TL maaşından yapılan kesinti, 138,54 TL işlemiş yasal faiz (24/04/2019-24/12/2021 tarihleri arası), 94,63 TL yargılama gideri olmak üzere brüt 801,55 TL ödeme yapıldığı, her iki ilamın tek kalemde ödendiği anlaşılmıştır.

28. Dosya kapsamında, başvuranın Tokat İdare Mahkemesinin 31/12/2019 tarihli ve E

K sayılı kararına istinaden idareye başvuru tarihinden itibaren dava sonuçlanıncaya kadar geçen süreler için yasal faiz uygulanması, ayrıca mahkeme kararının taraflara tebliğ tarihi ve banka hesap numarasının bildirildiği tarih dikkate alınarak ödemenin yapıldığı 28/12/2021 tarihine kadar geçen süre içinde tecil faizi uygulanması talebinde bulunduğu; Tokat İdare Mahkemesi kararının başvurana 04/02/2020 tarihinde tebliğ edildiği, aynı tarihte iban numarasını bildirerek mahkeme kararına ilişkin ödeme yapılmasını talep ettiği, kararın 28/12/2021 tarihinde kesinleştiği, karar gereği davacı

’a ödeme emri düzenleme tarihi olan 24/12/2021 tarihinde 5000,00 TL manevi tazminat, 1133,01

TL işlemiş yasal faiz (19/06/2019-24/12/2021 tarihleri arası), 30,60 TL yargılama gideri ve 341,55 TL karar harcı olmak üzere toplam brüt 6505,16 TL ödendiği, 19/06/2019-24/12/2021 tarihleri arası için mahkeme kararı gereği yasal faiz uygulandığı; ancak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28 inci maddesinin altıncı fıkrasında tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü

Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödeneceği, mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemeyeceği hükmünün düzenlendiği, bu bağlamda tecil faizinin tazminat ve vergi davalarında ilgili idarelerin ödemeyi geciktirmesi durumunda uygulanarak kişilerin geçmişe değil gelecek zararlarının giderilmesine yönelik olduğu, mahkeme kararından kişilere yapılacak ödeme tarihine kadar olan dönem için faiz tahakkukunun hükme bağlandığı anlaşılmış olup ilgili mahkeme kararına istinaden hükmedilen bedele ilişkin 04/02/2020 tarihi ile ödemenin yapıldığı 24/12/2021 tarihleri arası için 2577 sayılı Kanun hükmü gereği tecil faizi uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 29. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin

“İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap verildiği, İdarenin başvuranla ilgili işlemlerinde “kanunlara uygunluk”, “makul sürede karar verme”, “hesap verilebilirlik”, “şeffaflık”, “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak İdarenin, şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

30. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Tokat İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvuranın mahkeme kararına istinaden hükmedilen bedele tecil faizi uygulanması hususunda

TARIM VE ORMAN BAKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, TARIM VE ORMAN

BAKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve TARIM VE ORMAN BAKANLIĞI’NA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi