ÖZET: Başvuran, kendi sigortalılığı nedeniyle aldığı yaşlılık aylığı ile vefat eden eşinden dolayı aldığı ölüm aylığının, 5510 sayılı Kanunun ek 19. maddesinde belirtilen tutarın %50’si olarak ödenmesini talep etmiştir. Başvuru, eşinden alınan ölüm aylığının, en düşük emekli aylığı tutarının altında olduğunu ve geçmişe dönük aylık farklarının ödenmesini istemektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın hem kendi çalışması hem de eşi nedeniyle aldığı aylıkların 1479 sayılı Kanun çerçevesinde hesaplandığını belirtmiştir. Bu durumda, başvurana yalnızca bir aylık için sosyal destek ödemesi yapılmış, bu nedenle ölüm aylığı hesaplanırken vefat eden sigortalının aylığı üzerinden sosyal destek ödemesi tutarı düşülmüştür. Başvuranın, eşinin ölüm aylığına ilişkin hesaplamalarda sosyal destek ödemesinin düşülmesi gerektiği yönündeki iddiaları, mevcut mevzuat çerçevesinde değerlendirildiğinde, yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, başvuranın ölüm aylığı, 5510 sayılı Kanunun ek 19. maddesinde belirtilen tutar üzerinden hesaplanmalı ve ödenmelidir. Bu durum, başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlamına gelmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu, bu hususta Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na tavsiyede bulunmuş ve kararın uygulanması için gerekli adımların atılmasını istemiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/10070-S.24.15479

BAŞVURU NO : 2024/4380

KARAR TARİHİ : 23.09.2024

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuranın ölüm aylığının 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu

BAŞVURUNUN KONUSU :

maddesinde yazılı tutarının %50’si esas alınarak ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 28.03.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran özetle; kendi sigortalılığı nedeniyle yaşlılık aylığı yanında vefat eden eşinden dolayı da ölüm aylığı aldığını ancak eşinden dolayı ödenen aylığın en düşük emekli aylığı için öngörülen tutarın altında ödendiğini belirterek eşinden dolayı ödenen aylık tutarının en düşük aylık tutarının yarısı olarak belirlenmesini ve geçmişe dönük aylık farklarının tarafına ödenmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 10.09.2024 tarihli ve – – sayılı yazıda özetle; 2.1. 5510 sayılı Kanunun ek 19’uncu maddesinin; “Bu Kanun veya bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre malullük ve yaşlılık sigortasından ödenen aylıklar ve aylıklar ile birlikte her ay itibarıyla yapılan ödemeler toplamı dosya bazında, 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesi uyarınca yapılacak ek ödeme dâhil 12.500 Türk lirasından az olamaz. Ölüm sigortasından yapılan ödemeler toplamı ise bu tutarın hak sahiplerinin hisseleri oranı esas alınarak tespit olunacak tutarından az olamaz.” hükmünü amir olduğu, 2.2. Diğer taraftan, 15/01/2003 tarih ve 24994 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4784 sayılı Kanun gereğince emekli, dul ve yetimlerine genel bütçeden karşılanmak üzere 2003 yılında ödenecek olan aylık ve gelirlere ilave olarak sosyal destek ödemesi (SDÖ) yapılmasının hüküm

altına alındığı, sosyal destek ödemesinin miktarı ile usul ve esaslarını belirlemeye ve bu ödemeleri ilgili kanunlar uyarınca aylık ve gelir tutarlarına göre aylar itibarıyla farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılındığı, 2.3. 17/01/2003 tarih ve 24996 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulunun 2003/5145 sayılı Kararname eki Kararının 3’üncü maddesinde ise “1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre iki aylığı birlikte alanlara bu aylıklardan birisi için sosyal destek ödemesi yapılır. Ölüm aylığı alanlara yapılacak ödemenin hesabında, ödemenin tamamı yapılacak şekilde aylık oranları dikkate alınır.” hükmüne yer verildiği, 2.4. Buna göre, ölüm aylığı hesaplanırken önce vefat eden sigortalının aylığı hesaplandığı ve bu tutarın, hak sahiplerine, hisseleri oranında dağıtıldığı, 1479 sayılı Kanun kapsamındaki müteveffa sigortalının hesaplanan aylığı içinde yer alan SDÖ’nün yukarıda bahsi geçen Kararname gereği aylık tutarından çıkarıldıktan sonra kalan tutarın (Ek madde 19 fark tutarı dahil), hissesi oranında hak sahibine ödendiği, 2.5. Başvuranın, 01.10.1997’den itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında almakta olduğu yaşlılık aylığından dolayı sosyal destek ödemesi aldığı, yukarıda açıklanan hüküm gereğince, 14.04.2020 tarihinde vefat eden eşinden dolayı 01.05.2020 itibarıyla 4/1-(b) kapsamında ödenmekte olan ölüm aylığı nedeniyle sosyal destek ödemesi ödenmediği, İfade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” 4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları;

“Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” 5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası;

“Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun ek 19 uncu maddesi; “Bu

Kanun veya bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre malullük ve yaşlılık sigortasından ödenen aylıklar ve aylıklar ile birlikte her ay itibarıyla yapılan ödemeler toplamı dosya bazında, 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesi uyarınca yapılacak ek ödeme dâhil 12.500

Türk lirasından az olamaz. Ölüm sigortasından yapılan ödemeler toplamı ise bu tutarın hak sahiplerinin hisseleri oranı esas alınarak tespit olunacak tutarından az olamaz.”

7. 4784 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Esnaf ve

Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile Tarımda Kendi

Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Gelir veya Aylık Almakta Olanlara

Sosyal Destek Ödemesi Yapılması Hakkında Kanunun 1 inci maddesi; “ 506 sayılı Sosyal Sigortalar

Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer

Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ile 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına

Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre gelir veya aylık almakta olanlara 01/01/2003 – 31/12/2003 tarihleri arasında, genel bütçeden karşılanmak üzere, almakta oldukları aylık veya gelirlerine ilave olarak sosyal destek ödemesi yapılır. Sosyal destek ödemesinin miktarı ile usul ve esaslarını belirlemeye ve bu ödemeleri yukarıda sayılan kanunlar uyarınca aylık ve gelir tutarlarına göre aylar itibarıyla farklılaştırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Sosyal destek ödemeleri gelir ve aylık ödeme tarihlerinde herhangi bir kesintiye tabi tutulmaksızın net olarak ödenir.” 8. 2003/5145 sayılı 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal

Sigortalar Kurumu Kanunu ile 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal

Sigortalar Kanununa Göre Yaşlılık, Malullük ve Ölüm Aylığı Bağlanmış veya Bağlanacak Olanlara

Sosyal Destek Ödemesi Yapılmasına İlişkin Ekli Karar’ın Yürürlüğe Konulması Hakkında Bakanlar

Kurulu Kararının 3 üncü maddesi; “1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre iki aylığı birlikte alanlara bu aylıklardan birisi için sosyal destek ödemesi yapılır. Ölüm aylığı alanlara yapılacak ödemenin hesabında, ödemenin tamamı yapılacak şekilde aylık oranları dikkate alınır.” şeklindedir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran özetle; eşinden dolayı aldığı ölüm aylığının 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinde öngörülen tutarın yarısı olarak ödenmesi gerekirken tarafına sosyal destek zammı ödendiği gerekçesiyle daha düşük ödendiğini belirterek ödeme tutarının düzeltilmesini ve aylık farklarının geçmişe dönük olarak tarafına ödenmesini talep etmektedir.

11. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle, başvurana kendi çalışması ve eşi nedeniyle ödenen iki aylığın da 1479 sayılı Kanun uyarınca hesaplanan aylıklardan olduğu, anılan kapsamda ödenen aylıklardan yalnızca birisi için sosyal destek ödemesi yapıldığı, bu nedenle başvurana ek 19 uncu madde uyarınca ödenecek aylık hesaplanırken önce vefat eden sigortalının aylığının hesaplandığı ve ek 19 uncu maddede öngörülen tutara yükseltildiği, daha sonra bu tutardan sosyal destek ödemesi tutarının çıkarıldığı ve kalan tutarın ölüm aylığı hissesine düşen karşılığının başvurana ödendiği ifade edilmiştir.

12. Bu çerçevede uyuşmazlığın, sosyal destek ödemesi tutarının ek 19 uncu madde uyarınca ödenecek ölüm aylığı tutarından düşülüp düşülmeyeceği noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

13. Sosyal destek ödemesi 506, 2925, 1479 ve 2926 sayılı Kanunlar kapsamında aylık bağlanmış sigortalıların aylık veya gelirlerine ilave olarak yapılması öngörülmüş, genel bütçeden karşılanan, ödeme miktar, usul ve esasları Bakanlar Kurulunca belirlenen bir ödemedir. Bahse konu Bakanlar Kurulu kararı ile 1479 ve 2926 sayılı Kanun kapsamdaki aylıklara 2003 yılı Ocak ayında yapılan artışların, tabi olunan basamağa göre 100 milyon liraya ya da 75 milyon liraya tamamlanması, ancak aynı kapsamda iki aylık birden alanlara bu aylıklardan yalnızca birisi için ödeme yapılması öngörülmüştür.

14. Diğer yandan 5510 sayılı Kanuna ilk olarak 17.01.2019 tarihli ve 7161 sayılı Kanunun 42 nci maddesi ile eklenen ek 19 uncu madde ile emeklilere ödenen aylıklar ve aylıklar ile birlikte her ay itibarıyla yapılan ödemeler toplamının dosya bazında, 5454 sayılı Kanunun uyarınca yapılan ek ödeme dâhil 1.000

Türk lirasından az olamayacağı, ölüm sigortasından yapılan ödemeler toplamının ise bu tutarın hak sahiplerinin hisseleri oranı esas alınarak tespit olunacak tutarından az olamayacağı, hesaplanan aylıklar bu madde ile belirlenen tutardan düşükse aradaki farkın Hazineden tahsil edileceği düzenlenmiştir. 1.000 TL olarak belirlenen tutar zaman içinde 1.500, 2.500, 3.500, 5.500, 7.500, 10.000 ve son olarak 12.500 TL olarak değiştirilmiştir.

15. Buna göre, her iki yasal düzenlemenin de emeklilerin aylıklarında Hazineden karşılanmak üzere bir atış yapılmasının öngördüğü açıktır. 4784 sayılı Kanuna dayanarak Bakanlar Kurulu ile yapılan ilk düzenlemede aylık ve gelirlerde yapılacak artış tutarı doğrudan belirlenmişken 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinde bu defa dosya bazında yapılacak en düşük ödeme tutarı belirlenmiştir.

16. Bu durumda, hem kendi aylığı yönünden hem de ölüm aylığı yönünden SDÖ’ye hak kazanan bir kişinin aynı zamanda ek 19 uncu madde kapsamına girmesi halinde; ikinci bağlanan aylığa ait SDÖ’nin ödenmemesi, ancak anılan dosyadan yapılacak ödeme tutarının ek 19 uncu maddede belirlenen tutara yükseltilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

17. Ancak somut olayda eşinden dolayı %50 hisse ile ölüm aylığı bağlanan başvurana ek 19 uncu maddedeki en az ödeme tutarının 10.000 TL olarak belirlendiği dönemde 4.577,36 TL ödeme yapıldığı, dolayısıyla söz konusu tutarın 10.000 TL’nin %50’si olan 5.000 TL’nin altında kaldığı görülmektedir.

Başvurana ödenen tutarın 5.000 TL’nin altında kalmasının gerekçesi olarak idarece 4784 sayılı Kanuna dayanarak çıkarılan Bakanlar Kurulu kararının işaret edilerek başvuranın kendi emekli aylığıyla birlikte

SDÖ alması nedeniyle ölüm aylığıyla birlikte SDÖ alamayacağının ifade edildiği görülmüştür. Buna göre, başvuranın ölüm aylığı hesabı yapılırken önce vefat eden sigortalının SDÖ dâhil aylığının hesaplandığı, bulunan tutarın ek 19 uncu madde uyarınca 10.000 TL’ye tamamlandığı, daha sonra aylığın içindeki SDÖ tutarının çıkarıldığı ve son olarak kalan tutarın başvurana hissesi oranında ödendiği anlaşılmıştır.

18. Bu durumda öncelikle, ödenen ölüm aylığı tutarının Kanunun ek 19 uncu maddesinde öngörülen en düşük ödeme tutarından düşük olduğu iddiasına dayanan başvurunun Anayasanın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir mülke ilişkin olup olmadığının ve bahse konu mülke yapılan müdahalenin ortaya konulması gerekmektedir.

19. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye

bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

20. Buna karşılık mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle birlikte yürürlükteki mevzuatta önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak “mülk” teşkil eden şeylere müdahale edilmesi koşuluyla anılan hükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger ve

Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD], (k.k.)B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). 1 No.lu Protokol bağlamında “mülk” kavramı iç hukuktaki formel sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya, B. No:33202/96, 5/1/2000, § 100; Eski Yunanistan Kralı ve

Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). “Mülk” kavramının özerk yorumlanması, maddi varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda, mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet hakkı kapsamında, diğer bir deyişle “mülk” olarak

değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129) (Yeşim Bullock, B. No:

2014/13223, 20/9/2017, § 26).

22. AİHM’e göre 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi mevcut mülkleri veya varlıkları kapsamakta olup mülk edinmeyi garanti altına almaz (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova, § 69). Bununla birlikte AİHM, “mevcut mülk” veya mal varlığının yanında, mülkiyet hakkından etkili yararlanmanın teminine yönelik en azından “meşru bir beklenti”nin bulunduğunun iddia edilebilmesine imkân tanıyan taleplerin de mülk kapsamına girdiğini kabul etmektedir. Buna karşılık AİHM, mülkiyet hakkının tanınacağı umudunun 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk” olarak görülmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti, § 69; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya, B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 32) (Yeşim Bullock, § 27).

23. AİHM, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin, sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM’e göre sözleşmeci devletlerin, ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin 1 No.lu

Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest) doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38) (Yeşim Bullock, § 28).

24. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin, yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduklarını belirtmektedir. AİHM, birçok hukuk sisteminin, bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM’e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39). Öte yandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya, § 40) (Yeşim Bullock, § 29).

25. AİHM içtihatlarında basit beklenti ile meşru beklenti arasındaki fark -daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gerektiğişeklinde vurgulanmıştır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi

Vakfi/Türkiye (k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008) (Ertan Yılmaz, § 42).

26. Sonuç olarak AYM meşru beklentinin, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklenti olduğunu (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42), dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespitinin mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespitin, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapıldığını (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37), temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığının meşru beklentinin kabulü için yeterli olmadığını kabul etmektedir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, § 37; Ertan Yılmaz, § 73)

27. Somut olayda 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinde hak sahiplerine ödenmesi öngörülen en düşük tutar yönünden bir belirlemeye gidildiği, başvurana ise bu tutardan daha düşük ödeme yapıldığı göz önüne alındığında başvuranın ölüm aylığının ek 19 uncu maddede öngörülen tutar esas alınarak ödenmesi yönünde meşru bir beklentisinin olduğu kabul edilmiştir.

28. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye

-başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

29. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir.

Buna göre Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

30. Somut olayda başvuranın eşinin aylığının hesabında esas alınan SDÖ tutarı, başvurana da SDÖ yapıldığı gerekçesiyle ek 19 uncu madde uyarınca belirlenen en düşük ödeme tutarından düşülmüştür.

Başvuranın ek 19 uncu maddede belirlenen tutarda ödenmesinin meşru beklenti oluşturduğu tespit edilen ölüm aylığının, anılan maddede belirlenen tutarda ödenmemesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Mülke erişimin engellenmesi biçimindeki müdahalenin mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin genel kural çerçevesinde olduğu değerlendirilmektedir.

31. Diğer yandan, Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen

Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62). Başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin anılan esaslar çerçevesinde değerlendirilmesinde; Kanunilik yönünden 32. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.

(AYM,Bekir Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

33. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

34. Somut olayda, 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinde ölüm sigortasından ödenecek ödemeler toplamının, Kanunda dosya bazında belirlenen tutarın hak sahiplerinin hisseleri esas alınarak belirlenecek tutardan az olmayacağı açıkça belirtilmiştir. Sigortalıya ya da hak sahiplerine ödenen aylığa ya da gelirlere

esas alınan herhangi bir unsurun (SDÖ dâhil) ek 19 uncu madde uyarınca yapılacak ödeme tutarından düşüleceğine dair herhangi bir düzenlemeye ise gidilmemiştir.

35. Diğer yandan, 4784 sayılı Kanuna dayanarak çıkartılan Bakanlar Kurulu kararında aynı kapsamda iki aylık birden alanlara bu aylıklardan yalnızca birisi için SDÖ yapılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda hâlihazırda kendi aylığı ile birlikte SDÖ alan başvurana aynı kapsamda eşinden dolayı ödenen ölüm aylığıyla birlikte SDÖ ödenmemesi gerektiği de tartışma dışıdır. Ancak başvuranın eşinden dolayı hak kazandığı SDÖ tutarının ek 19 uncu madde uyarınca belirlenen tutardan düşüleceğine dair herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığı gibi bu sonuca ulaşmayı gerektirecek başkaca bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda yapılması gerekenin başvuranın ölüm aylığının SDÖ tutarı dâhil edilmeksizin hesaplanması ve bulunan tutarının ek 19 uncu maddede belirlenen tutara yükseltilmesi olduğu açıktır. Aksi bir kabul başvuranın mülkiyet hakkında Kanunda yer verilmeyen bir sınırlamaya gidilmesi sonucunu doğuracaktır.

36. Ayrıca bu yönde bir uygulama, SDÖ hariç her ikisi de ek 19 uncu maddede öngörülen sınırın altında ölüm aylığı bağlanan iki hak sahibinden SDÖ’ye hak kazanmamış olana 5.000 TL ödeme yapılması sonucunu doğuracakken SDÖ’ye hak kazanmış olana 5.000 TL’nin altında aylık ödenmesi gibi Kanunun amacında öngörülmediği gibi lafzında da yer bulmayan bir sonuca yol açacaktır. Somut olay üzerinde ayrıca ifade etmek gerekirse, başvuranın kendisinin ya da eşinin SDÖ’ye hak kazanmamış olması halinde başvurana 5.000 TL ölüm aylığı ödenecekken mevcut durumda başvurana söz konusu tutarın altında bir ödeme yapılmaktadır.

37. Buna göre, vefat eden eşinden dolayı %50 hisse ile ölüm aylığı bağlanan başvurana, dosya bazında en az ödeme tutarının 10.000 TL olduğu dönemde 5.000 TL’den az ödeme yapılamayacağı açıktır.

38. Kurumumuzca yapılan inceleme neticesinde; başvuranın ölüm aylığının hesabında eşinin hak kazandığı SDÖ’nün ek 19 uncu madde uyarınca ödenecek en düşük tutardan düşürülmesinin herhangi bir yasal dayanağının bulunmadığı, idarenin mevcut uygulamasının ne ek 19 uncu maddenin lafzıyla ne de gerekçesi ve amacıyla örtüştüğü, dolayısıyla başvurana ek 19 uncu maddede öngörülenden düşük ölüm aylığı ödenmesi suretiyle başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik şartını taşımaması nedeniyle başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiği, başvuranın ölüm aylığının ek 19 uncu maddede yazılı tutarın %50’si esas alınarak ödenmemesi işlemlerinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 39. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

40. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Yozgat İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvuranın ölüm aylığının 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinde yazılı tutarın %50’si esas alınarak ödenmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ilgili idare

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TEBLİĞİNE, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi