TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 6692-6692
BAŞVURU NO : 2018/11110
KARAR TARİHİ : 13/03/2019
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : Maltepe 2 Nolu L Tipi Ceza İnfaz
Kurumu Müdürlüğü
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın hakkında verilen disiplin cezasına itirazı hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 14/09/2018
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, Kurumumuza elden yaptığı başvurusunda, özetle; Maltepe 2 Nolu Ceza İnfaz
Kurumu Disiplin Amirliğinin 29/06/2018 tarihli ve … sayılı Kınama Cezası ile ilgili kararı hukuka ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, tarafına verilen disiplin cezasını hak edecek hiçbir eylem ve davranışının olmadığını, olay günü görevini eksiksiz olarak yaptığına inandığını, normal şartlarda görev yaptığı blokta en az 6-7 memur olması gerekirken personel noksanlığı yüzünden nöbetlerin bir kişi olarak yazıldığını, olay günü sorumlu olduğu blokta ortalama 40 hükümlü/tutuklu bulunduğunu, bu sebeple tüm hükümlü ve tutukluların tek tek nerde olduğunu an itibariyle tespit etmenin hayatın olağan akışına aykırı ve imkansız olduğunu, gün içinde psikolog, sosyolog, başmemur mazeret, idare memuru mazeret, 2. müdür mazeret, avcı mazeret, kurs, ziyaret, dişçi, doktor, noter, hastane, mahkeme vb. nedenlerle koğuşlarda giriş çıkışların iş yükü fazlalığı ve personel noksanlığı yüzünden takip edilemediğini, ayrıca Ceza İnfaz
Kurumumuzda Gündüz saat 08.00 ve Akşam saat 20.00 sayımı dışında saat başı sayım yapılmadığını, 240 kişinin yarısına yakınının gün içinde koğuştan birden fazla kez giriş çıkış yaptığını, bunca kişinin takibinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, soruşturma amirinin de bunu bildiği halde kendisini cezalandırma yoluna gittiğini, bu durumun kabul edilemez olduğunu, soruşturma amirinin sadece İnfaz
Koruma Memuru ….’nin özlük dosyasını incelediğini ve bu kişinin daha önce de uyarı cezası olduğunu belirlediğini, ancak kendisinin özlük dosyasının incelenmediğini ve özlük dosyasının bulunduğu İstanbul Anadolu Adliyesi Adalet Komisyonunda bulunan özlük dosyasından sicilleriyle ilgili evrak istenmediğini, dolayısıyla kendisi ile ilgili geçmiş hizmetleriyle ilgili değerlendirme yapılmadığını, yaklaşık olarak 5 yıldır infaz ve koruma memuru olarak görev yapmakta olduğunu, geçmiş hizmetlerinin başarılı ve iyi derecede olduğunu, verilen kınama cezasının meslek hayatında aldığı ilk disiplin cezası olduğunu, 657 sayılı Kanuna göre geçmiş hizmetleri olumlu olan ve iyi ya da çok iyi derecede sicil almış olan memurlara bir derece hafif olanın uygulanabileceğinin hüküm altına alındığını, bu konuda yetkili amirlere bir takdir hakkı tanınmış olmakla birlikte şayet alt ceza uygulanmamış ise gerekçesinin belirtilmesinin gerektiğini, aksi halde bir alt cezanın uygulanması gerektiği yönünde idari yargı kararlarında içtihat oluştuğunu ifade ederek; bahsi geçen Maltepe 2 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 29/06/2018 tarihli ve … sayılı kınama cezasının incelenmesini ve hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde cezanın iptal edilmesi yönünde tavsiye kararı verilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 28/12/2018 tarihli ve …
sayılı yazısının ekinde sunulan Maltepe 2 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 12/12/2018 tarihli ve … Muh sayılı yazısında, özetle;
2.1) Başvurana 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesinin (B)
fıkrasının (a) bendinde yer alan “verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kusurlu davranmak” hükmü çerçevesinde kınama cezasının verildiği,
2.2) Maltepe 2 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda, 11 infaz koruma başmemuru, 141
kadrolu erkek infaz koruma memuru, 66 sözleşmeli erkek infaz koruma memuru,
5 kadın kadrolu infaz koruma memuru, 1 sözleşmeli kadın infaz koruma memuru
olmak üzere toplam 224 kadın ve erkek infaz koruma memurunun görev yapmakta olduğu, Kurumda dörtlü vardiya sisteminin uygulandığı, 4 infaz koruma baş memuru ile 85 infaz koruma memurunun vardiya görevini, diğer infaz koruma baş memurları ile infaz koruma memurlarının gündüz hizmet birimlerimizde görevlendirilmek suretiyle gündüz personeli olarak görevlerini ifa ettiği,
2.3) Hükümlü/tutuklu başına ortalama kaç memurun görevlendirilmesi gerektiğine
ilişkin Bakanlığın görüşünün 4/1 alacak şekilde değerlendirildiği, ancak bu oranın
Kurumda 11/1 olduğu, Kurumun iki defa arttırılmış kapasitesinin 1756 iken bugünkü kapasitesinin 2689 kişi olduğu,
2.4) 13/03/2018 tarihinde başvuranın görev yaptığı blokta bulunan toplam mahkum
sayısının sabah sayımında 416 kişi, akşam sayımında 358 kişi olduğu, Kurumda her vardiya nöbet hizmetinin bir infaz koruma başmemuru ve 22 infaz koruma memuru tarafından yürütüldüğü, bu sayının Kurumun yerine getirmesi gereken hizmet ve personel mevcuduna göre belirlendiği,
2.5) Maltepe 2 Nolu Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda sabah 08:00 ve akşam 20:00
saatlerinde olmak üzere günde iki sayım yapıldığı, gerek görülmesi halinde sayımın her an tekrarlanabildiği, yapılan sayımlarda kurumda ve kurum dışında bulunan (mahkeme, hastane vb.) hükümlü/tutuklu sayılarının sayım tutanağı düzenlenerek nöbeti teslim alan vardiya personeli tarafından imzalanıp teslim alındığı, nöbetçi infaz koruma memurları nöbet tuttukları bloktaki hükümlü/tutuklu sayılarını, her koğuş ve odadan o gün hastane, mahkeme veya başka nedenle kurumdan çıkış yapmış olan hükümlü/tutuklu sayısını, ismini bildiği, nöbet mahallindeki hükümlü/tutuklu sirkülasyonlarını bilmek ve takip etmekten sorumlu olduğu,
2.6) C-5 koğuşunda barındırılmakta olan hükümlü … ’nin sabah sayım öncesi alındığı,
nöbetçi memurun sabah sayım tutanağı ile bu hükümlünün hastaneye çıkış yaptığını öğrendiği, çünkü imzaladığı sayım tutanağında nöbet tuttuğu bloktaki koğuşlardan çıkış yapan hükümlü/tutuklu listesinin mevcut olduğu,
2.7) Mahkeme, hastane ve diğer nedenlerle kurumdan çıkış yapan hükümlü ve
tutukluların Kuruma ne zaman dönecekleri işlemlerinin süresine bağlı olduğu, bu durumda nöbetçi memura kesin bir bilgi verilmesinin mümkün olmadığı, ancak nöbetçi memurun nöbetçisi olduğu bloktaki koğuşlarda bulunan hükümlü ve tutukluların koğuşa giriş çıkışlarından sorumlu olduğu,
2.8) Mahkeme, hastane ve diğer nedenlerle kurumdan çıkış yapması gereken
hükümlü/tutuklu listesinin Kurum müdürünün onayı ile Jandarma Tabur
Komutanlığına ve Kurum sorumlu başmemurluğuna gönderildiği, bu talimat doğrultusunda hükümlü/tutukluların görevli infaz koruma memurları tarafından kurum mahkum kabul birimine getirildiği ve jandarma devriye komutanına teslim tesellüm evrakı düzenlenerek imza karşılığında teslim edildiği, Kuruma dönüşlerde ise jandarma devriye komutanının mahkum kabul birimine getirdiği hükümlü ve tutukluların görevli personel tarafından gerekli işlemleri yapılarak teslim alındığı ve görevli infaz koruma memuru refakatinde koğuş ve odalarına gönderildiği,
2.9) Nöbetçi memurun nöbet mahallinden kurum dışına mahkeme, hastane ve diğer
nedenlerle çıkış yapan veya kurum içi diğer birimleri ve kurullara çıkardığı hükümlü ve tutukluların dönüş yapıp yapmadığını teslim alan memurdan veya ilgili biriminden teyit etmesi, nöbet mahallindeki hükümlü/tutuklu mevcudu sayım tutanağına atmış olduğu imza ile kendi sorumluluğunda ve zimmetinde olduğunu bilmesi gerektiği,
2.10) Ceza infaz kurumlarının iç ve dış güvenlik görevlileri tarafından 24 saat güvenlik
ve gözetim altında tutulan kamu kurumları olduğu, bu kurumlarda barındırılmakta olan hükümlü ve tutukluların her an kurumdan kaçma girişimleri olabileceğinden en üst seviyede güvenlik tedbirleri alındığı, kurumlarda görev yapmanın sadece iç işleyişin gerçekleşmesini yerine getirmekten ibaret olmadığı, nöbet tutan memurun nöbet mahallinde bulunan koğuşlardaki hükümlü ve tutukluların her türlü giriş ve çıkışlarından sorumlu olduğu ve bu sorumluluklarından hiçbir bahaneyle kaçmalarının mümkün olmadığı, bu sorumluluğun kurum amirleri tarafından Personel Eğitim Merkezlerinde Ceza İnfaz Kurumu Güvenliği dersi olarak eğitiminin verildiği, infaz ve koruma memurlarının kurum iç güvenlik ve gözetim görevi personeli olarak görev yaptığı, ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu
denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında;
“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
4) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5
inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
5) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
5.1) “Amir durumda olan devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 10 uncu
maddesinin ikinci fıkrasında;
“Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır. Amirlik yetkisini kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslar içinde kullanır.”
5.2) “Disiplin cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlıklı 125 inci
maddesinde;
“Devlet memurlarına verilecek disiplin cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil
ve haller şunlardır:
… B – Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildiril-mesidir.
Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
… a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kusurlu davranmak, … Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır.
… Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir” 5.3) “Savunma hakkı” başlıklı 130 uncu maddesinde;
“Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez.
Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.”
6) 24/10/1982 tarihli ve 17848 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren
Disiplin Kurulları ve Disiplin Amirleri Hakkında Yönetmeliğin “Disiplin
Amirlerinin sorumlulukları” başlıklı 19 uncu maddesinde;
“Disiplin amirleri, disiplin işlerinde kendilerine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve özel kanunlarla verilen yetkileri kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla; memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınan hakları göz önünde tutan, hakkaniyet ve eşitliği esas alan bir tutum ve davranış için de kullanmak ile yükümlüdürler.”
7) 05/04/2017 tarihli ve 30029 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren
Adalet Bakanlığı Disiplin Yönetmeliğinin
7.1) “Disiplin kurullarında kararların yazılması ve tebliği” başlıklı 21 inci maddesinde;
“(1) Kararlar, karar tarihini izleyen yedi gün içinde, gerekçeli olarak, karara karşı başvuru yolları ve süreleri ile oy birliği veya oy çokluğu ile alındığı da belirtilmek suretiyle raportörler tarafından yazılır ve başkanla üyeler tarafından imzalanır. Karşı oy kullananların görüşlerine de kararda yer verilir.
(2) Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına ilişkin Bakanlık Disiplin Kurulunun kararı hariç olmak üzere, disiplin kurullarının tüm kararları, imzalandığı tarihi izleyen onbeş gün içinde ilgili memura tebliğ edilir.”
7.2) “Disiplin soruşturmasına başlama ve muhakkiklik” başlıklı 23 üncü maddesinde;
“(1) Disiplin âmiri tarafından disipline aykırı fiil veya hâlin öğrenilmesinden itibaren derhal disiplin soruşturmasına başlanır. Disiplin soruşturması yazılı olarak görevlendirilen muhakkik marifetiyle yapılır.
… (4) Muhakkik, kendisini görevlendiren disiplin âmirinin disiplin cezası verme yetkisi hariç bütün yetkilerini hâiz olup; soruşturma konusuyla sınırlı olmak üzere her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan ve kişilerden bilgi ve belge almaya, tanık dinlemeye, mahâllinde keşif yapmaya, hakkında soruşturma yapılan memurun savunmasını almaya, soruşturma raporu düzenlemeye yetkilidir.”
7.3) “Disiplin soruşturması sırasında yapılacak işlemler” başlıklı 27 nci maddesinde;
“(1) Disiplin soruşturması, suç konusu olayı incelemek, muhbir veya şikâyetçinin ihbar veya iddialarını tespit etmek, adlî soruşturma kapsamında dinlense bile ayrıca tanıkları dinlemek, olayla ilgili tüm bilgi ve belgeleri toplamak, bunları soruşturma dosyasına koymak, gerekirse inceleme tutanağı düzenlemek ve bilirkişi incelemesi yaptırmak, keşif yapmak, kendisine suç isnat edilen kişi ya da kişilerin savunmasını almak, savunmada öne sürülen hususlar da dikkate alınarak gerekirse tanıkları yeniden dinlemek ve diğer hususları araştırmak suretiyle yapılır.
(2) Konu ile ilgili adlî soruşturma yapılmış ise bu kapsamda alınan ifadeler, bilirkişi raporları, sağlık raporları, iddianame ve duruşma zabıtları, mahkeme kararları gibi delil niteliğindeki tüm belgelerin onaylı örnekleri ile memura ait ödül ve başarı belgeleri, kesinleşme şerhini taşıyan disiplin cezalarına ilişkin belgeler, memurun sendika üyesi olup olmadığına ilişkin bilgi yazısı, sicil özeti, hizmet belgesi soruşturma dosyasına konulur.”
7.4) “Savunma hakkı” başlıklı 28 inci maddesinde;
“(4) Savunma istem yazısı, disiplin soruşturması kapsamında tüm deliller toplanıp, disipline aykırı fiil veya hâl somut olarak belirlendikten sonra ilgilisine tebliğ edilir.”
7.5) “Tekerrür ve alt ceza uygulaması” başlıklı 30 uncu maddesinde;
“(1) Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya hâlin, cezaların sicilden silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır.
… (3) Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan, ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir. İndirim yapılmayan durumlarda, kararda gerekçesi belirtilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİNİN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
8) Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuru konusuyla
ilgili olarak olayın oluş biçimi, irade dışı etmenlerin varlığı ve etkisi, başvuranın suç kastının ve olayın meydana gelişinde kusuru bulunmadığı, başvurana ceza verilmesine konu kusurlu davranışın şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulmadığı, başvuranın kendisine teslim edilmeyen bir hükümlünün 4 saatlik bir zaman dilimi içerisinde mevcut olmadığını tespit etmesini beklemenin adil olmadığı, disiplin cezası verilirken disiplin hukukunun temel ilkelerinden olan ölçülülük ilkesine uyulmadığı, hem usul hem esas açısından eksiklikler bulunan bir disiplin soruşturması sonucunda takdir edilen disiplin cezasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu değerlendirilerek, başvuruya konu disiplin cezasının iptali yönünde idareye tavsiyede bulunulması gerektiğine yönelik hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden
Değerlendirme 9) Başvuran, hakkında verilen kınama cezasının iptalini talep etmektedir. 10) Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptir. Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar pozitif olarak mevzuatla belirlenmiş, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konu ile ilgili disiplin hukuku ilkeleri oluşturulmuştur.
11) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda disiplin suçlarının tespiti ve ortaya çıkarılması
için yapılması gereken soruşturmanın yöntemine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte; soruşturma, hukukun genel ilkeleri çerçevesinde ve tarafsız bir şekilde, suç konusu olayı incelemek, lehte ve aleyhte tüm delil ve bilgileri toplamak, konuyla ilgili bilgisi bulunan kişilerin ifadelerini ve kişinin savunmasını almak suretiyle yapılması gerekmektedir.
12) Soruşturmada amaç, yaşanan olayın arkasındaki maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Soruşturmacı olarak görevlendirilen kişi, kendisini yazılı olarak görevlendiren disiplin
âmirinin disiplin cezası verme yetkisi hariç bütün yetkilerini hâiz olup; soruşturma konusuyla sınırlı olmak üzere her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan ve kişilerden bilgi ve belge almaya, tanık dinlemeye, mâhallinde keşif yapmaya, hakkında soruşturma yapılan memurun ifadesini almaya yetkilidir.
13) Bu bağlamda, soruşturma raporunda; soruşturma konusu fiil ve durumların yasal
unsurlarının açık ve ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi, hakkında disiplin soruşturması yürütülen memurunun disipline aykırı fiil veya hâline ilişkin tüm tanıkların kapsamlı bir şekilde beyanlarının alınması, memurun savunmasında belirttiği ve araştırılmasını istedikleri hususların incelenmesi, hakkında soruşturma yapılan kişinin lehinde ve aleyhinde toplanan bütün kanıtların her suç maddesi itibariyle ayrı ayrı tartışılması; bulgular ve deliller, suçun işleniş koşulları, oluş biçimi, ilgililerin kişisel durumları, ilgilinin öne sürdüğü özürlerin doğruluk derecesi araştırılarak elde edilen bilgiler ve ilgili mevzuat hükümleri ışığında yapılan değerlendirmelerle tarafların iddialarının somut delillerle ortaya konması ve fiilin şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanması; sebep ve sonuçların açıkça belirtilmesi, olaya uygulanacak hukuk kurallarının tespit edilmesi suretiyle memurun cezalandırılmasının gerekli olup olmadığı hususunun irdelenmesi, raporun bütün soruşturma konularını kapsayacak şekilde doğru ve eksiksiz hazırlanması, raporun bölümleri arasında herhangi bir çelişkiye meydan verilmemesi ve böylece sağlıklı bir sonuca ulaşılması gerekmektedir. Ayrıca, soruşturma sırasında, delil olarak rapora eklenmesi gerekli görülen kayıt, defter ve belgelerin ilgili kısımlarının örnekleri alınmalı ve rapora eklenmelidir.
14) Anayasa Mahkemesinin 14/11/2013 tarihli ve E:2013/15, K:2013/131 sayılı kararında;
disipline konu eylemler ile yaptırımlar arasında adil bir dengenin gözetilmesi de hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu, eylem ile yaptırım arasında bulunması gereken adil denge, “ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırıldığı ve bu ilkenin alt ilkelerini de elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkelerinden oluştuğundan bahisle “Elverişlilik ilkesi”nin, öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “zorunluluk ilkesi”nin öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmasını ve
“orantılılık ilkesi”nin ise öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken orantıyı ifade ettiği açıklanmaktadır.
15) Danıştay 8. Dairesinin 11/02/1997 tarihli ve E:1995/3680, K:1997/3928 sayılı kararına
göre, bir memur hakkında takdir edilen disiplin cezası ile ilgilinin eylemi arasında adil bir denge bulunması ilkesi disiplin hukukunun temel ilkelerindendir. Bu denge kurulurken, olayın oluş biçimi, ilgilinin suç kastının bulunup bulunmadığı, irade dışı etkenlerin eylemin meydana gelmesine etkisi gibi hususların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Danıştay’ın benzer mahiyette birçok kararı bulunmaktadır.
16) Somut olayımızda, Maltepe L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru
olarak görev yapan başvuranın, 13/03/2018 tarihinde 08:00 ile 20:00 saatleri arasında yerine getirilen A Vardiyasında görevli olduğu, vardiya görev çizelgesine göre C-1 ila C-
10 numaralı koğuşlardan sorumlu 2 infaz koruma memurundan biri olduğu, bu tarihte C-
5 koğuşundaki bir hükümlünün 07:00 civarında (vardiya başlangıcından önce)
mahkemeye gitmek üzere koğuşundan ayrıldığı ve aynı gün 15:45 civarında 16 tutuklu/hükümlü ile birlikte Kuruma geri döndüğü, ancak vardiya nöbetçilerine teslim edilmemesi sonucu koğuşuna gitmeyerek saklandığı ve bu durumun akşam sayımına kadar fark edilmediği, bu sebeple, hükümlünün bulunduğu koğuştan sorumlu vardiya nöbetçileri ve mahkum kabuldeki memur hakkında yürütülen soruşturma sonucunda, başvuranın ve diğer memurların kusurlu davrandıkları gerekçesiyle kınama cezası ile tecziye edildiği görülmektedir.
17) Soruşturma kapsamında alınan ifadeler ve olay tarihinde kamera görüntülerinin
incelenmesi sonucunda tutulan görüntü inceleme tutanağı incelendiğinde, Anadolu
Adliyesinden gelen 17 tutuklu/hükümlüden biri olan bahsi geçen hükümlünün, Mahkum
Kabul X-Ray Biriminde nöbetçi olan infaz koruma memuru tarafından ilgili bloklardan sorumlu vardiya nöbetçilerine teslim edilmeksizin C Blok ara boşluğuna bırakıldığı, hükümlünün koğuşuna gitmeyerek üst kat koridorlarda saklandığı, zaman zaman kameraların tespit edebildiği yerlerde gezinmekle birlikte akşam sayımıyla birlikte yokluğunun farkına varıldığı ve yapılan arama sonucunda A Blok üst koridorunda bulunduğu anlaşılmaktadır.
18) Mahkum Kabul X-Ray Biriminde nöbetçi olan infaz koruma memuru, blok nöbetçilerine
seslendiğini, ancak C-1 Blok Şebeke Kapısında memur olması gerekirken herhangi bir memur göremediğini, bunun üzerine bloklara doğru yeniden seslendiğini, “gönder gelsin” diye seslenilmesi üzerine hükümlü ve tutuklulara bloklara doğru ilerlemesini söyleyerek, diğer bekleyen hükümlü ve tutukluları diğer bloklara teslim etme işini yerine getirdiğini ifade etmektedir. Bahsi geçen infaz koruma memuru, muhakkike sunduğu …
tarihli savunmasında sadece C-1 Blok Şebeke Kapısına 2 hükümlü bıraktığını belirtmiş, kendisine verilen disiplin soruşturmasına itirazen verdiği … tarihli dilekçesinde ise C-5 koğuşundaki söz konusu hükümlü ile birlikte aynı blokta bulunan C-8 koğuşundaki bir tutukluyu daha oraya bıraktığını ifade etmiştir. Muhakkik tarafından yapılan inceleme esnasında, mahkum kabul birimindeki infaz koruma memurunun kendisine “gönder gelsin” şeklinde cevap verildiği yönündeki ifadesine rağmen, ilgili blokta nöbetçi olan başvuran ve diğer infaz koruma memuruna bu durumun sorulmadığı, hangi nedenle diğer tutuklunun koğuşuna gidebildiğinin araştırılmadığı görülmektedir.
19) Başvuran ve aynı blokta görevli olan diğer nöbetçi infaz koruma memuru, bahse konu
hükümlünün kendilerine teslim edilmediğini, sabah sayımında nöbeti devraldıkları personel tarafından kurum dışında bulunan hükümlü ve tutukluların bilgisi kendilerine bildirilse dahi, hangi hükümlü ve tutuklunun ne zaman geri geleceği belli olmadığından kendilerine teslim edilmeyen veya daha sonrasında da bildirilmeyen bir hükümlünün haberdar olmadıkları bir davranışından sorumlu tutulmalarının hukuka uygun olmadığını ifade emişlerdir. Gerçekten de, bir kişinin bilgi sahibi olmadığı ve bilgilendirilmediği bir konuda sorumlu tutulması hakkaniyete uygun değildir.
20) İdare, nöbetçi infaz koruma memurlarının, hükümlü ve tutukluların sirkülasyonunu
bilmek zorunda olduklarını iddia etmektedir. Ancak, gün boyunca koğuşunda bulunmayan ve 15:45 civarında Kuruma geri dönen bir hükümlünün nöbetçi memurlarca hangi surette ve ne şekilde kontrol edebileceği belli değildir. Nöbetçi memurların 4 saatlik bir zaman diliminde kendi inisiyatifiyle saklanan bir hükümlünün geri dönüp dönmediğini hangi aralıklarla kontrol etmesi gerektiği konusunda herhangi bir talimat veya belirlenmiş bir usul bulunmamaktadır. Bu konuda ilgili memurların mahkemeye veya hastaneye giden hükümlü ve tutukluların geri dönüp dönmediklerini ne şekilde takip etmesi gerektiğine ilişkin bilgi ve belge talebimiz de idare tarafından net bir şekilde cevaplandırılamamıştır. Nöbetçi memurların yarım saatte bir veya saat başı mahkum kabul bürosunu arayarak bilgi alma gibi bir zorunluluğu da bulunmamaktadır. Kaldı ki, nöbetçi memurların böyle bir uygulamaya gitmesi çalışma ilişkileri açısından uygun olmadığı gibi, nöbetçi memurların diğer birimlerdeki çalışma arkadaşlarının bilgilendirmesini beklemesi ve olağanüstü haller dışında ilave sayım yapmaması hayatın olağan akışına daha uygundur.
21) Öte yandan, başvuran, nöbetçi olduğu bloklarda çok sayıda hükümlü ve tutuklu
bulunduğunu, personel yetersizliği nedeniyle bir infaz koruma memurunun çok sayıda hükümlü ve tutukludan sorumlu olduğunu, bu sebeple hükümlü ve tutukların tek tek an itibariyle nerede olduklarını takip etmenin imkansız olduğunu ifade etmektedir. İdare tarafından gönderilen istatistiki bilgiler çerçevesinde, Adalet Bakanlığınca 4 hükümlü/tutuklu başına 1 infaz koruma memuru düşmesi gerektiği değerlendirilse de, Maltepe L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 11 hükümlü/tutuklu başına 1 infaz koruma memuru düştüğü görülmektedir. Her ne kadar söz konusu oran tüm infaz koruma memurları esas alınarak hesaplansa da, yaklaşık 3 kat civarındaki farkın vardiyalardaki sayılara yansıtılması halinde, başvuranın nöbetçi olduğu koğuşların 2 infaz koruma memuru ile yürütülen nöbetin yaklaşık 5-6 infaz koruma memuru ile yürütülmesi gerektiği anlamına gelecektir. Başvuranın nöbetçi olduğu C-1 ila C-10 koğuşlarında toplam hükümlü/tutuklu sayısı olay günü sabah sayımı itibariyle 416 kişi olup, memur başına 208 hükümlü/tutuklu düşmektedir. Bu oranın 3 kat daha fazla personelle yürütülmesi halinde memur başına yaklaşık 70 hükümlü/tutuklu düşecektir. Ayrıca, olayın gerçekleştiği güne ait Hükümlü/Tutuklu Giriş-Çıkış ve Oda Değişikliği
Çizelgesinde başvuranın sorumlu olduğu koğuşlara 10 yeni hükümlü/tutuklunun geldiği ve 69 hükümlü/tutuklunun başvuranın sorumlu olduğu koğuşlardan alınarak başka koğuşlara sevk edildiği görülmektedir. Başvuranın nöbetçi olduğu vardiyada koğuş paylaşımı olsa dahi ortalama 200 hükümlü/tutukludan sorumlu olduğu ve mahkeme sonrası geri dönmesine rağmen saklanan hükümlünün bulunduğu C-5 koğuşunda 34 hükümlü/tutuklu bulunduğu, gün içerisinde oda değişikliği ve mahkumların diğer ihtiyaçlarının karşılanması nedeniyle sirkülasyonun fazla olduğu dikkate alındığında, idare tarafından da teyit edilen personel yetersizliğinin söz konusu olduğu ve bir memurun çok fazla mahkûmdan sorumlu olduğu bir ortamda, nöbetçi infaz koruma memurlarının kendilerine geri döndüğü haber verilmeyen ve kendilerine teslim edilmeyen bir hükümlünün 4 saatlik zaman dilimindeki yokluğunu fark edememeleri normal karşılanmalıdır.
22) Bunun yanında, başvuran ve diğer nöbetçi infaz koruma memuru, bahsi geçen
hükümlünün psikolojik ilaçlar kullandığını, ruhen çeşitli sorunlar yaşadığını ve bu durumun dosyasında bulunan hastane raporlarından anlaşılacağını, C-5 koğuşunun hasta hükümlü ve tutukluların barındığı bir koğuş olduğunu, bu sebeple bu kişinin bizzat blok nöbetçisine tesliminin zorunlu olduğunu iddia etmektedirler. Bu hususun soruşturma kapsamında dikkate alınıp alınmadığı belli olmamakla birlikte, böyle bir durumun söz konusu olması halinde, mahkûm kabul birimindeki memurların bu konuda daha hassas davranması ve bu birimde görev yapan memurların bu konuda bilgilendirilmeleri gerekmektedir.
23) Ayrıca, başvuran bahsi geçen hükümlünün teslimi esnasında sorumlu olduğu blokta
barınmakta olan hükümlülerin sorunlarını gidermek için Emanet Para Birimiyle görüşme yaptığını, dolayısıyla görevini yerine getirmekte olduğunu, bu sebeple görevini yapmadığının iddia edilemeyeceğini ifade etmektedir. Soruşturma esnasında, başvuranın bu ifadesinin doğruluğunun araştırılması yoluna gidilmemiş, bu konuda Emanet Para
Biriminde görevli memurların bilgisine başvurulmamış, kurum içi görüşme kayıtları ve görüşme süreleri temin edilerek soruşturma dosyasına eklenmemiş, başvuranın nerede bulunduğuna ilişkin kamera kayıtları incelenmemiştir. Zira, başvuranın daha sonrasında kontrol görevini yerine getirmeyerek kusurlu davrandığı iddiası haricinde, bahsi geçen hükümlünün ana koridora bırakıldığı zaman diliminde görev tanımında bulunan başka bir görev icra ettiğinin ve bu sebeple olaydan haberdar olmadığının tespiti, olay esnasında başvuranın kusurunun bulunup bulunmadığının anlaşılması açısından önemlidir.
24) Diğer yandan, idare tarafından Kurumumuza gönderilen görev tanımlarına ilişkin
belgeler incelendiğinde, Kontrol Merkezinde görevli infaz koruma memurlarının güvenlik kameralarından hükümlü ve tutukluların kurum içerisindeki hareketliliğini takip etmeleri ve güvenliği riske sokabilecek durumlarda görevlileri uyarmaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, bahsi geçen hükümlünün zaman zaman kameraların tespit ettiği yerlerde gezdiğinin görüntü inceleme tutanağında yer almasına rağmen, yürütülen soruşturma sırasında söz konusu birimde görevli personel hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. 25) Bütün bunlara ilaveten, dosya kapsamından görevli personelin görev ve sorumluluklarını tam anlamıyla bilmedikleri anlaşılmaktadır. Mahkum Kabul X-Ray Biriminde nöbetçi olan infaz koruma memuru, görevinin kuruma giriş-çıkış yapan tutuklu ve hükümlülerin
X-Ray kapısından sinyal vermeden geçirip, üst ve eşya aralamalarını yaparak Kuruma almak olduğunu, tutuklu ve hükümlülerin koğuşlarından alınarak giriş nöbet yerine teslim edilmeleri ve gelen tutuklu ve hükümlüleri teslim alarak koğuşlarına götürülmesinin hazır kuvvet biriminin görevi olduğu, ancak kendisinin Kuruma gelen tutuklu ve hükümlülerin birden fazla olması ve personel yetersizliği nedeniyle Kurum idaresinin sözlü talimatı gereği bu işi de yaptığını, halbuki talimat gereği Mahkum Kabul X-Ray görevlisinin hiçbir surette görev yerini terk edemeyeceğini ifade etmiştir. Sorumlu İnfaz Koruma
Başmemuru ise, hangi memurlar olduğunu belirtmeden söz konusu işlerin ilgili birimlerce yerine getirildiğini, mahkum kabuldeki infaz koruma memuruna bu konuda kendisinin bir talimat vermediğini, bu kişinin görev yer ile ilgili görevlendirme talimatında ne yazdığını bilmediğini ifade etmiştir. Halbuki, idare tarafından
Kurumumuza gönderilen belgeler arasında yer alan 19/04/2014 tarihli Talimatın 2 nci maddesinde “Mahkum Kabul X-Ray Görevlisinin hiçbir surette görev yerini terk etmeyecektir.” denilmektedir. Başvuran ise, Kuruma dönen hükümlü ve tutukluların
Jandarma tarafından Mahkum Kabul Bürosundaki görevlilere teslim edildiği, teslim alınan hükümlü ve tutukluların Mahkum Kabul Bürosundaki infaz koruma memurları tarafından refakat edilerek kalmakta oldukları koğuşlara götürüldüğü, blok nöbetçisi eşliğinde koğuş kapısı açılarak yerleştirmesinin yapıldığını ifade etmiştir.
26) İdare ise, Kurumdan çıkış yapması gereken hükümlü ve tutukluların görevli infaz koruma
memuru tarafından Mahkum Kabul Birimine getirildiği ve Jandarma Devriye
Komutanına teslim edildiği, Kuruma dönüşlerde ise Jandarma Devriye Komutanının hükümlü ve tutukluları Mahkum Kabul Birimine getirerek teslim ettiğini, hükümlü ve tutukluların görevli infaz koruma memuru refakatinde koğuşlarına götürüldüğü belirtilmiş; ancak, görevli personelden hangi memurların kastedildiği açıklanmamıştır.
Görüleceği üzere, kurumdan çıkış yapması gereken hükümlü ve tutukluların giriş çıkışlarında hangi personelin görevinin ne olduğu konusunda farklı görüşler ve iddialar bulunmakta olup, idare tarafından da personelin görev dağılımı aşamalı olarak ve net bir şekilde ortaya konulamamaktadır. Somut olayımız açısından sorumlulukların ortaya konması açısından önemli olan bu husus, ceza infaz kurumlarının güvenliği ve sağlıklı bir şekilde işleyişi açısından son derece önem arz etmekte olup, en kısa zamanda ayrıntılı görev tanımlarının ve iş takip planlarının yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
27) Başvuran, alt ceza uygulaması konusunda da hukuka aykırı davranıldığını iddia
etmektedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 22/02/2007 tarihli ve E.
2005/374, K. 2007/103 sayılı kararında “… maddesinde; geçmiş hizmetleri sırasında çalışmaları olumlu olan ve iyi veya çok iyi derecede sicil alan memurlara bir derece hafif olan cezanın uygulanabileceği konusunda takdir yetkisi tanınmış, ancak bu yetkinin fiilin niteliği ve ağırlık derecesine göre kullanılacağına dair bir hükme yer verilmemiştir. Bu duruma göre, disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurulların öncelikle; ilgililerin geçmiş hizmetleri ile sicil durumlarına göre bir alt ceza ile cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmaları ve bu değerlendirmenin sonucuna göre ceza vermeleri gerektiğinden, bu durum göz ardı edilerek tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından, İdare Mahkemesinin davanın reddi yolundaki ısrar kararında hukuki isabet görülmemiştir.” denilmektedir. Birçok Danıştay kararında da bu yönde değerlendirme yapılmakta, disiplin amirinin ceza verirken ilgilinin geçmiş hizmetleri ile başarı durumunu dikkate alması ve bir alt ceza ile cezalandırılıp cezalandırılmaması konusunda bir değerlendirme yaparak, alt ceza uygulamasına gidilmiyorsa bunun gerekçesinin kararda belirtilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Nitekim, Adalet Bakanlığı Disiplin Yönetmeliğinin 30 uncu maddesinde ve Adalet
Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 139 Ağır Ceza Mahkemesi Ağır Ceza
Başsavcılığına gönderilen 18/04/2017 tarihli ve … sayılı yazıda, alt ceza uygulanmadığı durumlarda gerekçesinin kararda açıklanacağı belirtilmiştir.
28) Somut olayımızda, Kurum tarafından 19/04/2018 tarihli ve 2018/522 Muh sayılı yazıyla
hakkında disiplin soruşturması yapılan üç memurun memuriyeti boyunca almış olduğu disiplin cezalarının bildirilmesi talep edilmiş, İstanbul Anadolu Adli Yargı İlk Derece
Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 30/04/2018 tarihli yazısıyla, mahkum kabul biriminde görevli memurun 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125 inci maddesinin (A) fıkrasının (a) bendi uyarınca uyarma cezası aldığı ve bu cezanın 19/02/2018 tarihinde kesinleştiği, başvuranın ve diğer vardiya nöbetçisi infaz koruma memurunun disiplin cezalarının bulunmadığı bildirilmiştir.
29) Disiplin Soruşturması Raporunda bu husus hakkında disiplin soruşturması yapılanlar
hakkında ayrı ayrı belirtilmesine rağmen, 29/06/2018 tarihli ve 2018/27 sayılı Disiplin
Kararında sadece mahkum kabul biriminde görevli memurun daha önce aldığı cezadan bahsedilmiş, başvuranın ve diğer memurun daha önce ceza almadığına değinilmeksizin, hakkında disiplin soruşturması yürütülen üç memur hakkında “alt cezanın uygulanmasına yer olmadığı” ifadesine yer verilmiştir. Bu açıdan, daha önce ceza almayan başvuran ve diğer memur da aynı durumdaymışçasına bir yaklaşımla bu kişiler hakkında da alt ceza uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği izlenimi doğmaktadır. Halbuki, olayın meydana geliş şekline ve ilgililerin öne sürdüğü mazeretlerin geçerlilik derecesine göre, her bir memurun kusur derecesi farklılık arz edebilmektedir. Bu sebeple, disiplin kararında her bir memur hakkında alt ceza uygulanıp uygulanmayacağı konusunda ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir. Kaldı ki, yukarıda bahsedildiği üzere, bu konuda herhangi bir gerekçeye yer verilmemesi Adalet Bakanlığı Disiplin Yönetmeliğine ve bahsi geçen genel yazıyla bildirilen usul ve esaslara da aykırıdır.
30) Diğer yandan, disiplin soruşturması kapsamında muhakkik tarafından başvuranın
ifadesinin alınması sırasında, başvurandan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 130 uncu maddesine atıfta bulunarak savunma istendiği görülmektedir. Söz konusu madde metninin incelenmesinden anlaşılacağı üzere, savunma ancak soruşturmayı yapan veya disiplin kurulu tarafından alınabilmektedir. Muhakkik ise “soruşturmayı yapan” disiplin amiri adına olayı incelemek, araştırmak ve raporlamakla görevlendirilen kişidir. Her ne kadar görünüşte savunma istemi tarzında icra edilmiş olsa da, muhakkik tarafından gerçekleştirilen eylemin ilgilinin ifadesine başvurulması olarak tanımlanması gerekmektedir. İlgilinin savunması ise, muhakkikin raporunu sunmasının akabinde soruşturmayı yapan disiplin amiri tarafından, öngörülen disiplin cezasının hangisi olduğunun açıkça belirtilmesi suretiyle alınması gerekmektedir. Her ne kadar Adalet
Bakanlığı Disiplin Yönetmeliğinde muhakkikin ilgililerin savunmasını almaya yetkisi olduğu belirtilse de, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 130 uncu maddesine aykırı olan bu hususun düzeltilmesi için Yönetmelikte gerekli değişikliklerin yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
31) Ayrıca, Adalet Bakanlığı Disiplin Yönetmeliğinin 28 inci maddesinde ve Adalet
Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ilgili birimlere gönderilen 18/04/2017 tarihli ve E.1023/27628 sayılı genel yazıda, savunma istem yazısının disiplin soruşturmasının başlangıcında değil, tüm deliller toplanıp disipline aykırı fiil ve hal tam olarak ortaya çıkarıldıktan sonra tebliğ edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Ancak, somut olayımızda, olayın yaşandığı günün ertesi gün olan 14/03/2018 tarihinde muhakkik görevlendirmesi yapılmış, görevlendirilen muhakkik aynı tarihte 657 sayılı Kanunun 125 nci maddesi (B) fıkrası (a) bendi gereğince soruşturma başlatıldığına dair bir soruşturmaya başlama tutanağı tanzim etmiş ve aynı tarihte hakkında disiplin soruşturması açılan her üç memura hitaben yazdığı yazıyla bahsi geçen bentteki fiilin işlendiğinin tespit edildiğini belirtmek suretiyle 657 sayılı Kanun’un 130 unca maddesi uyarınca savunmalarını vermelerini istemiştir. Bu durum, bahsi geçen Yönetmelik hükmü ile genel yazıya aykırı olduğu gibi, yukarıda izah edildiği üzere isnat edilen fiil ve hal hakkında başlangıçta hüküm verilmeksizin, yapılan soruşturmanın tamamlanmasının ardından tespit edilen duruma göre soruşturmayı yapan disiplin amiri tarafından ilgililerin savunması alınmalıdır.
32) Sonuç olarak, yukarıdan bu yana izah edildiği üzere, başvuranın olay gününde nöbetçi
olması nedeniyle açılan soruşturma sonucunda hakkında kınama cezası verilmişse de, olayın oluş biçimi, irade dışı etmenlerin varlığı ve etkisi, başvuranın suç kastının ve olayın meydana gelişinde kusuru bulunmadığı, yaşanan olayı önleyecek bir usulün bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda; başvurana ceza verilmesine konu kusurlu davranışın şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya konulmadığı, başvuranın çok sayıda tutuklu/hükümlüden sorumlu olduğu ve sirkülasyonun fazla olduğu bir çalışma ortamında kendisine teslim edilmeyen bir hükümlünün 4 saatlik bir zaman dilimi içerisinde mevcut olmadığını tespit etmesini beklemenin adil olmadığı, bu açıdan disiplin cezası verilirken disiplin hukukunun temel ilkelerinden olan ölçülülük ilkesine uyulmadığı anlaşıldığından, hem usul hem esas açısından eksiklikler bulunan bir disiplin soruşturması sonucunda takdir edilen disiplin cezasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, bu nedenle iptalinin gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
33) 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde iyi yönetim ilkelerine yer verilmiş olup; Kurumumuzca talep edilen bilgi ve belgeler idare tarafından süresi içinde gönderildiğinden “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun hareket edildiği; ancak, başvuranın itirazı üzerine 25/07/2018 tarihinde verilen disiplin kurulu kararının İstanbul Anadolu Adli Yargı İlk
Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanlığının 26/07/2018 tarihli yazısıyla gönderilmesine rağmen, Adalet Bakanlığı Disiplin Yönetmeliğinin 21 inci maddesi ve
Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 18/04/2017 tarihli ve E.1023/27628 sayılı genel yazısında yer alan kararın ilgili memura 15 gün içinde tebliğ edileceği yönündeki hükme aykırı olarak, 31/08/2018 tarihinde başvurana tebliğ edilmesi nedeniyle “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uyulmadığı tespit edilmiş olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
34) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının
idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre, Başvuran hakkında verilen disiplin cezasının iptal edilmesi yönünde ADALET
BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca, ADALET BAKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın Başvurana ve ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi