ÖZET: Başvuran, 1992 yılında sağlık raporu ile malulen emekli olduğunu, 2009 yılında bir arkadaşının yardımıyla çalışmaya başladığını ve bu süreçte haberi olmadan sigorta primlerinin ödendiğini belirtmiştir. 2015 yılında çalıştığı tespit edilince malul emekli maaşı kesilmiş ve geriye dönük 130.000 TL borç çıkarılmıştır. Başvuran, yaş ve sağlık durumu nedeniyle bu borcun iptalini talep etmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunu ve malullük aylığının çalışmaya başlamasıyla kesildiğini ifade etmiştir. Kurum, başvuranın 2009-2015 yılları arasında yersiz ödenen aylıklar için borç tahakkuk ettirmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını ve idarenin açıklamalarını değerlendirerek, yersiz ödemelerin geri alınması yönündeki işlemin kamu yararı açısından meşru olduğunu belirtmiştir.

Sonuç olarak, başvurunun kısmen kabulü ve kısmen reddi ile başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcu olmadığının tespiti talebinin reddedilmesine karar verilmiştir. Ayrıca, yersiz ödemelerin tahsilinde idarenin kusurunun göz önünde bulundurulması gerektiği vurgulanarak, Sosyal Güvenlik Kurumu’na tavsiyede bulunulmuştur.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/65206-S.20.70786

BAŞVURU NO : 2020/2920

KARAR TARİHİ : 20/07/2020

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuran tarafından yersiz ödeme kapsamında tarafına borç

BAŞVURUNUN KONUSU :

çıkarılması işleminin geri alınması talep edilmektedir.

BAŞVURU TARİHİ : 12/02/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza, T.C. kimlik numaralı tarafından yapılan başvuruda, 1992 yılında sağlık kurulu raporuna istinaden malulen emekli olduğunu, 2009 yılında maddi sıkıntılar dolayısıyla arkadaşı vasıtasıyla sabah evinden aldı akşam evine bırakmak şartı ile gündüzleri iş yerinde oturarak bekçilik yaptırdığını, bu sırada haberi olmadan sigorta yapıldığını, 2015 yılında çalıştığı tespit edildiğinden malulen emekli olduğu sigorta maaşının kesildiğini, geriye dönük 130.000 TL’nin geri istendiğini, yaşı ve sağlık durumu iyi olmadığını belirterek borcun iptal edilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının konuya ilişkin 14/05/2020 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. İlgilinin 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-(a) bendi kapsamında sigortalı olduğu, 05/12/2014 tarihli tahsis talebine istinaden tarafına 1/161032 tahsis numarası ile 4/1-(a) kapsamında malullük aylığı bağlandığı ve 4/1-(a) kapsamında çalışması nedeniyle aylığının kesildiği, 2.2. 22/06/2015 tarihinde, 17/07/2009- 19/07/2010 tarihleri arasında Kanununun 4/1-(a)

kapsamında çalışmaları bulunduğunun tespit edildiği, 2.3. 5510 sayılı Kanunun 27. Maddesindeki: “Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir…” düzenlemesine istinaden başvuranın aylığının çalışmaya başladığı tarihi takip eden ödeme dönemi itibariyle kesildiği, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi çerçevesinde idarece başvuran adına 25/09/2009-24/07/2015 tarihleri arasındaki aylıklar (82.632,33 TL) için borç tahakkuku yapıldığı tespit edilmiştir.

tarafına yersiz ödenen 25/09/2009-24/07/2015 tarihleri arasındaki aylıklar (82.632,33 TL)

Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca borç çıkarıldığı, 2.4. Ayrıca başvuranın 2009 Haziran ödeme dönemindeki aylık miktarının 597,35 TL aylık, 23,89 TL ek ödeme olmak üzere toplam 621,24 TL olduğu, ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.

5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; 5.1.“Malul sayılma” başlıklı 25’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az

% 60’ını, (c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık

Kurulunca tespit edilen sigortalı, malul sayılır.” hükmü; yedinci fıkrasında, “Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 5.2. “Malullük sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları” başlıklı 26’ncı maddesinin birinci fıkrasında; “Malullük sigortasından sigortalılara sağlanan hak, malullük aylığı bağlanmasıdır.” hükmü, ikinci fıkrasında; “Sigortalıya malullük aylığı bağlanabilmesi için sigortalının; a) 25 inci maddeye göre malul sayılması, b) (Değişik bent: 17.04.2008 – 5754 S.K/Madde 14) En az on yıldan beri sigortalı bulunup, toplam olarak 1800 gün veya başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için ise sigortalılık süresi aranmaksızın 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması, c) Maluliyeti nedeniyle sigortalı olarak çalıştığı işten ayrıldıktan veya işyerini kapattıktan veya devrettikten sonra Kurumdan yazılı istekte bulunması halinde malullük aylığı bağlanır.” 5.3. “Malûllük aylığının hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması”

başlıklı 27’nci maddesine:

“Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir ve bu Kanuna tabi olarak çalıştıkları süre zarfında 80 inci maddeye göre belirlenen prime esas kazançları üzerinden 81 inci madde gereğince kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortasına ait prim alınır. Bunlardan işten ayrılarak yeniden malûllük aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunan ya da emekliye ayrılan veya sevkedilenlere; kontrol muayenesine tabi tutulmak ve ilk aylığına esas malûllüğünün devam ettiği anlaşılmak kaydıyla, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışıyorsa görevinden ayrıldığı tarihi, diğerlerine ise istek tarihlerini takip eden ödeme döneminden itibaren yeniden malûllük aylığı hesaplanarak bağlanır.” 5.4. 5510 sayılı sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı Geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası; “17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu

Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.” 5.6. “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 6. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli

27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin

Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in; 6.1. “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde; a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması, b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi, c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği hâlde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması, e) Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği hâlde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi, f) Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması, ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturur. (Ek cümle:RG-23/6/2017-30105) Ancak, sigortalılıklarının (b) bendinde belirtilen süre içerisinde bildirim yükümlüleri tarafından

Kuruma bildirilmesi halinde ya da Kurum tarafından yeni bir gelir veya aylık bağlanması durumunda ilgililer (b) ve (e) bentleri kapsamında kasıtlı veya kusurlu sayılmaz.

(2) Birinci fıkrada sayılan durumların tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla on yıllık süre içinde yapılan fazla veya yersiz ödemeler, her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren hesaplanacak kanunî faizi ile birlikte tahsil edilir.

6.2. “Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 6 ncı maddesinde, ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerini oluşturduğu düzenlenmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi”

Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran, 1992 yılında sağlık kurulu raporuna istinaden malulen emekli olduğunu, 2009 yılında maddi sıkıntılar dolayısıyla arkadaşı vasıtasıyla sabah evinden aldı akşam evine bırakmak şartı ile gündüzleri iş yerinde oturarak bekçilik yaptırdığını, bu sırada haberi olmadan sigorta yapıldığını, 2015 yılında çalıştığı tespit edildiğinden malulen emekli olduğu sigorta maaşının kesildiğini, geriye dönük 130.000 TL’nin geri istendiğini, yaşı ve sağlık durumu iyi olmadığını belirterek borcun iptal edilmesini talep etmektedir.

9. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, başvuranın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-(a) bendi kapsamında sigortalı olduğu, 05/12/1994 tarihli tahsis talebine istinaden tarafına 1/161032 tahsis numarası ile 4/1-(a) kapsamında malullük aylığı bağlandığı ve 4/1-(a) kapsamında çalışması nedeniyle aylığının kesildiği, 22/06/2015 tarihinde, 17/07/2009- 19/07/2010 tarihleri arasında Kanununun 4/1-(a)

kapsamında çalışmalarının bulunduğu, 2009 Haziran ödeme dönemindeki aylık miktarının 597,35 TL aylık, 23,89 TL ek ödeme olmak üzere toplam 621,24 TL olduğu anlaşılmıştır.

10. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 5510 sayılı Kanunun 27. Maddesindeki: “Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir…” düzenlemesine istinaden başvuranın aylığının çalışmaya başladığı tarihi takip eden ödeme dönemi itibariyle kesildiği, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi çerçevesinde idarece başvuran adına 25/09/2009-24/07/2015 tarihleri arasındaki aylıklar (82.632,33 TL) için borç tahakkuku yapıldığı tespit edilmiştir.

11. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.

12. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

13. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.

13.1..Anayasa’nın ve Sözleşmenin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkı, sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermemekle beraber, yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/06/2015, § 36; Benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77).

Bu açıklamalar ışığında, başvurana ödenen malullük aylıkları üzerinde başvuranın mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu değerlendirilmektedir.

14. 5510 sayılı Kanunun 27. Maddesindeki: “Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir…” şeklindeki düzenlemesine bakıldığında malullük aylığı almakta iken tekrar çalışmaya başlayanların almakta oldukları aylıklarının kesileceğinin açık bir şekilde düzenlendiği görülmektedir.

Dolayısıyla 05/12/1994 tarihinden itibaren malullük aylığı bağlanan başvuranın, 17/07/200919/07/2010 tarihleri arasında Kanununun 4/1-(a) kapsamında çalışmalarının bulunması sebebiyle, almakta olduğu malullük aylığının işe girdiği tarihten itibaren kesilmesi gerektiğinde kuşku yoktur.

15. Malulen emekli olduktan sonra tekrar çalışmaya başlayan başvurana ödenen malullük aylıklarının, 5510 sayılı Kanun’un 27. ve 96. maddelerinde yer alan düzenleme nedeniyle geri alınması yönündeki idari işlem kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşımaktadır. Zira aksi durum, kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları halde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden de adil olmayan sonuçların doğmasına sebep olacaktır. Bu durum; sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına geleceğinden, kamu yararıyla da örtüşmeyecektir.

16. Somut olayda 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi uyarınca yapılan ödemelerin iadesinin gerektiği belirtilmiş, bu çerçevede başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 5510 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirildiği, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

17. 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluna başvurulmuş; Anayasa Mahkemesi anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşmıştır. İlgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurumun gider kaybının önlenmesi, Kurumun aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunması ve böylece Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amaçlanmış; bu anlamda anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı belirtilmiştir. Bu çerçevede, başvuruya konu olayda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru amaç şartını da taşıdığı değerlendirilmektedir.

18. Anayasa Mahkemesi kararlarında, mülkiyet hakkının sınırları ve güvenceleri açısından

Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35 inci maddesinin, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını düzenleyen 13 üncü maddesiyle birlikte ele alınması gerektiği; 35 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan sınırlama ve güvence ölçütlerinin 13 üncü madde ışığında yorumlanması gerektiği ifade edilmekte olup bu kapsamda bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E:1999/33, K:1999/51,

T:29/12/1999).

19. Ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliği ifade edilmektedir. (AYM,

E:2011/111, K:2012/56, T:11/4/2012; E:2012/102, K:14.2012/207, T:27/12/2012;

E:2012/149, K:2013/63, T:22/5/2013; E:2014/176, K:2015/53, T:27/5/2015; E:2015/43,

K:2016/37, T:5/5/2016; E:2016/13, K:142016/127, T:22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

20. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü hakkında ise, kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların ne derece katkısının olduğuna bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur

Ziyaretli, § 65).

21. Ayrıca ihlal teşkil ettiği iddia edilen müdahalenin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması, kanuni bir dayanağı olup meşru amaçlara dayansa dahi müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının değerlendirme konusu yapılması, mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir (Korkut

Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-50,66).

22. Dolayısıyla idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen aylıkların iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Buna karşılık, üzerinde önemle durulması gereken husus söz konusu alacağın başvurandan tahsil yöntemi ve miktarıdır.

23. SGK tarafından yapılan hatalı ödemelerin tahsilindeki usul 5510 Kanun’un 96 ncı maddesinde; kusurun bireyden veya Kurumdan kaynaklanması durumuna göre değişmektedir.

Anılan maddenin (a) bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faiziyle birlikte geri alınacağı hüküm altına alınmıştır.

Maddenin (b) bendinde ise; fazla veya yersiz ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması halinde, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi durumunda faizsiz olarak tahsil edileceği belirtilmiş, bu sürenin geçmesinden sonra yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibaren hesaplanan kanuni faiziyle birlikte geri alınacağı ifade edilmiştir.

24. İdarenin, başvuranın tahsis talebinde bulunurken imzaladığı “Tahsis talep ve beyan taahhüt belgesi” ile aylık bağlandıktan sonra durumunda meydana gelecek her türlü değişikliği Kuruma bildireceğine dair verdiği taahhüde uymadığı gerekçesiyle, söz konusu yersiz ödemelerin yapılmasında kusurun başvuranın ait olduğunu kabul ettiği ve bu sebeple yersiz ödemelerin tahsilinde 5510 sayılı Kanun’un 96 ıncı maddesinin (a) bendini uygulayarak tespitten geriye dönük 10 yıllık süre içindeki anapara borcunu faiziyle birlikte talep ettiği anlaşılmıştır.

25. Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 5 inci maddesinde de “örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi” hali ile “gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği halde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi” halinin ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturan durumlar olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.

26.İdarenin Kurumumuza gönderdiği cevabi yazıdan hatalı işlemin tespit tarihinin 22/06/2015 olduğu, ilgili idarenin kendi birimi olan Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı Risk Analizi ve Sürekli

Denetim Grup Başkanlığı tarafından da “çalıştığı halde malullük aylığı alanlar” konulu yazıyla 4/4/2014 tarihinde ilgili birimlere yazılı uyarı yapıldığı halde söz konusu yersiz ödendiği iddia edilen aylığın ödemesinin bu tarihten sonra dahi yaklaşık bir yıl boyunca devam ettiği anlaşılmıştır.

27. 5510 sayılı Kanun’un kendisine verdiği görev gereği Sosyal Güvenlik Kurumunun, bir yandan malullük aylığı öderken diğer yandan da sigortalılara ilişkin verileri topladığı göz önünde bulundurulduğunda, somut olayda malullük aylığı almakta olan başvuranın tekrar çalışmaya başladığını tespit etmek ve gereğini yapmak noktasında idarenin derin, nitelikli ve zaman alan bir araştırmaya ihtiyaç duymadığı, sunmakla yükümlü olduğu hizmeti gereği gibi yürütmediği açıktır.

28. Somut olayda, tekrar işe girdiği konusunda idareye herhangi bir bildirimde bulunmaması sebebiyle başvurana kusur atfedilebileceği düşünülse bile, yukarıda yer verilen tespitler, açıklamalar ve mevzuat hükümleri dikkate alındığında malullük aylığı almakta iken tekrar çalışmaya başlayan başvuranın çalıştığı dönemin -İdarenin Kurumumuza gönderdiği cevabi yazıdan anlaşıldığı üzere- 17/07/2009- 19/07/2010 tarihleri arasında olduğu dikkate alındığında; başvuranın 17/07/2009 dan itibaren tespit tarihine kadar -22/06/2015- çalışması olduğu kabul edilerek, 19/07/2010’dan itibaren malul olup olmadığına bakılmaksızın 25/09/2009-24/07/2015 tarihleri arasındaki aylıklar (82.632,33 TL) için borç tahakkuku yapılmasında idarenin daha ağır kusurlu olduğu açıktır.

29. Anayasa Mahkemesi’nce hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup

bulunmadığının da göz önünde bulundurulması gerektiği (Fatma Ülker Akkaya, B. No:

2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur Ziyaretli, § 65), öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği belirtilmiştir (Tevfik

Baltacı, § 70; Fatma Ülker Akkaya, § 51; Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No 2013/711, 3/4/2014, § 68). Nitekim somut olayda idare tarafından malullük aylığı ödemelerinin yersiz olduğu yönündeki hatalı işlemin uzunca bir süre sonra tespit edilmesi idarenin uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısız olduğunu göstermektedir.

29.1. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz etmektedir (Fatma Ülker Akkaya, § 52; Tevfik Baltacı, § 71).

29.2. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku bulunmamakta olup, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir.

Aksi durum kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilecektir. Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyecektir (Fatma Ülker Akkaya, § 53; Tevfik Baltacı, § 74).

29.3.Buna göre, hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerektiği gibi (Tevfik Baltacı, § 76) emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanması, kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması bakımından gereklidir. (Fatma Ülker Akkaya, § 58).

30. Malullük, çalışma veya meslekte kazanma gücünün kısmen veya tamamen kaybıyla sürekli bir gelir kaybına yol açan fizyolojik bir risktir. Bu niteliği itibariyle sürekli iş göremezlik sonucunu doğurur. Bu aşamada devreye giren malullük sigortası, malullük sebebiyle çalışamayan ve sürekli bir gelir kaybına uğrayan sigortalının uğramış olduğu gelir kaybını telafi etme amacını taşır. Böylece kişilere, malullük nedeniyle çalışamaz duruma geldiklerinde yaşamlarını sürdürebilecekleri asgari bir geliri sağlama güvencesi verilmektedir. Bu sosyal güvencenin tanınması, Anayasa’nın Devlete yüklediği, malullerin korunması ile bireylerin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlama biçimindeki görev ve yükümlülüğün yerine getirilmesine hizmet etmektedir.

31. Başvuran maluliyet aylığını almakta iken bir süre çalıştıktan sonra -17/07/200919/07/2010- çalışmasına son vermiş olmasına rağmen idare, uzun bir süre sonra çalışmadan haberdar olmuş ve malullük nedeniyle çalışamaz duruma gelen başvuranın yaşamını sürdürebileceği asgari geliri sağlama güvencesini elinden almaktadır.

32. Bilindiği üzere yersiz ödeme, Kurum’un sosyal sigorta yardımlarına hak kazanma konusunda yanılgılı değerlendirmeleri nedeniyle, hak sahibi olmayan kişilere yaptığı her tür ödemeyi ifade etmektedir. İdarece başvuranın sırf çalışmaları olduğu gerekçesiyle başvuranın 19/07/2010’dan itibaren malul olup olmadığına bakılmaksızın hak sahibi olmadığı kabul edilip yapılan ödemeleri yersiz ödeme olarak nitelendirilmesi de malullerin korunması ile bireylerin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlama görevine de aykırılık teşkil etmektedir.

33. Başvurana ödenen malullük aylıklarının tamamının 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesinin (a) bendi uyarınca ödendiği tarihten itibaren hesaplanan faiziyle birlikte başvurandan tahsil edilmesi halinde yersiz ödemeye devam edilmesinin sorumluluğunun, tekrar çalışmaya başlanıldığı hususunda sırf sigortalının kendisi tarafından bildirim yapılmadığı gerekçesiyle başvuran üzerinde bırakılmasının, başvuran üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olacağı ve mülkiyet hakkının özüne dokunur şekilde ölçülülük ilkesinin, dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edilmesi sonucuna yol açacağı sonucuna varılmıştır.

Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 2012/8556 Esas ve 2013/16145 Karar Sayılı ilamı, “ … Yapılacak iş, yapılan yersiz ödemelerin, sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından mı, yoksa Kurumun hatalı işleminden mi kaynaklandığını belirleyip, 5510 Sayılı Kanunun 96. maddesi gereğince davacının iadeyle yükümlü olduğu miktarı tespit edilmesi…” gerektiği halde idarece malullük aylığı almakta olan başvuranın tekrar çalışmaya başladığının tespit edilmemesi, (sigortalılara ilişkin verileri topladığı göz önünde bulundurulduğunda) gereken denetimlerin aksatılması veya önceden tahsis edilen aylıkların kontrol edilmemesi başvuranı mağdur etmemelidir.

34. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; malulen emekli olduktan sonra tekrar çalışmaya başlayan başvurana ödenen malullük aylıklarının, talep edilmesi gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı ancak başvurana yersiz ödeme yapılmasında, malullük aylığı almakta olan başvuranın tekrar çalışmaya başladığını tespit etmek ve gereğini yapmak noktasında sunmakla yükümlü olduğu hizmeti gereği gibi yürütmeyen idarenin de kusurlu olduğu açık olup, yersiz ödemenin tahsili yönteminin idareye herhangi bir kusur atfedilmeksizin sadece başvuranın kusuru esas alınarak belirlenmesinin başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olduğu, hakkın özüne dokunur şekilde ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği, başvurana yersiz ödenen aylıkların tahsilinde 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi hükümlerinin uygulanmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 35. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması beklenilmektedir.

36. Bununla birlikte, hukuk devleti ilkesi idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve

“haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

37. 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.

Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede

İzmir İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KISMEN KABUL- KISMEN REDDİNE; Başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumu’na borcu olmadığının tespiti talebinin REDDİNE, Başvurana yersiz ödenen aylıkların idarenin kusuru da dikkate alınarak 5510 sayılı Kanunun

96 ncı maddesinin (b) bendi hükümleri uygulanmak suretiyle tahsil edilmesi yönünde işlem

tesis edilmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA BAŞKANLIĞINA

TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığınca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi