ÖZET: Bu karar, Hani Belediyesi’ne ait bir aracın çocuğa çarpması sonucu açılan tazminat davasının icra sürecinde yaşanan gecikmeler üzerine yapılan başvuruyu incelemektedir. Başvuran, mahkeme kararının kesinleşmesine rağmen tazminatın ödenmediğini ve bu durumun kendisini mağdur ettiğini belirtmektedir. Hani Belediyesi ise, mali sıkıntılar ve Covid-19 pandemisi nedeniyle kaynaklarının kısıtlı olduğunu, bu nedenle geçmiş borçları ödemekte zorluk yaşadıklarını ifade etmektedir.

Danıştay, idarenin mahkeme kararlarını geciktirmeden yerine getirmekle yükümlü olduğunu vurgulamaktadır. Anayasa’nın 138. maddesi ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi gereği, idarelerin yargı kararlarını uygulamaktan kaçınamayacağı ve ekonomik kaynak yokluğunun bu yükümlülüğü ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak, Hani Belediyesi’ne, mahkeme kararının yerine getirilmesi için makul sürede işlem tesis etmesi tavsiye edilmiştir. Bu durum, kamu hizmetlerinin sürekliliği ve adil yargılanma hakkı açısından önem taşımaktadır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/11397-S.21.18335

BAŞVURU NO : 2021/10443

KARAR TARİHİ : 06/08/2021

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : HANİ BELEDİYE BAŞKANLIĞI

Başvuranın Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.05.2013 tarih,

BAŞVURUNUN KONUSU :

Esas ve Karar sayılı Kararının uygulanarak mağduriyetinin giderilmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 07/06/2021

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza başvuruda bulunan T.C. Kimlik No’lu başvurusunda özetle;

Diyarbakır ili Hani Belediyesine ait aracın tedbirsiz ve dikkatsiz bir şekilde çocuğuna çarptığını, çocuğunun vefat ettiğini, dava açtığını ve davanın lehine sonuçlandığını, mahkeme ilamının kesinleştiğini, ilamı icraya verdiğini, ancak kaza 2005 yılında olmasına rağmen bu güne kadar tarafına herhangi bir ödeme yapılmadığını, konu ile ilgili olarak iki defa CİMER’e başvurduğunu fakat bu başvurularından da bir sonuç alamadığını, 02.09.2020 tarihinde Diyarbakır İcra Dairesinde dosya numarası (Diyarbakır 7.

İcra Müdürlüğü bu daire kapandı) ile icra takibine konu edilen alacağının ödenmesi talebiyle

Kurumumuza başvuruda bulunduğunu, fakat bugüne kadar kendisini arayan soran olmadığı gibi tazminatı da ödeyen kimse olmadığını, eve her gittiğinde eşinin ve çocuklarının yüzüne bakamadığını, Hani

Belediyesinin keyfi muamele yaptığını, Kanunlara uymadığını, kendisinin çok mağdur olduğunu ve Kamu kurumu karşısında hakkını arayamadığını ifade ederek Diyarbakır İcra Dairesi dosya numarası (Diyarbakır 7. İcra Müdürlüğü 2012/520 bu daire kapandı) ile icra takibine konu edilen alacağının ödenmesini Kurumumuzdan talep etmiştir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Hani Belediye Başkanlığından 16.06.2021 tarih ve sayılı yazımız ile bilgi ve belge talep edilmiş olup adı geçen Belediye Başkanlığının

08.07.2021 tarih ve sayılı cevabi yazısında;

2.1. Başvuru sahibi alacağına dayanak teşkil eden Karar’ın Hani Asliye Hukuk

Mahkemesi’nin 21.05.2013 tarih, Esas, Karar sayılı kararı olduğu, /

2.2. Kararın Belediyelerine tebliğ edildiğine dair tebliğ zarfına ulaşılamadığı, söz konusu tebligat zarfının temini için, iki kez kararı veren Hani Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat edilmesine rağmen; zarfın taratılıp UYAP sistemine yüklenmemiş olması ve fiziki olarak Hani Hükümet Konağının yıkılacak olması ve bu nedenle de Adliyenin taşınma işleri nedeniyle elde edilemediği, 2.3. Şikayete konu hususa ilişkin alacakla ilgili olarak Diyarbakır İcra Müdürlüğü’nün Esas sayılı dosyası ile icra dosyası mevcut olup, takipsizlik nedeniyle dosyanın kapalı olduğu, 2.4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Dürüst Davranma başlıklı 2 inci maddesinin birinci fıkrasının

“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” ve aynı maddenin ikinci fıkrasının “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” yine aynı Kanun’un iyi niyet başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının “Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.” ve aynı maddenin ikinci fıkrasının “Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz” şeklinde olduğu, 2.5. Başvuruda bulunan alacaklı dürüst davranmadığını ve kötü niyetli olduğunu ayrıca vurgulamak istediklerini, evvela başvuru sahibinin çocuğuna çarparak ölümüne sebep olan aracın başvuru sahibi iddia ettiği gibi Hani Belediyesine ait olmadığı, kazaya konu aracın 6360 sayılı

Yasa ile 31 Mart 2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçiminden sonra tüzel kişiliği kaldırılarak mahalle olarak Belediyelerine bağlanan Gürbüz Belde Belediyesine ait olduğu, 2.6. Alacaklı , çocuğunun ölümüne sebep olan ve 2005 yılında meydana gelen trafik kazası nedeniyle 2009 yılında Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nde mülga Gürbüz Belde Belediyesi ile diğer davalı aleyhine tazminat davası açtığı açılan dava sonucu, Hani Asliye Hukuk

Mahkemesi’nin Esas, karar sayılı 17.012012 tarihli kararının mülga Gürbüz Belde

Belediyesi ile diğer davalı tarafından temyiz edildiği ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

Esas, karar sayılı 11.03.2013 tarihli kararı ile bozulduğu, Hani Asliye Hukuk

Mahkemesi’nce Yargıtay bozma ilamına uyulduğu ve bu defa Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nin

21.05.2013 tarih, Esas, Karar sayılı kararı ile yeni bir karar verildiği ve taraflarca

temyiz edilmiş olunan bu yerel mahkeme kararının Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin Esas ve

Karar sayılı ilamı ile 22.01.2015 tarihli Onama Kararı verildiği, 2.7. Davalılardan mülga Gürbüz Belde Belediyesi’nni, Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Esas, karar sayılı 17.01.2012 tarihli ilk kararı sonrası, alacaklı ile irtibata geçerek şifahi olarak, Hani Asliye Hukuk Mahkemesince verilen tazminat miktarının her iki davalı Gürbüz Belediyesi ile diğer davalı tarafından müştereken ve müteselsilen ödenmesine karar verildiğinden, Gürbüz Belediyesince Mahkeme kararının temyiz edilmeyeceğini, hükmedilen tazminatın yarısını bütün masraf ve faizleriyle ödeneceğini ve Gürbüz Belediyesi yönünden dosyanın kapatılmak istendiği teklif edildiği ve kendisine temyiz etmeden 10 günlük bir süre verildiği, bu süre sonunda alacaklının Gürbüz

Belediyesi tarafından sunulan teklifi kabul etmediği, Mahkemece müştereken ve müteselsilen ödenmesine hükmedilen bütün tazminatın Gürbüz Belediyesince ödenmesini ve sonradan diğer davalı olan in payının tahsili için Belediyece kendisine rücu davası açmasını istediği, 2.8. Gürbüz Belediyesince alacaklının bu talebinin kabul edilmediği ve davanın temyiz edildiği, yapılan temyiz sonucu; Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Esas, karar sayılı 17.01.2012 tarihli kararının mülga Gürbüz Belde Belediyesi ile diğer davalı tarafından temyiz edildiği ve

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Esas, Karar sayılı 11.03.2013 tarihli Kararı ile bozulduğu, Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nce Yargıtay bozma ilamına uyulduğu ve Hani Asliye Hukuk

Mahkemesi’nin 21.05.2013 tarih, Esas, Karar sayılı kararı ile yeni bir karar verildiği,

taraflarca temyiz edilmiş olunan bu yerel mahkeme kararının Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin

Esas ve Karar sayılı ilamı ile 22.01.2015 tarihli Onama Kararı ile onandığı, 2.9. Yine başvuru sahibinin kazanın 2005 yılında olduğunu ancak bu güne kadar herhangi bir ödemenin yapılmadığını ileri sürdüğü, bilindiği üzere; bir borcun ifa zamanının 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

90 ıncı maddesi uyarınca “İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden

anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.” hükmü bulunduğu, tazminata konu alacağın Hani

Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.05.2013 tarih, Esas ve Karar sayılı kararının taraflarca temyiz edilip, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin Esas ve Karar sayılı ilamı ile

22.01.2015 tarihli Onama Kararı verilip, Yargıtay ilamının taraflara tebliği edilerek süresi içerisinde taraflar

karar düzeltme yoluna başvurmadığından 25.05.2015 tarihinde kesinleştiği, başvuru sahibinin yakındığı uzun süreye Belediyelerinin sebebiyet vermediği, aradan geçen uzun sürenin yargılama süreci olduğu, yargılama sonucu alacaklının alacağının25.05.2015 tarihinde istenebilecek hale geldiği, 2.10. Diğer taraftan, meydana gelen trafik kazası sonucu açılan tazminat davasının sadece mülga Gürbüz

Belde Belediyesi aleyhine açılmamış olup, trafik kazasına sebebiyet veren de aynı davada davalı konumunda olduğu, Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 25.05.2015 tarihinde kesinleşen

21.05.2013 tarih, Esas, Karar sayılı kararında görüldüğü üzere, Mahkemece hükmedilen

tazminatın müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği, 2.11. Alacaklının, kötü niyetli olup herhangi bir geliri ve mal varlığı bulunmayan diğer davalı alacağının tahsilinin zor olduğunu bildiğinden, hakkında herhangi bir takip yapmadığı ve çaba göstermediği, müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilen tazminatın tümünün Belediye tarafından ödenmesini beklediği, 2.12. Belediyece tazminatın tümünün ödenmesi halinde; 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 73 üncü maddesinin birinci fıkrası “Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” hükmü uyarınca rücu davasının zamanaşımı nedeniyle kaybedilmesi veya diğer davalının herhangi bir gelir veya malvarlığının bulunmaması nedeniyle tahsilinin mümkün olmaması durumu ile karşılaşılacağı, bu durumun kamu zararının oluşmasına sebebiyet verilmesine ve Belediyeleri yetkililerine sorumluluk yüklenmesine neden olacağı, bir kamu görevlisinden kamu zararı meydana getirmesinin beklenemeyeceği, 2.13. Alacaklının alacağının bu güne kadar ödenmemesinin kendisinin kötü niyeti ve uzun süren yargılama sürecinden olduğu, alacaklının kendisinden beklenen iyi niyeti hala göstermediği, 2.14. Tazminata mahkûm olan davalılardan mülga Gürbüz Belde Belediyesi’nin 6360 sayılı Yasa uyarınca

31 Mart 2014 tarihinde tüzel kişiliğinin kaldırılarak mahalle olarak Hani Belediyesine bağlanması ve bütün

hak ve alacaklarının, borçlarının, taşınır ve taşınmazlarının, personelinin, sonuçlanan ve devam eden bütün davaların Hani Belediyesine devredilmesi sonucu bu dosyanın Hani Belediyesine geçtiği, yargılama süreci devam eden davanın 25.05.2015 tarihinde kesinleştiği, 2.15. Alacağın kesinleştiği 25.05.2015 tarihinden sonra alacağın ödenmemesi alacaklının kötü niyet halinin devamı ve Belediyelerinin mali imkânlarının olmamasından kaynaklandığı, zira; 6360 sayılı Yasa uyarınca

31 Mart 2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçiminden sonra mülga Gürbüz Belde Belediyesi,

Kuyular Belde Belediyesi ve ilçelerinin bütün köy ve mezralarının tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, bütün borçları, personeli, taşınır ve taşınmazlarının Belediyelerine devredildiği, ilçelerinin mülki sınırlarının

Belediyeleri mücavir alanı ile birleştirildiği ve Belediyelerine çok geniş bir coğrafyada yeni görev ve sorumluluklar yüklendiği, 2.16. Bilindiği üzere, Belediyelerin kentte yaşayan insanların ihtiyaç duydukları toplu yaşam hizmetlerini sunan, rahat ve huzur ve güven içinde sağlıklı bir hayat sürmelerini temin için kesintisiz görev yapan önemli

kurumlar olduğu, Anayasa’nın 127 inci maddesinde yerel yönetimlerin il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri olduğu, kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceğinin hüküm altına alındığı, bu kapsamda; yerel yönetimlerin görev, yetki ve sorumluluklarının 5393 sayılı Belediye Kanunu,

