|
ÖZET: Başvurucu, 15-16 yaşlarında işlediği bir suç nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Cezasını tamamladıktan sonra, Karabük Ağır Ceza Mahkemesi tarafından memnu haklarının iadesine karar verilmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı başvuruda “öğrenci ve personel servis aracı sahibi olabilmesi” ve “şoför olarak çalışmasına” izin verilmediği gerekçesiyle şikâyette bulunmuştur. Başvurucu, bu durumun Anayasa’nın 138. maddesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne aykırı olduğunu iddia ederek, çalışma hakkının kısıtlandığını belirtmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı, başvurunun incelenmesi sonucunda, öğrenci taşıma hizmetlerinin düzenlenmesi için belirlenen yeterlilik ve çalışma şartlarının Okul Servis Araçları Yönetmeliği çerçevesinde belirlendiğini ifade etmiştir. Ayrıca, başvurucunun daha önceki bilgi edinme taleplerinin de bu yönetmelik hükümleri doğrultusunda yanıtlandığı belirtilmiştir. İlgili mevzuat gereği, belirli suçlardan mahkûm olan kişilerin, kamu hizmetlerinde çalışabilmesi için bazı sınırlamalara tabi olduğu vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun reddine karar vermiştir. Bu karar, başvurucunun memnu haklarının iadesinin, belirli hakları kullanma yetkisini geri vermediği ve bu nedenle idarenin takdir yetkisini kullanarak sınırlamalar getirebileceği yönündeki değerlendirmelerle desteklenmiştir. Başvurucu, bu karara karşı yargı yoluna başvurabilecektir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/6082-S.20.9652
BAŞVURU NO : 2019/18494
KARAR TARİHİ : 15/04/2020
RET KARARI ,TCKN:
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Memnu haklarının iadesine karar verilen başvurucunun, öğrenci ve personel servis aracı sahibi olabilmesi ve şoför olarak çalışmasına izin verilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 22/10/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
(1) Başvurucu tarafından, 15-16 yaşlarında işlemiş olduğu suç nedeni ile Türk Ceza Kanununun
103 üncü maddesi birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildiği ve cezasını
çektiği, ardından Karabük Ağır Ceza Mahkemesinin 01/10/2019 tarih ve / Esas sayılı kararı ile memnu hakların iadesine karar verildiği, buna rağmen “öğrenci ve personel servis aracı sahibi” olması ve “şoför olarak çalışmasına” izin verilmediği, bu mahkeme ilamına uyulmamak sureti ile Anayasanın 138 inci maddesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin
17 nci maddesine aykırı şekilde, kanunlarda kayıtlı olmayan bir suç ile cezalandırıldığı,
çalışma hakkının ömür boyu kısıtlandığı, iddia ve şikâyet edilerek, öğrenci ve personel servis aracı sahibi olabilmesi ve şoför olarak çalışmasına izin verilmesini teminen gereğinin yapılması talep edilmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
(2) Kurumumuzca, verilecek karara esas olmak üzere, başvuru belgesinde yer alan iddia ve talep doğrultusunda, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu hükümleri kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde inceleme ve araştırma gerçekleştirilmiştir.
(3) Milli Eğitim Bakanlığından alınan 13.11.2019 tarih ve E. sayılı yazıda; (3.1) Öğrenci taşıma hizmetlerinin düzenli ve güvenli hale getirilmesi amacı ile taşıma yapacak gerçek ve tüzel kişilerin yeterlilik ve çalışma şartlarının, Okul Servis Araçları Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde belirlendiği; diğer yandan taşımalı eğitim uygulaması kapsamında eğitim hakkından mahrum kalması muhtemel öğrencilerin eğitime erişimlerinin, Taşıma
Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği hükümleri çerçevesince sağlandığı, (3.2) Başvuru sahibinin daha önceden gerçekleştirdiği bilgi edinme başvurusunun, Karabük
Valiliğince, Okul Servis Araçları Yönetmeliği ve Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği hükümlerine göre cevaplandırıldığının tespit edildiği, ancak 25.10.2017 tarih ve 30221 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Okul Servis Araçları Yönetmeliğinin 16 ncı maddesinde yer alan hükümle, Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliğinin yürürlükten kaldırıldığı, (3.3) Mevzuat hükümleri ve memnu hakların iadesine ilişkin yapılan açıklamaların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, başvurucunun durumunun yeniden değerlendirilip talebinin kabul edilip edilmeyeceği konusunda idarenin takdir yetkisini haiz olduğunun mütalaa edildiği, hususu Kurumumuza bildirilmiştir.
(4) Kurumumuzca, verilecek karara esas olmak üzere, somut olaya özgü iddia ve talebin, “memnu hakların iade edilmesi müessesesi” bağlamında değerlendirilmesine yönelik Adalet
Bakanlığının görüş ve mütalaasına başvurulmuştur. Adı geçen Bakanlıktan alınan 18.12.2019 tarih ve E. / sayılı yazıda özetle; (4.1) Memnu hakların iadesine yönelik meri mevzuat hükümleri [5237 sayılı Türk Ceza
Kanununun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” kenar başlıklı 53 üncü maddesi;
5352 sayılı Adli Sicil Kanununun “Arşiv bilgilerinin istenmesi” kenar başlıklı 10 uncu ve
“Yasaklanmış hakların geri verilmesi” kenar başlıklı 13/A maddesi hükmü], Kamu Kurum ve
Kuruluşları Personel Servis Hizmet Yönetmeliğinin “Taşıma işlerinde çalışanlar” kenar başlıklı 14 üncü maddesi ve Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliğinin “Taşıma işlerinde çalışanların şartları, görev ve sorumlulukları” kenar başlıklı 9 uncu maddesi hükmü ve Danıştay Onbeşinci
Dairesinin 30.11.2017 tarihli ve 2015/4250 Esas – 2017/7067 Karar sayılı ilamına konu değerlendirmeye [belli nitelikteki suçları işleyen kişilerin ömür boyu silah ruhsatından mahrum bırakılmasında kamu yararına aykırı bir husus bulunmadığı, memnu hakların iadesi müessesesinin, asıl cezayı silmediği, ancak kamu haklarından yasaklı olma ve bazı konularda ehliyetsiz kılınma gibi bir kısım süresiz hak mahrumiyetlerinin geleceğe dönük olarak ortadan kaldırılması anlamına geldiği, silah taşıma ve bulundurma ruhsatının, herkese tanınmış bir temel hak niteliğinde olmadığı] atıf yapılmış, (4.2) Öğrenci ve personel servis aracı sahibi olup şoför olarak çalışmanın, herkese tanınmış temel bir hak ve özgürlük olarak değerlendirilmesinin mümkün görülmediği, bu doğrultuda; ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca kimlerin öğrenci ve personel servis aracı sahibi olabileceği ve şoför olarak çalışabileceğinin belirtilmiş olduğu, bu izne sahip olamayacak kişiler yönünden objektif esaslara bağlı olarak bir sınırlama getirildiği ve söz konusu sınırlamanın eşitlik ve objektiflik ilkelerinin sağlanması açısından hukuka uygun olduğu, değerlendirmesinde bulunulmuştur.
III. İLGİLİ MEVZUAT
(5) 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; (5.1)“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13 üncü maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmü düzenlenmiştir.
(5.2) “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
(5.3) “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40 ıncı maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
(5.4) “Çalışma hakkı ve ödevi” başlıklı 49 uncu maddesi birinci fıkrasında, “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” hükmü düzenlenmiştir.
(5.5) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde, herkesin kamu denetçisine başvurma hakkının olduğu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumunun, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyeceği hüküm altına alınmıştır.
(6) Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 17 nci maddesinde, herkesin tek başına veya başkaları ile birlikte mal ve mülk sahibi olmak hakkına haiz olduğu; hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum bırakılmayacağı düzenlenmiştir.
(7) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokolün “Mülkiyetin korunması” başlıklı
1 nci maddesinde, “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı
gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” düzenlemesine yer verilmiştir.
(8) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, Kamu Denetçiliği Kurumunun, şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu hüküm altına alınmıştır.
(9) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” kenar başlıklı 53 üncü maddesinde, “(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan, d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e)
bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.” hükmü düzenlenmiştir.
(10) 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” kenar başlıklı 13/A maddesi şu şekildedir: “(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun
53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması, gerekir.
(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır.” (11) 25.2.2004 tarih ve 25384 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu
Kurum ve Kuruluşları Personel Servis Hizmet Yönetmeliğinin “Taşıma işlerinde çalışanlar” kenar başlıklı 14 üncü maddesinde “Personel servis araçlarını kullanan sürücülerin: Türk
Ceza Kanununun 403. 404. 414. 415. 416. 418. 429. 430. 431. 432. 435. 436 ve 572 nci maddelerinde belirtilen suçlardan hürriyeti bağlayıcı hüküm giymemiş olması… zorunludur…” hükmü düzenlenmiştir.
(12) 25.10.2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Okul Servis
Araçları Yönetmeliğinin; (12.1) “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinde “şoför”, karayolunda ticari olarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişi şeklinde; “taşımacı” ise öğrenci ve çocukların bir ücret karşılığı taşınmasını üstlenen gerçek veya tüzel kişiler şeklinde tanımlanmıştır.
(12.2) “Taşımacının şartları ve yükümlülükleri” kenar başlıklı 5 inci maddesinde, “(1)
Taşımacılar (tüzel kişi olması halinde, anonim şirket ve kooperatiflerde yönetim kurulu üyeleri, diğer tüzel kişilerde ise tüm ortakları ve bu tüzel kişilikleri temsil ve ilzama yetkili kişiler)
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş ve affa uğramış veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa bile; …
b) Türk Ceza Kanununun 81, 102, 103, 104, 105, 109, 179/3, 188, 190, 191, 226 ve 227 nci maddelerindeki suçlardan hüküm giymemiş olmak veya devam etmekte olan bir kovuşturması bulunmamak ya da kovuşturması uzlaşmayla neticelenmemiş olmak, …” hükmü düzenlenmiştir.
(12.3) “Taşıma işlerinde çalışanların şartları, görev ve sorumlulukları” kenar başlıklı 9 uncu maddesinde, “(1) Okul servis araçlarını kullanan şoförler; … b) Türk Ceza Kanununun 81, 102, 103, 104, 105, 109, 179/3, 188, 190, 191, 226 ve 227 nci maddelerindeki suçlardan mahkum olmamış olmak veya bu suçlardan hakkında devam eden ya da uzlaşmayla neticelenmiş bir kovuşturma bulunmamak, …” hükmü düzenlenmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
(13) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi”
Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Açısından Değerlendirme (14) Şikâyet başvurusu, başvurucunun 15-16 yaşlarında işlemiş olduğu suç nedeni ile Türk
Ceza Kanununun 103 üncü maddesi birinci fıkrası uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildiği ve cezasını çektiği, ardından Karabük Ağır Ceza Mahkemesinin 01/10/2019 tarih ve
/ Esas sayılı kararı ile memnu hakların iadesine karar verildiği, buna rağmen öğrenci ve personel servis aracı sahibi olması ve şoför olarak çalışmasına izin verilmediği, bu mahkeme ilamına uyulmamak sureti ile Anayasanın 138 inci maddesine ve İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesinin 17 nci maddesine aykırı şekilde, kanunlarda kayıtlı olmayan bir suç ile cezalandırıldığı, çalışma hakkının ömür boyu kısıtlandığı, iddia ve şikâyetine istinaden, öğrenci ve personel servis aracı sahibi olabilmesi ve şoför olarak çalışmasına izin verilmesi talebi ile Kurumumuza iletilmiştir.
(15) Modern ceza adalet sisteminin amaçlarından birisi, mahkûmun ıslah olması ve bu durumu ispat eden evrakın ortaya konması karşılığında, daha önce işlediği suçtan dolayı uğradığı hak mahrumiyeti yasağının ortadan kaldırılmasıdır. Memnu hakların iadesi şeklinde isimlendirilen bu müessese, kişinin suçu işledikten sonra belirli bir süreyi iyi halli olarak geçirmesi ve mevzuatta açıklanan diğer şartlara uymuş olması halinde mahrum kaldığı hakları tekrar kullanmasıdır. Bu yolla mahkûm, toplumsal hayatın gerektirdiği etkinlikleri normal bir şekilde sürdürmesini sağlayan haklarına yeniden kavuşabilmektedir.
(16) Adalet Bakanlığının açıklamaları ışığında; mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile mülga
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununda düzenlenmiş olan bu müesseseye ilişkin 5237
sayılı Türk Ceza Kanununda ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda herhangi bir hükme yer verilmemiş olup; bu kurum daha sonra 6.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 38 inci maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A maddesi olarak eklenmek suretiyle Türk hukukundaki yerini tekrar almıştır.
(17) 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun, “Yasaklanmış hakların geri verilmesi” kenar başlıklı
13/A maddesinin gerekçesinde, bu müessesenin teşkiline ilişkin şu gerekçe ortaya konmuştur:
“Maddeyle, 5352 sayılı Kanuna 13/A maddesi eklenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun
53 üncü maddesindeki düzenlemeye göre, belli bir suçtan mahkûmiyete bağlı süresiz hak
yoksunluğundan söz edilemez. İşlediği suç dolayısıyla toplumda kişiye karşı duyulan güven sarsıldığı için suçlu kişi, özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Ancak, bu hak yoksunlukları süresiz değildir.
Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, 53 üncü maddede suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması yönünde düzenleme yapılmıştır. Türk
Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkûmiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin düzenleme yapılmamıştır. Ancak, 5352 sayılı Adlî Sicil
Kanununun Geçici 2 nci maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkûm olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkûm olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.” (18) Danıştay Sekizinci Dairesinin 25.4.2018 tarih, 2018/428 Esas ve 2018/2360 Karar sayılı
ilamında, yukarıda aktarılan Kanun gerekçesine açıklık getirilmiştir. Şöyle ki:
“Memnu hakların iadesi müessesesi, 765 sayılı TCK’nın 121-124 maddeleri ile 1412 sayılı
CMUK’un 416-420. maddeleri arasında yer almış iken, anılan Kanunları yürürlükten kaldırarak yerine 01/06/2005 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK’da yer verilmemiştir. Bunun sebebi, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesidir. Anılan maddeye göre, kişilerin kasten işlemiş oldukları suçlardan dolayı verilecek hapis cezası mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak; bir kamu görevinin üstlenilmesi, seçme ve seçilme hakkı, velayet-vesayet hakkı gibi bir takım hak yoksunluklarının doğrudan oluşacağı, ancak, hapis cezasının infazının tamamlanmasıyla birlikte yoksun kalınan hak yoksunluklarının da kendiliğinden kişiye avdet edeceği düzenlemesi öngörülmüştür. Dolayısıyla, TCK anlamında ayrıca yeni bir işleme gerek kalmaksızın cezanın infazının tamamlanmasıyla kişilerin yoksun kalacağı haklara kavuşacağı açıktır.
Ancak, 657 sayılı Kanun, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, Anayasa’nın 76/2. maddesi gibi bazı özel Kanunlardaki hak yoksunluklarına ilişkin düzenlemeler nedeniyle memnu hakların iadesi müessesesine yeniden ihtiyaç duyulmuş ve 5352 sayılı Adli
Sicil Kanununa eklenen 13/A maddesiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi başlığı altında yeniden getirilmiştir. Bu maddede bahsedilen ‘5237 sayılı Kanun dışındaki kanunlar’ ifadesinden, 5237 sayılı TCK’nın ‘Özel kanunlarla ilişki’ başlıklı 5. maddesinde, ‘Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır.’ hükmü uyarınca çeşitli suç ve hürriyeti bağlayıcı cezalar ile hak yoksunluklarının düzenlendiği 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunu, Kaçakçılık Kanunları gibi özel ceza kanunları değil, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci
Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu, Seçim Kanunu gibi hak yoksunluklarına yer verilen kanunların anlaşılması gerektiği açıktır. Bu kapsamda, memnu hakların iadesi kararı, gerek Türk Ceza
Kanunundan, gerekse özel bir kanundan kaynaklansın kamu hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme ve seçilme hakkından yoksun kılınma gibi temel hak ve özgürlükler alanındaki ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldıran ve kişiye kullanılması men edilen hakları kullanma yetkisi sağlayan kararlardır.” ifadelerine yer verilmiştir.
(19) Kimi suçlardan hüküm giyenler ile belirli bir süre veya türdeki cezaya mahkûm olanların, bazı hakları kullanmaktan “ömür boyu” mahrum bırakılmalarının, modern ceza adalet sisteminin gereklerine uymadığı hususu ortadadır. Ömür boyu yasaklılık, cezalarının infazından sonraki dönemde de muhatap kişilerin topluma zarar verebileceği düşüncesinden hareketle, toplumun suçludan korunması hedefine dayansa ve bunun birtakım yararları olacağı söylenebilirse de yasaklamanın sürekli olması halinde cezadan beklenen amaçla bağdaştırılması mümkün olamayan sonuçlar ortaya çıkabilecektir.
(20) Gerçekten eski hükümlü bir kişinin, toplumsal yaşama uyum sağlayarak yaşamını iyi halli bir şekilde sürdürmeye başladığında, bir kısım haklarından mahrum bırakılması, o kişinin yeniden topluma kazandırılması gayesiyle çelişki oluşturacaktır. İşte ortaya çıkabilecek bu gibi sakıncaların giderilebilmesi için, kişinin belirli bir süreyi iyi halli olarak geçirmesi ve mevzuatta açıklanan diğer şartlara uymuş olması halinde, mahrum kaldığı hakları tekrar kullanması ve bu yolla mahkûmun, toplumsal yaşamın gerektirdiği etkinlikleri normal bir şekilde sürdürmesini sağlayan haklarına yeniden kavuşmanın yanı sıra, mahkûmiyet sonucu yıpranan manevi itibarını da elde etme imkânına kavuşmasının önü açılmıştır.
(21) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca ayrıca yeni bir işleme gerek kalmaksızın cezanın infazının tamamlanmasıyla kişiler mahrum kaldıkları haklarına kavuşacaktır. 5352 sayılı
Kanunun 13/A maddesine göre, ister mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan, isterse özel bir yasadan kaynaklansın, amme hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme veya seçilme hakkından yoksun kılınma, yasal kısıtlılık altında bulundurulma, babalık veya kocalık haklarından mahrumiyet, sürücü belgesinin geri alınması, emekli maaşından yoksun kılınma, meslek ve sanatın tatili, işyerinin kapatılması ve benzerleri gerek bir mahkûmiyet sonucu ve gerekse ceza şeklinde hükmedilen her nevi ehliyetsizliklerin memnu hakların iadesi yoluyla bertaraf edilmesine yasal bir engel bulunmadığından, anılan kanun maddesinde açıklanan süreler geçtikten sonra talepte bulunan iyi halli hükümlünün memnu haklarının iade edildiğinin bir kararla tespit edilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
(22) Bu noktada, memnu hakların iadesi müessesesinin hangi haklar açısından kapsayıcı olduğunun belirlenmesi önem arz etmektedir.
(23) Danıştay Onbeşinci Dairesinin 30.11.2017 tarih, 2015/4250 Esas ve 2017/7067 Karar sayılı ilamında, silah taşıma ruhsatı verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin İzmir
Valiliği işlemi ve bu işlemin dayanağı olan 91/1779 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer
Aletler Hakkında Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…affa uğramış olsalar veya mahkûmiyetleri bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalksa ya da mahkemelerce verilen karar üzerine adli sicilden silinmiş olsa bile hiçbir surette ateşli silahlarla mermilerini taşıma ya da bulundurma izni verilmez.” düzenlemesinin iptaline ilişkin dosyada, şu tespitlerde
bulunulmuştur:
“Kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının korunması amacıyla temel hak ve hürriyetlerin, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun olarak Kanunla sınırlanabileceği Anayasa kuralıyla benimsenmiş olmakla birlikte, silah taşıma ya da bulundurma ruhsatı almanın herkese tanınmış temel bir hak ve özgürlük olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Belirlenen çerçevede, silah taşıma ve bulundurmaya ilişkin yapılan düzenlemelerde konuya özgü kurallara yer verilmesinin ve dayanağı Kanun hükümlerini aşmamak üzere sınırlamalar yapılabileceğinin kabulü gerekmektedir.”
“Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
16.11.1988 tarih ve E:1988/142, K:1988/210 sayılı kararıyla ‘PKK adlı yasadışı silahlı çete
örgütünün sair efradı olmak, örgüte yardım ve yataklık etmek’ suçlarından 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırıldığı, İzmir 8. Ağır Ceza Ceza Mahkemesi’nin 2013/816 D. İş sayılı kararıyla memnu haklarının iadesine karar verildiği, davacının şirket müdürü olması sebebiyle silah ruhsatı verilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun anılan mahkumiyeti gerekçe gösterilerek
Yönetmeliğin 16. maddesinin (d) bendi uyarınca İzmir Valiliği’nin 29.12.2014 tarih ve 52034 sayılı işlemi ile reddedildiği, davacı tarafından memnu hakların iadesi kararı alması nedeniyle, bundan sonra hiç ceza almamış bir kişi gibi değerlendirilerek tarafına ruhsat verilmesi gerektiği, dava konusu uygulama işlemi ile haklarını kullanmasının engellendiği belirtilerek bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
…
Her ne kadar davacı hakkında memnu hakların iadesi kararı verilmişse de, memnu hakların iadesi kararının asıl cezayı silmediği, ancak kamu haklarından yasaklı olma ve bazı konularda ehliyetsiz kılınma gibi bir kısım süresiz hak mahrumiyetlerinin geleceğe dönük olarak ortadan kaldırılmasını ifade ettiği göz önünde bulundurulduğunda, bu durumun bir hak niteliğinde olmayan silah taşıma ve bulundurma ruhsatı verilmesini gerektirmeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki gerek 6136 sayılı Kanun, gerekse hukuka aykırı bulunmayan dava konusu Yönetmelik hükümlerinde bir yıldan fazla hapis cezasına mahkum olanlara affa uğramış olsalar bile hiçbir surette ateşli silah taşıma ve bulundurma izni alamayacakları hüküm altına alındığından, mahkumiyet kararı ortadan kaldırılmayıp, sadece bu mahkumiyet kararı nedeniyle kaybettiği hakları geleceğe dönük olarak kendisine iade edilen davacıya, bu nedenle silah ruhsatı verilemeyeceği açıktır.
Bu durumda, hakkında bir yıldan fazla mahkumiyet kararı bulunan davacının silah taşıma ruhsatı talebinin reddine ilişkin uygulama işlemi ile bu işlemin dayanağı olan dava konusu
Yönetmelik hükmünde kamu yararı, hizmet gerekleri ve hukuka aykırılık görülmemiştir.” ifadelerine yer verilerek dava konusu işlemin hukuka uygun bulunduğu belirtilmiştir.
(24) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25.6.2009 tarih, 2009/391 Esas ve 2009/1696
Karar sayılı ilamında ise “Danıştay, kararlarında ‘Memnu hakların iadesi kararı’, ister Türk
Ceza Kanunundan, ister özel bir yasadan kaynaklansın kamu hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme ve seçilme hakkından yoksun kılınma gibi temel hak ve özgürlükler alanındaki ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldıran bir karar olarak tanımlanmış ve memnu hakların iadesinin ilgiliye kullanılması menedilen hakları kullanma yetkisi verdiği kabul edilmiştir. Bu açıdan değerlendirildiğinde davacının memnu haklarının iadesinin, 1136 sayılı Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde sayılan ehliyetsizliğini ortadan kaldırdığı tartışmasızdır. Ancak, davacının mahkumiyetine neden olan eylemin niteliği dikkate alındığında, davacının bu eyleminin, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını korumakla görevli avukatlık mesleğinin ilke ve amaçlarıyla bağdaşmadığı açık olup, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu tarafından baro levhasına yazılmasına karar verilen davacının, avukatlık mesleğine yaraşmayacak tutum ve davranışlarının çevresinde bilindiğinden bahisle baro levhasına yazılmasının uygun bulunmadığına ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı…” ifadesine yer verilmiştir.
(25) Bir başka dosyada, Danıştay Sekizinci Dairesin tarafından [7.10.2008 tarih, 20083353 Esas ve 2008/5591 Karar sayılı ilam], avukatlık stajını tamamlayan davacının, terör örgütüne yardım ve yataklık etmek suçundan almış olduğu cezadan dolayı, memnu haklarının iadesine ve mahkûmiyet hükmünün vaki olmamış sayılmasına karar verilmiş olduğundan, 1136 sayılı
Kanunun 5/a maddesinde belirtilen ehliyetsizlik durumu ortadan kalkmış ise de avukatlık mesleğinin yargılama görev ve yetkisinin kullanımında haiz olduğu önem ve özelliği dikkate alındığında, davacının avukatlık mesleğine yaraşmayacak tutum ve davranış olduğu hususunda kuşku bulunmayan eylemi nedeniyle, aynı Kanunun 5/c maddesinde belirtilen ehliyetsizlik durumu devam ettiğinden, avukatlık mesleğine kabul edilmemesinde, hukuka aykırılık bulunmadığına hükmedilmiştir.
(26) Danıştay ilamlarında yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere memnu hakların iadesi kararları, “herkese tanınan temel hak ve özgürlükler alanındaki” ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldıran ve kişiye kullanılması men edilen hakları kullanma yetkisi sağlayan kararlardır.
(27) Yukarıda kayıtlı mevzuat hükümleri ile Danıştay ilamlarında yer alan açıklamalar başvuruya konu somut olaya uygulandığında; öncelikle öğrenci ve personel servis aracı sahibi (taşımacı) olmak ve/veya bu ticari araçlarda şoför olarak çalışmanın, herkese tanınmış temel bir hak ve özgürlük olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemektedir. Somut olay, “öğrenci ve personel aracı sahibi (taşıyıcısı) ve/veya bu araçlarda “şoför olarak çalışma” talebidir. Bu talep ise izne/ruhsata tabi ve bu nedenle kamusal bir hizmetin parçası niteliğinde olan bir yetki ve ayrıcalık olup; tıpkı ateşli silah ruhsatı talebinde olduğu gibi herkese tanınmış temel bir hak ve özgürlük olarak değerlendirilmesi mümkün olmayacaktır.
(28) Dolayısı ile idarenin, temel bir hakkın öznesi olmayan öğrenci ve personel servis aracı sahipliği veya şoförlüğüne ilişkin düzenlemelerde, takdir yetkisini kullanarak, konuya özgü kurallara yer vermesinin ve dayanağı Kanun hükümlerini aşmamak üzere sınırlamalar yapılabilmesinin kabulü gerekmektedir. Bu doğrultuda; 25.10.2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Okul Servis Araçları Yönetmeliğinin hükümleri uyarınca kimlerin öğrenci ve personel servis aracı sahibi olabileceği ve şoför olarak çalışabileceği belirtilmiş olup, bu izne sahip olamayacak kişiler yönünden objektif esaslara bağlı olarak bir sınırlama getirilmiştir. Söz konusu sınırlamanın, eşitlik ve objektiflik ilkeleri gözetilerek kullanılan bir takdir yetkisi olduğu görülmektedir.
(29) Ayrıca, çocuk yaştaki öğrencilerin taşınması sektöründe görev alacak kişilerin yetki belgelerinde, bu kişilerin geçmişte işlemiş olabilecekleri suçların türüne göre bir dizi sınırlama getirilmesi, eşitlik ve objektiflik ilkeleri yanı sıra, toplumsal gerekler açısından da önemlidir.
Şikâyete konu idari işlemin, Okul Servis Araçları Yönetmeliğine konan sınırlamaya dayandığı ve bu sektörde faaliyet yürütecek kişilerin açık şekilde belli şartları taşımaları düşüncesine dayandığı için bu yönü ile de hakkaniyet ve hukuk açısından yerinde olduğu değerlendirilmiştir.
Son olarak, kişinin taşınır mülkiyet sahibi olma ve çalışma hakkı açısından bir sınırlama getirilmemiştir. Farklı bir anlatım ile başvuruya konu talebin reddi, kişinin “mülkiyet hakkının” ve “çalışma hakkının” sınırlanması sonucunu doğurmamaktadır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme (30) 28.3.2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde bir dizi iyi yönetişim ilkelerine yer verilmiştir.
(31) Söz konusu Yönetmelik hükmünde yer alan ilkelerin kaynağını teşkil eden Avrupa Birliği
Temel Haklar Şartının 41 inci maddesinde de iyi yönetim hakkından bahsedilmekte olup, benzer ilkelere Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen “Avrupa Doğru İdari Davranış
Yasasında” da yer verilmiştir. Günümüzde demokratik, modern ve katılımcı yönetim anlayışına göre faaliyetlerini icra eden idarelerden, sadece hukuka uygun olarak hareket etmeleri değil aynı zamanda iyi yönetim ilkelerine de uygun işlem tesis etmeleri beklenmektedir.
(32) Başvuru dosyası sadedinde, Milli Eğitim Bakanlığının, Kurumumuz bilgi ve belge talep yazılarına gerekçeli olarak cevap verdiği değerlendirildiğinden, idarenin iyi yönetim ilkelerinden “dürüstlük”, “nezaket”, “şeffaflık” ve “hesap verilebilirlik” ilkelerine uygun davrandığı görülmüştür. Bununla birlikte, başvurucunun iki adet bilgi edinme başvurusuna
Bakanlık taşra birimlerince verilen farklı cevaplarda, mülga mevzuat hükümlerine de atıf yapıldığı ve tenakuz oluşturan açıklamalara yer verildiği görülmüş olup; ilgili idarenin bundan sonra, aynı zamanda iyi yönetim ilkelerinden birisi olan “bilgi edinme hakkına” saygılı davranması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
6328 sayılı Kanunun, “Dava açma süresinin yeniden işlemeye başlaması” başlıklı 21 inci
maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Kararın başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden arta kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Ankara İdare Mahkemeleri nezdinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Ret Kararının, BAŞVURANA VE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi