ÖZET: Başvuran, özel gereksinimli çocuğunun bakım ihtiyaçları için izin talep etmiş ve iş yerinde mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Başvurusu, Adalet Bakanlığına iletilmiş ancak talebi kısmen reddedilmiştir. Başvuran, çocuğunun engelli olduğunu ve gerekli izinlerin verilmediğini, bu durumun psikolojik sorunlara yol açtığını belirtmiştir. İdare, başvuranın izin taleplerinin yasal çerçevede değerlendirildiğini, ayrıca başvuranın iş yerindeki uyum sorunları nedeniyle disiplin soruşturmalarına maruz kaldığını ifade etmiştir.

İdarenin açıklamalarına göre, başvuranın çocuğuna yönelik özel gereksinim raporu bulunmakta ve bu rapor doğrultusunda izin talepleri değerlendirilmektedir. Ancak, başvuranın izin taleplerinin belgelendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mobbing iddialarının ise, sistematik bir şekilde tekrarlanan ve kasıtlı olarak yapılan davranışlar olarak tanımlanan unsurları karşılamadığı sonucuna varılmıştır. Başvurunun kısmen kabulü, kısmen reddi ile sonuçlanmış ve Adalet Bakanlığına, engelli bireyler için izin uygulamalarının gözden geçirilmesi tavsiye edilmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/5763-S.24.9062

BAŞVURU NO : 2023/20229

KARAR TARİHİ : 28.05.2024

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI ,TCKN:

Adres:

ADALET BAKANLIĞI

BAŞVURUYA KONU İDARE :

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın tarafına uygulandığını iddia ettiği mobbingin sonlandırılması ve özel gereksinimli çocuğunun bakım ve ihtiyaçları için izin kullanımı talepleri hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 12.12.2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza çocuk internet sitesi (www.kdkcocuk.gov.tr) üzerinden özel gereksinimli çocuk adına annesi tarafından yapılan başvuruda, başvuran anne özetle; memur olduğunu, oğlunun engelli olup süreğen hastalıkları bulunduğunu, oğlunun bakım ve ihtiyaçları için kullanması gereken iznin tarafına verilmediğini, Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne dilekçe verdiğini ancak talebinin reddedildiğini, durumun mobbing boyutuna ulaştığını, 11.12.2023 tarihinde işyerinde amirin odasından çıkıp, sinir krizi geçirip kafasını çarptığını, vücudunda morluklar oluştuğunu, amirinin sürekli soruşturma açtığını belirterek suçluların cezalandırılmasını, etik olmayan davranışların son bulmasını, çocuğunun ve şahsının mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun bilgi-belge talebine yönelik Adalet Bakanlığından alınan 29/01/2024 tarihli ve sayılı cevabi yazı ve eklerinde;

2.1. Adı geçenin, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin 30 uncu ve 31 inci maddeleri gereğince düzen nöbet, gece çalışması veya fazla çalışmadan muaf tutulduğu, ayrıca oğlu ’a ait

16.09.2019 tarihli Samsun Eğitim Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen Çocuklar İçin Özel

Gereksinim Raporunda “Bilişsel işlevlerin desteklenmesi için rehabilitasyon/erken destek (müdahale)

gereksinimi, fizyoterapi, ergoterapi, rehabilitasyon gereksinimi, dil ve konuşma terapisi/rehabilitasyon gereksinimi, görme işlevliği kısıtlığı/kaybı için terapi/rehabilitasyon gereksinimi, diğer gereksinimlerin

önerildiği” anlaşıldığından oğlu için tekrar günlük idari izin talebi olması durumunda, kendisi tarafından yapılan gereksinimlerin belgelendirilmesi halinde oğluna yapılacak bakımın niteliğine göre izin talebinin tekrar değerlendirileceğinin 18.09.2023 tarihinde kendisine tebliğ edildiği,

2.2. Adı geçenin, anılan Kuruma başladığı günden itibaren 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 104/E maddesinin “Memurlara; en az yüzde 70 oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun (çocuğun evli olması durumunda eşinin de en az yüzde 70 oranında engelli olması kaydıyla) hastalanması hâlinde hastalık raporuna dayalı olarak ana veya babadan sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar mazeret izni verilir.” hükmü gereğince, her yıl 10 gün mazeret izni, yıllık izin, rapor ve refakatçi izni olmak üzere 2018 yılında toplam 218 gün, 2019 yılında 211 gün, 2020 yılında 288 gün, 2021 yılında 169 gün, 2022 yılında 51 gün, 2023 yılında 69 gün izin kullandığı ve 2024 yılında 4 gün yıllık izin kullanma talebinde bulunmuş olup talebi uygun görülerek yıllık izin kullandığı,

2.3. Adı geçenin, göreve başladığı günden itibaren öncelikle 02.03.2018 tarihli görevlendirme ile

Değerlendirme ve Planlama Bürosunda görevlendirildiği, büroda iş ve arkadaşları ile uyum sıkıntısı yaşaması nedeniyle 31.12.2018 tarihli görevlendirme ile Eğitim İyileştirme Bürosunda görevlendirildiği, bu büroda da yine aynı şekilde arkadaşları ile sıkıntı yaşaması üzerine görev yeri değişikliği talebinde bulunduğu bunun üzerine 28.01.2019 tarihinde İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonu sekretaryasında görevlendirildiği, kalem arkadaşları ile sıkıntı yaşadığı ve verilen işleri çocuğunun durumundan dolayı tam ve etkin şekilde yapamadığını belirttiği, bunun üzerine 03.09.2019 tarihinde Faks Fotokopi ve Tarama yapması için görevlendirildiği, iş yönünden gerekli hassasiyet ve titizliği göstermediği anlaşıldığından

10.02.2020 tarihinde İnfaz Bürosunda Adli Kontrol dosyalarına bakması için görevlendirildiği, yine aynı

şekilde oda arkadaşı ile sıkıntı yaşaması üzerine 14.06.2021 tarihinden itibaren İnfaz Bürosunda görevlendirildiği,

2.4. Adı geçenin, Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde kadrolu infaz ve koruma memuru olarak görev yaptığı,

2.5. Adı geçenin, 19.02.2018 tarihinde Kurum Müdürlüğüne hitaben oğlunun salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri saat 16.00’da fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezinde tedavisi olduğunu ve oğlunu tedaviye götürecek herhangi bir yakını olmaması sebebi ile oğlunun tedavisi için 17.00 olan mesai bitimi saatinin 15.00’e alınmasını talep ettiği, talebi üzerine mesai çıkış saati 15.00 olarak ayarlandığı, bu süre zarfında oğlu l için ortalama üçer aylık süreler ile toplamda 455 gün olmak üzere beş defa refakatçi izni aldığı, 12.07.2019 tarihinden itibaren hafta içi her gün sabah 08.00-08.30 ve öğleden sonra 16.30-

17.00 saatleri arasında olmak üzere toplamda 1 saat idari izin kullanmasının onaylandığı, oğlunun

durumu ve talebi de dikkate alınarak 23.03.2018 tarihinden 11.09.2023 tarihine kadar nöbet, gece çalışması, fazla çalışmadan muaf tutulduğu, 657 sayılı Kanun’un ilgili maddesi gereğince 10 günlük mazeret izni her yıl kullandırıldığı ve mesai saatleri içerisinde değişik zaman aralıklarında günlük 1-2 saat idari izin kullandırıldığı,

2.6. 18.09.2023 tarihinde fazla çalışma, nöbet, gece çalışmasından muaf tutulmasının devamına ancak 7456 sayılı yasa kapsamında ceza infaz kurumundan müdürlüklerine nakil edilen dosyaların işlemleri, infaz bürosu ve tüm bürolardaki iş yoğunluğunun artması ve personel yetersizliği göz önünde bulundurularak ve ayrıca adı geçenin oğlunun yaşıtları ile normal devlet okulunda eğitim ve öğretim hayatına başladığı, söz konusu nedenlerle adı geçenin günlük verilen 1 saatlik idari izni kaldırılarak normal mesai saatleri içerisinde (08.00-17.00) görev yerinde bulunması 18.09.2023 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, ayrıca oğlu için tekrar günlük idari izin talebi olması durumunda, kendisi

tarafından yapılan gereksinimlerin belgelendirilmesi halinde oğluna yapılacak bakımın niteliğine göre izin talebinin tekrar değerlendirileceğinin de tebliğde belirtildiği,

2.7. Adı geçen hakkında başlatılan disiplin soruşturması neticesinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının

26.05.2015 tarihli ve sayılı kararı ile “Görevi kötüye kullanma” eyleminden dolayı

“Kovuşturmaya yer olmadığına” dair karar verildiği,

2.8. Bakırköy Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 22.07.2015 tarihli ve 2015/20 sayılı kararı ile 657 sayılı

Devlet Memurları Kanun’un 125/A maddesinin (f) fıkrasında belirtilen “Görevine ve iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak” eylemi gereğince başlatılan disiplin soruşturması sonucunda

“Disiplin cezası verilmesine yer olmadığına” dair karar verildiği, bu kararın 31.07.2015 tarihinde kesinleştiği,

2.9. 28/09/2021 tarihli ve 2021/71 Muhabere sayılı tutanak ile 01/10/2021 tarihinde 657 sayılı Devlet

Memurları Kanununun 125. Maddesinin uyarma cezasını gerektiren fiiller ve haller başlıklı (A) fıkrasının (a) bendi gereğince “verilen görev ve emirlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallince kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak”dan soruşturma yapıldığı, soruşturma neticesinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125.

Maddesinin (A) fıkrasının (a) bendine göre “UYARMA” cezası verildiği ve 657 sayılı Devlet Memurları

Kanununun 125. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca bir alt ceza uygulanarak “DİSİPLİN CEZASI

VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA” kararı verildiği,

2.10. Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 21.07.2022 tarihli ve 2022/10 sayılı kararı ile 657 sayılı

Devlet Memurları Kanun’un 125/A maddesinin (a) fıkrasında belirtilen “… görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde …. kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak” eylemi gereğince uyarma, ancak bir alt ceza uygulamasına gidilerek “Ceza verilmesine yer olmadığına” dair karar verildiği, bu kararın 30.07.2022 tarihinde kesinleştiği,

2.11. Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 22.09.2023 tarihli ve 2023/6 sayılı kararı ile 657 sayılı

Devlet Memurları Kanun’un 125/A maddesinin (a) fıkrasında belirtilen “… görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde …. kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak” eylemi gereğince “Uyarma” cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın 01.10.2023 tarihinde kesinleştiği,

2.12. Müdürlüklerince tüm personelin sorumlu olduğu infaz dosyaları her üç ayda bir idareciler tarafından incelemeye tabi tutulduğu, bu rutin yapılan incelemelerde ’a ait infaz dosyaları üzerinde gerekli infaz işlemlerinin yapılmadığından bahisle Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin 16.

Maddesinin 5-e fıkrasına muhalefet ettiği (kararın infazına ilişkin yazışmaların yapılmasından) gerekçesi ile 21/09/2023 – 22/09/2023 – 02/10/2023 tarihlerinde üç adet disiplin soruşturması başlatıldığı ve halen muhakkik aşamasında devam ettiği,

2.13. Adı geçenin, 11.12.2023 tarihinde amirin odasından sağlıklı bir şekilde çıktığı, koridorda yere düştükten sonra şiddetli bir şekilde çığlık attığı bunun üzerine ambulansın ve eşinin eş zamanlı kuruma çağrıldığı, kuruma gelen sağlık ekibinde görevli doktorun tansiyon ve şeker ölçümünü yaptığı, doktor tarafından yapılan muayene sonucunda adı geçenin bütün değerlerinin normal olduğu bildirildiği, 112 Acil

Servisinin raporunda ön tanı olarak ankisiyete teşhisi konulduğu, eşinin refakatinde yürüyerek kurumdan ayrıldığı,

2.14. 13.12.2023 tarihli yazı ile Samsun Gazi Devlet Hastanesine hakkında yapılan tetkik, işlemler ve konulan teşhisin Kurum müdürlüğüne bildirilmesinin istenildiği, verilen cevabi yazıda adı geçene ait tüm tahlil ve tetkiklerin gönderildiği, gönderilen sonuçlarda “hayati tehlikesinin olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilir” ibaresinin bulunduğu, “fiziki muayenesinin doğal olduğu, bir başka sağlık kuruluşuna sevkine gerek görülmediği” şeklinde kesin rapor düzenlendiği, yine adı geçenin aynı tarihte izin talep dilekçesi gönderdiği, izin talebinin uygun görüldüğü,

2.15. 13.12.2023 tarihinde Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, poliklinik muayenesinde “ankisiyete bozuklukları” tanısı ile 13.12.2023 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere

01.01.2024 tarihine kadar geçerli istirahat raporu verildiği, söz konusu raporun anılan Kuruma

gönderdiği, bahsi geçen raporda da sinir krizi geçirip kafa çarpma ve morluklarla alakalı herhangi bir ibarenin bulunmadığı,

2.16. Müdürlüklerinde İnfaz ve Koruma Memuru olarak görev yapmakta olan ’ın oğlu

’ın sağlık durumu nedeni ile gerek görev yeri değişiklikleri gerek izne ilişkin talepleri dahil olmak üzere tüm taleplerinin ilgili mevzuatlar çerçevesinde olumlu şekilde değerlendirilerek yerine getirildiği ancak yapılan bu pozitif ayrımcılığa rağmen gerek sorumlu olduğu işine gerekli önem ve özeni göstermediği verilen idari izinlerde de verilen idari izin saat aralıklarına sadık kalmadığı sürekli suiistimal ettiği, eylem ve tutumları ile amirlerin kendisine karşı olan güven duygusunu ortadan kaldırdığı, kurumdaki diğer arkadaşlar ile sürekli sıkıntı yaşadığı 28/06/2021 tarihli görevlendirme de dahi hiç bir personelin aynı odayı paylaşmak istememesi nedeni ile kura çekilerek odasının belirlendiği, tüm bu pozitif ayrımcılığa rağmen davranışları ile kurumdaki diğer çalışma arkadaşlarına olumsuz örnek olarak çalışma huzurunu, barışını ve düzenini bozduğu, iç çatışmalara sebebiyet verdiği, ayrıca başvurucu hakkında yapılan idari soruşturmalara esas teşkil eden konulardan dolayı sadece başvurucuya soruşturma açılmayıp başka sorumlular olduğunda onlar hakkında da gerekli yasal işlem uygulandığından ve yukarıda izah edilen nedenlerden de anlaşılacağı üzere kendisine mobbing uygulandığı iddialarının asılsız olduğu,

Açıklamalarına yer verilmiştir.

3. İdare tarafından gönderilen ek evrakların tetkiki neticesinde; Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli

Serbestlik Müdürlüğünün 18/09/2023 tarihli ve Muh sayılı yazısında, “07/09/2023 tarihinde tarafınıza yapılan tebliğde infaz bürosu ve tüm bürolardaki iş yoğunluğunun artması ve personel yetersizliği göz önünde bulundurularak günlük verilen 1 saatlik idari iznin kaldırıldığı belirtilmiştir.

Oğlunuz ’a ait 14/02/2022 tarihli Çocuklar için Özel Gereksinim Raporunda Bilişsel İşlevlerin desteklenmesi için rehabilitasyon/erken destek (müdahale) gereksinimi, fizyoterapi, ergoterapi, rehabilitasyon gereksinimi, cihaz, ortez, protez, tekerlekli sandalye ve diğer gerekçelere gereksinimi, dil ve konuşma terapisi/ rehabilitasyon gereksinimi, görme işlevliliği kısıtlılığı/kaybı için terap/rehabilitasyon gereksinimi, evde yada hastanede rehabilitasyon gereksinimlerinin önerildiği anlaşılmıştır. Dilekçe ekinde oğlunuz için önerilen gereksinimlerin tarafınızca yapıldığına ilişkin herhangi bir belge bulunmadığından talebiniz uygun görülmemiştir. Oğlunuza tarafınızca yapılan gereksinimlerin belgelendirilmesi halinde oğlunuza yapılacak bakımın niteliğine göre izin talebinizin değerlendirileceği… ” ifade edildiği,

III. İLGİLİ MEVZUAT

4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının;

4.1. Devletin temel amaç ve görevleri başlıklı 5 inci maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

4.2. Kanun önünde eşitlik başlıklı 10 uncu maddesi “… Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

4.3. Ailenin korunması ve çocuk hakları başlıklı 41 inci maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”,

4.4. Çalışma hakkı ve ödevi başlıklı 49’uncu maddesinde, “Devlet çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.”

4.5. “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlıklı 61 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında; “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlılar, Devletçe korunur, Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir.”

4.6. Devletin iktisadî ve sosyal ödevlerinin sınırları başlıklı 65’inci maddesinde, “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.”

4.7. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı başlıklı 74 üncü maddesi “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”

4.8. Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma başlıklı 90 ıncı maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük

Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.(…) Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. (…) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile

Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

5. Birleşmiş Milletler İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması İçin Kurulan Ulusal

Kuruluşların Statüsüne İlişkin İlkeler/Paris Prensipleri’nde; “…Ulusal kuruluşlar, yürürlükteki yasaları, mevzuatı ve yasa tasarıları ile yasa önerilerini incelerler ve metinlerin, insan haklarının temel ilkeleriyle uyumlu hale getirilmeleri için uygun gördükleri tavsiyeleri yaparlar; gerek gördükleri takdirde, yeni yasaların kabul edilmesini, yürürlükteki yasaların uyumlu hale getirilmesini ve idari önlemlerin alınmasını veya değiştirilmesini tavsiye ederler… …Ulusal düzeyde yürürlükte olan yasaların, mevzuatın

ve uygulamaların, insan haklarına ilişkin uluslararası belgeler ve mekanizmalarla uyumlu hale getirilmesini ve hayata geçirilmesini teşvik ederler ve sağlarlar…”

6. Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin;

6.1. Amaç başlıklı 1 inci maddesinde; “… Engelli kavramı diğer bireylerle eşit koşullar altında topluma tam ve etkin bir şekilde katılımlarının önünde engel teşkil eden uzun süreli fiziksel, zihinsel, düşünsel ya da algısal bozukluğu bulunan kişileri içermektedir.”

6.2. Genel İlkeler başlıklı 3 üncü maddesinde; “İşbu Sözleşme’nin dayandığı ilkeler şunlardır: (…) (b)

Ayrımcılık yapılmaması, (e) Fırsat eşitliği.”

6.3. Genel Yükümlülükler başlıklı 4 üncü maddesinde: “1. Taraf Devletler engelliliğe dayalı herhangi bir ayrımcılığa izin vermeksizin tüm engellilerin insan hak ve temel özgürlüklerinin eksiksiz olarak yaşama geçirilmesini sağlamak ve engellilerin hak ve özgürlüklerini güçlendirmekle yükümlüdür. Bu amaç doğrultusunda Taraf Devletler; (a) Bu Sözleşme’de tanınan hakların uygulanması için gerekli tüm yasal, idari ve diğer tedbirleri almayı (…) (b) Yürürlükte mevcut, engelliler aleyhinde ayrımcılık teşkil eden yasalar, düzenlemeler, gelenekler ve uygulamaları değiştirmek veya ortadan kaldırmak için gerekli olan, yasama faaliyetleri dahil uygun tüm tedbirleri almayı (…) taahhüt eder.”

6.4. Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik başlıklı 5 inci maddesinde; “1. Taraf Devletler herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul eder. 2. Taraf Devletler engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklar ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasını güvence altına alır…”

6.5. Engelli çocuklar başlıklı 7 nci maddesinde; “1.Taraf Devletler, engelli çocukların diğer çocuklarla eşit bir şekilde tüm temel insan hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alır. 2. Engelli çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun en üst çıkarının gözetilmesine öncelik verir, 3. Taraf Devletler engelli çocukların kendilerini etkileyen her konuda diğer çocuklarla eşit koşullar altında görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahip olmalarını, yaşları ve olgunluk seviyelerine göre görüşlerine önem verilmesini ve onlara bu hakkın tanınması için engeline ve yaşına uygun destek sunulmasını sağlar.”

7. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen Çocuk Hakları

Sözleşmesinin,

7.1. 1 inci maddesinde; “Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.”

7.2. 2 nci maddesinde; “1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, ana babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.”

7.3. 3 üncü maddesinde; “1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu

olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.”

7.4. 23 üncü maddesinde; “1. Taraf Devletler zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler. 2. Taraf Devletler, özürlü çocukların özel bakımdan yararlanma hakkını tanırlar ve eldeki kaynakların yeterliliği ölçüsünde ve yapılan başvuru üzerine, yardımdan yararlanabilecek durumda olan çocuğa ve onun bakımından sorumlu olanlara, çocuğun durumu ve ana–babanın veya çocuğa bakanların içinde bulundukları koşullara uygun düşecek yardımın yapılmasını teşvik ve taahhüt ederler. 3. Özürlü çocuğun, özel bakıma gereksinimi olduğu bilincinden hareketle bu maddenin 2’nci fıkrası uyarınca yapılması öngörülen yardım, çocuğun ana– babasının ya da çocuğa bakanların parasal (mali) durumları gözönüne alınarak, olanaklar ölçüsünde ücretsiz sağlanır. Bu yardım; özürlü çocuğun eğitimi, meslek eğitimi, tıbbi bakım hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, bir işte çalışabilecek duruma getirme hazırlık programları ve dinlenme/eğlenme olanaklarından etkin olarak yararlanmasını sağlamak üzere düzenlenir ve çocuğun en eksiksiz biçimde toplumla bütünleşmesi yanında, kültürel ve ruhsal yönü dahil bireysel gelişmesini gerçekleştirme amacını güder.”

7.5. 28 inci maddesinde; “1. Taraf Devletler, çocuğun eğitim hakkını kabul ederler ve bu hakkın fırsat eşitliği temeli üzerinde tedricen gerçekleştirilmesi görüşüyle…”

8. Avrupa Sosyal Şartı’nın (Gözden Geçirilmiş) “Çocukların ve gençlerin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı” başlıklı 17 nci maddesinde;“Akit Taraflar, çocukların ve gençlerin kişilikleri ile fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin tam gelişimini sağlayacak bir çevrede yetişme haklarını etkili bir biçimde kullanmalarını sağlamak amacıyla, doğrudan ya da kamusal ve özel örgütlerle işbirliği yaparak, aşağıdaki hususlara yönelik tüm uygun önlemleri almayı taahhüt ederler: 1-a- çocukların ve gençlerin, ebeveynlerinin hak ve ödevleri göz önünde tutularak, gereksinim duydukları bakım, yardım, öğretim ve eğitim olanaklarına sahip olmalarını özellikle bu amaç için uygun ve yeterli kurum ile hizmetlerin kurulması ve sürdürülmesini sağlamak, b- çocukları ve gençleri ihmal, şiddet ve sömürüye karşı korumak, c- ailelerinin desteğinden geçici ya da mutlak olarak yoksun kalan çocukların ve gençlerin korunmasını ve bunların devletten özel yardım almasını sağlamak, 2- Çocukların ve gençlerin okula devamlarının özendirilmesinin yanı sıra parasız ilk ve orta öğrenim sağlamak.”

9. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un,

9.1. Amaç başlıklı 1’inci maddesinde; “Bu Kanunun amacı; engellilerin temel hak ve özgürlüklerden faydalanmasını teşvik ve temin ederek ve doğuştan sahip oldukları onura saygıyı güçlendirerek toplumsal hayata diğer bireylerle eşit koşullarda tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve engelliliği önleyici tedbirlerin alınması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır.”

9.2. Tanımlar başlıklı 3 üncü maddesinde; “Bu Kanunun uygulanmasında “a) Doğrudan ayrımcılık:

Engelliliğe dayalı ayrımcılık temeline dayanan ve engellinin hak ve özgürlüklerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını engelleyen, kısıtlayan veya zorlaştıran her türlü farklı muameleyi, b) Dolaylı ayrımcılık: Görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda engelliliğe dayalı ayrımcılık temeliyle bağlantılı olarak, engellinin hak ve özgürlüklerden yararlanması bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulmasını, “c)

Engelli: Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen bireyi, …d) Engelliliğe dayalı ayrımcılık: Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi

bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlamayı, ifade eder. e) Engellilik durumu: Bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel gereksinimlerini, uluslararası yöntemleri temel alarak belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamaları, ifade eder.”

9.3. Genel Esaslar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanun kapsamında bulunan hizmetlerin yerine getirilmesinde; a) Engellilerin insan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, kendi seçimlerini yapma özgürlüğünü ve bağımsızlığını kapsayacak şekilde bireysel özerkliğine saygı gösterilmesi esastır. b) Engelliliğe dayalı ayrımcılık yapılamaz, ayrımcılıkla mücadele engellilere yönelik politikaların temel esasıdır. c) Engellilerin tüm hak ve hizmetlerden yararlanması için fırsat eşitliğinin sağlanması esastır. … g) Engeli olan çocuklara yönelik hizmetlerde çocuğun üstün yararının gözetilmesi esastır…”

9.4. Engellilik Durumu başlıklı 5 inci maddesinde; “Bireyin engelliliğini ve engellilikten kaynaklanan özel ihtiyaçlarını belirleyen derecelendirmeler, sınıflandırmalar ve tanılamalarda uluslararası temel yöntemler esas alınır. Engellilik durumunun tespit ve uygulama esasları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığının görüşleri alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye

Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”

9.5. “Habilitasyon ve rehabilitasyon” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında;“Toplumsal hayata katılım ve eşitlik temelinde engellilere habilitasyon ve rehabilitasyon hizmetleri verilir. Habilitasyon ve rehabilitasyon kararının alınması, planlanması, yürütülmesi ve sonlandırılması dâhil her aşamasında engelli ve ailesinin aktif ve etkin katılımı sağlanır.”

9.6. “Eğitim ve öğretim” başlıklı 15 inci maddesinde;“Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez. Engelliler, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, yaşadıkları çevrede bütünleştirilmiş ortamlarda, eşitlik temelinde, hayat boyu eğitim imkânından ayrımcılık yapılmaksızın yararlandırılır…”

10. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun, “Temel ilkeler” başlıklı 4 üncü maddesinde; “(1) Bu

Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla; a) Çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması, b) Çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi, c)

Çocuk ve ailesinin herhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması, d) Çocuk ve ailesi bilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması, e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları, f) İnsan haklarına dayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi, (…) h) Kararların alınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini ve öğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinin desteklenmesi, (…)İlkeleri gözetilir.”

11. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Kurumun görevi başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”

12. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Mazeret izni başlıklı 104üncü maddesinin E fıkrasında, “(Ek: 20/2/2014 – 6525/7 md.) Memurlara; en az yüzde 70 oranında engelli ya da süreğen hastalığı olan çocuğunun (çocuğun evli olması durumunda eşinin de en az yüzde 70 oranında

engelli olması kaydıyla) hastalanması hâlinde hastalık raporuna dayalı olarak ana veya babadan sadece biri tarafından kullanılması kaydıyla bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar mazeret izni verilir.”

13. 10.11.2021 tarih ve 31655 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Denetimli Serbestlik

Hizmetleri Yönetmeliğinin,

13.1. Farklı çalışma usulü ve süresi başlıklı 30uncu maddesinde; “(1) Denetimli serbestlik personeli, çalışma süresi, günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ve fazla çalışma hususlarında genel hükümlere tabidir. (2) Denetimli serbestlik personeli, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun

178 inci maddesi ve 19/2/1975 tarihli ve 7/9493 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Fazla

Çalışmanın Uygulama Esaslarını Gösterir Yönetmelik uyarınca, müdürün gerekli görmesi halinde, günlük çalışma saatleri dışında fazla çalışma ücreti verilmeksizin çalıştırılabilir. Bu durumda personele yaptırılacak fazla çalışmanın her sekiz saati için bir gün izin verilir. Fazla çalışma izninin kullanımı konusunda genel hükümler uygulanır. (3) Çalışma çizelgeleri müdürlükçe düzenlenir.

13.2. Mesai sonrası ve hafta sonları çalışma başlıklı 31 inci maddesinde; “(1) Denetimli serbestlik personeli, günlük çalışma saatleri dışında, mesai sonrası ve hafta sonları denetimli serbestlik faaliyetleri kapsamında çalışabilirler. (2) Mesai sonrası ve hafta sonları çalışma, önceden müdürlüğe yazılı olarak iletilir ve müdürün onayının ardından çalışma yapılır. (3) Mesai sonrası ve hafta sonları çalışma yapılması halinde, gerekli güvenlik önlemlerinin alınması için yeteri kadar denetimli serbestlik memuru görevlendirilir. (4) Mesai sonrası ve hafta sonları çalışma durumunda, denetimli serbestlik personeline fazla çalışma ücreti verilmez.”

14. “Sendikal Gelişmeler Doğrultusunda Alınacak Önlemler” konulu, 30.01.2010 tarih ve 2010/2 sayılı Başbakanlık Genelgesinin 3 üncü maddesinde; “Kamu çalışanlarının kanunen bakmakla yükümlü olduğu engelli aile bireyinin bakıma muhtaç olduğunun ilgili mevzuatına göre alınmış geçerli engelli sağlık kurulu raporu ile durumdaki personele; engelli aile ferdinin günlük bakımı için izin kullanımında gerekli kolaylık sağlanacak ve personel mesai saatleri dışındaki nöbet görevinden ve gece vardiyasından muaf tutulacaktır.”

Düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

15. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; başvuru konusuna ilişkin hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi”

Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

16. Kurumumuza çocuk internet sitesi (www.kdkcocuk.gov.tr) üzerinden özel gereksinimli çocuk adına annesi tarafından yapılan başvuruda, başvuran anne özetle; memur olduğunu, oğlunun engelli olup süreğen hastalıkları bulunduğunu, oğlunun bakım ve ihtiyaçları için kullanması gereken iznin tarafına verilmediğini, Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne dilekçe verdiğini ancak talebinin reddedildiğini, durumun mobbing boyutuna ulaştığını, 11.12.2023 tarihinde işyerinde amirin

odasından çıkıp, sinir krizi geçirip kafasını çarptığını, vücudunda morluklar oluştuğunu, amirinin sürekli soruşturma açtığını belirterek suçluların cezalandırılmasını, etik olmayan davranışların son bulmasını, çocuğunun ve şahsının mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmektedir.

17. İdare tarafından gönderilen bilgi ve belgelerden özetle; başvuranın Samsun Denetimli Serbestlik

Müdürlüğünde kadrolu infaz ve koruma memuru olarak görev yaptığı, Denetimli Serbestlik Hizmetleri

Yönetmeliğinin 30 uncu ve 31 inci maddeleri gereğince düzen nöbet, gece çalışması veya fazla çalışmadan muaf tutulduğu, ayrıca oğlu ’a ait 16.09.2019 tarihli Samsun Eğitim Araştırma

Hastanesi tarafından düzenlenen Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporunda “Bilişsel işlevlerin desteklenmesi için rehabilitasyon/erken destek (müdahale) gereksinimi, fizyoterapi, ergoterapi, rehabilitasyon gereksinimi, dil ve konuşma terapisi/rehabilitasyon gereksinimi, görme işlevliği kısıtlığı/kaybı için terapi/rehabilitasyon gereksinimi, diğer gereksinimlerin önerildiği” anlaşıldığından oğlu için tekrar günlük idari izin talebi olması durumunda, kendisi tarafından yapılan gereksinimlerin belgelendirilmesi halinde oğluna yapılacak bakımın niteliğine göre izin talebinin tekrar değerlendirileceğinin 18.09.2023 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, adı geçenin, anılan Kuruma başladığı günden itibaren 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 104/E maddesi hükmü gereğince, her yıl 10 gün mazeret izni, yıllık izin, rapor ve refakatçi izni olmak üzere 2018 yılında toplam 218 gün, 2019 yılında

211 gün, 2020 yılında 288 gün, 2021 yılında 169 gün, 2022 yılında 51 gün, 2023 yılında 69 gün izin

kullandığı ve 2024 yılında 4 gün yıllık izin kullandığı,

17.1. 19.02.2018 tarihinde Kurum Müdürlüğüne hitaben oğlunun salı, çarşamba, perşembe ve cuma günleri saat 16.00’da fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezinde tedavisi olduğunu ve oğlunu tedaviye götürecek herhangi bir yakını olmaması sebebi ile oğlunun tedavisi için 17.00 olan mesai bitimi saatinin 15.00’e alınmasını talep ettiği, talebi üzerine mesai çıkış saati 15.00 olarak ayarlandığı, bu süre zarfında oğlu için ortalama üçer aylık süreler ile toplamda 455 gün olmak üzere beş defa refakatçi izni aldığı,

12.07.2019 tarihinden itibaren hafta içi her gün sabah 08.00-08.30 ve öğleden sonra 16.30-17.00 saatleri

arasında olmak üzere toplamda 1 saat idari izin kullanmasının onaylandığı, oğlunun durumu ve talebi de dikkate alınarak 23.03.2018 tarihinden 11.09.2023 tarihine kadar nöbet, gece çalışması, fazla çalışmadan muaf tutulduğu, mesai saatleri içerisinde değişik zaman aralıklarında günlük 1-2 saat idari izin kullandırıldığı,

17.2. 18.09.2023 tarihinde fazla çalışma, nöbet, gece çalışmasından muaf tutulmasının devamına ancak 7456 sayılı yasa kapsamında ceza infaz kurumundan müdürlüklerine nakil edilen dosyaların işlemleri, infaz bürosu ve tüm bürolardaki iş yoğunluğunun artması ve personel yetersizliği göz önünde bulundurularak ve ayrıca adı geçenin oğlunun yaşıtları ile normal devlet okulunda eğitim ve öğretim hayatına başladığı, söz konusu nedenlerle adı geçenin günlük verilen 1 saatlik idari izni kaldırılarak normal mesai saatleri içerisinde (08.00-17.00) görev yerinde bulunması 18.09.2023 tarihinde kendisine tebliğ edildiği, ayrıca oğlu için tekrar günlük idari izin talebi olması durumunda, kendisi tarafından yapılan gereksinimlerin belgelendirilmesi halinde oğluna yapılacak bakımın niteliğine göre izin talebinin tekrar değerlendirileceğinin de tebliğde belirtildiği,

17.3. Başvuranın 11.12.2023 tarihinde amirin odasından sağlıklı bir şekilde çıktığı, koridorda yere düştükten sonra çığlık attığı bunun üzerine ambulansın ve eşinin eş zamanlı kuruma çağrıldığı, kuruma gelen sağlık ekibinde görevli doktorun tansiyon ve şeker ölçümünü yaptığı, doktor tarafından yapılan muayene sonucunda adı geçenin bütün değerlerinin normal olduğu bildirildiği, 112 Acil Servisinin raporunda ön tanı olarak ankisiyete teşhisi konulduğu, eşinin refakatinde yürüyerek kurumdan ayrıldığı, Samsun Gazi Devlet Hastanesi yazısında adı geçene ait tüm tahlil ve tetkiklerin gönderildiği, gönderilen sonuçlarda “hayati tehlikesinin olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilir” ibaresinin bulunduğu, “fiziki

muayenesinin doğal olduğu, bir başka sağlık kuruluşuna sevkine gerek görülmediği” şeklinde kesin rapor düzenlendiği, 13.12.2023 tarihinde Samsun Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, poliklinik muayenesinde “ankisiyete bozuklukları” tanısı ile 13.12.2023 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 01.01.2024 tarihine kadar geçerli istirahat raporu verildiği, söz konusu raporun anılan Kuruma gönderdiği, bahsi geçen raporda da sinir krizi geçirip kafa çarpma ve morluklarla alakalı herhangi bir ibarenin bulunmadığı,

17.4. Başvuranın oğlu ’ın sağlık durumu nedeni ile gerek görev yeri değişiklikleri gerek izne ilişkin talepleri dahil olmak üzere tüm taleplerinin ilgili mevzuatlar çerçevesinde olumlu şekilde değerlendirilerek yerine getirildiği ancak ’ın yapılan bu pozitif ayrımcılığa rağmen gerek sorumlu olduğu işine gerekli önem ve özeni göstermediği verilen idari izinlerde de verilen idari izin saat aralıklarına sadık kalmadığı sürekli suiistimal ettiği, eylem ve tutumları ile amirlerin kendisine karşı olan güven duygusunu ortadan kaldırdığı, kurumdaki diğer arkadaşlar ile sürekli sıkıntı yaşadığı 28/06/2021 tarihli görevlendirme de dahi hiç bir personelin aynı odayı paylaşmak istememesi nedeni ile kura çekilerek odasının belirlendiği, tüm bu pozitif ayrımcılığa rağmen davranışları ile kurumdaki diğer çalışma arkadaşlarına olumsuz örnek olarak çalışma huzurunu, barışını ve düzenini bozduğu, iç çatışmalara sebebiyet verdiği, ayrıca başvurucu hakkında yapılan idari soruşturmalara esas teşkil eden konulardan dolayı sadece başvurucuya soruşturma açılmayıp başka sorumlular olduğunda onlar hakkında da gerekli yasal işlem uygulandığından ve yukarıda izah edilen nedenlerden de anlaşılacağı üzere kendisine mobbing uygulandığı iddialarının asılsız olduğu, belirtilmiştir.

18. Somut olaya bakıldığında başvurunun; başvuranın tarafına uygulandığını iddia ettiği mobbingin sonlandırılması ve özel gereksinimli çocuğunun bakım ve ihtiyaçları için izin kullanımı olmak üzere iki başlık altında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Mobbing İddiası Açısından Yapılan İnceleme Neticesinde;

19. Mobbing, “İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü” olarak tanımlanmış, mobbingin unsurları olarak; işyerinde gerçekleşmesi, sistemli bir şekilde yapılması, süreklilik kazanmış bir sıklıkla tekrarlanması, kasıtlı yapılması, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacında olması, mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında zarar ortaya çıkması hususları sayılmıştır [Bkz, İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Bilgilendirme Rehberi, Psikolojik Tacizle

Mücadele Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Mayıs 2014)].

20. Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 16/09/2014 tarihli ve E:2014/18743, K:2014/24185 sayılı kararında; “Mobbingin meydana gelebilmesi için bir işçinin hedef alınarak, uzun bir süre ve belli aralıklarla sistematik biçimde tekrarlanan, mağdurun karşı koymasına rağmen yapılan aşağılayıcı, küçük düşürücü ve psikolojik olarak acı veren, işteki performansı engelleyen veyahut olumsuz bir çalışma ortamına sebep olan tehdit, şiddet, aşağılama, hakaret, ayrımcılık, ağır eleştiri, taciz ve çalışma şartlarını ağırlaştırma gibi eylem, tutum ve davranışların uygulanması gerekir. (…) Mobbingde, hedef alınan kişinin şerefine, kişiliğine, karakterine, inancına, değerlerine, yeteneklerine, tecrübelerine, birikimlerine, düşüncelerine, etnik kökenine, yaşam biçimine, kültür ve benzeri yönlerine topluca bir saldırı söz konusudur. Bu saldırı, dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemlerle yapılmaktadır. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan,

ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez.” ifadelerine yer verilmiştir.

21. Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 22/05/2014 tarihli E:2013/11788, K:2014/14008 sayılı kararında; “Mobbingin varlığı ve kabulü için mağdurda psikolojik rahatsızlığın meydana gelmesi zorunlu olmadığı gibi, her psikolojik rahatsızlığın nedeni de mobbing değildir. Birçok olguda işyeri stresinin çalışanların sağlığı üzerinde mobbinge benzer etkiler oluşturduğu bilinen bir husustur. Çalışanlar üzerinde olumsuz etki yaparak, onların davranışlarını, verimliliklerini ve sosyal ilişkilerini etkileyen olgu, stres olarak tanımlanır ve rahatsızlık belirtileri birçok yerde mobbinge benzerdir. Mobbing oluşturan eylemler, mağdur üzerinde psikolojik baskı oluştursa ve bunun sonucunda bir kısım sağlık sorunlarına neden olsa da, her psikolojik baskıyı ve rahatsızlığı mobbinge bağlamak doğru değildir. Bu bağlamda, bir işyerinde yaşanan belli yoğunluktaki stres, kaba, kırıcı ve küçümseyici davranışlar, çalışanları mutsuz yapsa, onların psikolojik ve ruhsal sağlığında bozulmalar meydana getirse de, diğer unsurlara bakılmadan mobbing olarak kabul edilmesi hatalıdır.… Mobbing kavramının etimolojik anlamına ve tarihsel gelişimine bakıldığında; aynı ortamda bulunan veya aynı organizasyona bağlı olan bir veya birden fazla kimsenin bir kişiye belli bir amaçla, sistematik bir şekilde, yılgınlık, korku, tedirginlik, endişe, bunalım, bıkkınlık, sıkıntı veya kaygı oluşturacak söz, tutum veya davranışlarla psikolojik ve duygusal baskı kurarak onu belli şekilde davranmaya ya da davranmamaya, ortak alandan uzaklaştırmaya, güçsüzleştirmeye, değersizleştirmeye, aşağılamaya, küçük düşürmeye veya pasifize etmeye yönelik çabalarına mobbing denilir. Mobbingi; stres, tükenmişlik sendromu, işyeri kabalığı, iş tatminsizliği ya da doyumsuzluğu gibi olgulardan ayıran husus, belli kişinin belli bir amaca yönelik olarak hedef alınması, yapılan haksızlığın sürekli, sistematik ve sık oluşudur.” ifadelerine yer verilmiştir.

22. Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesinin 12/02/2013 tarihli ve E:2010/38293, K:2013/5360 sayılı kararında; “Hareketin mobbing sayılabilmesi için sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir. Ayrıca hareketin amacı da doğru tespit edilmelidir. Çünkü mobbingde amaç, iş ilişkisi içinde bulunduğu mağdurdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmaktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır.

Örneğin, yöneticinin otoriter olması tek başına mobbing uygulandığı anlamına gelmez. Kişilik haklarının ihlal edilip edilmediğini ise her somut olayın özelliğine göre değerlendirmek gerekir. Ayrıca, bu şekilde davranışlara maruz kaldığını ispat yükü iddia edene düşer. Yani işçi mobbinge maruz kaldığını ispat etmelidir. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması mobbingin varlığının tartışmasız kabulünü doğurur.” denilmektedir.

23. Zira Anayasa Mahkemesinin 10/03/2016 tarihli ve 2013/6235 başvuru numaralı kararında da; “Kural olarak psikolojik tacize maruz kaldığını ileri süren başvurucu1arın bu iddialarını yeterli ve ikna edici açıklamalar ve delillerle ispat etmeleri gerekir. Bununla beraber, psikolojik tacizi kanıtlamak kolay değildir. Bu yüzden, başvurucuların kendilerine yönelik sistematik ve süreklilik arz eden şekilde psikolojik tacize yol açan muamele yapıldığını hukuka uygun her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Bunun ispatlanması durumunda, “bu şekildeki muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere dayandığını ispat yükü muameleyi gerçekleştiren kamu makamlarına geçecektir.” değerlendirmelerine yer verilmiştir.

24. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; şikâyet başvurusu ve eklerinde başvuranın süreklilik arz eden şekilde psikolojik tacize yol açan muameleye maruz kaldığına ilişkin herhangi bir bilgi belge bulunmadığı, detaylarına 2.7-2.12. numaralı paragraflarda yer verildiği üzere başvuranın birden fazla disiplin soruşturması bulunduğu tespit edilmekle birlikte bu disiplin soruşturmalarının konularının hükümlü infaz süresinin yanlış hesaplanması, mesai saatlerine riayet, kişiye sadece tedavi tedbiri verildiği halde tedavi

işleri için hastaneye sevk etme gibi farklı olaylardan kaynaklandığı, başvuran hakkında 21/09/2023 – 22/09/2023 – 02/10/2023 tarihlerinde başlatılan ve halen muhakkik aşamasında olan üç adet disiplin soruşturmasının konusunun ise Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin 16. Maddesinin 5-e fıkrasına muhalefet (kararın infazına ilişkin yazışmaların yapılmasından) kaynaklandığı diğer bir ifadeyle başvurunanın belirttiği şekilde amirin sürekli soruşturma açarak, oğlunun bakım ve ihtiyaçları için kullanması gereken iznin tarafına verilmediği ve durumun mobbing boyutuna ulaştığı iddialarının sübuta ermediği, aksine başvuranın oğlu ’ın sağlık durumu nedeni ile gerek görev yeri değişiklikleri gerek izne ilişkin taleplerinin ilgili mevzuatlar çerçevesinde olumlu şekilde değerlendirilerek yerine getirildiği, başvuranın 11.12.2023 tarihli amirin odasından çıkıp, sinir krizi geçirip kafasını çarptığı, vücudunda morluklar oluştuğu iddiası konusunda ise, Samsun Gazi Devlet Hastanesi yazısı ekinde gönderilen sonuçlarda “hayati tehlikesinin olmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilir” ibaresinin bulunduğu, “fiziki muayenesinin doğal olduğu, bir başka sağlık kuruluşuna sevkine gerek görülmediği” şeklinde kesin rapor düzenlendiği anlaşıldığından süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranışlar mobbing olarak nitelendirilemeyeceğinden başvuranın uğradığını iddia ettiği mobbingin sonlandırılması talebinin reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Özel Gereksinimli Çocuğunun Bakım ve İhtiyaçları İçin İzin Kullanımı Talebi Konusunda Yapılan

İnceleme Neticesinde;

25. İlgili İdaresince gönderilen evrakların tetkiki neticesinde; başvuranın 19.02.2018 tarihli dilekçesine istinaden 17.00 olan mesai bitimi saatinin 15.00 olarak ayarlandığı, 12.07.2019 tarihinden itibaren hafta içi her gün sabah 08.00-08.30 ve öğleden sonra 16.30-17.00 saatleri arasında olmak üzere toplamda 1 saat idari izin kullanmasının onaylandığı, 23.03.2018 tarihinden 11.09.2023 tarihine kadar nöbet, gece çalışması, fazla çalışmadan muaf tutulduğu, mesai saatleri içerisinde değişik zaman aralıklarında günlük 1-2 saat idari izin kullandırıldığı anlaşılmaktadır.

26. 18.09.2023 tarihinde ise İlgili İdarenin başvuranın nöbet, gece çalışması veya fazla çalışmadan muaf tutulmaya devam edeceğinin, ancak ceza infaz kurumundan müdürlüklerine nakil edilen dosyaların işlemleri, infaz bürosu ve tüm bürolardaki iş yoğunluğunun artması ve personel yetersizliği ve adı geçenin oğlunun yaşıtları ile normal devlet okulunda eğitim ve öğretim hayatına başlaması göz önünde bulundurularak günlük verilen 1 saatlik idari izni kaldırılarak normal mesai saatleri içerisinde (08.00-17.00) görev yerinde bulunması gerektiğinin ayrıca oğlu için tekrar günlük idari izin talebi olması durumunda, kendisi tarafından yapılan gereksinimlerin belgelendirilmesi halinde oğluna yapılacak bakımın niteliğine göre izin talebinin tekrar değerlendirileceğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.

27. Başvuruya konu özel gereksinimli çocuğun bakım ve ihtiyaçları için izin kullanımı talebi hakkında tek düzenlemenin 30.01.2010 tarih ve 2010/2 sayılı “Sendikal Gelişmeler Doğrultusunda Alınacak Önlemler” konulu, Başbakanlık Genelgesi olduğu bahse konu Genelge’nin 3üncü maddesinde “Kamu çalışanlarının kanunen bakmakla yükümlü olduğu engelli aile bireyinin bakıma muhtaç olduğunun ilgili mevzuatına göre alınmış geçerli engelli sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi kaydıyla bu durumdaki personele; engelli aile ferdinin günlük bakımı için izin kullanımında gerekli kolaylık sağlanacak ve personel mesai saatleri dışındaki nöbet görevinden ve gece vardiyasından muaf tutulacaktır.” Hükmüne yer verildiği görülmektedir.

28. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin düzenlendiği Anayasada sosyal hukuk devleti, adalet ve eşitlik başta olmak üzere farklı ilkeler doğrultusunda engellilerin de içinde bulunduğu toplumun dezavantajlı gruplarına yönelik tedbirler içeren özel koruyucu hükümlere yer verilmiştir. Bu bakımdan özellikle sosyal

devlet ilkesinin temel niteliği; devletin toplumdaki dezavantajlı gruplar lehine müdahalede bulunması ve bu gruplara dahil bireylere yönelik fırsat eşitliğini sağlayacak şekilde eşitsizlikleri giderici önlemler alması olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Anayasamızda devlet, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmakla; kanun önünde eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla; sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri almakla; bedeni yetersizliği olanların çalışma şartları bakımından özel olarak korunmasıyla yükümlü kılınmaktadır. Bu doğrultuda

Anayasa’da, dezavantajlı gruplar içinde engellilere de yer verilerek engelliler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı belirtilmek suretiyle engelliler lehindeki düzenlemeler anayasal güvence altına alınmıştır. Bu doğrultuda Engelliler Hakkında Kanun’da engellilerin haklarını diğer bireylerle eşit kullanabilmesi için ölçüsüz veya aşırı bir yük getirmeyen, gerekli ve uygun değişiklik ve tedbirleri ifade eden makul düzenlemelerin yapılması gerektiği bildirilmektedir.

29. Bu bağlamda devletin engelli bireylerin haklarına ilişkin yükümlülükleri sosyal bir hukuk devleti niteliğini haiz olmasıyla bağlantılı olup engelli hakları alanında idarenin işlemlerinin ve mevcut uygulamalarının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri ile hak arama hürriyeti doğrultusunda yasal düzenlemelerle uyumlu olması gerekmektedir.

30. Bilindiği üzere; engelli bireyler, engellerinden kaynaklanan çeşitli sebeplere ilave ekonomik külfetlerle, fiziksel ya da psiko-sosyal güçlüklerle karşılaşmakta, toplumdaki diğer bireylerin katlanmadığı medikal malzeme giderleri, kişisel öz bakım giderleri, bakım hizmeti giderleri, fiziksel engelleri yüzünden toplu taşıma hizmetlerinden yararlanamamalarına bağlı olarak katlandıkları ulaşım giderleri gibi pek çok durum bu güçlük ve külfetlerin sebepleri arasında sayılmaktadır. Bu sebeple bu sorunların yaşattığı olumsuzlukların giderilebilmesi için birçok uluslararası metinde devlet tarafından özel tedbirler alınması gerektiği ortaya konulmuştur.

31. İnsan Hakları Eylem Planı kapsamında “İnsan hakları alanında farkındalığın üst düzeyde tutulmasıyla, idarede ve toplumda hak ve özgürlüklere ilişkin duyarlılığın sadece kuvvetlenmesi değil, aynı zamanda kalıcı olması amaçlanmaktadır.” hususları belirtilerek engelli haklarını da kapsayıcı şekilde insan haklarına yaklaşım konusunda idarenin farkındalığının üst düzeyde tutulması ve bu farkındalığın kalıcılığı esas alınmıştır. Bu doğrultuda Plan’da insan hakları odaklı yönetim ve uygulama örnekleri teşvik edileceği belirtilmiştir.

32. Tarafı olduğumuz BM Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin “Giriş” bölümünde “engellilik durumunun, sakatlığı olan kişilerin topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını engelleyen tutumlar ve çevre koşullarının etkileşiminden kaynaklandığı; çeşitli araç ve yükümlülüklerin varlığına rağmen engelli kişilerin topluma eşit bireyler olarak katılmaları önündeki manilerin halen var olmaya devam ettiği ifade edilmiş, daha yoğun desteğe ihtiyacı olan engelliler dâhil olmak üzere, tüm engellilerin insan haklarının güçlendirilmesi ve korunmasının gerektiği; fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel çevreye, sağlık ve eğitim hizmetlerine, bilgiye ve iletişime erişimin engellilerin tüm insan haklarından ve temel özgürlüklerden tam yararlanmasını sağlamadaki önemi kabul edilmiştir. Bu kapsamda, Sözleşmede “engellilerin fiili eşitliğini hızlandırmak için alınacak özel tedbirlerin ayrımcılık olarak nitelendirilemeyeceği” hükme bağlanmıştır.

33. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ile engellilere yönelik hizmetlerin yerine getirilmesinde, engellilere yönelik alınacak kararlarda sosyal politikalar geliştirilmesi ve engellilere yönelik ayrımcılık yapılmaması temel amaç olarak belirlenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 72 inci maddesinde ise; kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile

fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenlemeler yapılacağı hükmü yer almaktadır.

34. Somut olay bazında yapılan değerlendirmede, bahsi geçen Genelgede “gerekli kolaylığın sağlanacağı” ifadesi ile idarelere takdir yetkisi tanınarak izin kullanımının belirlenmesi idarelere bırakıldığı ancak iznin kaç gün kaç saat olacağı, birden fazla yakını engelli olanlar için iznin nasıl kullandırılacağı, eğitim alan engelli çocuğu olan çalışanların izinlerinin ne şekilde olacağı gibi ayrıntılara yer verilmediği görülmektedir.

Dolayısıyla İdarelere verilen bu geniş takdir yetkisi kapsamındaki uygulamalar açısından idareler arasında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıklar da eşitlik ilkesine aykırılık oluşturabilecek sonuçlara yol açabilmektedir.

35. Özellikle hassas davranılması gereken bir konunun idarelerin geniş takdir yetkisine bırakılması sonucunda farklı uygulamalar ortaya çıkması hukuki güvenlik ilkesine ters düşmektedir. Engelli çocuğu olan başvuranın verilen izinlere göre çocuğunun eğitim ve bakım ihtiyaçlarını karşılayabildiği ve bu ihtiyaçlarının da belirli zamanlarda gerçekleştirilmesi gerektiği düşünüldüğünde öngörülebilir bir izin uygulamasının olmaması hukuki belirlilik ilkesine aykırılık doğurmuş ve koşulları zorlaştırmıştır.

36. Kaldı ki Başbakanlık Genelgesinde; mevzuatına göre alınmış geçerli engelli sağlık kurulu raporu şartı bulunduğu başvuranın ise çocuğunun özel gereksinimine ilişkin bahse konu raporu idareye sunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca 3. Numaralı paragrafta detaylarına yer verildiği üzere ilgili İdare başvuranın çocuğunun hangi gereksinimlere (fizyoterapi, ergoterapi, rehabilitasyon gereksinimi, cihaz, ortez, protez, tekerlekli sandalye ve diğer gerekçelere gereksinimi, dil ve konuşma terapisi/ rehabilitasyon gereksinimi, görme işlevliliği kısıtlılığı/kaybı için terap/rehabilitasyon gereksinimi…gibi) ihtiyacı olduğunun farkındadır.

Ancak yine de mevzuatta böyle bir düzenleme bulunmadığı halde başvurandan çocuğunun gereksinimlerine ilişkin ayrı belgelendirmeler talep edilmesinde hukuka ve hakkaniyete uyarlık bulunmamaktadır.

37. Tüm bu açıklamalara ek olarak engelli insanların toplumun diğer kesimine göre dezavantajlı bir konumda olduğu göz önünde bulundurularak hem engelli bireylere hem de onların yardımlarına ihtiyaç duydukları yakınlarına yapılan uygulamaların hassas bir yaklaşım ile değerlendirilmesi gerekmektedir.

Aksi halde engelli bireylerin toplumsal hayata karışmaları zorlaştırılmış olacaktır. BM Engelli Hakları

Sözleşmesi’nin 24 üncü maddesi ile eğitim hakkı ayrıca düzenlenerek engellilerin eğitime ayrımcılığa uğramaksızın diğer bireylerle eşit koşullarda erişiminin sağlanması ve bu amaçla ihtiyaçlarına uygun makul düzenlemelerin yapılması gerektiği belirtilmiştir. Yine BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin 23 üncü maddesi taraf devletlerin zihinsel veya bedensel engelli çocukların saygınlıklarını güvence altına almayı, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşama etkin biçimde katılmalarını sağlamayı kabul ettiklerini düzenlemiştir. Bir çocuk için bunun sağlanabilmesinin en etkin yolu ise çocuğun üstün yararı gözetilerek eğitim hakkından verimli şekilde yararlanabilmesiyle mümkün olabilir. Sözleşmenin 28 inci maddesinde yer alan eğitim hakkı ile fırsat eşitliği temeli üzerinde engelli çocukların diğer çocuklarla eşit koşullarda, ayrımcılık yapılmaksızın, engelsiz eğitim alabilmeleri kabul edilmiştir. Bu bağlamda eğitim hakkının diğer tüm bakım ihtiyaçlarından ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. 2010/2 sayılı Başbakanlık

Genelgesi ile her ne kadar eğitim ve bakım izni ayrımı yapılmamış olsa da engelli bireylerin eğitimleri kapsamındaki ihtiyaçları için diğer bireylerle aralarındaki fırsat eşitliğinin sağlanabilmesi adına onlara bakmakla yükümlü kamu çalışanlarına ayrıca bir izin verilmesi eğitim hakkına uygun bir düzenleme olacaktır.

38. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; devletin engelli bireylerin haklarına ilişkin yükümlülükleri sosyal bir hukuk devleti niteliğini haiz olmasıyla bağlantılı olup engelli hakları alanında

idarenin işlemlerinin ve mevcut uygulamalarının ulusal ve uluslararası yükümlülükler ile hak arama hürriyeti doğrultusunda yasal düzenlemelerle uyumlu olması gerekmektedir. Dolayısıyla idarenin özel gereksinimi bulunan oğlu için izin talebinde bulunan başvuranın talebinin reddi işleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, ilgili idarenin engelli yakını bulunan personellere yönelik politikalarını gözden geçirmesi beklenerek engelli bireyler için yapılan düzenlemelerin getiriliş amacına, sistematiğine ve hakkaniyete uygun önlemler alması ile 2010/2 sayılı Başbakanlık Genelgesinde belirtildiği şekilde engelli aile ferdinin günlük bakımı için izin kullanımında gerekli kolaylığı sağlaması yönünde tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

39. Kurumumuza yapılan 2022/6647 numaralı benzer bir başvuru için; “Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; kanunen bakmakla yükümlü engelli yakını bulunan kamu çalışanlarının izinleri bakımından idarenin takdir yetkisine dayanarak uyguladığı işlemlerin Anayasamızda yer alan eşitlik ilkesine aykırılık oluşturabileceği ve idareler arasında kamu hizmetlerinin yürütülmesi bakımından yeknesaklığın sağlanamayabileceği, takdir yetkisinin kullanılması sonucu ortaya çıkan eşitliğe aykırı olabilecek uygulamaların ise hukuk devleti ilkesinin gereklerinden olan hukuki güvenlik ilkesi temelinde hukuki belirlilik ve hukuki istikrar ilkelerini de zedeleyebileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde; başvuranın talebinin Sağlık Bakanlığı tarafından reddi yönünde tesis edilen işlemin bu yönüyle hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiği, “Sendikal Gelişmeler Doğrultusunda Alınacak Önlemler” konulu,

30.01.2010 tarih ve 2010/2 sayılı Başbakanlık Genelgesinin 3 üncü maddesine dayanarak kanunen

bakmakla yükümlü engelli yakını bulunan kamu çalışanlarına uygulanan izinler bakımından engelli bireylerin diğer bireylerle eşit koşullarda, hak ve özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanması, toplumsal hayata tam ve etkin katılımlarının sağlanması ve çocuğun üstün yararının gözetilmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması ve gerekli mevzuat düzenlemelerinin yapılması yönünde çalışmaların yapılması gerektiği değerlendirilerek…” 07/10/2022 tarih ve 2022/13022-S.22.19938 sayılı Tavsiye Kararı bulunmaktadır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

40. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak

Kurumumuza gönderildiği ayrıca idarenin başvuranla ilgili işlemlerinde kanunlara uygunluk, makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi ilkelerine uygun davrandığı, ancak idari işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceği bildirilmediğinden “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı anlaşılmış olup idarenin bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

41. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. 21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KISMEN KABUL-KISMEN REDDİNE;

Başvuranın tarafına uygulandığını iddia ettiği mobbingin sonlandırılması talebinin REDDİNE,

İdarenin engelli yakını bulunan personellere yönelik politikalarını gözden geçirmesi beklenerek engelli bireyler için yapılan düzenlemelerin getiriliş amacına, sistematiğine ve hakkaniyete uygun önlemler alması ile 2010/2 sayılı Başbakanlık Genelgesinde belirtildiği şekilde engelli aile ferdinin günlük bakımı için izin kullanımında gerekli kolaylığı sağlaması yönünde ADALET BAKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca; ADALET

BAKANLIĞINA tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,

Kararın BAŞVURANA ve ADALET BAKANLIĞINA tebliğine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi