|
ÖZET: Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü, müvekkil hakkında başlatılan icra takibi ve maaş haczi uygulamasıyla ilgili olarak, müvekkilin bu durumu yalnızca bankaya gittiğinde öğrendiğini belirtmektedir. Müvekkil, ilgili vergi dairesi tarafından kendisine usulüne uygun bir tebligat yapılmadığını, ayrıca müvekkilinin 2002 yılında kurulan bir şirkete 2003 sonrasında ortak olduğu iddialarının gerçeği yansıtmadığını ifade etmektedir. Müvekkil, kayıp kimliğinin kötü niyetli kişilerce kullanıldığını ve bu nedenle kendisine ait olmayan bir borçtan sorumlu tutulduğunu iddia etmektedir. Vergi Usul Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca, müvekkilinin yaşadığı mağduriyetin giderilmesi ve müvekkilinin kişisel verilerinin korunması adına gerekli düzeltmelerin yapılması talep edilmektedir.
Gelir İdaresi Başkanlığı, müvekkilin vergi borçlarıyla ilgili olarak kanuni temsilcilerin sorumlulukları ve amme alacaklarının tahsili konularında açıklamalarda bulunmuştur. İlgili mevzuat çerçevesinde, müvekkilin şirket ortaklığı ve temsilciliği durumunun ticaret sicili kayıtlarıyla doğrulanması gerektiği vurgulanmaktadır. Şikayetçi, müvekkilinin ticaret sicilinde görünmesine rağmen, bu duruma itiraz ederek mahkemelerde gerekli işlemleri başlatmıştır. Ancak, mahkeme kararlarının vergi dairesi işlemleri üzerinde doğrudan etkisi olmadığı belirtilmektedir. Sonuç olarak, müvekkilin vergi borçlarının kaldırılması talebi reddedilmiş, ancak müvekkilin talep ettiği bilgi ve belgelerin verilmesi gerektiği yönünde Gelir İdaresi Başkanlığı’na tavsiyede bulunulmuştur. İlgili idarenin, başvuruya ilişkin işlemlerini 30 gün içinde tamamlaması gerekmektedir. |
Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünce, .
.’nin borçları nedeniyle müvekkili hakkında icra takibi başlatıldığını ve maaşına “maaş haczi” konulduğunu, bu durumdan müvekkilinin bankaya gittiği zaman haberi olduğunu, başlatılan icra takipleriyle ilgili olarak müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığını, ilgili Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından inceleme yapıldığı takdirde
’nin 2002 yılında kurulduğu ancak 2003 yılından sonra müvekkilinin ortak olarak şirkete dahil olduğu hususunun görüleceğini, müvekkilinin bahsi geçen şirketlere ortak olmak üzere bir talebi veya rızasının bulunmadığını ve kayıp kimliğini kullanan üçüncü şahıslar tarafından böyle bir fiilin gerçekleştirildiğini, ilgili Vergi Dairesi Müdürlüğünce Vergi Usul Kanununun (VUK’un) 118 inci maddesinde düzenlenen “mükellefin şahsında hata” yapılarak müvekkili ile ilgili olmayan bir borçtan dolayı müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, VUK’un 3 üncü maddesi hükmü uyarınca gerçek mahiyeti olmayan bir vergi borcunun müvekkilince ödenmesinin düşünülemeyeceğini ve bu durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, VUK’un 120 nci maddesi ve diğer tüm maddeler gereğince müvekkilinin yaşadığı mağduriyetin ilgili vergi dairesi müdürlüğünce düzeltilme yapmak suretiyle giderilmesi gerektiğini iddia ederek,
Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından bahsi geçen şirketler nedeniyle müvekkilinden talep edilen vergi borçlarının kaldırılmasını ve gerekli düzeltme işlemlerinin yapılmasını, müvekkilinin kişisel verilerinin daha fazla zedelenmemesi adına konuyla ilgili mağduriyetinin giderilmesini ve Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünce müvekkili adına açılmış tüm şirketlere ve bu şirketlerle ilişkin olarak müvekkili aleyhine oluşmuş ve oluşacak tüm vergi borçlarına ilişkin bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde taraflarına verilmesini talep etmektedir.
II. İDARELERİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Gelir İdaresi Başkanlığının 29/01/2021 tarihli ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle;
2.1. 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde; “Amme borçlusu veya borçlu teriminin”, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları, bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını, vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumların temsilcilerini ifade ettiğinin belirtildiği, 6183 sayılı Kanunun amme borçlusu saydığı kanuni temsilcilerin kimler olduğu ve sorumluluklarının şeklinin Türk Medeni Kanunu, Borçlar
Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta belirlendiği,
2.2. Bununla birlikte, 213 sayılı Kanunun “Kanuni temsilcilerin ödevi” başlıklı 10 uncu maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, sayılan kişilerin bu ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hususlarının hüküm altına alındığı,
2.3. Öte yandan, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ve tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun gereğince takibe tabi tutulacakları, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları; mükerrer 35 inci maddesinde de tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği hususlarının belirtildiği,
2.4. Buna göre, şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda farklı kişilerin şirket ortağı olması halinde, söz konusu kişilerin bu amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye hisseleri oranında, farklı kişilerin kanuni temsilci olması halinde ise söz konusu kişilerin amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi uyarınca takip edildiği,
2.5. Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 14/2/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi
Gazetede yayımlandığı ve 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe girdiği, Yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 6102 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanacağının hüküm altına alındığı,
2.6. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun, 503 ve müteakip maddelerinde; limited şirketlerin kuruluşunun düzenlediği, Kanunun 511 inci maddesinde; tescil ve ilan edilecek hususlar arasında, müdürlerin kimliği ve şirketin ne suretle temsil edileceğinin yer aldığı, 515 inci maddesinde; şirket esas mukavelesinde yapılan her değişikliğin ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 33 üncü maddesinde; tescil edilmiş hususlarda ortaya çıkacak her türlü değişikliğin de tescil edileceği, 38 inci maddesinde; ticaret sicili kayıtlarının üçüncü kişiler hakkında kaydın gazete ile ilan edildiği günü izleyen iş gününden başlayarak hüküm ifade edeceği, 39 uncu maddesinde; ticaret sicil kayıtlarının iç ve dış etkileri belirlendiği, tescil ve ilanı zorunlu bir husus tescil ve ilan edilmişse üçüncü kişilerin bu hususu bilmediklerini iddia edemeyecekleri, ticaret siciline kaydı gerekli olmasına rağmen tescil ve ilan edilmeyen bir hususun da üçüncü kişilerce bilinemeyeceğinin kabulü gerektiği hususlarının hüküm altına alındığı,
2.7. Başvuruya konu şirketlere ilişkin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin incelenmesinden; nin, 03/07/2000 tarihinde kurulduğu, 06/10/2004 tarihli ortaklar kurulu kararıyla ‘ün anılan şirketin %50 hissesi oranında ortağı olduğu ve müdürü seçildiği, .’nin 16/09/2002 tarihinde kurulduğu, 06/12/2004 tarihli ortaklar kurulu kararıyla ‘ün anılan şirketin
%50 hisse oranında ortağı olduğu,
2.8. Öte yandan, 6183 sayılı Kanunun 35 ve mükerrer 35 inci maddeleri ile 213 sayılı
Kanunun 10 uncu maddelerine ilişkin uygulamaların, şirketlerce tutulan defter ve kayıtlar ile ticaret sicilinden elde edilen bilgiler doğrultusunda sürdürüldüğü, mahkemeler tarafından verilen fakat doğrudan vergi dairesi işlemlerine yönelik hüküm içermeyen kararların, mükellefler hakkında anılan madde hükümlerine göre yapılan takip uygulamasını değiştirmediği, bu itibarla, anılan şirketlerin ortak ve kanuni temsilcisi ‘ün genel mahkemelerde ortak ve kanuni temsilci sıfatının son bulduğunun tespit edilmiş olması ve bu durumun ticaret sicilinde tescil ve ilan işlemlerinin yapılması sonrasında adı geçen hakkında ortak ve kanuni temsilci olarak
6183 sayılı Kanun kapsamında yapılan takiplerin düzeltilmesinin mümkün olabileceği,
2.9. Ayrıca, usulüne uygun olarak tahakkuk eden amme alacaklarının ödeme süresi içinde ödenmemesi halinde, bu alacakların 6183 Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre takip ve tahsil edildiği, anılan Kanunun 62 nci, 71 inci ve 79 uncu maddeleri uyarınca; ödeme süresi içinde ödenmeyen amme alacaklarının tahsili amacıyla amme borçlusunun mal, hak ve alacaklarına tahsil dairesince haciz tatbik edilmesinin Kanundan doğan bir zorunluluk olduğu, aylık, ödenek ve her çeşit ücret gibi alacakların kısmi haczinin mümkün bulunduğu,
2.10. Öte yandan, .’nden tahsil edilemeyen ve tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı nedeniyle kanuni temsilci sıfatıyla
213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında
‘ün şahsi malvarlığından takip ve tahsili yoluna gidildiği ve bu kapsamda banka hesaplarına muhtelif tarihlerde elektronik haciz tatbik edildiği, mükellefin banka hesaplarına tatbik edilen banka hacizlerinden maaş hesabı olduğu anlaşılan hesaplar üzerindeki hacizlerin
6183 sayılı Kanunun 71 inci maddesi kapsamındaki hacizlerin kaldırılması için yazılar
yazıldığı, diğer taraftan, ‘nin borçları nedeniyle 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi kapsamında hakkında takip ve tahsil işlemleri yapılmadığı hususları belirtilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesinde;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, “Vergi ödevi” başlıklı 73 üncü maddesinde; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. …”, “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “Vatandaşlar… kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet
Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. … Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.”,
4. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 No.lu
Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1 inci maddesi; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler devletlerin mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri, yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”,
5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinde; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
6. 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun,
6.1. “Kanundaki terimler” başlıklı 3 üncü maddesinde; “Bu kanundaki amme alacağı
terimi: 1 inci ve 2 nci maddeler şümulüne giren alacakları, Amme borçlusu veya borçlu terimi:
Amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini, … ifade eder.”,
6.2. “Limited şirketlerin amme borçları ” başlıklı 35 inci maddesinde; “Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. (Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.(Ek fıkra: 4/6/2008-5766/3 md.) Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.”,
6.3. “Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35 inci maddesinde; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. …”,
6.4. “Cebren tahsil ve şekilleri” başlıklı mükerrer 54 üncü maddesinde; “Ödeme müddeti içinde ödenmiyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Cebren tahsil aşağıdaki şekillerden herhangi birinin tatbikı suretiyle yapılır: 1. Amme borçlusu tahsil dairesine teminat göstermişse, teminatın paraya çevrilmesi yahut kefilin takibi, 2. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi, …”,
6.5. “Haciz” başlıklı mükerrer 62 nci maddesinde; “Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur. …”,
6.5. “Kısmen haczedilebilen gelirler” başlıklı mükerrer 71 inci maddesinde; “Aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haczolunabilir.
Ancak haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok dörtte birinden az olamaz. Asgari ücreti aşmayan aylık gelirlerin onda birinden fazlası haczolunamaz.”,
6.6. “Cebren tahsil ve şekilleri” başlıklı mükerrer 79 uncu maddesinde; “…Tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirileri; amme borçlusunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bankaların şubelerine doğrudan veya mahallindeki tahsil dairesi aracılığı ile tebliğ edileceği gibi Maliye Bakanlığınca belirlenecek tutarın üzerindeki alacaklar için doğrudan bankaların genel müdürlüklerine de tebliğ edilebilir. Haciz bildirisi bankanın genel müdürlüğüne de tebliğ edilmiş ise tüm şubelerini kapsayacak şekilde beyanda bulunma yükümlülüğü bankanın genel müdürlüğüne aittir. …”,
7. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun, “Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat” başlıklı
3 üncü maddesinde; “… B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin
muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. …”, “Kanuni temsilcilerin ödevi” başlıklı 10 uncu maddesinde; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır. …”, “Vergi hatası” başlıklı 116 ncı maddesinde; “Vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır”, “Vergilendirme hataları” başlıklı 118 inci maddesinin 2 nci fıkrasında; “Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabi olmıyan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır;”, “Düzeltme yetkisi ve reddiyat” başlıklı 120 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; “Bu hatalar düzeltme fişine dayanılarak düzeltilir. Hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde, fazla vergi aynı fişe dayanılarak terkin ve tahsil olunmuş ise mükellefe reddolunur. Düzeltme fişinin bir nüshası, reddedilecek miktarla müracaat edeceği muhasebe ve müracaat süresi zikredilmek, suretiyle mükellefe tebliğ edilir.”,
8. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Uygulama Şekli Hakkında Kanunun “Eski hukukun ve Türk Ticaret Kanununun uygulanacağı hâller” başlıklı 2 nci maddesinde; “(1) Bu Kanunda aksi öngörülmemiş veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse: a) Türk Ticaret
Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır. b) Türk
Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukukî fiiller, bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tâbidir. …”,
9. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun,
9.1. 33 üncü maddesinde; “Tescil edilmiş hususlarda vukubulacak her türlü değişiklikler de tescil olunur. …”,
9.2. 38 inci maddesinde; “Ticaret sicili kayıtları, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü şahıslar hakkında, kaydın gazete ile ilan edildiği; ilanın tamamı aynı nushada yayınlanmamış ise, son kısmının yayınlandığı günü takibeden iş gününden itibaren hüküm ifade eder. … Bir hususun tescil ile beraber derhal üçüncü şahıslar hakkında hüküm ifade edeceğine veya müddetlerin derhal işliyeceğine dair hususi hükümler mahfuzdur.”,
9.3. 39 uncu maddesinde; “Üçüncü şahısların, yukarıki madde gereğince kendilerine karşı hüküm ifade etmiye başlıyan kayıtları bilmediklerine mütaallik iddiaları dinlenmez. …”,
9.4. 503 üncü maddesinde; “İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limitet şirket denir. …”,
9.5. 511 inci maddesinde; “İnceleme sonunda kanuni şartları haiz bulunduğu anlaşılan limitet şirket, aşağıdaki hususlara şamil olmak üzere, ticaret siciline tescil ve ilan olunur: 1. Mukavele tarihi; 2. Şirketin ticaret unvanı ve merkezi; 3. İşletme konusu ve şirketin müddeti; 4.
Ortaklardan her birinin ad ve soyadı, ikametgahı ve tabiiyeti, bir hükmi şahıs bahis konusu ise adı veya ticaret unvanı ve merkezi; 5. Esas sermaye ile ortakların koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları; 6. Ayın olan sermayenin ve devralınan mali kıymetlerin neden ibaret olduğu ve bunların taahhüt edilen sermayeye ne suretle mahsup edileceği; 7. Müdürlerin ad ve soyadları; ikametgahları ve tabiiyetleri; 8. Şirketin ne suretle temsil edileceği; 9. Şirkete ait ilanların ne şekilde yapılacağı.”,
9.6. 512 nci maddesinde; “Şirket, ticaret siciline tescil ile hükmi şahsiyet kazanır. …”,
9.7. 515 inci maddesinde; “Mukavelede yapılan her değişiklik, ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edilir. Mukavelenin değiştirilmesi hakkındaki kararlar üçüncü şahıslar hakkında, tescil tarihinden itibaren hüküm ifade eder.”,
10. 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun, “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinde; “… Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını …”, “Bilgi edinme hakkı” başlıklı 4 üncü maddesinde; “Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir.…”, “Bilgi verme yükümlülüğü” başlıklı 5 inci maddesinde; “Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler.”, “İstenecek bilgi veya belgenin niteliği” başlıklı 7 nci maddesinde; “Bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır. Kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler. İstenen bilgi veya belge, başvurulan kurum ve kuruluştan başka bir yerde bulunuyorsa, başvuru dilekçesi bu kurum ve kuruluşa gönderilir ve durum ilgiliye yazılı olarak bildirilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ ARİF DÜLGER’İN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
11. Başvuruya konu edilen şirketler nedeniyle, şikayetçiden talep edilen vergi borçlarının, ilgili vergi dairesi tarafından kaldırılmasına ve gerekli düzeltme işlemlerinin yapılmasına ilişkin taleplerin Reddi, öte yandan, şikayetçi vekili tarafından talep edilen ve şikayetçiye ve/veya vekiline verildiğine ilişkin bir tespit yapılamayan ’nin ve/veya varsa şikayetçinin ortağı olduğu başka bir şirketin/şirketlerin vergi borçlarına ilişkin)
bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Kanun hükümleri kapsamında şikayetçiye ve/veya vekiline verilmesi hususunda Gelir İdaresi Başkanlığı’na Tavsiyede bulunulması yönünde hazırlanan
Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Karar Önerisi Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 12. Şikâyetçi vekili, müvekkilinin, nüfuz cüzdanını 2003 yılında kaybettiğini ve nüfuz cüzdanının kötü niyetli kimselerce kullanıldığını, müvekkilinden habersiz olarak adına iki şirket ve kurulduğunu, müvekkilinin çek hesaplarının kullanıldığını ve müvekkili hakkında onlarca dava (dolandırıcılıktan vs.) açıldığını, bu kapsamda hakkında suç duyuruları yapıldığını, müvekkilinin tüm ceza dosyalarından beraat ettiğini, ancak müvekkili adına açılmış olan şirketlerin vergi borçlarının ilgili vergi dairesi tarafından müvekkilinden tahsil edilmek istendiğini, ilgili Vergi Dairesi Müdürlüğünce Vergi Usul Kanununun (VUK’un)
118 inci maddesinde düzenlenen “mükellefin şahsında hata” yapılarak müvekkili ile ilgili
olmayan bir borçtan dolayı müvekkilinin sorumlu tutulduğunu iddia ederek, ilgili vergi dairesi tarafından gerekli düzeltme işlemlerinin yapılarak müvekkilinden talep edilen vergi borçlarının kaldırılmasını ve Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünce müvekkili adına açılmış tüm şirketlere ve bu şirketlerle ilişkin olarak müvekkili aleyhine oluşmuş ve oluşacak tüm vergi borçlarına ilişkin bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde taraflarına verilmesini talep etmektedir.
13. İlgili İdare, ticaret sicili kayıtlarına göre, şikayetçinin, .
nin, ortağı ve müdürü olduğu, .
.’nin ise ortağı olduğu, .’nden tahsil edilemeyen ve tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı nedeniyle 213 sayılı Kanunun
10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi kapsamında kanuni temsilci sıfatıyla
şikayetçinin şahsi malvarlığından takip ve tahsil yoluna gidildiği, .
nin borçları nedeniyle 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi kapsamında şikayetçi hakkında takip ve tahsil işlemleri yapılmadığı, bahsi geçen Kanun maddeleri kapsamındaki uygulamaların, şirketlerce tutulan defter ve kayıtlar ile ticaret sicilinden elde edilen bilgiler doğrultusunda sürdürüldüğü, mahkemelerce verilen fakat doğrudan vergi dairesi işlemlerine yönelik hüküm içermeyen kararların, mükellefler hakkında anılan madde hükümlerine göre yapılan takip ve tahsil uygulamalarını değiştirmediği, bu itibarla, anılan şirketlerin ortak ve kanuni temsilcisi ‘ün genel mahkemelerde ortak ve kanuni temsilci sıfatının son bulduğunun tespit edilmiş olması ve bu durumun ticaret sicilinde tescil ve ilan işlemlerinin yapılması sonrasında adı geçen hakkında ortak ve kanuni temsilci olarak 6183 sayılı Kanun kapsamında yapılan takiplerin düzeltilmesinin mümkün olabileceği hususları belirtilmiştir.
14. İlgili İdare tarafından Kurumumuza gönderilen ticaret sicil gazetesi kayıtlarına göre; .’nin, 03/07/2000 tarihinde kurulduğu, 06/10/2004 tarihli ortaklar kurulu kararıyla ‘ün anılan şirketin %50 hissesi oranında ortağı olduğu ve müdürü seçildiği, nin 16/09/2002 tarihinde kurulduğu, 06/12/2004 tarihli ortaklar kurulu kararıyla ‘ün anılan şirketin
%50 hisse oranında ortağı olduğu tespit edilmiştir.
15. 213 sayılı Kanunun, “Kanuni temsilcilerin ödevi” başlıklı 10 uncu maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, sayılan kişilerin bu ödevlerini yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hüküm altına alınmıştır.
16. 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde; “Amme borçlusu veya borçlu teriminin”, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları, bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını, vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu ifade ettiği belirtilmiş, 35 inci maddesinde; limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ve tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun gereğince takibe tabi tutulacakları, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları; mükerrer 35 inci maddesinde ise; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceğinin hükme bağlandığı anlaşılmıştır.
17. Yukarıdaki mevzuat hükümlerine göre, şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda farklı kişilerin şirket ortağı olması halinde, söz konusu kişilerin bu amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye hisseleri oranında, farklı kişilerin kanuni temsilci olması halinde ise söz konusu kişilerin amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ve 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi uyarınca takip edilebilecektir.
18. Bu hususlar dikkate alındığında; başvuruya konu olayda, şikayetçinin ilgili şirketlerin ortağı ve/veya temsilci olup olmadığı hususlarının ortaya konulması gerekmektedir. 14 no.lu paragrafta belirtildiği üzere; ticaret sicil kayıtlarına göre şikayetçinin 2004 yılında söz konusu şirketlerde müdür ve/veya ortak olduğu hususları anlaşılmaktadır. Bu durum dikkate alındığında; ilgili şirketlerin, 6183 sayılı Kanunun amme borçlusu saydığı kanuni temsilcilerinin kimler olduğu ve sorumluluklarına ilişkin hususların, ilgili dönemdeki mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekmektedir.
19. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 14/2/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı ve 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girdiği tespit edilmiş olup, Yeni Türk Ticaret
Kanunu hükümlerinin yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyen 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; 6102 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına almıştır.
20. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun, 503 ve müteakip maddelerinde; limited şirketlerin kuruluşuna, Kanunun 511 inci maddesinde; tescil ve ilan edilecek hususlar arasında, müdürlerin kimliği ve şirketin ne suretle temsil edileceğine, 515 inci maddesinde; şirket esas mukavelesinde yapılan her değişikliğin ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edileceğine,
33 üncü maddesinde; tescil edilmiş hususlarda ortaya çıkacak her türlü değişikliğin de tescil
edileceğine, 38 inci maddesinde; ticaret sicili kayıtlarının üçüncü kişiler hakkında kaydın gazete ile ilan edildiği günü izleyen iş gününden başlayarak hüküm ifade edeceğine, 39 uncu maddesinde; ticaret sicil kayıtlarının iç ve dış etkileri belirlenmiş ve tescil ve ilanı zorunlu bir husus tescil ve ilan edilmişse üçüncü kişilerin bu hususu bilmediklerini iddia edemeyecekleri, ticaret siciline kaydı gerekli olmasına rağmen tescil ve ilan edilmeyen bir hususun da üçüncü kişilerce bilinemeyeceğinin kabulüne ilişkin hususların hüküm altına alındığı anlaşılmıştır.
21. Bir önceki paragraftaki mevzuat hükümleri değinildiği üzere; bir kişinin, şirket ortağı ve/veya temsilci olup olmadığı hususlarının tespitinde ticaret sicil kayıtları önem arz etmektedir. Yine 18 no.lu paragrafta belirtildiği üzere; şikayetçi, ticaret sicil gazetesi kayıtlarına göre başvuruya konu edilen şirketlerin müdürü ve/veya ortağı görünmektedir. Şikayetçi vekili tarafından, şikayetçinin ilgili şirkette bir bağının olmadığı iddia edilmekte ise de; şikayetçinin, anılan şirketlerin ortak ve kanuni temsilcisi olmadığına yönelik olarak genel mahkemelerde ortak ve kanuni temsilci sıfatının son bulduğunun tespitine ilişkin bir dava açtığına, bu kapsamda açılan bir dava varsa bu dava sonucunun ilgili idareye sunulduğuna ve/veya bu durumlar ilişkin olarak ticaret sicilinde tescil ve ilan işlemlerini yaptırdığına ilişkin bir belgeyi ilgili vergi dairesine sunduğuna ilişkin bir tespit yapılamamıştır.
22. Şikayetçi vekili, her ne kadar; söz konusu şirketlerin borçları ve çek hesapları nedeniyle müvekkilinin 50’den fazla dosyada karşılıksız çek keşide etmek suçundan yargılandığını, başvuru ekinde sundukları kesinleşmiş mahkeme kararlarından da görüleceği üzere söz konusu davaların tamamından müvekkilinin beraat ettiğini, ayrıca müvekkili hakkında karşılıksız çek keşide etmek suçundan yapılan bir yargılama dosyasında; yargılamaya konu çek üzerindeki imzanın müvekkilinin eli ürünü olmadığına ilişkin Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu
Başkanlığı’nın 29/05/2013 tarihli bir raporu bulunduğunu ve müvekkilinin kayıp kimliğiyle şirket kurulup çek hesabı açıldığının bu kurum tarafından da tespit edildiğini ileri sürmekte ise de; Kurumumuza sunulan belgelerden; söz konusu yargılamaların, ceza davalarına (karşılıksız çek keşide etmek suçu vb.) ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Somut olayda; ceza mahkemeleri tarafından verilen ancak doğrudan başvuruya konu edilen vergi dairesi işlemlerine ilişkin olmayan mahkeme kararlarının, vergi dairesi tarafından yapılan (vergi tahakkuk, takip, tahsil vb.) işlemler üzerinde bir etkisinin olmayacağı değerlendirilmiştir. Şikayetçinin, genel mahkemelerde ortak ve kanuni temsilci sıfatının son bulduğunun tespiti ve bu kapsamda ticaret sicilinde tescil ve ilanı işlemlerini yaptırdıktan sonra, ilgili vergi dairesi tarafından başvuruya konu edilen düzeltme işlemlerinin yapılmasını talep edebileceği değerlendirilmiştir.
23. Öte yandan, şikayetçi vekili, Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğünce, müvekkili adına açılmış tüm şirketlere ve bu şirketlerle ilişkin olarak müvekkili aleyhine oluşmuş ve oluşacak tüm vergi borçlarına ilişkin bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde taraflarına verilmesini talep etmektedir. Büyükçekmece Vergi Dairesi
Müdürlüğü’nce şikayetçiye yazılan 08.09.2020 tarih ve sayılı yazıda; “…
.’nin kanunu temsilcisi ve ortağı olarak dairemize toplamda 306.322.70 TL vergi borcunuz bulunmaktadır.” hususlarına yer verildiği ve yazı ekinde söz konusu borç dökümünün şikayetçiye iletildiği anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu yazıda; şikayetçinin ortağı göründüğü diğer şirketin ( td.
Şirketi’nin) vergi borçlarına yer verilmediği tespit edilmiştir. Öte yandan, başvuru dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; şikayetçiye ve/veya vekiline, .
Şirketi’nin ve/veya varsa şikayetçinin ortağı olduğu başka bir şirketin/şirketlerin vergi borçlarıyla ilgili olarak bilgilendirilme yapıldığına ilişkin bir tespit de yapılamamıştır.
24. Bir önceki paragrafta belirtilen tespitlerimiz ve 10 no.lu paragrafta yer verilen 4982 sayılı Kanun hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; şikayetçi vekili tarafından talep edilen ve şikayetçiye ve/veya vekiline verildiğine ilişkin bir tespit yapılamayan ( ve/veya varsa şikayetçinin ortağı olduğu başka bir şirketin/şirketlerin vergi borçlarına ilişkin) bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Kanun hükümleri kapsamında şikayetçiye ve/veya vekiline verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
25. Şikâyetçinin iddiaları, İdarenin açıklamaları, ilgili mevzuat hükümleri, başvuru ekindeki yargı kararları ile tüm dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; şikayetçinin, ticaret sicil gazetesi kayıtlarına göre başvuruya konu edilen şirketlerde müdür ve/veya ortak olarak göründüğü, yine şikayetçinin, anılan şirketlerin ortak ve kanuni temsilcisi olmadığına yönelik olarak genel mahkemelerde ortak ve kanuni temsilci sıfatının son bulduğunun tespitine ilişkin bir dava açtığına, bu kapsamda açılan bir dava varsa bu dava sonucunun ilgili idareye sunduğuna ve/veya bu durumlar ilişkin olarak ticaret sicilinde tescil ve ilan işlemlerini yaptırdığına ilişkin bir belgeyi ilgili vergi dairesine sunmadığı, şikayetçi vekili tarafından Kurumumuza sunulan ceza mahkemeleri tarafından verilen ancak doğrudan başvuruya konu edilen vergi dairesi işlemlerine ilişkin olmayan mahkeme kararlarının, vergi dairesi tarafından yapılan (vergi tahakkuk, takip, tahsil vb.) işlemler üzerinde bir etkisinin olmayacağı hususlarının tespit edilmesi karşısında, ilgili vergi dairesinin, başvuruya konu edilen şirketler nedeniyle şikayetçiden talep edilen vergi borçlarının kaldırılmasına ve gerekli düzeltme işlemlerinin yapılmasına ilişkin taleplerin reddi işlemlerinde hukuka aykırılık tespit edilememiştir. Öte yandan, 24 no.lu paragrafta değinildiği üzere; şikayetçi vekili tarafından talep edilen ve şikayetçiye ve/veya vekiline verildiğine ilişkin bir tespit yapılamayan bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Kanun hükümleri kapsamında şikayetçiye ve/veya vekiline verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
26. İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiştir.
Şikayetçinin dilekçesine Büyükçekmece Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından verilen cevapta, şikayetçiye hangi sürede hangi mercilere başvurabileceği bilgisinin verilmediği görülmüş olup, ilgili İdarenin “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı tespit edilmiştir. İdarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
27. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca başvurunun Kurumumuz tarafından reddedilmesi hâlinde, durmuş olan dava açma süresi gerekçeli ret kararının ilgiliye tebliğinden itibaren kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.
21 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir
işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili İdarenin işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede İstanbul Vergi Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KISMEN KABULÜNE KISMEN
REDDİNE,
Başvuruya konu edilen şirketler nedeniyle, şikayetçiden talep edilen vergi borçlarının, ilgili vergi dairesi tarafından kaldırılmasına ve gerekli düzeltme işlemlerinin yapılmasına ilişkin taleplerin REDDİNE,
Öte yandan, şikayetçi vekili tarafından talep edilen ve şikayetçiye ve/veya vekiline verildiğine ilişkin bir tespit yapılamayan ( Tic. Ltd. Şirketi’nin ve/veya varsa şikayetçinin ortağı olduğu başka bir şirketin/şirketlerin vergi borçlarına ilişkin) bilgi ve belgelerin, 4982 sayılı Kanun hükümleri kapsamında şikayetçiye ve/veya vekiline verilmesi hususunda GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna,
Kararın, GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI ve ŞİKAYETÇİ VEKİLİNE TEBLİĞ
EDİLMESİNE,
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Sadettin KALKAN
Kamu Başdenetçisi V.