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve çeşitli Kanunlarla belirlendiği,

2.17. Bununla birlikte, kamu hizmetlerinin sunulmasında “süreklilik” esas olup, hizmetlerin kesintisiz olarak yürütülmesinin kamu yararının sağlanması açısından büyük önem taşıdığı, yerel yönetimler tarafından hali hazırda zabıta, itfaiye, su ve kanalizasyon ile cenaze ve defin hizmetleri, temizlik gibi niteliği gereği 7 gün 24 saat esasına göre kesintisiz olarak yürütülen hizmetlerin yanında günümüzün gelişen ve değişen şartları çerçevesinde kent yaşamının 24 saate yayılması gibi nedenlerle hizmet sunumunda sürekliliğin sağlanması ve bu bağlamda farklı hizmetlerin de 7/24 esasına göre yürütülmesinin kamusal bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığı, 2.18. 6360 sayılı Yasa uyarınca 31 Mart 2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçiminden sonra tüzel kişiliği kaldırılarak mahalle olarak Belediyelerine bağlanan Gürbüz Belde Belediyesi ile Kuyular Belde

Belediyesi’nden devredilen borçlar ve personel ile bu personele olan borçlar ve geçmiş dönemlerden kalan

Belediye borçlarının Belediyelerini mali yönden sıkıntılara soktuğu, 2.19. Diğer taraftan, tüm dünyada görülen ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından hastalığın bulaştırıcı, yayılması ve diğer risk faktörleri nedeniyle pandemi ilan edilen yeni bir alt tipe bağlı koronavirüs salgını (Covid-19) nedeniyle; hemşehrilerinin korunması için olağanüstü çalışmalar ve harcamalarının olduğu, bu tedbirler kapsamında Belediyelerine ait binalar, ilçelerindeki diğer kamu binaları, araç gereçler, toplu taşıma araçları, cadde ve sokaklar, pazar yerleri ve diğer toplu yaşam yerlerinin sık sık yıkandığı ve dezenfekte edildiği, hemşehrilerine maske ve dezenfektan malzemeleri dağıtıldığı, bu ani ve beklenmeyen tehlikeli salgın karşısında halk sağlığının korunması için Belediyelerinin bütün kaynaklarının bu kapsamda alınması gereken tedbirlerin alınmasında harcandığı, ayrıca piyasada borçlarının oluştuğu, temizlik ve dezenfektan malzemeleri, maske alımı, yapılan ayni ve gıda yardımları, gece gündüz çalışan iş ve hizmet araçlarının artan akaryakıt ve bakım-onarım giderlerinin Belediyelerinin bütün maddi kaynaklarını tükettiği, 2.20. Belediyeleri öz gelirlerinin yok denecek kadar az olup tüm bu hizmetlerin 5779 sayılı İl Özel

İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun gereğince

Belediyelerine ayrılan çok düşük bir payla sağlanmaya çalışıldığı, 2.21. Genel Vergi Gelirlerinden Belediyelerine ayrılan payla elde edilen gelirlerinin; 7 gün 24 saat esasına göre kesintisiz olarak yürütülen kamu hizmetlerinin görülmesi, 53 adet işçi, memur, sözleşmeli personelden oluşan personelin maaş, ikramiye, vergi ve prim giderleri, 28 adet iş ve hizmet aracının akaryakıt, bakım ve onarım giderleri, Belediye hizmet binaları ile bağlı birimlerinde kullanılmak üzere temin edilen mal ve hizmetleri ile temizlik giderlerinde kullanıldığı, 2.22. Zabıta, itfaiye, su ve kanalizasyon ile cenaze ve defin hizmetleri, temizlik gibi niteliği gereği 7 gün

24 saat esasına göre kesintisiz olarak yürütülen hizmetlerin aksatılmasının, personel giderlerinin

ödenmemesinin mümkün olmadığı, bu giderlerin zorunlu olduğu, 4857 sayılı İş Kanunu’na göre ücretin en geç ayda bir ödendiği, yine, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49 uncu maddesinin 8 inci fıkrasında personelin her türlü alacaklarının zamanında ve öncelikle ödeneceğinin hüküm altına alındığı, 2.23. Genel Vergi Gelirlerinden Belediyelerine ayrılan payın bu zorunlu kamusal ihtiyaçlarda kullanılmasından sonra, mali imkânları kalmadığından, geçmiş dönemlerden gelen borçların ödenmesinde sıkıntılar yaşandığı, Belediyeleri mali imkânları elverdiğinde alacaklı ile Belediyelerinden

alacağı olan diğer alacaklıların tüm alacaklarının ödenmesi için çaba sarf edileceği, bilgilerinin verildiği görülmüştür.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye

Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk

Devletidir”, 3.1. “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı 8 inci maddesinde; “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı (…)(1) tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.”,

3.2 “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36 ncı maddesinde; “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”, 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrasında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 3.4. “Yargı yolu” başlıklı 125 inci maddesinde; “…İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”, 3.5. “Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlıklı 138 inci maddesinin son fıkrasında; “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesine göre; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir. Ancak; Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile resen imzaladığı kararlar ve emirler, Yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler, Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri, Kurumun görev alanı dışındadır.”,

5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun Kararların sonuçları başlıklı 28 inci maddesinde:

“(1)Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz (30) günü geçemez. (2)Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 6. Başvuran, 1 numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verilen başvurusunda; belediyeye ait aracın çocuğuna çarptığını, çocuğunun vefat ettiğini, meydana gelen trafik kazası sonucu tazminat davası açtığını, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin Esas ve Karar sayılı ilamı ile 22.01.2015 tarihinde onanan

Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.05.2013 tarih, Esas ve Karar sayılı mahkeme

ilamını icraya verdiğini ancak bu güne kadar tarafına herhangi bir ödeme yapılmadığını ifade ederek

Diyarbakır İcra Dairesinde 2019/37886 dosya numarası ile icra takibine konu edilen alacağının ödenmesini talep etmektedir.

7. İlgili İdare ise; Belediyelerinin öz gelirlerinin yok denecek kadar az olduğunu, Genel Vergi Gelirlerinden

Belediyelerine ayrılan payla elde edilen gelirlerinin; zabıta, itfaiye, su ve kanalizasyon, cenaze ve defin hizmetleri ile temizlik gibi niteliği gereği 7 gün 24 saat esasına göre kesintisiz olarak yürütülen kamu hizmetlerinin görülmesi için yetmediğini, Covid-19 pandemisi sebebiyle Belediyelerine ait binaların, ilçelerindeki diğer kamu binalarının, araç gereçlerin, toplu taşıma araçlarının, cadde ve sokakların, pazar yerlerinin ve diğer toplu yaşam yerlerinin sık sık yıkandığını ve dezenfekte edildiğini, maske ve dezenfektan malzemeleri dağıtıldığını, bu ani ve beklenmeyen tehlikeli salgın karşısında halk sağlığının korunması için Belediyelerinin bütün kaynaklarını bu kapsamda kullandığını hatta piyasada borçları oluştuğunu, Belediye gelirlerinin zorunlu kamusal ihtiyaçlarda kullanılmasından sonra mali imkânları kalmadığından, geçmiş dönemlerden gelen borçların ödenmesinde sıkıntılar yaşandığını, Belediyeleri mali imkânları elverdiğinde alacaklı ile Belediyelerinden alacağı olan diğer alacaklıların tüm alacaklarının ödenmesi için çaba sarf edileceğini belirtmektedir.

8. “Hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.” (Anayasa Mahkemesi

E.2013/44, K.2013/59, Resmi Gazete Tarihi: 02/05/2013)

9. İdare eylem ve işlemlerinde kanunun çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorundadır. Anayasanın 8.

maddesinde bu husus yürütme yetkisi ve görevi Anayasa ve Kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir denilerek ifade edilmiştir. (Kemal Gözler-Gürsel Kaplan İdare Hukukuna Giriş Ekin

Basın Yayın Dağıtım Ağustos 2017, s.28)

10. Yasama ve yürütme organları ile idareler, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilmiş kararlar hiçbir suretle değiştirilemeyeceği gibi idareler bu kararların yerine getirilmesini de geciktiremez.

11. Kanun koyucu, Anayasa’nın 138 inci ve İdari Yargılama Usulü Kanunun 28 inci maddesi ile yargı kararlarının ne olursa olsun uygulanmamasından idare sorumlu tutulmuştur. İdarenin yargı kararlarını uygulaması hususunda bağlı yetki söz konusudur ve idareye bu konuda hiçbir takdir hakkı verilmemiştir.

İdarenin kararı uygulama yükümlülüğü devam ettikçe, yargı kararının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da devam edecektir (Bkz: 2017/5018 Başvuru Numaralı ve 24/10/2017 tarihli Tavsiye

Kararı).

12. Başvurucuların, Mahkeme ilamına dayalı icra takibine rağmen hükmedilen bedellerin ödenmediği, kamu mallarının haciz edilemezliğine dayalı kanun hükümlerine dayanarak ödemeden kaçınıldığından bahisle, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürdükleri davada Anayasa

Mahkemesi; “mahkemeye erişim hakkının adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olduğu ve bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme, mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da kapsadığı” ifade ederek yargı kararlarının uygulanmasını “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirmiş, ayrıca Devletin bir kurumunun aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağını açıkça ifade etmiştir.

(bkz: Anayasa Mahkemesi’nin 03/04/2014 tarih ve 2013/711 sayılı Bireysel Başvuru Kararı)

/

13. Yine, Anayasa Mahkemesinin 14/01/2010 tarihli ve E.2009/27, K.2010/9 sayılı kararında;

“Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır. ” ifadeleri kullanılmıştır.

14. Hizmet kusuru; idarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ve işleyişindeki bozukluk ve aksaklık olup, asli ve birinci derecede bir sorumluluk nedenidir. Hizmet kusurunun bulunması durumunda idareyi sorumlu tutmak için başkaca bir neden aramaya gerek yoktur. Hizmet kusuru uygulamada 3 şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan hizmetin kötü işlemesi; hizmetin beklenen özen, dikkat ve kalitede yapılmaması, hizmetin gereği gibi yürütülmemesidir. Dolayısı ile idarenin konuyla ilgili hukuk kurallarına, oturmuş makul uygulamalara uymaması veya hizmetin gereklerini nesnel ölçüler içinde gözetmemesi, hizmeti beklenen dikkat ve özeni göstermeden yapması, hizmet personeli üzerinde nezaret ve denetlemenin gereğince yapılmamış olması durumlarında hizmetin kötü işlediği ve hizmet kusuru esasına göre de idarenin sorumlu olduğu kabul edilmektedir. (Zehra Odyakmaz, Ümit Kaymak, İsmail Ercan, “Anayasa Hukuku-İdare Hukuku”, On İki Levha Yayıncılık, 15. Baskı, İstanbul, Ağustos 2012, s. 412- 417)

15. Başvuranın iddiaları, idarenin konuyla ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk Devleti olması ve

Anayasanın 8 nci maddesi hükmü gereğince idari makamların görevlerini yerine getirirken hukuka, kanunlara ve çağdaş hukukta evrensel olarak kabul görmüş ilkelere uygun hareket etmek zorunda olması, Anayasa’nın 138 inci ve İdari Yargılama Usulü Kanunun 28 inci Maddesi hükmü gereği idarelerin, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından verilmiş kararların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği, yargı kararlarının uygulanmasının “mahkemeye erişim hakkı” kapsamında değerlendirildiği ve Devletin bir kurumunun aleyhinde verilen nihai ve bağlayıcı mahkeme kararı ile ortaya konulan borcunu ekonomik kaynak yokluğunu ileri sürerek makul sürede ifa etmekten kaçınamayacağı, bunun adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağına yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatları, söz konusu yargı kararının gecikmeli yapılmasının hizmet kusuru olduğu ve

Anayasa’nın 125. Maddesinde belirtilen “İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı da ödemekle yükümlüdür hükmü gereğince; idare tarafından mahkeme kararının gereği gibi ifa edilmemesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 16. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak

Kurumumuza gönderildiği anlaşılmıştır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

17. 14/06/2012 tarih ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 17’nci maddesinin sekizinci fıkrasına göre Kamu Denetçiliği Kurumuna, dava açma süresi içinde yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta olup, anılan Kanunun “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ilgili idarece tavsiye kararı üzerine 30 gün içerisinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresinden arta kalan sürede İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

/

VII. KARAR

Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, BAŞVURUNUN KABULÜ ile; Söz konusu mahkeme kararının yerine getirilmesine yönelik makul sürede işlem tesisi için HANİ

BELEDİYE BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

Kararın BAŞVURANA ve HANİ BELEDİYE BAŞKANLIĞINA tebliğine;

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, idare

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi