|
ÖZET: Başvuru, Malatya’da bulunan imarlı arsalara yapılaşma izni verilmemesi ve bu durumun kamulaştırma veya takas yoluyla çözülmesi talebiyle ilgili olarak yapılmıştır. Başvuran, 2013 yılında satın aldığı parsellerin, 2008 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kaptaj koruma sahasına alındığını öğrenmiş, bu nedenle yapılaşma izni alamadığını belirtmiştir. Başvuru sürecinde, ilgili idarelerden gelen yanıtlar, yapılaşma izni verilmediğini ve kamulaştırma veya takas taleplerinin de kabul edilmediğini ortaya koymuştur.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın taleplerini kısmen reddetmiş, ancak mülkiyet hakkının kısıtlanmasının kamu yararı ile dengelenmesi gerektiğine vurgu yaparak, başvuranın uğradığı zararın tazmin edilmesi gerektiği yönünde tavsiyede bulunmuştur. Bu bağlamda, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne, başvuranın zararının karşılanması için gerekli adımların atılması önerilmiştir. Karar, ilgili idarelere tebliğ edilmiştir ve başvuranın dava açma hakkının devam ettiği belirtilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/12446-S.24.18842
BAŞVURU NO : 2024/8065
KARAR TARİHİ : 14.11.2024
KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
MALATYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI
YEŞİLYURT BELEDİYE BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın mülkiyetinde bulunan imarlı arsalara kaptaj koruma sahasında kaldığı gerekçesiyle yapılaşma izni verilmediği iddiası ile yapılaşma izni verilmesi, kamulaştırması veya takas yoluna gidilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 29.06.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, 30/09/2023 tarihinde kayıt altına alınan ilk şikâyet dilekçesinde özetle; 2013 yılında
Malatya, Yeşilyurt Belediyesi, Gündüzbey Mahallesi, Ahmedihamdi mevkisinde , , , , , nolu imarlı ve arsa vasıflı parselleri sahibinden satın aldığını, 2016 yılında 12.650 TL şeklinde yüklü bir emlak vergisini peşin ödediğinden 10.125 TL olarak ödediğini, bunun üzerine ilgili makamlara herhangi bir hizmet (yol, su, kanalizasyon, çöp toplama gibi) almadığı halde ödediği yüklü emlak vergisi için sözlü şikâyette bulunduğunu, ödediği vergiyi o bölgede tarım yaparak karşıladığını, aradan yıllar geçtiğini ve asrın felaketi diye nitelenen 6 Şubat 2023, Kahramanmaraş merkezli depremi yaşadıklarını, evlerinde yaşama korkusu baş gösterince bu arsaların aklına geldiğini, buraya deprem dirençli ev yapmak için belediye imar ve şehircilik müdürlüğünden izin istediğinde, söz konusu arsa niteliğindeki parsellerin
Bakanlar Kurulu kararıyla Malatya kaptaj koruma sahası içinde yer aldığından yapılaşma izninin olmadığı cevabını verdiklerini, bunun üzerine konuyu araştırdığında söz konusu kararın 2008 yılında verildiğini öğrendiğini, parselleri 2013 yılında imar terki ve imarlı vasfı ile 2013 yılında aldığını, ilgili belediye veya tapu kadastro müdürlüğü, satış döneminde satışa dair engel olabilecek herhangi bir şerh’in olmadığını söylemediklerini ve istediği zaman yapılacak yapılaşmada sorun olmayacağını şifahen söylediklerini, 2014
yılında Malatya Belediyesi büyükşehir vasfı kazanınca bu imar durumunu yok saydıklarını, hâlbuki bir vatandaş olarak, devlette devamlılığın esas olduğu ilkesinin çiğnendiğini, aksi davranılarak özel mülkiyet hak ihlali yapıldığını, ilgili bilirkişilerle görüşüldüğünde mevcut kaptaj koruma sahası sınırlarının çok geniş tutulduğunu, ilgili içme suyu kaynağına çok uzak olduğu için sınırların revize edilmesi gerektiğini söylediklerini iddia ve ifade ederek öncelikle ilgili parsellerde hakkı olan yapılaşma izninin verilmesini, aksi takdirde bilirkişi incelemelerinden sonra sınırların doğru olduğu söylenirse ilgili parsellerin doğru bedellerle kamulaştırılmasını veya kaptaj koruma sahası revize edilmeyecek olursa bu emsalde parsellerin verilerek takas yolu ile hak iadesi yapılmasını talep etmiştir.
1.1) Başvurunun incelenmesi neticesinde Kurumumuzca, “başvuruya konu taşınmazların Bakanlar
Kurulu kararıyla kaptaj koruma sahasına alınması süreci, yapılaşma izni verilip verilemeyeceği, kaptaj koruma sahasına alınması sürecine yönelik mesafe ve benzeri teknik bilgiler hakkında bilgi verilmesi suretiyle, yapılaşma izni verilmeyecekse, kamulaştırılması veya revizyon imar planına tabi tutulup tutulmayacağı hususlarında inceleme ve değerlendirme yapılarak Kurumumuza ve başvurana bilgi verilmesini teminen” Yeşilyurt Belediye Başkanlığı, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Malatya
Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü), Malatya Valiliği (İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği
Müdürlüğü) ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne (Elazığ 9. Bölge Müdürlüğü) yönelik 20/10/2023 tarih ve 2023/13330-S.23.21076 sayılı Gönderme Kararı verilmiştir.
1.2) Başvuran (TCKN: ) Kurumumuza yaptığı
tarihli ikinci şikâyet başvurusunda özetle, 30/09/2023 tarihinde 2023/15695 nolu dosya ile Kamu
Denetçiliği Kurumu’na yaptığı başvurusuna ilişkin ilgili tüm kurumlardan olumsuz cevap aldığını iddia ve ifade ederek, öncelikle ilgili parsellerde hakkı olan yapılaşma izninin verilmesi, aksi takdirde bilirkişi incelemelerinden sonra sınırların doğru olduğu söylenirse ilgili parsellerin doğru bedellerle kamulaştırılması veya kaptaj koruma sahası revize edilmeyecek olursa bu emsalde parsellerin verilerek takas ile hak iadesi yapılması talebini yenilemektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Başvuranın Kurumumuzun yaptığı 30/09/2023 tarih ve 2023/15695 şikâyet numaralı başvurusuna
verilen 20/10/2023 tarih ve 2023/13330-S.23.21076 sayılı Gönderme Kararına ve daha sonraki süreçte başvuranın idarelere yazdığı dilekçelere ilişkin idarelerden gelen cevaplar incelendiğinde;
2.1) Malatya Büyükşehir Belediyesinin 31/10/2023 tarih ve sayılı cevabi yazısında özetle; “…
Bahsi geçen parsellerin bulunduğu alan 17.04.2008 tarih ve 1590 sayılı Bakanlık Onayı ile 24.05.2008 tarihli 26885 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip Birinci Derecede Koruma Alanı ilan edilmiş olup, İlimizin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan tek kaynak olan Pınarbaşı Kaptajımız koruma altına alınmıştır.
10 Ekim 2012 tarih ve 28437 sayılı Resmi Gazetede ilan edilen İçme Suyu Temin Edilen Akifer ve
Kaynakların Koruma Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Tebliğe ek1 sayılı cetvelde koruma alanlarında yapılmasına müsaade edilmeyen durumlardan bahsedilmektedir.
Bu sebeple söz konusu Birinci Derecede Koruma Alanlarında yapılaşmaya müsaade edilmeyip, her ne kadar kamulaştırma veya takas yoluyla hak sahiplerine iadesi talep edilse de fiili olarak herhangi bir el atma söz konusu değildir…” açıklamalarını yapmıştır.
Cevap yazısı ekinde gönderilen 17.04.2008 tarih ve 1590 sayılı Çevre ve Orman Bakanı Onaylı yazı ve eki
24.05.2008 tarihli 26885 sayılı Resmi Gazete’de özet olarak; “… I — Ekli haritada sınırları belirtilen
Pınarbaşı kaynağı çevresi “Mutlak Koruma Alanı” ilan edilmiş olup her bir kuyunun 50 m. civan dikenli telle çevrilecektir. Bu bölgede hiçbir faaliyete izin verilmeyecektir, 2— Ekli haritada sınırları belirtilen alan Yeraltısuyu İşletme Sahasına uygun bölge olup l. Derece Koruma alanı ilan edilmiştir ve bu bölgede Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği 22. Maddesine uyulmalıdır.
3— Bu Koruma Alanı İlanı. Çevre ve Orman Bakanlığının Onay’ım ve Resmi Gazete ‘de Yayımlanmasını müteakip yürürlüğe girer.” ifadeleri yer almaktadır.
2.2) Başvuran ’ın İçme Suyu Kaynağı Koruma Alanı Sahasının sınırlarının
güncellenmesi ve söz konusu parsellerde yapılaşmaya izin verilmesi talepli dilekçesine Malatya
Büyükşehir Belediyesinin 31/10/2023 tarih ve sayılı cevabi yazısında özetle; “… Bahsi geçen parsellerin bulunduğu alan 17.04.2008 tarih ve 1590 sayılı Bakanlık Onayı ile 24.05.2008 tarihli 26885 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmasını müteakip Birinci Derece Koruma Alanı ilan edilmiş olup, İlimizin tek kaynağı olan Pınarbaşı Kaptaj Alanı koruma altına alınmıştır.
Resmi Gazete’de 07.04.2012 tarih ve 28257 sayı ile yayınlanan yönetmelik, 10.10.2012 tarih ve 28437 sayı ile İçme Suyu Temin Edilen Akifler ve Kaynakların Koruma Belirlenmesi Hakkında Tebliğe Ek-I sayılı cetvelde korunma alanlarında yapılmasına müsaade edilmeyen durumlardan bahsedilmektedir.
Bu sebeple Koruma Alan Sınırlan içerisinde herhangi bir yapılaşmaya izin verilmemektedir. Söz konusu alanın korunması işlemleri Devlet Su İşleri tarafından yapılmaktadır…” şeklinde cevap vermiştir.
2.3) Bunun üzerine, İçme Suyu Kaynağı Koruma Alanı Sahasının sınırlarının güncellenmesi ve söz
konusu parsellerde yapılaşmaya izin verilmesi talepli dilekçesine DSİ 9. Bölge Müdürlüğünün 22/03/2024 tarih ve sayılı cevabi yazısında özetle; “… Talebiniz ile ilgili olarak Bölge
Müdürlüğümüzden görüş sorulmuş olup, gelen cevabi yazıda ‘Bakanlığımız mevzuatları çerçevesinde
Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Konuna Alanı 24.05.2008 tarihli Resmi Gazetede ilan edilmiştir. Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanı revize ve ilan edilmesi Bakanlığımız yetki ve sorumluluğunda olup, Bölge Müdürlüğümüz tarafından yapılmış herhangi bir revize koruma alanı ilanı bulunmadığı ve 24.05.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak ilan edilmiş Malatya İli İçme Suyu
Kaynağı Koruma Alanı ilanı ile İçme Suyu Temin Edilen Akifer ve Kaynakların Koruma Alanlarının
Belirlenmesi Hakkında Tebliğ doğrultusunda işlem yapılmasına dikkat edilmesi gerektiği’ bildirilmiştir.
Bu kapsamda Malatya İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanı sınırlarının güncellenmesi ve söz konusu parsellerde yapılaşmaya izin verilmesi talebiniz uygun görülmemektedir” şeklinde cevap vermiştir.
2.4) ’ın mülkiyetinde bulunan ve Kaptaj 1. Derece Koruma Alanında kalan
parsellerin kaptajdan önceki imar planlarının ve revizyon imar planı raporlarının tarafınıza verilmesi talepli dilekçesine Yeşilyurt Belediyesinin 21/11/2023 tarih ve sayılı cevabi yazısında özetle; “… Söz konusu parsellerin kaptaj alanından önceki imar planı için tarafımıza tapu belgesi gönderildiği takdirde imar plan örnekleri gönderilecektir. Ayrıca söz konusu mahallede Revizyon imar plan çalışması devam etmektedir…” şeklinde cevap vermiştir.
3) Başvuranın tarihli başvurusu üzerine Kurumumuzca verilecek karara esas olmak
üzere başvuru belgesinde yer alan talebin karşılanabilmesi ve eğer mümkünse ilgili idare ile başvurucu arasında muhtemel bir dostane çözümün tesisi amacı ile 6328 sayılı Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanunu hükümleri uyarınca inceleme ve araştırma gerçekleştirilmiştir. 6328 sayılı
Kanunun “Bilgi ve belge istenmesi” başlıklı 18’inci maddesi hükmü uyarınca 22/08/2024 tarih ve – sayılı yazı ile DSİ Genel Müdürlüğü’nden, 22/08/2024 tarih ve sayılı yazı ile
Yeşilyurt Belediye Başkanlığı’ndan, 22/08/2024 tarih ve sayılı yazı ile Yeşilyurt
Kaymakamlığı’ndan (İlçe Tapu Müdürlüğü) bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur.
3.1) Yeşilyurt Kaymakamlığı İlçe Tapu Müdürlüğü’nden gönderilen 09/09/2024 tarih ve
sayılı cevabi yazıda özetle;“ İlgi yazınızda bildirildiği üzere başvuruya konu Malatya İli Yeşilyurt İlçesi
Gündüzbey Mahallesi , , , , , parsel sayılı taşınmazlar incelenmiştir.
Türk Medeni Kanunun 1010. Maddesinde “Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.” denilmektedir.
Yapmış olduğumuz inceleme neticesinde söz konusu taşınmazlar üzerinde herhangi bir şerh, beyan vb.
hak bulunmadığı, taşınmaz maliki ‘ın 19.11.2012 tarihinde taşınmazı satın aldığı satış akit tablosunda da herhangi bir şerh, beyan vb. hak bulunmadığı tespit edilmiş olup taşınmazlara ilişkin tapu kayıtları yazımız ekinde sunulmuştur.” açıklamasına yer verilmiştir.
3.2) DSİ Genel Müdürlüğü 9. Bölge Müdürlüğü 92. Şube Müdürlüğünün 09/09/2024 tarih ve
sayılı cevabi yazısında ise özetle; “… Malatya ili, Yeşilyurt ilçesi, Gündüzbey Mahallesi, Ahmedihamdi
Mevkiisinde, ‘ın (TCKN: ) sahibi olduğu , , , , , nolu taşınmazların, Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanı dahilinde kalması nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık) Makamına yapmış olduğu şikayet ile ilgili yazınızda belirtilen 8 madde için 1. 2. ve 3. soruların Kurumumuzun görev ve yetkileri kapsamında olduğu görülmüştür.
Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanı İlanı yazımız ekinde Ek-2 olarak verilen
24.05.2008 tarih ve 26885 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Koruma alanı ilanına esas Ek-1’deki
Bakanlık Makamı Olur yazısında da belirtildiği üzere 167 Sayılı Yeraltısuları Hakkında Kanunun 1.
maddesi ile 07.02.1990 tarih ve 3612 sayılı kanunla Değişik 3. maddesine istinaden koruma alanı kabul ve ilan edilmiştir.
Yeraltı Suları Hakkındaki Kanunun 1. Maddesinde: “Yeraltı suları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir.” denilmektedir.
Madde 3’te ise “(Değişik: 4/7/1988-KHK-336/1 md.; Aynen Kabul:7/2/1990-3612/37 md.) Sınırları ve yapısal özellikleri belirlendikçe yeraltısuyu sahaları, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine, ilgili bakanlıkça “Yeraltısuyu İşletme Alanları” kabul ve ilan edilir.” hükmü mevcuttur.
Bununla birlikte, Ek-2’de verilen Resmi Gazete ilan metninin 2. Maddesinde; “Ekli haritada sınırları belirtilen alan yeraltısuyu işletme sahasına uygun bölge olup 1. Derece Koruma Alanı ilan edilmiştir ve bu
bölgede 31.12.2004 tarih ve 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Su Kirliliği Kontrolü
Yönetmeliği’nin 22. Maddesine uyulmalıdır.” ibaresi de yer almaktadır.
Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanı İlan Metninin Eki olan ve yazımız ekinde Ek-3 olarak verilen haritanın AÇIKLAMALAR dipnotunda yer alan “Mutlak koruma alanı: Hiçbir yapıya katı ve sıvı atık boşaltımına ve geçişe izin verilmez (Kaynakların 50 m yakını dikenli tel ile çevrilir.) Birinci derece koruma alanı: Bu alan içerisinde yapılaşmaya izin verilmez. Yalnızca geçiş ve rekreasyon gibi amaçlar için kullanıma izin verilebilir.” Hükmü çerçevesinde iş ve işlemlerin yapılması gerekmektedir.
Malatya ili, Yeşilyurt Belediyesi, Gündüzbey Mahallesi, Ahmedihamdi Mevkisinde , , , , , nolu parseller, Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Birinci Derece Koruma
Alanı dâhilinde kalmaktadır. Belirtilen taşınmazların Mutlak Koruma Alanına olan mesafeleri; nolu parsel 1930 metre, nolu parsel 1880 metre, nolu parsel 1810 metre, parsel 1717 metre, nolu parsel 1813 metre, nolu parsel 1881 metredir. Söz Konusu parsellerin Birinci Derecede
Koruma Alanında kaldığına dair görüntüler yazımız ekindedir.
Söz konusu ilan edilen koruma alanının revize edilmesine dair bir çalışma DSİ Elazığ 9. Bölge
Müdürlüğümüzün iş programında yer almamaktadır. Konu ile ilgili bilgi ve belgeler yazımız ekinde gönderilmiştir…” açıklamasına yer verilmiştir.
3.3) Yeşilyurt Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 19/09/2024 tarih ve sayılı üst yazı
ekinde sunduğu Emlak ve İstimlak Müdürlüğünün 19/09/2024 tarih ve sayılı cevabi yazısında özetle; “İlgi yazıda, Gündüzbey Mahallesi, Ahmedihamdi mevkisinde , , , , , nolu parsellerin mevcut imar durum bilgileri, imar planlamasına ilişkin kronolojik süreci içeren bilgi, belgeler ve söz konusu mahallede Revizyon imar plan çalışmasının hangi gerekçe ile yapıldığı, başvuranın taşınmazını etkileyen bir durum olup olmadığı talep edilmektedir.
Yapılan incelemede, Gündüzbey Mahallesi , , , , , numaralı parseller, 6360 sayılı kanun sonrasında Mülga Gündüzbey Belediyesinden Belediyemize devredilen arşiv kayıtlarında 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında Ayrık İkiz Nizam 2 katlı konut alanında bulunmakta olup yazımız ekinde sunulmuştur.
15/04/2008 Tarih 1590 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 24/05/2008 tarih 26885 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Jeoteknik ve Yeraltı suları Dairesi Başkanlığı tarafından
Malatya İli İçmesuyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanı İlanında ekli harita yayımlanmış olup yazımız ekinde söz konusu harita sunulmuştur. Bahse konu taşınmazların uygulama imar plandaki konumu yazımız ekinde sunulmuştur. Söz konusu alanda yapılaşma için DSİ 9. Bölge Müdürlüğünden ve MASKİ (Malatya
Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünden) görüş alınması gerekmektedir.
Söz konusu taşınmazlarında içinde bulunduğu Gündüzbey Mahallesinde Revizyon Uygulama imar planı, 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planının onaylanmasından dolayı yapılmış olup başvuru yapılan taşınmazlar Revizyon imar planında Malatya İçmesuyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma Alanında kalmaktadır.” açıklamasına yer verilmiştir.
3.4) Yeşilyurt Belediyesinin cevabi yazısında Kurumumuz tarafından istenilen bilgi belge talebi ile
istenilen bazı hususlardaki eksikliklerin giderilmesine yönelik Yeşilyurt Belediyesi tarafından
gönderilen 20/09/2024 tarihli mail ve eki belgelerde özetle; “ 1- Yazımız ekinde gönderilmeyen ekler mail ekinde sunulmuştur. 2- Yapılan incelemede Mülga Gündüzbey Belediyesinden belediyemize gelen arşiv kayıtlarında 04/02/2011 tarih ve 2 numaralı karar ile Revizyon+İlave İmar planı yapıldığı 3- Söz konusu taşınmazların da içinde bulunduğu alanda Revizyon 1/1000 ölçekli uygulama imar planı çalışmaları devam etmektedir.” açıklamaların yer verilmiş, mail ekinde söz konusu parsellerin kesinleşen 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planında “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı Koruma
Alanı”nda kaldığı tespit edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
4.1) “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesinde; “ (Değişik: 3/10/2001-
4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
4.2) “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35’inci maddesinde; “ Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu
haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
4.3) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin
üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler .”
5) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”
kenar başlıklı 1. Maddesinde; “ Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
6) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun;
6.1) “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası; “ Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili
şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
6.2) “İnceleme ve araştırma” başlıklı 20’nci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, inceleme ve
araştırmasını başvuru tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırır.”,
7) 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunun;
7.1) “Yeraltı sularının mülkiyeti” başlıklı 1’inci maddesinde; “Yeraltı suları umumi sular meyanında
olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu kanun hükümlerine tabidir.”
7.2) “Terimler” başlıklı 2’nci maddesinde; “Bu kanunda yeraltı suyu ile ilgili olarak kullanılan terimler
aşağıdaki manaları ifade eder:
Yeraltı suyu: Yeraltındaki durgun veya hareket halinde olan bütün sulardır…”
7.3) “Yeraltı suyu işletme sahalarının tesbit ve ilanı” başlıklı 3’üncü maddesinde; “ Değişik: 4/7/1988
– KHK – 336/1 md.; Aynen Kabul: 7/2/1990 – 3612/37 md.) Sınırları ve yapısal özellikleri belirlendikçe yeraltısuyu sahaları, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine, ilgili bakanlıkça “Yeraltısuyu
İşletme Alanları” kabul ve ilan edilir.”
8) 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun;
8.1) “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683’üncü maddesinde; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk
düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”
8.2) “2. Şerhler-b. Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasında” başlıklı 1010’uncu maddesinde; “ Aşağıdaki
sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne şerh verilebilir:
1. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları, 2. Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre, 3. Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler.
Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.”
8.3) “C.Tapu sicilinin açıklığı” başlıklı 1020’nci maddesinde; “ Tapu sicili herkese açıktır.
İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.
Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.”
9) 15/07/2018 tarih ve 30479 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 Numaralı Bakanlıklara Bağlı,
İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin;
9.1) “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü” başlıklı 10’uncu Bölümünün, “Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünün görev ve yetkileri” başlıklı 121’inci maddesinin (l) bendinde; “ l) Genel Müdürlüğün
vazifesi içinde bulunan işlerin yapılmasına lüzumlu gayrimenkulleri kanunlarına göre geçici olarak işgal etmek veya istimlak etmek veya satın almak…”
10) 31/12/2004 tarih ve 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Su Kirliliği
Kontrolü Yönetmeliğinin”;
10.1) “Amaç ve kapsam” başlıklı 1’inci maddesinde; “ Bu Yönetmeliğin amacı, Ülkenin yeraltı ve
yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirlemektir. Bu Yönetmelik (Mülga ibare:RG-17/12/2022-32046), su kalitesinin korunmasına ilişkin planlama esasları ve yasaklarını, atıksuların boşaltım ilkelerini ve boşaltım izni esaslarını, atıksu altyapı tesisleri ile ilgili esasları ve su kirliliğinin önlenmesi amacıyla yapılacak izleme ve denetleme usul ve esaslarını kapsar.”
10.2) “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinde; “…
İdare: Yönetmelikte adı geçen idare; …
e) Yeraltı sularının kullanılması ve korunmasında 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında
Kanun, 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce Yürütülecek Hizmetler
Hakkında Kanun ve 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve
Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 121 inci maddesine göre Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğünü, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 421 inci maddesine göre Tarım ve
Orman Bakanlığını, …
10.3) “Yeraltı Suları ile İlgili Kirletme Yasakları ve Düzenlemeler” başlıklı 22’nci maddesinde;
“(Mülga:RG-7/4/2012-28257)(3) (Yeniden düzenleme:RG-17/12/2022-32046) Yeraltı suyu kütlelerine doğrudan ve/veya dolaylı deşarjlara yönelik yasaklar ve izinler 7/4/2012 tarihli ve 28257 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında
Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütülür.
Her türlü düzenli depolama faaliyetleri için yeraltı sularında yapılacak kirlilik izleme çalışmaları referans ve gözlem kuyularında bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Tablo-23 çerçevesinde yürütülür. Gözlem kuyularının konumları ile ilgili olarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görüşü alınır.
Faaliyetler sonucunda yeraltı sularında herhangi bir kirlenmenin tespit edilmesi durumunda; Bakanlık tarafından Çevre Kanunu ve ilgili mevzuatı gereğince işlem yapılır. Kirlenmeye sebebiyet veren faaliyet sahibi, oluşturdukları kirlenmeyi ortadan kaldırmak ve yeraltı suyunun kalitesini referans izleme kuyusunda faaliyet başlamadan önce belirlenen kaliteye getirmek ve bu konudaki tüm masrafları karşılamakla yükümlüdür.”
11) 07/04/2012 tarih ve 28257 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Yeraltı Sularının
Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik’in;
11.1) “Amaç” başlıklı 1’inci maddesinde; “ (1) Bu Yönetmeliğin amacı, iyi durumda olan yeraltı sularının
mevcut durumunun korunması, yeraltı sularının kirlenmesinin ve bozulmasının önlenmesi ve bu suların iyileştirilmesi için gerekli esasları belirlemektir.”
11.2) “Kapsam” başlıklı 2’nci maddesinde; “ (1) Bu Yönetmelik, 3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal
“Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanununa konu olan sular dışındaki tüm yeraltı sularını kapsar…”
11.3) “Yeraltı suyu koruma alanları” başlıklı 13’üncü maddesinde; “ (Değişik:RG-22/5/2015-29363)
(1) İçme ve kullanma suyu olarak yeraltı suyu (YAS) temin edilen kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri yapılarda İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik gereğince izleme yapılır.
(2) DSİ Genel Müdürlüğü, içme ve kullanma suyu temin edilen kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri için koruma alanlarını belirler. Belirlenen bütün koruma alanlarının envanterini tutar ve koruma alanı haritası hazırlar. Koruma alanları envanteri ve haritaları beş yılda bir güncellenir ve Su Yönetimi
Genel Müdürlüğü’ne (SYGM) bildirilir.
(3) Mutlak koruma alanı, içme suyu temini yapılan kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri için oluşturulur. Bu koruma alanı, suyun alındığı noktayı korumaya yönelik oluşturulmuş bir alan olup en az elli metre yarıçapında bir alanı ifade eder. Söz konusu alanın yarıçapı yerel şartlar dikkate alınarak
DSİ tarafından yüz metreye kadar genişletilebilir. Bu alan içme suyunu kullanan idare veya idareler tarafından kamulaştırılarak emniyete alınır ve tapu kaydına mutlak koruma alanı olarak işlenerek
Bakanlığa bildirilir. Bu alanda hiçbir faaliyete izin verilmez. Bu koruma tedbirini uygulayabilmek için bu alanın çevresi suyu kullanan idare tarafından dikenli tel ile çevrilir.
(4) Yıllık ortalama debisi 50 l/sn ve üzerinde olan kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri için mutlak koruma alanına ek olarak birinci ve ikinci derece koruma alanları ilan edilir. Gerekli görülen hallerde 50 l/s debinin altında olan kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri için mutlak koruma alanına ek olarak birinci ve ikinci derece koruma alanları ilan edilebilir.
(5) Toplu içme suyu temini maksadıyla kullanılan kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri yapıların korunması maksadıyla; a) Kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri yapılara elli metreden daha yakın mesafede hiçbir yapıya, katı ve sıvı atık boşaltımına ve geçişe izin verilmez.
b) Bu alanlarda 12 nci maddede belirtilen hususların yanı sıra aşağıdaki bütün tedbirler uygulanır:
1) Mutlak koruma alanı dışında oluşturulan birinci derece koruma alanında yapılaşmaya izin
verilmeksizin yalnızca geçiş, rekreasyon gibi maksatlarla kullanımına izin verilebilir.
2) Koruma alanları içinde atık boşaltımını engelleyecek tedbirler alınır.
3) Bu alanlarda YAS kalitesine zarar verme riski olan faaliyetlere izin verilmez.
4) Atık sularla veya yağmur suları ile çözünerek yeraltı suyuna taşınabilecek nitelikteki maddeler YAS
besleme havzası içerisinde zeminde doğrudan depolanamaz.
5) Yeraltı sularının içme suyu maksadıyla kullanıldığı alanlarda, kullanılan tarım ilaçlarının doğal
şartlarda parçalanabilir ve canlılarda uzun süreli birikim yapmayacak türden olması gerekir. Bunların kullanımı konusunda, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili birimlerinden izin alınır.
6) Fazla veya yanlış gübre kullanılmasına ilişkin denetlemeler Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca
yapılır.
(6) Koruma alanlarında uyulması gereken hususlar tedbirler programında belirtilir.
(7) Koruma çalışmalarına rağmen kirlilik durumunda artışın olması halinde tedbirler programında belirtilen hususlardan daha kısıtlayıcı tedbirler ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri de alınarak SYGM tarafından belirlenir.
(8) Bu maddenin 2 nci fıkrasında belirtildiği şekilde, DSİ tarafından belirlenen koruma alanlarının sınırları dahilinde suyu kullanan idarece alınan tedbirlere ve yapılan koruma çalışmalarına rağmen, içme ve kullanma suyu temin edilen YAS kütlelerinin kalitesinin yapılan izlemeler neticesinde, İnsani Tüketim
Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelikte yer alan standartları sağlamadığı veya risk altında olduğunun belirlenmesi halinde Bakanlığın koordinasyonunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce içme – kullanma suyu havzası koruma planı yapılır ve/veya yaptırılır.
12) 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “İçme-Kullanma
Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik’in;
12.1) “Amaç” başlıklı 1’inci maddesinde; “ Bu Yönetmeliğin amacı; içme-kullanma suyu temin edilen
veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.”
12.2) “Tanımlar” başlıklı 4’üncü maddesinde; “ …
ı) İçme-kullanma suyu: Özellikleri 17/2/2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İnsani
Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan ve insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıkları suları, i) İçme-kullanma suyu havzası: İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının tabii su toplama alanını, j) İçme-kullanma suyu havzası koruma planı: İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü ve yeraltı suyu havzalarının korunması, kirlenmesinin önlenmesi, kirlenmiş ise iyileştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla yapılan ve o havzaya özel hükümleri tanımlayan planı,…”
12.3) “Planlamaya ilişkin hükümler” başlıklı 6’ncı maddesinde; “ …
(5) İçme-kullanma suyu temin edilen ve edilmesi planlanan yerüstü ve yeraltı suyu kaynakları için içmekullanma suyu havzası koruma planı Bakanlıkça veya Bakanlığın uygun görüşü ve koordinasyonunda
aşağıda belirtilen ilgili idareler tarafından hazırlanır veya hazırlatılır:
…
ç) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yeraltı suyu kaynakları için koruma planları, 7/4/2012 tarihli ve 28257 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve
Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak Devlet Su İşleri
Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanır veya hazırlatılır.
…
(10) 31/12/2004 tarihli ve 25687 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğine göre tabii göl, gölet ve rezervuarlar için oluşturulan özel hükümler ile içme-kullanma suyu temin edilen yeraltı su kaynakları için oluşturulan ve ilanı yapılan koruma alanları, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar geçerliliğini korur.
12.4) “Mutlak koruma alanı” başlıklı 9’uncu maddesinde; “… 1) Mutlak koruma alanı, içme-kullanma
suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alanın sınırının içme-kullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, mutlak koruma alanı, havza sınırında son bulur.
(2) İçme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin çevresinde, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümü, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır. İçme-kullanma suyunu kullanan idarece gerekli görülmesi durumunda yarıçapı 300 metre genişliğindeki alana ilave olarak mutlak koruma alanının bir kısmı veya tamamı kamulaştırılabilir…”
12.5) “Kısa mesafeli koruma alanı” başlıklı 10’uncu maddesinde; “ (1) Kısa mesafeli koruma alanı,
içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alan sınırının, içmekullanma suyu havzası sınırını aşması hâlinde, kısa mesafeli koruma alanı havza sınırında son bulur.
(2) Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal değeri arttırılamaz…”
12.6) “Dere, çay ve nehirler için genel esaslar ve koruma alanı” başlıklı 13’üncü maddesinde; “ (1)
İçme-kullanma suyu temin edilen ve temin edilmesi planlanan dere, çay ve nehirlerin korunması amacıyla, regülatör, bent ve benzeri içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki memba tarafındaki bölge, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılır.
Bu alanda, içme-kullanma suyu projesine ait mecburi teknik tesisler haricinde hiçbir yapı yapılamaz ve faaliyete izin verilemez…”
12.7) “Yeraltı suları için genel koruma esasları ve koruma alanları” başlıklı 14’üncü maddesinde; “
1) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yer altı suyu kütlelerinin kalite durumu İnsani
Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik eklerinde yer alan parametre listesi ve standartları dikkate alınarak Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtilen esaslara göre değerlendirilir.
(2) İçme-kullanma suyu temin edilen kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri yapılarda İnsani
Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelikte yer alan kalite parametreleri ve standartları dikkate alınarak izleme yapılır. İzleme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idareleri genel müdürlüklerince, diğer alanlarda ise Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce yapılır.
(3) İçme-kullanma suyu temin edilen yeraltı sularının koruma alanları ve esasları, Yeraltı Sularının
Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmeliğe göre Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü tarafından belirlenir.
(4) İçme-kullanma suyu temin edilen yeraltı sularının korunmasına yönelik tedbirlerin alınmasına rağmen yeraltı suyunun kalite standartlarını sağlamadığı ve risk altında olduğunun belirlendiği, ancak içmekullanma suyunun söz konusu yeraltı su kütlesinden temin edilmesinin zorunlu olduğu durumlarda, bu alanlara ilişkin içme-kullanma suyu havzası koruma planı Bakanlığın koordinasyonunda ilgili kurumların görüşleri alınarak Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce hazırlanır veya hazırlatılır.
13) 10/10/2012 tarih ve 28437 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “İçme Suyu Temin
Edilen Akifer ve Kaynakların Koruma Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Tebliğ”in;
13.1) “Mutlak koruma alanı” başlıklı 7’nci maddesinde; “ (1) Mutlak koruma alanının çevresi 50 (elli)
metre dikenli tel, duvar gibi engeller ile çevrilir, bu alan içme suyunun temin edildiği idare veya idareler tarafından kamulaştırılarak emniyete alınır ve tapu kaydına koruma alanı olarak işlenir.
(2) İçme suyu temini maksadıyla kullanılan kuyu, pınar, kaynak, kaptaj, tünel, galeri ve benzeri yapıların korunması maksadıyla; a) Mutlak koruma alanı 50 (elli) metreden daha yakın mesafede hiçbir yapıya ve faaliyete izin verilmez.
Başka hiçbir maksat için kullanılmaz.
b) Bu koruma tedbirini uygulayabilmek için yeraltı suyu kaynağının 50 (elli) metre çevresine gerekli uyarı tabelaları konur.
c) Yalnız yeraltı suyu işletme tesisinin bulunmasına ve çalışmasına müsaade edilir.
13.2) “Birinci derece koruma alanı” başlıklı 8’inci maddesinde; “(1) Birinci derece koruma alanı,
beslenme alanı yüzeyinden akifere süzülen suyun yeraltı suyu işletme tesisine ulaşıncaya kadar 50 (elli)
günde kat etmesi gereken yola eşit mesafenin sınırı ile mutlak koruma alanı sınırı arasında kalan bölgedir.
(2) Ağır metal ve zehirli maddeler, radyoaktif maddeler, zirai mücadele ve korunmada kullanılan kimyasal maddeler, bitümlü maddeler ve deterjanlar gibi çeşitli kirleticiler yeraltında çok uzun süre kalsalar bile zararlı etkilerini genelde kaybetmezler. Bu tip kirleticilerin olduğu bölgelerde yapılacak çalışmalarla genel koruma tedbirlerine ilave olarak özel şartlar belirlenir.
(3) Bu alanda koruma alanı ilanından önce mevcut olan yapılarda birinci derece koruma alanı şartları sağlanmalıdır.
1 (4) Bu alana ait yasaklar EK-1’de verilmiştir.
(5) Gerekli görülmesi halinde bu alanın dışında ikinci derece koruma alanı belirlenir.
(6) Gerekli görülmesi halinde EK-1’de 1 inci ve 2 nci derece koruma alanlarına ait yasaklara ilave yasaklar uygulanır.
13.3) “İkinci derece koruma alanı” başlıklı 9’uncu maddesinde; “ (1) İkinci derece koruma alanı,
birinci derece koruma alanının dış sınırından başlayarak kaynağın beslenme alanı sınırı, akiferin sınırı göz önüne alınarak belirlenir. İkinci derece koruma alanı en fazla yüzey suyu drenaj alanına kadar uzatılabilir. Yan havzadan beslenim olması durumunda ise, beslenimi sağlayan akifer koruma alanına dahil edilebilir…” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ FATMA BENLİ YALÇIN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
14) Kamu Denetçisi tarafından dosya kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, başvuru konusuna
ilişkin hazırlanan “ Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme
15) Başvuran tarafından 1 nolu paragrafta detaylı olarak ifade edildiği üzere özetle; 2012 yılı Aralık
ayında sahibinden satın aldığı Malatya, Yeşilyurt Belediyesi, Gündüzbey Mahallesi, Ahmedihamdi mevkisinde , , , , , nolu imarlı ve arsa vasıflı, emlak vergisini ödediği, mevcut durumda tarımsal faaliyet yaptığı parsellere, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli deprem sonrasında ev yapmak için izin istediğinde söz konusu arsa niteliğindeki parsellerin Bakanlar Kurulu kararıyla Malatya kaptaj koruma sahası içinde yer aldığından yapılaşma izninin olmadığı cevabının verildiğini, 2013 yılında satın aldığı taşınmazların 2008 yılında alınan kararla koruma alanına alındığını öğrendiğini, satış döneminde ilgili belediye veya tapu kadastro müdürlüğü tarafından satışa dair engel olabilecek herhangi bir şerh’in bulunduğu konusunda kendisine bilgi verilmediğini, bilakis şifahi olarak istediği zaman yapılacak yapılaşmada sorun olmayacağının ifade edildiğini, 2014 yılında Malatya Belediyesi büyükşehir vasfı kazanınca bu imar durumunun yok sayıldığını iddia ve ifade ederek, öncelikle ilgili parsellerde hakkı olan yapılaşma izninin verilmesini, aksi takdirde bilirkişi incelemelerinden sonra sınırların doğru olduğu söylenirse ilgili parsellerin doğru bedellerle kamulaştırılmasını veya kaptaj koruma sahası revize edilmeyecek olursa bu emsalde parsellerin verilerek takas yolu ile hak iadesi yapılmasını talep etmektedir.
1
Birinci Derece Koruma Alanındaki Yasaklar: -Kentsel yapılaşma (rekreasyon tesisleri hariç) -Uçak pisti ve yollar, demiryolları -Kentsel, evsel atıkların (katı ve sıvı atıklar dahil) depolanması, üretimi ve yok edilmesi -Mezarlık alanları – Madencilik (işletme, zenginleştirme, gang veya atık malzemenin yıkanması, taş ve mermer ocağından malzeme alınması)
Endüstriyel fabrikalar ve organize sanayi bölgeleri -Nükleer aktiviteler -Gübre ve pestisitler (kullanma, depolama, yok etme) – Akaryakıt, LPG istasyonu vb. yakıt depolama ve iletme tesisleri -Katı atık ve tehlikeli atık düzenli depolama tesisleri (atık barajları)
16) İlgili İdarelerin cevap yazıları ve eki bilgi ve belgeler incelendiğinde;
16.1) 167 Sayılı Yeraltısuları Hakkında Kanunun 1 ve 3’üncü maddeleri gereğince sınırları ve yapısal
özellikleri belirlendikçe yeraltısuyu sahalarını “Yeraltısuyu İşletme Alanları” kabul ve ilan etme yetkisinin
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün teklifi üzerine ilgili bakanlığa ait olduğu, bu hüküm gereğince
Malatya ilinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan tek kaynak olan (Pınarbaşı) kaptaj alanının,
17.04.2008 tarih ve 1590 sayılı Bakanlık Onayı ile 24.05.2008 tarihli 26885 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanmasını müteakip koruma alanı olarak kabul ve ilan edildiği,
16.2) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı) Koruma
Alanı İlan Metninde “… I — Ekli haritada sınırları belirtilen Pınarbaşı kaynağı çevresi “Mutlak Koruma
Alanı” ilan edilmiş olup her bir kuyunun 50 m. civarı dikenli telle çevrilecektir. Bu bölgede hiçbir faaliyete izin verilmeyecektir, 2— Ekli haritada sınırları belirtilen alan Yeraltısuyu İşletme Sahasına uygun bölge olup l. Derece Koruma alanı ilan edilmiştir ve bu bölgede Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği 22. Maddesine uyulmalıdır…” hükmü ile haritanın AÇIKLAMALAR dipnotunda yer alan “Mutlak koruma alanı: Hiçbir yapıya katı ve sıvı atık boşaltımına ve geçişe izin verilmez (Kaynakların 50 m yakını dikenli tel ile çevrilir.) Birinci derece koruma alanı: Bu alan içerisinde yapılaşmaya izin verilmez. Yalnızca geçiş ve rekreasyon gibi amaçlar için kullanıma izin verilebilir.” hükümleri çerçevesinde işlem yapılması gerektiğinin belirtildiği,
2 2
16.3) Başvurana ait 6 parça ve toplam yüzölçümleri 34.128,30 m olan, (5.663,61 m ), (5.486,85
2 2 2 2 2
m ), (5.653,57 m ), (5.926,53 m ), (6.049,07 m ), (5.348,67 m ) nolu parsellerin,
2008 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan karar neticesinde Malatya İli İçme Suyu Kaynağı (Pınarbaşı)
Birinci Derece Koruma Alanı dâhilinde kaldığı, bu parsellerin Mutlak Koruma Alanına olan mesafelerinin nolu parsel için 1.930 metre, nolu parsel için 1.880 metre, nolu parsel için 1.810 metre, parsel için 1.717 metre, nolu parsel için 1.813 metre, nolu parsel için 1.881 metre olduğu,
16.4) 6360 sayılı Kanun sonrasında Mülga Gündüzbey Belediyesinden Yeşilyurt Belediyesine devredilen
arşiv kayıtlarında Gündüzbey Mahallesi , , , , , numaralı parsellerin bulunduğu sahada 04/02/2011 tarih ve 2 numaralı karar ile 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planında
Revizyon+İlave İmar planı yapıldığı ve söz konusu taşınmazların imarda “Ayrık İkiz Nizam 2 katlı konut alanında” kaldığı,
16.5) Daha sonra, Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar
Planında, şikâyete konu taşınmazların “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı Koruma Alanı”nda kaldığı, üst ölçekli plana uyarlık sağlanması için söz konusu taşınmazların da içinde bulunduğu alanda
Revizyon 1/1000 ölçekli uygulama imar planı çalışmaları devam ettiği,
16.6) Söz konusu taşınmazların tarafından 19.11.2012 tarihinde satın alındığı, satın
alındığı esnada, satış akit tablosunda herhangi bir şerh, beyan vb. hak bulunmadığı, mevcut durumda da üzerinde herhangi bir şerh, beyan vb. hak bulunmadığı,
16.7) Yasal olarak yetki sahibi olan DSİ tarafından başvuranın imarlı olan arsalarında yapı yapma talebinin
veya söz konusu koruma alanının revize edilmesi talebinin kabul edilmediği tespit edilmiştir.
17) Bilindiği üzere Anayasa’nın 35. maddesinde: “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar,
ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” kuralına yer verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
18) İç hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Ek Protokolünün
“Mülkiyetin korunması” başlıklı 1. maddesinde ise: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” hükmü yer almıştır.
19) Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yönelik başvurulara ilişkin kararlarına atıf yaparak
yaptığı değerlendirmelerde, “Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife
Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel
biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).” (Muharrem Karabulut Başvurusu, B. No:
2017/28126, K.Tar: 10/12/2019, R.G. Tarih ve Sayı : 2024/12446-S.24.18842 28/1/2020-31022, 44-45)
20) Bu hükümler doğrultusunda benzer konularda yargıya yapılan başvurular incelendiğinde;
20.1) İlk olarak Anayasa Mahkemesine yapılan Muharrem Karabulut Başvurusunda, (B. No:
2017/28126, K.Tar: 10/12/2019, R.G. Tarih ve Sayı : 2024/12446-S.24.18842 28/1/2020-31022,); maliki olduğu taşınmazların
Büyükçekmece Barajı kısa mesafeli koruma kuşağında kalması nedeniyle tasarruf yetkisinin kısıtlandığı, yasal mevzuat nedeniyle taşınmazların emsali parseller gibi kullanılamaması nedeniyle açtığı tazminat davasının haksız olarak reddedildiği, mutlak koruma alanında bulunan taşınmazlarla kısa mesafeli koruma alanında bulunan taşınmazlar arasında farklı uygulama yapıldığı iddiası ile ayrımcılık yasağı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahisle tazminat talepli bireysel başvuruya ilişkin mahkemenin
değerlendirmesinde özet olarak; “… 61. Somut uyuşmazlıkta derece mahkemeleri başvurucunun taşınmazlarının dere ıslah ve işletme bandında bulunmadığını, tarımsal niteliğiyle kullanılabilecek durumda olduğunu tespit etmiştir. Derece mahkemelerine göre yasal mevzuatta yer alan kısıtlamalar başvurucunun taşınmazları üzerinde tasarruf yetkilerini kullanmasına engel değildir. Dolayısıyla derece mahkemeleri tasarruf yetkisi kısıtlanmayan başvurucuya ait taşınmazlarda değer kaybı ya da zarar meydana gelmediği sonucuna vararak davayı reddetmiştir. Başvurucu ise söz konusu taşınmazlarını dilediği gibi kullanmasına ve bundan yararlanmasına ilişkin haklarının ihlal edildiğini ve taşınmazların ekonomik değerinde azalma olduğunu öne sürmüştür.
62. Başvurucuya ait taşınmazlar tarım arazisi niteliği ile tapuya kayıtlıdır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan yasal mevzuat kapsamında taşınmazların kullanımına ve taşınmazlardan faydalanılmasına ilişkin birçok kısıtlayıcı hüküm bulunmaktadır (bkz. §§ 24-31). Nitekim bu kısıtlamalar dikkate alındığında başvurucunun taşınmazları üzerindeki dilediği gibi kullanma ve yararlanma yetkisini sınırsız olarak kullanabildiğinden bahsetmek mümkün değildir. Ancak öngörülen yasal mevzuatın yol açtığı kısıtlamaların bir sonucu olarak taşınmazların tamamen kullanılamaz hâlde olduğu da söylenemez.
63. Dolayısıyla kullanma ve yararlanma hakkına yönelik olarak bir kısım yasal kısıtlamaya maruz kalan ancak tamamen de kullanılamaz nitelikte bulunmayan taşınmazların kamulaştırılması veya bedelinin tamamına hükmedilmesi gerektiğinden söz edilemez. Lakin başvurucunun mülkiyet hakkının kamu yararı amacı çerçevesinde kısıtlandığı ve bu kısıtlamaların bir zarara yol açtığı da açıktır. Bu hâlde başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olduğundan yani adil dengenin sağlandığından söz edilebilmesi için meydana gelen zararın en uygun giderim vasıtasıyla ortadan kaldırılması gerekir. Somut olayda kısıtlılık nedeniyle ortaya çıkan zarar başvurucuya tazminat ödenerek karşılanabilecektir. Bu kapsamda kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabilmesi bakımından taşınmazlarda kısıtlılık nedeniyle meydana gelen zararı karşılayacak düzeyde tazminatın belirlenmesi ve başvurucunun zararının giderilmesi gerekir.
64. Taşınmazları için getirilen kısıtlamalara rağmen başvurucuya hiçbir tazminat ödenmemesi müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile karşılaştırıldığında bütün külfetin başvurucuya yüklenmesine yol açmıştır. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı bir külfet yüklemekte olup başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.
65. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir…” şeklinde mülkiyet hakkının ihlali oluştuğuna hükmedilerek, mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere yerel mahkemeye iade edilmiştir.
20.2) Yine, Danıştay 6. Dairesinin 27/06/2013 tarih ve 2012/3972 E., 2012/4556 K. Sayılı kararının
gerekçesinde; “… Konunun en belirgin şekilde tartışıldığı ve karara bağlandığı örnek ise Yargıtay Hukuk
Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü, E: 2010/5-662 K: 2010/651 sayılı kararıdır. Bu kararda, “….uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı idarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale getirdiği, dolayısıyla malikin taşınmazdan mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığı, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal bir nedene dayanılmadan
idarece engellendiği kuşkusuzdur. Yukarıda açıklandığı üzere, malikin taşınmaz üzerindeki egemenliği hukuk düzeninin sınırları içinde üçüncü kişilere karşı korunmuş ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinde malike, hukuka aykırı olarak müdahalenin önlenmesini isteme hakkı tanınmıştır. Bir kişinin taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında sonucu itibari ile bir fark bulunmamakta her ikisi de kişinin mülkiyet hakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonucu doğurmaktadır.
Ancak, bundan da öte; uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen davalı idarece, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği; bu haliyle idarenin eyleminin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için yeterli bulunduğu, her türlü izahtan varestedir.” gerekçesiyle söz konusu uyuşmazlıkları
“kamulaştırmasız el koyma” kapsamında değerlendirmiş ve idarenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal sahibinin, dava yoluyla kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda mülkiyetin bedele çevrilmesini, eş söyleyişle idareden değer karşılığının verilmesini isteyebileceği sonucuna varmıştır.
Bununla birlikte, benzer uyuşmazlıklarla ilgili olarak yine adli yargıda açılan davalarda, görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkmış, uyuşmazlığı inceleyen Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından da, 09.04.2012 günlü, E:2012/41, K:2012/77 sayılı ve 09.04.2012 günlü, E:2011/238, K:2012/63 sayılı kararlarda olduğu gibi, yukarıda belirtilen konularda idari yargı görevli bulunmuştur.
…
İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 09.01.2008 tarih ve E:2006/627, K:2008/5 sayılı kararıyla söz konusu
1031 ve 1032 sayılı parsellere yönelik olarak davacı tarafından kamulaştırma yapılması talebiyle yapılan
başvurunun reddi işleminin İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 09.01.2008 tarih ve E:2006/627, K:2008/5 sayılı kararıyla İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliğinde yapılaşma koşullarına getirilen sınırlama bakımından aynı durumda olan mutlak mesafeli koruma alanları ile kısa mesafeli koruma alanlarında kamulaştırma açısından farklı bir uygulama öngörülmesinin Anayasanın 10. Maddesine aykırılık
oluşturduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği, kararın Danıştay 6. Dairesinin 27.02.2009 tarih ve E:
2008/9185, K: 2009/1832 sayılı kararıyla onandığı, yine Danıştay 6. Dairesinin 05.03.2010 tarih ve E:
2009/12407. K: 2010/2141 sayılı kararıyla karar düzeltmesi isteminin reddedildiği hususu gözönünde bulundurulduğunda davacıya ait parsellerin, İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği çerçevesinde kısa mesafeli koruma havzası içinde kaldığı ve bu nedenle davacının tasarruf haklarının kısıtlandığının açık olduğu, davacının kamulaştırma talebi ile başvurusunun üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına karşın davalı idarece herhangi bir kamulaştırma programının hazırlanmadığı ve kamulaştırma yapılmadığı gibi taşınmazın kamulaştırılmasına yönelik davacı istemlerinin reddedildiği ve ne zaman kamulaştırma yapılabileceği konusunda davacıya herhangi bir bilgi de verilmediğinden davacıya ait parselin mülkiyet hakkından yararlanma olanaklarının belirsizlik içinde olduğu görülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yukarıda da yer verilen, Hakan Arı/Türkiye Davasında (Başvuru
No:13331/07) verdiği kararda, söz konusu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanmasının önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dahil, sonucu itibarıyla taşınmazın
değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı değerlendirmesinde bulunarak, malikin, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı sonucuna varmış ilgilinin mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu bağlamda, uyuşmazlık konusu olayda da, davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup bu kısıtlamanın kaldırılmamasında yukarıda yer verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
Hakan Arı/Türkiye Davasında belirtilen gerekçeler doğrultusunda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davacıya ait taşınmazın içme suyu havzası kısa mesafeli koruma alanında kalması ve bunun sonucunda taşınmazının kamulaştırılmaması nedeniyle davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olduğundan, taşınmazın arsa bedelinin mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aralarında emlak değerleme uzmanının da bulunduğu bilirkişi kurulunca hazırlanacak rapor da dikkate alınmak suretiyle davacıya ödenmesi gerekirken aksi yönde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir…” şeklinde, kısa mesafe koruma alanında kalan ve mahkeme kararı ile kamulaştırılmasına karar verilen parsellerin kamulaştırma işleminin yapılmaması nedeniyle belirlenecek bedelin davacıya ödenmesine hükmedilmiştir.
20.3) Danıştay 6. Dairesinin (26/05/2015 tarih ve 2013/3623 E., 2015/3467 K.), onaylı imar plan sahası
dışında, İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği çerçevesinde kısa mesafeli koruma alanı içinde kalan ve tapuda tarım arazisi vasfında olan taşınmazın uzun bir süre geçmiş olmasına karşın davalı idarece herhangi bir kamulaştırma programının hazırlanmadığı, kamulaştırma işlemlerinin yapılmadığı ve taşınmazının ne zaman kamulaştırılacağı konusunda herhangi bir bilginin de verilmediği, bu nedenle tasarruf haklarının kısıtlandığı iddiasıyla taşınmazın kamulaştırma talebi ile davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali talepli başvuruya ilişkin bir başka kararında özetle; “… dava konusu parselin mevcut imar plan sınırları içerisinde yer almadığı dikkate alındığında yapılaşmaya elverişli olmayan bir alan için mülkiyet hakkının sınırlandığı iddiasının yerinde olmadığı, tarım arazisi vasfı olan bu alanda mevcut duruma göre zirai faaliyetlerin yapılabilmesi bakımından herhangi bir kısıtlılığın bulunmadığı, davacının uyuşmazlık konusu taşınmazdan yararlanmasının tamamen ortadan kaldırılmadığı; dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyeceği hususu göz önüne alındığında, dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.” şeklinde zaten tapuda tarım arazisi olan taşınmaz ile ilgili kısa mesafe koruma alanında zirai faaliyete izin verildiği gerekçesiyle mülkiyet hakkı ihlali olmadığına hükmedilmiştir.
21) Başvuranın iddia ve talepleri, idarelerin cevap yazıları, ilgili mevzuat hükümleri ve benzer yargı
kararlarına ilişkin değerlendirmelerin başvuruya konusu edilen somut olaya uygulanması neticesinde; inceleme konusu başvuranın imarlı parsellerine yapı ruhsatı verilip verilemeyeceği veya koruma alanı sınırlarının revize edilmesi ile Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı 1. Derece Koruma
Alanında kalan taşınmazların kamulaştırma veya takasa konu edilip edilmeyeceği hususlarında toplanmaktadır.
22) Başvuranın imarlı parsellerine yapı ruhsatı verilip verilemeyeceği veya koruma alanı sınırlarının revize
edilmesi ile ilgili olarak; su kaynaklarının korunmasındaki zaruriyet çerçevesinde yasal düzenleme yapılması hususunda kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisinin mevcut olduğuna dikkat çekmek gerekir.
22.1) Ülkemizde, yeraltı sularının korunması, kirlenmesinin önlenmesi, sağlıklı şekilde tüketicilere
ulaştırılması amacıyla 1960 yılında yürürlüğe giren 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun ile yeraltı sularının genel sular kapsamında olduğu, yeraltı sularının devletin hüküm ve tasarrufu altında yerlerden olduğu, bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescilinin 167 sayılı Kanun ve ilgili
Yönetmelikler kapsamında yetkili idareler tarafından yapılacağı veya izin alınması gerektiği hükme bağlanmıştır.
22.2) Başvuruya konu edilen, Malatya İli Pınarbaşı İçme Suyu Kaynağının, Malatya ilinin içme ve kullanma
suyu ihtiyacını karşılayan tek kaynak olması hasebiyle 167 Sayılı Yeraltısuları Hakkında Kanunun 1 ve 3’üncü maddeleri gereğince 17.04.2008 tarih ve 1590 sayılı Bakanlık Onayı ile 24.05.2008 tarihli ve 26885 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakip koruma alanı olarak kabul ve ilan edilmiştir. Başvuruya konu edilen taşınmazların bulunduğu sahada 04/02/2011 tarih ve 2 numaralı karar ile 1/1000 ölçekli
Uygulama İmar Planında Revizyon+İlave İmar planı yapıldığı ve söz konusu taşınmazlar imarda “Ayrık
İkiz Nizam 2 katlı konut alanında” kalmakla birlikte, söz konusu taşınmaları da içine alan sahanın 1.
Derece Koruma Alanı ilan edilmesinin Malatya ilinde içme suyu ihtiyacı karşılayan kaynakların korunması amacıyla yapıldığı, bir başka deyişle kamusal fayda güdüldüğü, daha sonraki süreçte koruma alanında bulunan sahada yapılaşmaya izin verilmesine dönük Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı ile şikâyete konu taşınmazların da bulunduğu sahanın “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı Koruma Alanı” olarak kabul edilerek ihtilafın giderildiği, Yeşilyurt
Belediyesi tarafından da 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı gereğince 1/1000 ölçekli Revizyon İmar Planının hazırlık sürecinde olduğu ifade edilmekle koruma alanına alındıktan sonra yapılan imar planı gerekçe gösterilerek şikâyete konu parsellerde yapı izni verilmesi veya koruma alanı sınırlarının revize edilmesi taleplerinin yetkili kurum olan DSİ tarafından reddedilmesinde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı tespit edilmiştir.
23) “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı 1. Derece Koruma Alanında” kalan taşınmazların
kamulaştırma veya takasa konu edilip edilmeyeceği ile ilgili olarak ise; 167 sayılı Yeraltu Suları Hakkında
Kanun kapsamında 2008 yılında 1. Derece Koruma Alanına alınan başvurana ait parsellerin kamu yararı amacıyla kısıtlandığından hareketle, idarenin koruma alanına almasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı tespit edilmekle birlikte, başvuran tarafından parsellerin 19/11/2012 tarihinde imar vasıflı olarak satın alındığı, satış esnasında ilgili belediye veya tapu müdürlüğü tarafından satışa engel olabilecek bir şerh’in olduğuna ilişkin bir bilgi verilmediği, bilakis istediği zaman yapılacak yapılaşmada sorun olmayacağı şeklinde şifahen bilgi verildiği iddiası ile ilgili olarak tapu müdürlüğünün cevap yazısında satın alındığı esnada, satış akit tablosunda herhangi bir şerh, beyan vb. hak bulunmadığı, mevcut durumda da üzerinde herhangi bir şerh, beyan vb. hak bulunmadığının teyit edildiği dikkate alındığında yukarıda geniş şekilde izah edildiği üzere, Anayasa ve uluslararası hukuk düzenlemeleri ile benzer konudaki yargı kararları kapsamında mülkiyet hakkı ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
23.1) Danıştay 6. Dairesinin yukarıda (Paragraf 20.3) detayları sunulan kısa mesafe koruma alanında
kalan taşınmazına, mutlak koruma alanında kalan taşınmazlar gibi kamulaştırma yapılmadığından mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile kamulaştırma yapılması talepli başvuruya ilişkin 26/05/2015 tarih ve 2013/3623 E., 2015/3467 sayılı kararının gerekçesinde, tapuda tarım arazisi olan taşınmazın imarlı arsa olmadığı için mevcut durumda tarımsal amaç için kullanıldığı ve bir hak kaybı olmadığı gerekçesi ileri sürülmüştür. Bu karar ile kısa mesafe koruma alanlarının işlevi itibariyle mutlak koruma alanlarından farklı
olduğu ve tapuda işlevinden bir değişikliğe gidilmediği davacının talebinin ret edilmesine gerekçe olarak sunulmuştur. Ancak, yukarıda (Paragraf 20.1) detayları sunulan Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruda Büyükçekmece Gölü kısa mesafeli koruma alanında kalan taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atıldığı iddiası ile bedellerin ödenmesi için yerel mahkemede tam yargı davasına, yerel mahkeme tarafından “Taşınmazların Büyükçekmece Havzası kısa mesafeli koruma alanında kaldığı, dere ıslah ve işletme bandında bulunmadığı tespit edilmiştir. 17/4/2014 onanlı İzzettin köyü 1/5000 ölçekli nazım imar planı sahası içinde bulunan taşınmazların tarla niteliğinde olduğuna ve tarımsal amaçla kullanılabilmeleri nedeniyle tasarruf yetkisinin idari işlemle kısıtlanmasının söz konusu olmadığı” gerekçesiyle reddedilmesi ve üst mahkemeye onanması üzerine Anayasa Mahkemesine başvurulmuş ve mahkeme karar gerekçesinde özet olarak, tapuda tarım vasıflı olan taşınmazın kullanma ve yararlanma hakkına yönelik olarak bir kısım yasal kısıtlamaya maruz kalan ancak tamamen de kullanılamaz nitelikte bulunmayan taşınmazların kamulaştırılması veya bedelinin tamamına hükmedilmesi gerektiğinden söz edilemeyeceği; ancak başvurucunun mülkiyet hakkının kamu yararı amacı çerçevesinde kısıtlandığı ve bu kısıtlamaların bir zarara yol açtığının da açık olduğu, somut olayda kısıtlılık nedeniyle ortaya çıkan zararın başvurucuya tazminat ödenerek karşılanabileceği, kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabilmesi bakımından taşınmazlarda kısıtlılık nedeniyle meydana gelen zararı karşılayacak düzeyde tazminatın belirlenmesi ve başvurucunun zararının giderilmesi gerektiği şeklinde tamamen kamulaştırılmasa dahi tazminat ödenerek dengenin sağlanması yönünde Danıştay 6. Dairesinin (26/05/2015 tarih ve 2013/3623 E., 2015/3467 K.) kararından farklı yönde hükme varmıştır.
23.3) Diğer yandan, yukarıda (Paragraf 20.2) detayları sunulan Danıştay 6. Dairesinin 27/06/2013 tarih
ve 2012/3972 E., 2012/4556 K. sayılı diğer kararında ise, söz konusu alanın imarlı arsa olması hasebiyle mutlak koruma alanı ile kısa mesafe koruma alanında farklı uygulama yapılması nedeniyle Anayasanın 10’uncu maddesine aykırılık oluştuğu gerekçesiyle kamulaştırılması yönündeki kararın idare tarafından uygulanmaması nedeniyle verilen zararın giderilmesi yönündeki görüşü ile davacıya ait taşınmazın içme suyu havzası kısa mesafeli koruma alanında kalması ve bunun sonucunda taşınmazının kamulaştırılmaması nedeniyle davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olduğu şeklinde taşınmazın arsa bedelinin mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aralarında emlak değerleme uzmanının da bulunduğu bilirkişi kurulunca hazırlanacak rapor da dikkate alınmak suretiyle davacıya ödenmesi yönünde hükme varılmıştır.
24) Somut olayda, 2008 yılında korumaya alınan alanda “Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya
Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik” ile “İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair
Yönetmelik”in ilgili hükümleri gereğince mutlak koruma alanlarının kamulaştırılacağının belirtildiği; ancak birinci derece koruma alanı veya kısa mesafe koruma alanının kamulaştırılacağına ilişkin hüküm bulunmadığından, mutlak koruma alanları dışında kalan alanlar için takdir hakkı verildiği, diğer yandan, bahis konusu edilen benzer mahkeme kararlarında mutlak koruma alanında kalan taşınmazlara göre birinci derece veya kısa mesafe koruma alanında kalan taşınmazların tamamen kısıtlanmadığı, tarımsal amaçlı işler başta olmak üzere kısmi olarak mülkiyetin kullanılmaya devam edilebildiği gerekçeleriyle kamulaştırma taleplerine olumlu yaklaşılmadığı veya kamulaştırma yerine taşınmazın kullanımının kısıtlanmasından kaynaklı tazminat ödenmesi yönünde hükme varıldığı tespit edilmekle, İçme Suyu Temin
Edilen Akifer ve Kaynakların Koruma Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Tebliğ” de 1 Derece Koruma
Alanında uygulanacak yasaklar arasında kentsel yapılaşma (rekreasyon tesisleri hariç) dahil olmak üzere tek tek sayılmakla parsellerdeki mülkiyet hakkının kısıtlandığı anlaşılmaktadır.
25) Diğer yandan, incelememize konu parsellerin 2008 yılında koruma alanına alındıktan sonra ilgili
idareler tarafından tapuya şerh veya beyanlar hanesine kısıtlılık şerhi konulmadığı gibi 2011 yılında 1/1000 ölçekli Revizyon İmar Planı ile “Ayrık İkiz Nizam 2 katlı konut alanında” bırakıldığı, buna göre emlak vergisi alındığı, 19/11/2012 tarihinde tapuda imar vasıflı olarak satın alındığı, satış esnasında ilgili belediye veya tapu müdürlüğü tarafından satışa engel olabilecek bir şerh’in olduğuna ilişkin bir bilgi verilmediği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 1010’uncu maddesi gereğince “Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebileceği” amir hükmü gereğince başvuranın tapu kayıtlarında ve imar planında var olmayan bir kısıtlılık durumundan haberdar olmasının beklenemeyeceği, ayrıca son olarak Malatya Büyükşehir
Belediyesi tarafından yapılan 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı ile şikâyete konu taşınmazların da bulunduğu sahanın “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı Koruma Alanı” olarak kabul edilmesi neticesinde başvuranın tapuda konut alanında kalan taşınmazının imarda değer kaybına uğrama durumunun söz konusu olabileceği anlaşılmaktadır.
26) Bu gerekçeler ışığında, 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde “Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünün görev ve yetkileri” başlıklı 121’inci maddesinin (l) bendinde Genel Müdürlüğün vazifesi içinde bulunan işlerin yapılmasına lüzumlu gayrimenkulleri kanunlarına göre geçici olarak işgal etme veya istimlak etme veya satın alma yetkisi verilmekle, mevcut durumun başvuranın mülkiyet hakkından yararlanmasının önünde engel teşkil ettiği ve arazinin değerinde satış şansı da dâhil olmak üzere, sonucu itibarıyla taşınmazın değerinin azalmış olabileceği, diğer yandan, başvuranın söz konusu taşınmazlarda fiili olarak tarımsal faaliyet yaptığı ve görevli ve yetkili idarenin koruma alanının sınırlarını her zaman revize etme yetkisinin bulunduğu dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen (Paragraf
20.1) kararında ifade edildiği üzere “… kullanma ve yararlanma hakkına yönelik olarak bir kısım yasal
kısıtlamaya maruz kalan ancak tamamen de kullanılamaz nitelikte bulunmayan taşınmazların kamulaştırılması veya bedelinin tamamına hükmedilmesi gerektiğinden söz edilemeyeceği; ancak başvurucunun mülkiyet hakkının kamu yararı amacı çerçevesinde kısıtlandığı ve bu kısıtlamaların bir zarara yol açtığının da açık olduğu, somut olayda kısıtlılık nedeniyle ortaya çıkan zararın başvurucuya tazminat ödenerek karşılanabileceği,…” görüşü doğrultusunda kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin gözetilmesi gerektiği görüş ve kanaatine varılmıştır.
27) Yukarıda açıklanan hususlar, başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili
mevzuat, yargı kararları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın imarlı parsellerine yapı ruhsatı verilip verilemeyeceği veya koruma alanı sınırlarının revize edilmesi ile ilgili olarak; söz konusu taşınmaları da içine alan sahanın Malatya ilinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan tek kaynak olması hasebiyle söz konusu alanın 1. Derece Koruma Alanı ilan edilmesinin
Malatya ili içme suyu kaynağının korunması amacıyla yapıldığı, bir başka deyişle kamusal fayda güdüldüğü, daha sonraki süreçte koruma alanında bulunan sahada yapılaşmaya izin verilmesine dönük
Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı ile şikâyete konu taşınmazların da bulunduğu sahanın “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı Koruma Alanı” olarak kabul edilerek ihtilafın giderildiği, Yeşilyurt Belediyesi tarafından da 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı gereğince 1/1000 ölçekli Revizyon İmar Planının hazırlık sürecinde olduğu ifade edilmekle koruma alanına alındıktan sonra yapılan imar planı gerekçe gösterilerek şikâyete konu parsellerde yapı izni verilmesi veya koruma alanı sınırlarının revize edilmesi taleplerinin yetkili kurum olan DSİ tarafından reddedilmesinde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı,
“Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı 1. Derece Koruma Alanında” kalan taşınmazların kamulaştırma veya takasa konu edilip edilmeyeceği ile ilgili olarak, başvuranın söz konusu taşınmazlarda fiili olarak tarımsal faaliyet yaptığı ve görevli ve yetkili idarenin koruma alanının sınırlarını her zaman revize etme yetkisi bulunduğu anlaşılmakla birlikte taşınmazların 2008 yılında koruma alanına alındıktan sonra ilgili idareler tarafından tapuya şerh veya beyanlar hanesine kısıtlılık şerhi konulmadığı gibi 2011 yılında 1/1000 ölçekli Revizyon İmar Planı ile “Ayrık İkiz Nizam 2 katlı konut alanında” bırakıldığı, 19/11/2012 tarihinde tapuda imar vasıflı olarak satın alındığı, satış esnasında ilgili belediye veya tapu müdürlüğü tarafından satışa engel olabilecek bir şerh’in olduğuna ilişkin bir bilgi verilmediği, 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunun 1010’uncu maddesi gereğince “Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebileceği” amir hükmü gereğince başvuranın kısıtlılık durumundan haberdar olmasının beklenemeyeceği, ayrıca son olarak Malatya Büyükşehir
Belediyesi tarafından yapılan 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Planı ile şikâyete konu taşınmazların da bulunduğu sahanın “Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı Koruma Alanı” olarak kabul edilmesi neticesinde başvuranın tapuda konut alanında kalan taşınmazının imarda değer kaybına uğramasının söz konusu olabileceği görülmektedir. Söz konusu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanmasının önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dahil olmak üzere, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini azaltabileceği, bu sebeple emsal yargı kararlarında da yer verildiği üzere kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabilmesi bakımından taşınmazlarda kısıtlılık nedeniyle meydana gelen zararı karşılayacak düzeyde tazminatın belirlenmesi ve başvurucunun zararının giderilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
28) İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirmeler neticesinde; ilgili idarelerden istenilen bilgi ve belgelerin makul süre içerisinde gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği tespit edilmiştir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
29) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca
başvurunun Kurum tarafından reddedilmesi hâlinde, (varsa) durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlamakta, 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise (varsa) durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam etmektedir. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede Malatya İdare
Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
İlgili mevzuat hükümleri, yukarıda yer verilen açıklamalar ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN
KISMEN REDDİ İLE KISMEN KABULÜNE;
Başvuranın imarlı parsellerine yapı ruhsatı verilmesi veya koruma alanı sınırlarının revize edilmesi talebi yönünden BAŞVURUNUN REDDİNE,
“Malatya ili İçme Suyu Kaynağı Pınarbaşı 1. Derece Koruma Alanında” kalan tarımsal amaçlı işler başta olmak üzere kısmi olarak mülkiyetin kullanılmaya devam edilebilen şikayete konu taşınmazlarda, kamu yararı ile bireylerin mülkiyet hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabilmesi bakımından kısıtlılık nedeniyle meydana gelen zararı karşılayacak düzeyde tazminatın belirlenmesi ve başvurucunun zararının giderilmesi hususunda DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE TAVSİYEDE
BULUNULMASINA,
Kararın BAŞVURANA, DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE, MALATYA
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINA ve YEŞİLYURT BELEDİYE BAŞKANLIĞINA tebliğ edilmesine,
6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi