|
ÖZET: Başvuran, İstanbul Çok Uluslu Harp Merkezi’ne atamasının, önceki Hesap Sorumlusu unvanı ile uyuşmadığını ve baskılar altında yapıldığını belirterek, Uzman Unvanı esas alınarak İstanbul Garnizonu’na yeniden atanmasını talep etmiştir. Anayasa’nın 17. maddesi, bireylerin maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkını güvence altına alırken, 5. maddesi devletin, kişilerin temel hak ve hürriyetlerini koruma yükümlülüğünü vurgulamaktadır. Ayrıca, uluslararası sözleşmeler, çalışanların elverişli koşullarda çalışma hakkını ve eşit muamele görme gerekliliğini belirtmektedir.
Başvuranın iddiaları, idarenin bu konudaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini ortaya koymaktadır. Mobbing tanımı çerçevesinde, başvuranın yaşadığı olumsuz muameleler, psikolojik baskı ve ayrımcılık unsurlarını içermektedir. İdarenin, başvuranın mobbing iddialarını araştırmaması ve gerekli tedbirleri almaması, hukuka aykırı bir durum teşkil etmektedir. Bu nedenle, Milli Savunma Bakanlığı’na mobbing iddialarına yönelik bir inceleme başlatılması ve başvuranın talebi doğrultusunda yeniden atanması önerilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/8455-S.21.13613
BAŞVURU NO : 2020/102089
KARAR TARİHİ : 04/06/2021
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI
Başvuranın mobbing iddiası ve atama talebi hakkındadır
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 05/12/2020
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, başvuru dilekçesinde özetle; Millî Savunma Bakanlığı Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde
İstanbul Garnizonunda devlet memuru (hesap sorumlusu) olarak görev yapmakta iken, Görevde Yükselme
Sınavı sonucu “ikmal uzmanı” olarak 16/10/2019 tarihinde Çanakkale TAFİCS İşl.ve Kont.Bl. K.lığındaki kadroya atandığını belirterek;
1.1) Göreve katılış yapmadan önce bilgi almak için aradığında devlet memuru VHKİ
tarafından bayanlar tuvaleti olmadığı yönünde yanlış bilgi verildiğini,
1.2) Çanakkale TAFICS Bölük Komutanlığının bağlı olduğu İstanbul TAFICS Bölge Komutanlığına
tanışma amaçlı davet edildiğini, buradaki görüşmede Bölge Komutanı Albay tarafından bu kadroya ihtiyaç olmadığının söylendiğini, göreve katılış yaptığı 05/11/2019 tarihinden itibaren görevi olmamasına rağmen baskı amaçlı Bölük ve İkmal Astsubayı ile birlikte 5 km uzaklıktaki Boğaz Komutanlığı’na kurye olarak, Bölük Komutanı Yüzbaşı tarafından bazen günde 4 kez gönderildiğini,
1.3) Bölük ve İkmal Astsubayı ‘un yaptığı Mal Sorumluluğu görevini teslim alması
için Yüzbaşı tarafından sözlü olarak devir-teslime başlanmasının söylendiğini, TSK
Taşınır Mal Yönergesi 59-2 (A)’daki usul ve esaslarının dışında sayarak ve görerek devir teslim yapmak yerine, günde 3-4 kez sözlü olarak “şu devir teslimi yapalım “diye evrak üzerinden teslim alması için Asb.
tarafından psikolojik baskıya maruz kaldığını,
1.4) Devamlılık arz eden bir şekilde idari şubede görevli memurlar; VHKİ , İdari İşler
Uzmanı ve Bölük ve İkmal Astsubayı tarafından ayrımcı, alaycı, azarlayıcı, korkutmaya yönelik bağırarak konuşma ve sürekli birlikte başka bir odada toplanarak
yüksek sesle gülme, mezun olduğu Devlet Üniversitesi’ni aşağılayıcı konuşmaların yüzüne karşı yapılarak devlet ciddiyetine yakışmayacak davranışlara maruz kaldığını,
1.5) Kıyafetlerini koyacağı bir dolap istediğinde yeteri kadar dolap olmasına rağmen, bayan olduğu için
ayrı bir dolap verilebilecekken, er-erbaşın kişisel bakım malzemeleri (tıraş köpüğü, tıraş bıçağı vb.) ve her gün gelip o dolaptan araç ilkyardım çantasının Er tarafından alındığı dolabın Bölük
Astsubayı tarafından verildiğini,
1.6) Bölük Astsubayı tarafından kurye olarak gönderildiği bir günde araç içerisinde
İdari İşler Uzmanı ‘ in de olduğu bir anda Asb. tarafından
“Ben Gemi Komutanının gırtlağına bıçak dayamış adamım” sözleriyle tehdit edildiğini,
1.7) Bu durumu derhal Bölük Komutanı Yüzbaşı ‘ a bildirerek korktuğunu ve tedirgin
olduğunu söylediğini, ancak tutum davranışlarda herhangi bir değişiklik olmadığını, bir sonraki gün, Bölük
Astsubayı ’un elinde silah çevirerek bulunduğu odaya girdiğini, odada ve devlet memuru ın da bulunduğunu ve ’ın “Hayırdır bizi mi vuracaksın” dediğini, yaklaşık 4-5 gün boyunca Asb. ’un mesainin sabah saatlerinde elinde silahla odasına girmeye devam ettiğini, Bölük Komutanı Yüzbaşı ‘ a durumdan duyduğu endişeyi tekrar sözlü olarak arz ettiğini, Bölük Astsubayı ile yalnız olarak kurye görevine göndermemesini istediğini, fakat durumda yine bir değişiklik olmadığını, hatta kurye görevine ek olarak saymanlık depolarına ile birlikte gönderildiğini,
1.8) Yüzbaşı ‘ a yaptığı sözlü başvurularının netice vermemesi üzerine, İstanbul TAFICS
Bölge Komutanı ‘ den randevu alarak korku ve kaos ortamını ve duyduğu endişeyi bir kez de İstanbul’da makamında VHKİ ‘ ın da bulunduğu sırada arz ettiğini, Çanakkale’ye görevine döndükten sonra bu olayları yaşadığı kişilere İstanbul Bölge Komutanın odasında geçen konuşmaların birebir dedikodu şeklinde aktarıldığını öğrendiğini,
1.9) Bölge Komutanı ‘e durumu arz etmesinden bir süre sonrasında, Bölge Komutanı
tarafından Bölük Denetlemesi yapıldığını, ilgili şahıslarla alakalı hiç bir işlem yapılmadığını, hatta tüm personel ile birlikte gidilen denetleme yemeğine davet edilmediğini, dışlayıcı ve soyutlayıcı bir tutum sergilenmeye devam edildiğini,
1.10) Bölge Komutanı’nın ayrılmasından bir gün sonra Bölük Komutanı Yüzbaşı ’ ın
odasına çağırarak “Sana bir ay süre veriyorum bu süre içerisinde tüm işlerini durduruyorum kararını ver” şeklinde konuşma yaptığını ve akabinde masadaki bilgisayarı kaldırttığını, kararını ver derken TAFICS
Bölüğünden tayin istemesini kastettiğini,
1.11) TAFICS telefon numarasının haber verilmeden sık sık değiştirildiğini, görevi ile ilgili tüm bilgi ve
belge akışının durdurulduğunu, hatta dahili telefon geldiği zaman devlet memuru
’ in başında bekleyerek ne konuştuğunun dinlendiğini,
1.12) Her hafta cuma günleri yapılan olağan bölük toplantısından herkesin içerisinde Yüzbaşı
tarafından azarlanarak çıkartıldığını, bütün bu yaşadığı süreç sonrasında psikolojisinin olumsuz etkilendiğini, ailesinden uzakta yalnız olması nedeniyle tehdit ve korku ortamında can güvenliğinden endişelendiğini, bütün sözlü şikayetlerinin netice vermemesi nedeniyle, moral ve motivasyonunu kaybederek yazılı olarak yaşananları beyan etmeye korktuğunu,
1.13) Genelkurmay Sivil Memur Personel Şubeyi tayin hakkında bilgi almak için telefon ile aradığını, ilk
altı ay içerisinde Uzmanlık Unvanından feragat ederek tayin isteyebileceğinin söylendiğini, sonuçta 03/03/2020 tarihinde Uzmanlık hakkından feragat ederek İstanbul’a tayin istediğini, 03/03/2020 tarihinde verdiği dilekçenin ancak 26/06/2020 tarihinde sonuçlandığını ifade ve iddia etmektedir.
1.14) Başvuran İstanbul Çok Uluslu Harp Merkezi’ne Giriş Kayıt Personeli olarak yapılan atamasının hem
ilk görevi olan Hesap Sorumlusu unvanı ile uyuşmaması, hem de kendi özgür iradesi dışında tarafına yapılan baskılar sonucu olması sebebiyle Uzman Unvanı esas olmak üzere İstanbul Garnizonu içerisine yeniden atamasının yapılmasını ve sorumlular hakkında da gerekli işlemlerin başlatılmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla, Millî Savunma Bakanlığına 20/10/2020 tarihli
ve sayılı yazımız ile gönderme kararı verildiği, 08/01/2021 tarihli ve sayılı, 07/04/2021 tarihli ve sayılı yazılarımız ile bilgi ve belge talep edildiği, Milli Savunma
Bakanlığından bilgi ve belge taleplerimize ilişkin cevabi yazı gönderilmediği görülmüş olup, Genelkurmay
Başkanlığı’nın 13/11/2021 tarihli ve sayılı cevabi yazısında ise özetle;
2.1) Adı geçen memurun görevde yükselme sınavını kazanarak kendi isteği ile bulunduğu ildeki (İstanbul)
hesap sorumlusu (devlet memuru) kadrosundan, farklı bir ildeki (Çanakkale) ikmal uzmanı kadrosunu tercih ederek atandığı,
2.2) Yeni atandığı şehire/kadroya alışamadığından, atandığı uzmanlık kadrosundan feragat ederek,
İstanbul ilindeki Çok Uluslu Müşterek Harp Merkezi Komutanlığına atama istediği,
2.3) Bu istediğinin de idare tarafından olumlu karşılanarak Çok Uluslu Müşterek Harp Merkezi
Komutanlığındaki memur kadrosuna 22 Haziran 2020 tarihinde atandığı, sonrasında atanma talebinin bulunmadığı,
2.4) Yapılan inceleme sonucunda personelin Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve
Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği
Yönetmeliği kapsamında giriş kayıt memuru olarak görev yapmasının ilerde açılacak görevde yükselme sınavında uzman kadrosuna başvurmasına engel olmadığı, bu konuda mağduriyet yaşamayacağı,
2.5) İstanbul’da atanabileceği Genelkurmay Başkanlığı bağlısı bir birimde boş hesap sorumlusu
kadrosunun bulunmadığı,
2.6) Feragat ettiği dönemde eğitimine uygun, özlük hakkında kayba uğramayacak şekilde, idarenin
hizmet ihtiyacı gözetilerek münhal bir kadroya atandığı,
2.7) Haziran-Eylül ayları arasındaki atama ve yer değiştirme döneminde farklı bir il için tayin dilekçesi
verebileceğinin anlaşıldığı
Belirtilmektedir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) Anayasamızın;
3.1) “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesinde; “Devletin temel amaç ve görevleri,
Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”,
3.2) “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrasında;
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”,
3.3) “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36 ıncı maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
3.4) “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” başlıklı 40 ıncı maddesinde; “Anayasa ile tanınmış hak
ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.”
3.5) “Çalışma hakkı ve ödevi” başlıklı 49 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Devlet, çalışanların
hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”,
3.6) “Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin
üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”
3.7) “Genel ilkeler” başlıklı 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında; “Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.”,
3.8) “Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence” başlıklı 129 uncu maddesinin
birinci fıkrasında; “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.”,
4) 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi”
başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
5) 1/11/1984 tarihli 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunu’nun,
5.1) “Kapsam” başlıklı 2 inci maddesinde; “Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden
yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idarî makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar.”
5.2) “Dilekçe Hakkı” başlıklı 3 üncü maddesinde; “Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili
dilek ve şikayetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler.”
5.3) “Dilekçenin incelenmesi ve sonucunun bildirilmesi” başlıklı 7 inci maddesinde; “Türk
vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvuruların sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç otuz gün içinde gerekçeli olarak cevap verilir. İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.”
6) 14/07/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun,
6.1) “Temel ilkeler” başlıklı 3 üncü maddesinde, “Sınıflandırma: A) Devlet kamu hizmetleri görevlerini
ve bu görevlerde çalışan Devlet memurlarını görevlerin gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre sınıflara ayırmaktır.”,
6.2) “Davranış ve iş birliği” başlıklı 8 inci maddesinde; “Devlet memurları, resmi sıfatlarının
gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermek zorundadırlar. Devlet memurlarının işbirliği içinde çalışmaları esastır.”
6.3) “Amir durumda olan devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 10 uncu
maddesinin ikinci maddesinde; “Amir, maiyetindeki memurlara hakkaniyet ve eşitlik içinde davranır.
Amirlik yetkisini kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslar içinde kullanır.”
6.4) “Devlet memurlarının görev ve sorumlulukları” başlıklı 11 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Devlet memurları kanun ve diğer mevzuatta belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü ve görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.”
6.5) “Kadroların tespiti” başlıklı 33 üncü maddesinde; “Kadrosuz memur çalıştırılamaz. (Değişik ikinci
fıkra: 2/7/2018 – KHK-703/182 md.) Kadrolar, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde gösterildiği şekilde düzenlenir.”,
6.6) “ Tesis edilen sınıflar” başlıklı 36 ıncı maddesinde; “Bu Kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan
memurların sınıfları aşağıda gösterilmiştir.
I – GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI: Bu Kanunun kapsamına dahil kurumlarda yönetim, icra, büro ve benzeri hizmetleri gören ve bu Kanunla tespit edilen diğer sınıflara girmeyen memurlar Genel İdare
Hizmetleri sınıfını teşkil eder.
…
X – YARDIMCI HİZMETLER SINIFI: Yardımcı hizmetler sınıfı, kurumlarda her türlü yazı ve dosya dağıtmak ve toplamak, müracaat sahiplerini karşılamak ve yol göstermek; hizmet yerlerini temizleme, aydınlatma ve ısıtma işlerinde çalışmak veya basit iklim rasatlarını yapmak; ilaçlama yapmak veya yaptırmak veya tedavi kurumlarında hastaların ve hastanelerin temizliği ve basit bakımı ile ilgili hizmetleri yapmak veya kurumlarda koruma ve muhafaza hizmetleri gibi ana hizmetlere yardımcı mahiyetteki görevlerde her kurumun özel bünyesine göre ve yine bu mahiyette olmak üzere ihdasına lüzum gördüğü yardımcı hizmetleri ifa ile görevli bulunanlardan 4 üncü maddenin (D) bendinde tanımlananların dışında kalanları kapsar.(2)
(Ek: 28/3/1988 – KHK-318/1 md.) Bu sınıfa dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerden hizmet yerlerinin ve tedavi kurumlarının temizlenmesi, tesisatın bakım ve işletilmesi ve benzeri nitelikteki hizmetlerin üçüncü şahıslara ihale yoluyla gördürülmesi mümkündür.”
6.7) “Memurun başka sınıfta ve derecesinin altında bir görevde çalıştırılmayacağı” başlıklı 45 inci
maddesinde; “Hiç bir memur sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz.”,
6.8) “Atamalarda görev yerine hareket ve işe başlama süresi” başlıklı 62 nci maddesinde; “İlk defa
veya yeniden veyahut yer değiştirme suretiyle; a) Aynı yerdeki görevlere atananlar atama emirlerinin kendilerine tebliğ gününü, b) Başka yerdeki görevlere atananlar, atama emirlerinin kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde o yere hareket ederek belli yol süresini, izleyen iş günü içinde işe başlamak zorundadırlar. Savaş ve olağanüstü hallerde bu süre Cumhurbaşkanı Kararı ile kısaltılabilir.”,
6.9) “İşe başlamama halinde yapılacak işlem” başlıklı 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Bir
göreve ilk defa veya yeniden atananlardan belge ile isbatı mümkün zorlayıcı sebepler olmaksızın 62 nci maddedeki süre içinde işe başlamayanların atanmaları iptal edilir ve bunlar 1 yıl süreyle Devlet memuru olarak istihdam edilemezler. Bunların belge ile isbatı mümkün zorlayıcı sebepler nedeniyle göreve başlamama hali iki ayı aştığı takdirde atama işlemi atamaya yetkili makamlarca iptal edilir.”
6.10) “Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan memurlara uygulanmayacak maddeler” başlıklı 232’nci
maddesinde; “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliğinin, Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanununun ve bunlar hakkında halen yürürlükte bulunan diğer mevzuatın uygulanmasını sağlama bakımından Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan sivil memurlar, sözleşmeli ve geçici personel ile işçiler hakkında bu kanunun; Çalışma saatleri hakkındaki 99 uncu, Günlük çalışma saatlerinin tespiti hakkındaki 100 üncü, Günün 24 saatinde devamlılık gösteren hizmette çalışma saat ve usulünün tespiti hakkındaki 101 inci, fazla çalışma ücreti hakkındaki 178 inci, Görevden uzaklaştırmaya yetkilileri sayan 138 inci, maddeleri hükümleri uygulanmaz.”
7) 9/1/1961 tarih ve 211 Sayılı İç Hizmet Kanunu’nun;
7.1) “Astın Vazifeleri” başlıklı 14 üncü maddesi; “Ast; amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere
uygun tam bir hürmet göstermeye, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştiremez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mesuliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.”
7.2) “Amirin Vazifeleri” üst başlıklı 16 ncı maddesi; “Amir; maiyetine hizmetle münasebeti olmayan
emir veremez…”,
7.3) “I – Müracaatlar” başlıklı 25 inci maddesi; “Her asker resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaatını
söz veya yazı ile en yakın amirinden başlayarak silsile yolu ile yapar.
Müracaatlar takip ve tahkik ve bir karara bağlanarak neticesi müracaat sahibine mümkün olan en kısa zamanda mutlaka bildirilir. Ancak; bu müddet hiçbir halde bir ayı geçemez.
Birden fazla kimselerin toplu olarak söz veya yazı ile müracaatları yasaktır.”
7.4) “II – Şikayetler” üst başlıklı 26 ıncı maddesi; “ Her asker, gerek hizmete ve gerek zati işlerine ait
kanun ve nizamların kendisine vermiş olduğu hak ve salahiyetler her hangi bir surette haksız olarak ihlal edilirse veya ihlal edildiğini zannederse şikayet etmek hakkını haizdir.”
7.5) “II – Şikayetler” üst başlıklı 27 ıncı maddesi; “Şikayet söz veya yazı ile en yakın amire yapılır. Eğer
bu amirden şikayet olunacaksa bir derece üstündeki amire yapılır ve bunun gibi her şikayet edilen amir geçilir. Sözle yapılan şikayetler bir zabıtla tespit olunur.”
7.6) “II – Şikayetler” üst başlıklı 29 ıncı maddesi; “Şikayet reddedildiği takdirde, şikayetçiye bu yüzden
ceza verilmez. Ancak şikayet ederken şikayetçi bir suç işlemiş veya bir disiplin tecavüzünde bulunmuşsa ayrıca mesul olur.”
7.7) “II – Şikayetler” üst başlıklı 30 ıncı maddesi; “Şikayetler ve itirazlar mutlaka tahkik olunarak bir
karara bağlanır ve neticesi şikayet edene ve lüzum görülürse şikayet olunana mümkün olan en kısa zamanda bildirilir. Ancak bu müddet hiçbir halde bir ayı geçemez. Adli tahkikata mevzu olan şikayet ve itirazlar hakkında Ceza ve Usul kanunlarındaki hükümler mahfuzdur. ”
7.8) “II – Şikayetler” üst başlıklı 31 inci maddesi; “Bir şikayet üzerine karar vermek selahiyeti, şikayetin
müstenit olduğu vaka hakkında şikayet olunana disiplin cezası vermek salahiyetini haiz olan ilk disiplin amirine verilmiştir. O amirin vereceği karar aleyhine gerek şikayet eden ve gerekse şikayet olunan, mertebeler silsilesi yolu ile daha yüksek amirlere itiraz edebilir.”
7.9) “U) SİLAHLI KUVVETLERDE ÇALIŞAN SİVİL PERSONEL” ana başlıklı 115 inci maddesi:
“Silahlı Kuvvetlerde çalışan sivil memur, müstahdem, müteferrik müstahdem ve gündelikçi sivil personel
bu kanunun askerlere tahmil ettiği sorumluluk ve hizmetlerin ifası bakımından:
a) Amir vazifesi alanlar; maiyetindeki bütün askeri ve sivil personele hizmetin icabettirdiği emirleri verebilir. (Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 3/10/2016-KHK-676/53 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/46 md.)(…)
b) Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri amirlere karşı ast durumunda olup bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar.”
7.10) 116 ncı maddesi : “Sivil personelin, bu kanunun askerlere tanıdığı hak ve salahiyetlerden
faydalanmaları ve mükellefiyetleri yerine getirmeleri aşağıdaki esaslar dahilinde olur:
a) Bu Kanunun müraacat ve şikayet bölümlerinde gösterilen usul, hak ve kayıtlara aynen tabidirler…”
8) 16/02/2013 tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun,
8.1) “Disiplin soruşturması ve yetkiler” başlıklı 7 nci maddesinde; “(1) Maiyetinden birinin
disiplinsizlik teşkil edebilecek bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangi bir şekilde öğrenen disiplin amirleri, olayın araştırılması gerektiğine kanaat getirirse, yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar vasıtasıyla ya da şahsen disiplin soruşturması yapar.
(2) Disiplin soruşturmacısı olarak tek bir kişi görevlendirilebileceği gibi en az üç kişiden oluşan bir heyet de görevlendirilebilir.
(3) (3) (Mülga:16/7/2020-7250/16 md.)
(4) (Ek: 2/1/2017-KHK-681/88 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7073/87 md.) Milli Savunma Bakanınca gerek görülmesi halinde Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca da disiplin soruşturması yürütülebilir.
(5) Heyet başkanı hariç olmak üzere gerek görülmesi hâlinde, hakkında disiplin soruşturması yapılacak kişiden rütbe veya kıdemce daha aşağıda heyet üyeleri görevlendirilebilir.
(6) Disiplin soruşturmacıları ve heyeti, kendilerini görevlendiren disiplin amiri adına; disiplin soruşturmasıyla ilgili bilgi ve belgeleri toplama, savunma alma, tanık dinleme, bilirkişi görevlendirme, keşif yapma, hâkim veya savcı kararı gerektirmeyen durumlarda kriminal inceleme yaptırma da dâhil olmak üzere her türlü inceleme yapma ve ilgili makamlarla yazışma yetkisini haizdir.”
9) 06/09/1961 tarihli ve 10899 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet
Yönetmeliği’nin,
9.1) “Emir” üst başlıklı 33’üncü maddesinde; “Emirlerin, hizmete müteallik olması (Silahlı Kuvvetler İç
Hizmet Kanunu madde 8 ve 16) ve kanun ve nizamları ihlâl etmemesi şarttır…”
10) Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet
Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği’nin
10.1) “Amaç” başlıklı 1 inci maddesinde; “Bu Yönetmeliğin amacı; liyakat ve kariyer ilkeleri
çerçevesinde hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay
Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları Karargâhı ile Bağlı Birlik ve Kurumlarında (Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı hariç) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak görev yapan Devlet memurlarının, görevde yükselme ve unvan değişikliklerine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.”
10.2) “Dayanak” başlıklı 3 üncü maddesinde; “Bu Yönetmelik; 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu ile 15/3/1999 tarihli ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan
Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel
Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.”
10.3) “Görevde yükselme ve unvan değişikliğine tabi hizmet grupları” başlıklı 5 inci maddesinde;
“Bu Yönetmelik kapsamında görevde yükselmeye tabi kadrolar aşağıda belirtilmiştir.
a) Yönetim Hizmetleri Grubu:
1) Müdür, yazı işleri müdürü.
2) Müdür yardımcısı, yazı işleri müdür yardımcısı.
b) Teknik Hizmetler Grubu:
1) Başmühendis.
c) Araştırma, Planlama ve Eğitim Hizmetleri Grubu:
1) Uzman.
ç) (Değişik:RG-12/11/2014-29173) İdari Hizmetler Grubu:
1) Veri hazırlama ve kontrol işletmeni, bilgisayar işletmeni, daktilo, memur, muhasebeci, zabıt katibi, maaş
mutemedi, mal saymanı, mal sorumlusu, arşiv memuru, ayniyat memuru, çözümleyici, hesap sorumlusu, mutemet, müze araştırma görevlisi, redaktör, sekreter, sistem ve veri kayıt operatörü, depo memuru, ambar memuru.”
10.4) “Görevde yükselme ve unvan değişikliği suretiyle atanacaklarda aranacak genel şartlar”
başlıklı 6 ncı maddesinde; “ Görevde yükselme ve unvan değişikliği suretiyle atanacaklarda aşağıdaki
genel şartlar aranır:
a) (Değişik:RG-12/11/2014-29173) Görevde yükselme suretiyle atanacaklarda atanılacak kadro için belirlenen hizmet süresine sahip olmak, bu şartı sağlayan personel bulunmaması durumu hariç olmak üzere, bu sürenin en az altı ayının atamanın yapılacağı kurumda geçmiş olması, b) Görevde yükselme veya unvan değişikliği sınavında başarılı olmak, c) Unvan değişikliği suretiyle atanacaklar için sınav müracaat tarihinin son günü itibarıyla asaleten onay almış olma”
10.5) “Görevde yükselme ve unvan değişikliği suretiyle atanma” başlıklı 18 inci maddesinde;
“…a) (Değişik:RG:11/2/2016-29621) Atanma şartlarını taşımadıkları için sınavların geçersiz sayılması veya bu sebeple atamaların iptal edilmesi, atanılan göreve geçerli bir mazeret olmaksızın süresi içinde başlanmaması ya da atanma hakkından vazgeçilmesi, tercih alınması durumunda tercih yapılmaması, b) Emeklilik, ölüm, memurluktan çekilme veya çıkarılma, başka unvanlı kadrolara ya da başka bir kuruma naklen atanma, sebepleriyle boş kalan veya boşalanlara, başarı sıralamasının kesinleştiği tarihten itibaren altı aylık süreyi aşmamak üzere aynı unvanlı kadro için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar,
16 ncı maddeye göre kurumca belirlenmiş olması halinde yedekler arasından başarı sıralamasına göre
atama yapılabilir.
Görevde yükselme veya unvan değişikliği sınavına herhangi bir sebeple katılmayanlar ile başarısız olan veya yedeklerden başarı sıralamasının ilan edildiği tarihten itibaren altı aylık süreyi aşmamak üzere, aynı unvan için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar atanmamış olanlar ya da atanma haklarından herhangi bir sebeple feragat edenler, aynı unvanlı kadrolara yapılacak atamalar için bu Yönetmelikte öngörülen bütün usul ve esaslara tabidir.”
11) 19/03/2011 tarihli ve 27879 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin
(Mobbing) Önlenmesi” konulu Başbakanlık Genelgesinde; kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör işyerlerinde gerçekleşen psikolojik tacizin çalışanların itibarını ve onurunu zedelediği, verimliliğini azalttığı ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilediği, kasıtlı ve sistematik
olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi, iş sağlığı ve güvenliğinin ve çalışma barışının geliştirilmesi için bazı tedbirlerin alınması gerektiği, işyerinde psikolojik tacizle mücadelenin öncelikle işverenin sorumluluğunda olduğu, işverenlerin çalışanların tacize maruz kalmamaları için gerekli bütün önlemleri alacakları, bütün çalışanların psikolojik taciz olarak değerlendirilebilecek her türlü eylem ve davranışlardan uzak duracakları belirtilmiştir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
12) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte
değerlendirilerek hazırlanan “Tavsiye Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
13) Başvuran, bir numaralı paragrafta ayrıntılarına yer verildiği üzere başvurusunda; Başvuran, İstanbul
Çok Uluslu Harp Merkezi’ne Giriş Kayıt Personeli olarak yapılan atamasının hem ilk görevi olan Hesap
Sorumlusu unvanı ile uyuşmaması, hem de kendi özgür iradesi dışında tarafına yapılan baskılar sonucu olması sebebiyle Uzman Unvanı esas olmak üzere İstanbul Garnizonu içerisine yeniden atamasının yapılmasını ve sorumlular hakkında da gerekli işlemlerin başlatılmasını talep etmektedir.
14) Anayasanın 17 nci maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip
olduğu düzenlenmiştir. Ayrıca, Anayasanın “5 inci maddesinde devletin amaç ve görevleri arasında kişilerin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak sayılmıştır. Anayasanın 49 uncu maddesinde devletin çalışma hayatını geliştirmek, çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak için; 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasında ise herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak üzere gerekli tedbirleri alacağı belirtilmek suretiyle devletin yükümlülükleri gösterilmiştir.
15) Ayrıca, ülkemizin taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi uluslararası sözleşmeler ile
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmelerinde de, herkesin elverişli koşullarda çalışma, edinilen iş veya meslekte tabi olunacak muamelede eşitliğin sağlanması, kamu çalışanları dahil olmak üzere istihdam edilen bütün kişilerin çalışma sırasındaki sağlığı etkileyen fiziksel ve zihinsel unsurların dikkate alınması gerektiği düzenlenmiş ve üye devletlere bu konularda gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu bağlamda, Devletin ve kamu otoritelerinin çalışanların fiziksel ve ruhsal yönden zarar görmelerine neden olmamaları gerekmektedir.
16) Mobbing “İşyerlerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik
gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü” olarak tanımlanmış, mobbingin unsurları olarak; işyerinde gerçekleşmesi, sistemli bir şekilde yapılması, süreklilik kazanmış bir sıklıkla tekrarlanması, kasıtlı yapılması, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacında olması, mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında zarar ortaya çıkması hususları sayılmıştır. [Bkz, İşyerlerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Bilgilendirme Rehberi, Psikolojik Tacizle
Mücadele Kurulu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Mayıs 2014)]
17) Psikolojik tacize maruz kalan bireylerin; bıktırma, yıldırma, dışlanma, kurumun hizmetlerinden yoksun
bırakılma, aşağılanma, izin ve görevlendirilmelerde yararlandırılmama, zorla tayin gibi psikolojik tacize neden olabilecek tutum ve davranışlara maruz kalabilmekte oldukları, bir olguya işyerinde psikolojik taciz diye bakabilmek için davranışların ayda birkaç kez tekrarlanması, birbiri ardına birtakım evreler içinde geçmiş olması, uzun süre devam etmesi ve davranış tarzlarının kişiye kötü muamele şeklinde olması gerektiği, en azından, kasıtlılık, süreklilik ve sistemlilik niteliklerini taşıması gerektiği belirtilmiş, mobbinge neden olabilecek idari işlemler ise; geçici görevlendirme (görev yeri değişikliği), mesleğin (unvanın) gerektirdiği görevleri vermeme, atama (atamama) özlük haklarının yerine getirilmemesi, disiplin soruşturması açılması olarak sayılmıştır. [Bkz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kadın Erkek Fırsat
Eşitliği Komisyonu İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing) Ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu (Nisan 2011)]
18) Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 16/09/2014 tarihli ve E:2014/18743, K:2014/24185 sayılı
kararında; “Mobbingin meydana gelebilmesi için bir işçinin hedef alınarak, uzun bir süre ve belli aralıklarla sistematik biçimde tekrarlanan, mağdurun karşı koymasına rağmen yapılan aşağılayıcı, küçük düşürücü ve psikolojik olarak acı veren, işteki performansı engelleyen veyahut olumsuz bir çalışma ortamına sebep olan tehdit, şiddet, aşağılama, hakaret, ayrımcılık, ağır eleştiri, taciz ve çalışma şartlarını ağırlaştırma gibi eylem, tutum ve davranışların uygulanması gerekir. … Mobbingde, hedef alınan kişinin şerefine, kişiliğine, karakterine, inancına, değerlerine, yeteneklerine, tecrübelerine, birikimlerine, düşüncelerine, etnik kökenine, yaşam biçimine, kültür ve benzeri yönlerine topluca bir saldırı söz konusudur. Bu saldırı, dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemlerle yapılmaktadır. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez.” hükmü yer almaktadır.
19) Yargıtay 22 nci Hukuk Dairesinin 22/05/2014 tarihli E:2013/11788, K:2014/14008 sayılı
kararında; “Mobbingin varlığı ve kabulü için mağdurda psikolojik rahatsızlığın meydana gelmesi zorunlu olmadığı gibi, her psikolojik rahatsızlığın nedeni de mobbing değildir. Birçok olguda işyeri stresinin çalışanların sağlığı üzerinde mobbinge benzer etkiler oluşturduğu bilinen bir husustur. Çalışanlar üzerinde olumsuz etki yaparak, onların davranışlarını, verimliliklerini ve sosyal ilişkilerini etkileyen olgu, stres olarak tanımlanır ve rahatsızlık belirtileri birçok yerde mobbinge benzerdir. Mobbing oluşturan eylemler, mağdur üzerinde psikolojik baskı oluştursa ve bunun sonucunda bir kısım sağlık sorunlarına neden olsa da, her psikolojik baskıyı ve rahatsızlığı mobbinge bağlamak doğru değildir. Bu bağlamda, bir işyerinde yaşanan belli yoğunluktaki stres, kaba, kırıcı ve küçümseyici davranışlar, çalışanları mutsuz yapsa, onların psikolojik ve ruhsal sağlığında bozulmalar meydana getirse de, diğer unsurlara bakılmadan mobbing olarak kabul edilmesi hatalıdır. Örneğin, nezaket ve saygının yokluğu olan işyeri kabalığı, doğal olarak kişiye bağlı, beğenilmeyen, çirkin görülen, rahatsız edici ve hoş karşılanmayan söz, tutum ve davranışlardan oluşmaktadır. … Mobbing kavramının etimolojik anlamına ve tarihsel gelişimine bakıldığında; aynı ortamda bulunan veya aynı organizasyona bağlı olan bir veya birden fazla kimsenin bir kişiye belli bir amaçla, sistematik bir şekilde, yılgınlık, korku, tedirginlik, endişe, bunalım, bıkkınlık, sıkıntı veya kaygı oluşturacak söz, tutum veya davranışlarla psikolojik ve duygusal baskı kurarak onu belli şekilde davranmaya ya da davranmamaya, ortak alandan uzaklaştırmaya, güçsüzleştirmeye, değersizleştirmeye, aşağılamaya, küçük düşürmeye veya pasifize etmeye yönelik çabalarına mobbing denilir. Mobbingi; stres, tükenmişlik sendromu, işyeri kabalığı, iş tatminsizliği ya da doyumsuzluğu gibi olgulardan ayıran husus, belli kişinin belli bir amaca yönelik olarak hedef alınması, yapılan haksızlığın sürekli, sistematik ve sık oluşudur.” ifadelerine yer verilmiştir.
20) Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli ve E.2017/7(22)-3017, K.2018/99 sayılı
kararında, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak
gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hâl alması gerektiği, belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, psikolojik tacizin nedenlerinin farklılık gösterdiği, ancak amacının çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamak olduğu vurgulanmakta, psikolojik tacizin ispatıyla ilgili olarak ise psikolojik tacize uğradığını iddia eden mağdurun, bu iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğu, bununla birlikte psikolojik tacizin genellikle tacizi uygulayan ile tacize maruz kalan arasında gerçekleşen bir olgu olması karşısında olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alınarak sonuca gidilmesinde yarar bulunduğu, yaklaşık ispat olarak adlandırılan bu yaklaşım tarzının işin doğasına da uygun olduğu belirtilmektedir.
21) Anayasa Mahkemesinin 10/03/2016 tarihli ve 2013/6235 başvuru numaralı kararında; “Kural
olarak psikolojik tacize maruz kaldığını ileri süren başvurucu1arın bu iddialarını yeterli ve ikna edici açıklamalar ve delillerle ispat etmeleri gerekir. Bununla beraber, psikolojik tacizi kanıtlamak kolay değildir.
Bu yüzden, başvurucuların kendilerine yönelik sistematik ve süreklilik arz eden şekilde psikolojik tacize yol açan muamele yapıldığını hukuka uygun her türlü delille ispatlamaları mümkündür. Bunun ispatlanması durumunda, bu şekildeki muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere dayandığını ispat yükü muameleyi gerçekleştiren kamu makamlarına geçecektir.” değerlendirmelerine yer verilmiştir.
22) Ayrıca, yargı organlarınca verilen kararlarda, mobbinge dayanan iddialarda kesin ve mutlak bir ispatın
aranmayacağı, “ilk görünüş ispatı olarak adlandırılan” vicdani kanaatin oluşmasına yetecek kadar bir ispatın yeterli olduğu, delillerin sıhhat ve kuvvetinde tereddüt edilmesi halinde çalışan lehine yorum ilkesinin uygulanması gerektiği; ayrıca kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu vurgulanmaktadır.
23) Konuyla ilgili (6), (7) ve (9) numaralı paragraflar ve alt bentlerindeki mevzuat hükümleri
incelendiğinde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 232’nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan devlet memurlarına uygulanmayacak maddelerin tek tek sayıldığı ve bunların 99, 100, 101, 138 ve 178’inci maddeler olduğu, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliğinde, 657 sayılı Devlet Memurları
Kanundaki verilen emirlere ilişkin hükümlerle benzer şekilde amirin yetki ve sorumluluğunun olduğu, anılan Yönetmeliğin 33’üncü maddesinde verilen emirlerin, hizmete müteallik olması (Silahlı Kuvvetler
İç Hizmet Kanunu madde 8 ve 16) ve kanun ve nizamları ihlâl etmemesinin şart olduğu, ayrıca 211 sayılı
İç Hizmet Kanunu’nun 16 ncı maddesiyle amirin maiyetine hizmetle münasebeti olmayan emir veremeyeceğinin düzenlendiği anlaşılmıştır.
24) 657 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde; sınıflandırma, Devlet kamu hizmetleri görevlerinin ve bu
görevlerde çalışan Devlet memurlarının görevlerinin gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre sınıflara ayrılması şeklinde tanımlanmış, 33 üncü maddesinde kadrosuz memur çalıştırılamayacağı öngörülmüş, 36 ncı maddesinde, çalıştırılan memurların sınıfları düzenlenmiş ve bu kapsamda kurumlarda her türlü yazı ve dosya dağıtan ve toplayan, müracaat sahiplerini karşılayan ve yol gösteren; hizmet yerlerini temizlemeyen…memurların Yardımcı Hizmetler sınıfını, bu Kanunun kapsamına dahil kurumlarda yönetim, icra, büro ve benzeri hizmetleri gören ve bu Kanunla tespit edilen diğer sınıflara girmeyen memurların Genel İdare Hizmetleri sınıfını oluşturduğu hükme bağlanmış, 45’inci maddesinde ise, hiç bir memurun sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamayacağı hükmü öngörülmüştür.
25) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile kamu personel rejimine kazandırılan “kadro” kavramı devlet
örgütü yapısının oluşturulmasında, kamu hizmet ve faaliyetleri ile bunu yürütecek işgücünün planlanmasında kullanılan hukuksal bir araçtır. Kadro, memurun çalıştığı görev yerini, yapacağı işi, bir başka ifadeyle yapacağı görevi tanımlaması açısından önemlidir. Sınıflandırma ise; 657 sayılı Kanunda, Devlet kamu hizmetleri görevlerinin ve bu görevlerde çalışan Devlet memurlarının görevlerinin gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre sınıflara ayrılması şeklinde tanımlanmaktadır.
26) Somut olayımızda, başvuranın yaşadığı sorunların 2019 yılında Görevde Yükselme sınavı ile
Çanakkale ili ikmal uzmanı kadrosunun bulunduğu yere atanması sonucu başladığı görülmektedir.
İncelenmekte olan olayda, başvuranın mobbing iddiasını ve ilgililer hakkında şikayet talebini yüz yüze görüşme suretiyle sözlü olarak yönetim mercilerine iletmesi üzerine başvuruya konu mobbing iddiaları hakkında İdare tarafından herhangi bir somut araştırma, inceleme, tespit yapılmadığı, başvuranın
Kurumumuza verdiği dilekçesinde bahsettiği kişilerin ve şahitlerin ifadelerine başvurulmadığı, başvurana görevi olmayan kurye işinin ve mal sorumluluğu işinin verildiği ve mevzuata uygun olmayacak şekilde işin bitirilmesi hususunda ilgiliye baskı yapıldığı, ilgilinin çalışma arkadaşları tarafından tecrit edildiği, olumsuz bir çalışma ortamına sebep olan tehdit, ayrımcılık, ağır eleştiri, çalışma şartlarını ağırlaştırma gibi eylem, tutum ve davranışların uygulandığı, bu tür işlemlerin ilgiliyi çalışamaz hale getirdiği dosya bilgileri kapsamında tespit edildiğinden, mobbing unsurlarının var olduğu kanaatine varılmıştır.
27) Başvuranın hem ilk görevi olan Hesap Sorumlusu unvanı ile uyuşmaması hem de kendi özgür iradesi
dışında tarafına yapılan baskılar sonucu olması sebebiyle Uzman Unvanı esas olmak üzere İstanbul
Garnizonu içerisine yeniden atamasının yapılması talebine ilişkin olarak; İstanbul ilinde devlet memuru kadrosunda hesap sorumlusu olarak görev yapmakta iken açılan Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği
Sınavı sonucunda başarılı olduğu; 16/10/2019 tarihinde ikmal uzmanı olarak atandığı Çanakkale ilinden, yeni atandığı şehire/kadroya alışamadığı gerekçesiyle 03/03/2020 tarihli dilekçe ile Uzmanlık hakkından feragat ederek İstanbul’a tayin istediği, bu talebinin kabul edildiği ve İstanbul ilindeki Çok Uluslu Müşterek
Harp Merkezi Komutanlığındaki devlet memuru kadrosuna 22 Haziran 2020 tarihinde giriş kayıt memuru olarak atamasının yapıldığı anlaşılmaktadır.
28) Bilindiği üzere, idarenin işlem tesis ederken hukuka bağlı olması ve hukuk kuralları içinde hareket
etmesi hukuk devletinin bir diğer ilkesidir. Bu kapsamda, idari işlemin belli bir sebebe dayanması gerektiği açık bir kuraldır. İdari işlemin dayanağı olan sebebin açıkça kanunlarda gösterilerek bağlı yetkinin bulunduğu durumlarda idarenin, kanunun koyduğu sınırlar içinde kalması, sebep ve konu yönünden kanun ile belirtilen koşullara uyması gerekir.
29) 657 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesinde öngörülen “kadrosuz memur çalıştırılamayacağı” ilkesi ile
yine aynı Kanun’un 45 inci maddesinde yer alan “hiçbir memurun sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamayacağı” yönündeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, personel hukukunda memurun kendi sınıfının içinde ve kadro görevinde çalışmasının temel bir prensip olarak kabul edildiği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, kamu personelinin bulunduğu hizmet sınıfı içinde ve kadrosu dışında bir görevde istihdam edilemeyeceği kanunun emredici hükümleriyle öngörülmüş genel bir kural niteliğine haiz bulunmaktadır.
30) Atama yapılan kadrodan feragat etmiş başvuranın tekrar uzman kadrosuna atanabilmesi de, Milli
Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının
Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği’nin 18 inci maddesinde;“ Görevde yükselme veya unvan değişikliği sınavına herhangi bir sebeple katılmayanlar ile başarısız olan veya yedeklerden başarı sıralamasının ilan edildiği tarihten itibaren altı aylık süreyi aşmamak üzere, aynı unvan için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar atanmamış olanlar ya da atanma haklarından herhangi bir sebeple feragat edenler, aynı unvanlı kadrolara yapılacak atamalar için bu Yönetmelikte öngörülen bütün usul ve esaslara tabidir.” hükmü ile görevin gerektirdiği nitelikleri taşıması, durumuna uygun boş kadro bulunması ve anılan Yönetmelikteki usul ve esaslara uyulması kaydıyla idarenin takdirine bırakılmıştır.
31) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinin 2 nci fıkrasında, takdir yetkisine
dayanılarak tesis edilen işlemler üzerindeki yargı denetiminin, hukuka uygunluk unsuru ile sınırlı olduğu,
idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği ve yerindelik denetimi yapılamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Buna göre, idarenin münhal (boş) bulunan bir kadroya/kadrolara kamu yararı ve hizmet gereklerini gözeterek en uygun kişiyi/kişileri atama konusunda, gerekli nitelikleri taşıyanlar arasında tercihte bulunma hak ve yetkisine sahip olduğundan, bu yetkisini belirli bir kişi lehine kullanmaya yargı kararı ile zorlanamayacağı gibi; bu husustaki yargısal denetimde, işlemin diğer unsurları yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sürece, anılan kadroya atanma koşullarını taşıyan kişiler arasında değerlendirme yapılarak seçim yapmaya zorlamak suretiyle idarenin takdir yetkisini kaldırarak belli bir kişinin atanması sonucunu doğurabilecek şekilde iptal kararı verilememektedir.
32) Nitekim, Danıştay’ın yerleşmiş içtihatlarına göre de, idarelerin boş bulunan bir kadroya kamu yararı ve
hizmet gereklerini gözeterek atama yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduklarından, bu yetkisini belirli bir kişi lehine kullanmaya yargı kararı ile dahi zorlanamamakta, takdir yetkisine dayanılarak tesis edilen işlemler üzerindeki yargı denetimi hukuka uygunluk unsuru ile sınırlı bulunmakta, idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak biçimde yargı kararı verilememekte ve yerindelik denetimi yapılamamakta, yargısal denetimde işlemin diğer unsurları yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sürece, idarenin işlemi haklı kılacak hukuken kabul edilebilir bir neden gösteremediği gerekçesine dayanılarak iptal kararı verilememektedir (Bakınız, Danıştay 5 inci Dairesinin 27/02/2006 tarihli ve E:2004/5066, K:2006/751 sayılı kararı).
33) Devlet memurlarının Anayasa ve kanunlara sadakatle bağlı kalma, Devletin menfaatlerini koruma,
Devlet itibarını ve görev haysiyetini zedeleyici fiil ve davranışlarda bulunmama, görev ve sorumluluklarını bilme, bunları tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun biçimde uygulama, resmi sıfatlarının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla gösterme, işbirliği içinde çalışma, amirleri tarafından verilen görevleri yerine getirme vb. görev ve sorumlulukları bulunduğu gibi; aynı zamanda kendisi de bir Kamu görevlisi olan amirlerin de, amiri oldukları hizmet birimine mevzuatla verilen görevlerin bir düzen içerisinde ve eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesini sağlama, amirlik görevini mevzuatla belirlenen esaslar çerçevesinde kullanma, maiyetindeki memurları yetiştirme, çalışanlara eşitlik ve hakkaniyet içinde davranma, personel için güvenli ve sağlıklı koşullar yaratma ve çalışma hayatının kalitesini yükseltme, çalışanların haklarına saygı duyma ve adil davranma gibi görev ve sorumlukları bulunmaktadır. İdarecilerimizin hukuk devleti ilkelerine uygun, tarafsız, objektif, kamu hizmeti ve yararı ilkelerine uygun eylem ve işlem yaptıkça birey memnuniyeti ve toplumsal barışa pozitif bir şekilde katkıda bulunacakları kuşkusuzdur.
34) Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; dosyadaki bilgi ve belgeler, anılan mevzuat
hükümleri, yüksek yargı kararları ve tüm dosya içeriği göz önünde bulundurularak başvuruya konu olaylar bir bütün olarak incelendiğinde, yukarıda izah edilen açıklamalar ışığında, memuriyeti boyunca herhangi bir adli veya idari soruşturma geçirmeyen ve görevde yükselme sınavında başarılı olarak İkmal Uzmanı unvanına sahip olan başvuranın, geçerli ve makul bir gerekçeye veya herhangi bir soruşturmaya dayanmaksızın ve hizmetine duyulan ihtiyaç net bir şekilde ortaya konulmaksızın, yetkinin dayandığı kanun maddesine aykırı olarak, kadrosunun altındaki görevlerde görevlendirildiği, bunun başvuranda moral açıdan bir çöküntüye sebep olduğu, bu görevlendirmelerin mobbingin tanımında yer alan yöntemlerden biri olduğu anlaşılmakla birlikte, somut olayımız açısından başvuranın mobbing iddiasına yönelik olarak hukuk literatüründe “ilk görünüş ispatı” olarak tanımlanan yeterli ve ikna edici açıklamalar ile psikolojik tacize yol açan muameleleri ortaya koyduğu, idarenin bu aşamadan sonra 20 ila 22 nci paragraflarda belirtilen yargı kararlarında belirtildiği gibi üzerine düşen ispat külfetini gereğince yerine getirememesi ve yaptığı muamelelerin hukuka uygunluğunu ispat edici nitelikte açıklamalarda bulunamaması nedeniyle, yetişkin bir birey ve kamu görevlisi olan başvurucuya yönelik eylemlerin manevi etkileri, süresi ve yoğunluk
derecesi gibi unsurlar ile başvurucunun mesleki statüsü de dikkate alındığında, başvuranın idarenin şikayete konu uygulamalarının kendisine mobbing (yıldırma) amacıyla uygulandığı iddiasının kabul edilebilecek nitelikte olduğu değerlendirilmekte ise de, başvurana mobbing iddialarının tam olarak ortaya konulabilmesi için müfettiş bilgi ve tekniği ile alınacak ifadelerle desteklenmesi gerektiği kanaatine varıldığından, Milli
Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca mobbing iddialarına yönelik yerinde inceleme/soruşturma başlatılması, soruşturmanın sonucuna göre haklı görülmesi halinde başvuranın talebi doğrultusunda görev yerinin ailesinin bulunduğu İstanbul il merkezinde durumuna uygun bir yere yeniden atamasının yapılması ve bundan sonraki süreçte mobbing olarak algılanacak uygulamalara fırsat verilmemesi için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
35) İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvuru kapsamında ilgili idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderilmediği, dolayısıyla “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkesine uygun davranmadığı, yine idarenin, başvurana verdiği cevaplarda hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup, idareden bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
36) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ
tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın; mobbing iddialarının tam olarak ortaya konulabilmesi için bir an önce Milli Savunma
Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca mobbing iddialarına yönelik yerinde inceleme/soruşturma başlatılması, soruşturmanın sonucuna göre haklı görülmesi halinde başvuranın talebi doğrultusunda görev yerinin ailesinin bulunduğu İstanbul il merkezinde durumuna uygun bir yere yeniden atamasının yapılması ve bundan sonraki süreçte mobbing olarak algılanacak uygulamalara fırsat verilmemesi için gerekli tedbirlerin alınması yönünde MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI ve GENELKURMAY
BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
Kararın BAŞVURANA, MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI’NA ve GENELKURMAY
BAŞKANLIĞI’NA tebliğine,
6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca İdare tarafından bu karar üzerine tesis
edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi