|
ÖZET: Bu Yargıtay kararında, davacılar, Antalya’daki bir taşınmazın Hazine adına tescil edilmesi ve 6831 sayılı Orman Yasası’nın 2/B maddesi kapsamında ormandan çıkarıldığının tespit edilerek tapuya şerh verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, taşınmazın orman sınırları dışına çıkarıldığına ve Hazine adına tescilinin gerektiğine karar vermiştir. Ancak, davalı Hazine vekili, bu karara itiraz ederek istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi, davalı Hazine’nin itirazını esastan reddetmiş, taşınmazın 1942 yılında orman sınırları içinde bulunduğunu ve 1976 yılında yapılan kadastro işlemleriyle orman dışına çıkarılmasının hukuki dayanağının olmadığını belirtmiştir. Yargıtay, 1942 tarihli orman tahdidinin geçerliliğini koruduğunu ve taşınmazın orman sınırları içinde kaldığını, dolayısıyla davacıların talebinin reddedilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek, Hazine’nin temyiz itirazlarını kabul etmiştir. Bu karar, orman sınırları içinde kalan taşınmazların hukuki durumunu netleştirmiştir. |
8. Hukuk Dairesi 2023/299 E. , 2024/7019 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1474 E., 2022/1380 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/53 E., 2021/179 K.
Taraflar arasındaki tapu kaydına 2/B ve zilyetlik şerhi verilmesi istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; Antalya ili … ilçesi … Mahallesi eski 1468 parsel yeni … Mahallesi 28125 Ada 114 parsel sayılı taşınmazın kullanıcısı olduğunu, dava konusu yerde yapılan kadastro tespitine karşı açılan davada Hazinenin dava konusu taşınmazın 2/B vasfında olduğunu, bu nedenle Hazine adına tescilinin gerektiğini iddia ederek davaya müdahil olduğunu, Antalya Kadastro Mahkemesinin hükmen tescil kararı ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, kararın kesinleşerek tapuya tescil edildiğini, davacıların taşınmazda kullandıkları kısımları 6292 sayılı Yasa hükümlerine göre doğrudan satın almak istediklerini, tapuda 2/B belirtmesi olmadığı için Kadastro Müdürlüğünün bu yerde kullanım tespiti yapmadığını, Milli Emlak Müdürlüğünün de satış işlemi yapmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Yasasının 2/B maddesi ile ormandan Hazine adına çıkarılan yer olduğunun tespiti ile bu hususun tapuya şerh verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava konusu, Antalya ili … ilçesi … Mahallesi 28125 ada 114 parsel (eski Antalya ili … ilçesi … köyü 1468 parsel) sayılı taşınmazın, 5.919,29 metrekare yüzölçümünde betonarme ev ve cam sera bahçesi vasfında Hazine adına tapuda kayıtlı olduğu ve beyanlar hanesinde “Üzerindeki betonarme ev ve cam sera … oğlu …’e aittir.” şerhinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalı Hazine cevabında; davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; “dava konusu Antalya ili … ilçesi … mahallesi, (… Mahallesi) eski 1468 parsel (yenileme kadastrosu ile 28125 Ada 114) sayılı taşınmazın kadastro tespitine karşı açılan ve Hazine’nin taraf olduğu Antalya Kadastro Mahkemesinin 1994/347 Esas 1994/156 Karar sayılı kararı ile taşınmazın 1942 yılında orman tahdidi sırasında devlet ormanı kapsamı içine alındığı, 1976 yılında yapılan 2/B maddesi uygulaması sonucu orman dışına çıkarıldığı gerekçesiyle Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın Yargıtay’ca onanarak kesinleştiği, davacı tarafın dava konusu yeri 6292 sayılı Kanun hükümlerine göre doğrudan satın almak istediği, dava konusu taşınmazın evveliyatı orman iken 6831 sayılı Kanun’un değişik 2 nci maddesi uyarınca ormandan Hazine adına çıkartılan yerlerden olduğu hususunun Kadastro Mahkemesi kararı ile tespit edildiği, taşınmazla ilgili tapu kaydındaki beyanlar hanesinde 2/B niteliğine ilişkin herhangi bir şerh bulunmadığı, tapunun beyanlar hanesinde taşınmazın bu niteliğinin gösterilmesinde ve bu nedenle davacıların bu davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğu anlaşıldığından davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın Orman Kanunu 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğunun tespiti ile taşınmazın bu durumunun tapuya şerh verilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle, davanın kabulüne, 28125 ada 114 parsel sayılı taşınmazın 6831 sayılı orman Kanunu’nun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğunun tespiti ile bu hususun tapuya şerh verilmesine karar verilmiş; iş bu kararın, davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; “Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra aplikasyon ve sınırlandırması Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği karar ile iptal edilen ormanların kadastrosu 1976 yılında yapılıp, ekip çalışmaları 15.09.1976 tarihinde, itirazları inceleyen 7 numaralı Orman Kadastro Komisyonu işlemleri ise 09.12.1976 tarihinde ilân edilmiştir. Daha sonra 36 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 1986 yılında aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması yapılıp 15.06.1989 tarihinde ilân edilmiştir. Davacı, tapunun beyanlar hanesine 2/B şerhi konulması istemiyle dava açmış olup, Antalya Kadastro Mahkemesinin 1991/347 esas, 1994/156 karar sayılı dosyasında alınan orman raporunda taşınmazın 1942 yılında yapılan çalışmada tamamının orman içinde, 1976 yılında yapılan 2. çalışmada tamamının orman dışında kaldığı belirtilmiş mahkemece alınan raporda yine taşınmazın 1976 yılında orman sınırları dışına çıkarıldığı belirtilmiş, buna göre ilk hükmün temyiz edilmediğinden kesinleştiği taşınmazın tamamının 1942 yılında orman iken 1976 da orman sınırları dışına çıkarıldığı, bundan ayrı Dairemizden ve Yargıtay’ın ilgili Dairelerinden geçen aynı bölgeye ait bir çok dosyada orman incelemesi yönünden taşınmazların hukuki durumlarının aynı olduğu, yörede 1942 yılında yapılan tahdit Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli 208 sayılı kararla sadece … Vakfı’na ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği halde, 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonu tarafından Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin hakem sıfatıyla verdiği bu karar ile 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun iptal edildiğinden söz edilerek yeniden orman sınırlandırması yapıldığı ve davaya konu taşınmazların orman sınırları dışında bırakıldığı, bu işlemin kadastro mahkemelerince orman sınırları dışına çıkarılma olarak kabul edildiği ve taşınmazların Hazine adına tescili ile üzerinde varolan muhdesatlar için gerçek kişiler lehine şerh verildiği, somut olayda da davacı lehine şerh verildiği bu nedenle hukuki yararının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca çekişmeli taşınmaz yönünden 1942 yılında yapılan tahditte orman içinde bulunduğu, 1976 yılında yapılan işlemin aplikasyon kabul edilerek yine orman tahdidi içinde olduğu ve 1961 yılından önce nitelik yitirdiği kabul edilerek Hazine adına P.II nolu blok parseli içerisinde orman dışına çıkarıldığı, itirazları inceleme komisyonunun yalnızca kendisine gelen itirazlar yönünden karar vermesi gerekirken poligonun tamamı yönünden karar vermesi geçerli olamayacağı gibi, 1942 yılı tahdidinin kesinleştiği ve içerisinde kalan taşınmazları 6831 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin istisnai fıkraları uyarınca orman dışında ziraat arazisi olarak bırakma yetkisi bulunmadığından yaptığı işlemin yok hükmünde olduğu ve ayrıca kadastro mahkemesinde taşınmazın öncesi ve niteliğine yönelik kabulün tarafları bağlayacağının kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle adalete duyulan güvenin de sarsılmaması ve aynı durumdaki kişilerin aynı hukuki durumu elde etmesi nazara alındığında taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 1744 sayılı Kanun’la değişik 2 inci maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı kabul edilerek bu hususun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından bu yönde tesis edilen hükümde usul ve Kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş” gerekçesiyle, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmiş ise de, tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporları ve aynı bölgeye ait Dairemizin temyiz incelemesinden geçen diğer dosyalardaki tahdit evraklarından, çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 Sayılı Kanun) hükümlerine göre ilk kez 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırları içinde bulunduğu, Vakıflar İdaresinin, … Vakfına ait tapu kaydına dayanarak 1942 tahdidine itiraz etmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı iptal kararının, sadece vakfın tapulu taşınmazlarına ilişkin olduğu, bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, taşınmazın 1952 yılında makiye tefrik çalışmalarına konu edildiği, ancak makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu hususa, 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında, “3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığı, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığı ” denilerek işaret edildiği, 1976 yılında Orman Kadastro Komisyonunca “Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere” nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağı ile orman kadastrosuna başlanıldığı, bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidinin tamamen iptal edildiğinin kabul edildiği, çekişmeli taşınmazın orman sınırları dışında orman sayılmayan haritada sarıya boyalı alan içerisinde bırakıldığı, söz konusu çalışmaya ilişkin tutanakların 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi çalışmalarına konu edilmediği anlaşılmaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; 1942 yılında yapılan orman tahdidinin, sadece Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararla Vakıflar İdaresinin dayandığı … Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar bakımından orman tahdidinin halen geçerliliğini sürdürdüğü, taşınmazların orman olarak sınırlandırılmasına ilişkin 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun, 7 Numaralı Orman Kadastro Komisyonunca yok sayılıp, 1976 yılında yeniden yapılan orman kadastrosunda çekişmeli parselin orman sınırları dışında (ziraat alanında) bırakılması işleminin hiçbir yasal dayanağının bulunmadığı, 1942 yılından beri orman sınırları içinde olan bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2 nci veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarılmasının ancak idarece usulüne uygun şekilde yapılacak işlemle mümkün olduğu, idarenin yaptığı bir tasarruf olmadan mahkemelerin orman sınırı içinde kalan bir taşınmazı orman sınırı dışına çıkarmasının mümkün olmadığı, somut olayda, 1976 yılında 7 Numaralı Orman Kadastro Komisyonu, orman sınırı içerisinde olmasına rağmen taşınmazı orman sınırı dışında (ziraat alanında) bıraktığı, dolayısı ile çekişmeli taşınmaz bakımından ayakta olan 6831 sayılı Kanun’un 2 nci madde çalışmasından sözedilemeyeceği, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan bir taşınmazın orman sınırı dışında yani ziraat alanında bırakılmasının ise kanuni bir dayanağının olmadığı, çekişmeli taşınmazın halen 1942 yılında kesinleşen orman sınırları içinde olduğu anlaşılmakta olup, davacının iddiasına dayanak yaptığı çekişmeli taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararında da, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ya da 2/B maddesi kapsamında alanda olduğu yönünde herhangi bir belirlemenin bulunmadığı saptanmıştır.
Hal böyle olunca; temyiz talebinin, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi kapsamında olduğuna dair şerhi verilmesine yönelik olduğuna ve taşınmazın anılan Kanun’ un 2 nci maddesi kapsamında veya 2/B maddesi kapsamındaki alanda kalmadığı anlaşıldığına göre İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 6831 sayılı Kanun’ un 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki davanın da reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 371 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.