onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, orman tahdidi ve tapu iptali konusundaki hukuki uyuşmazlığı ele almaktadır. Davacı, Akarca köyünde bulunan taşınmazın bir kısmının orman sınırları içinde kaldığını ve bu nedenle tapu kaydının iptal edilerek Hazine adına tescilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, yapılan kadastro çalışmalarını ve bilirkişi raporunu değerlendirerek, taşınmazın orman niteliğini koruduğuna ve özel mülkiyete konu olamayacağına hükmetmiştir.

Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, ilk mahkeme kararını onayarak, orman tahditinin 1944 yılından beri geçerli olduğunu ve bu tarihten sonra yapılan işlemlerin bu durumu değiştirmediğini belirtmiştir. Mahkeme, orman kadastro tespitinin kesinleştiği ve bu nedenle davanın kabulü yönünde karar verdiğini vurgulamıştır. Temyiz aşamasında, davalı vekilinin itirazları, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.

Sonuç olarak, Yargıtay, orman kadastro işlemlerinin geçerliliğini ve orman sınırları içindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacağını teyit ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Bu karar, orman alanlarının korunması ve kamu yararı açısından önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2022/8075 E.  ,  2024/6614 K.

    “İçtihat Metni”

    İNCELENEN KARARIN
    MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2021/2283 E., 2022/1267 K.
    KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Mustafakemalpaşa 2.Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : 2020/151 Esas, 2021/176 Karar

    Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mustafakemalpaşa 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

    K A R A R

    Çekişmeli taşınmazın bulunduğu Akarca köyü çalışma alınında 25.05.1944 tarihinde 3116 Sayılı Orman Kanununa (3116 Sayılı Kanun) göre orman tahdidi ile 2014 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’nun (6831 sayılı Kanun) 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B madde kapsamında evvelce sınırlaması yapılmış olan yerlerde aplikasyon ve sınırlandırma sırasında orman olduğu halde orman sınırları dışında kalan ormanların kadastrosu ile tüm bu ormanlarda 2/B uygulamasına ilişkin çalışmaların 27.08.2014 tarihinde askı ilana çıkartıldığı, 1977 yılında 766 sayılı Tapulama Kanunu kapsamında arazi tapulaması yapıldığı anlaşılmıştır.

    Davacı vekili dava dilekçesinde, Bursa ili, Mustafakemalpaşa ilçesi, Akarca Mahallesinde orman kadastro çalışmalarının ilk 1947 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapıldığını, 2014 yılında da 6831 sayılı Kanun’un 3302 Sayılı 31.08.1956 Tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (3302 Sayılı Kanun) değişik 2/B uygulamaları yapılıp, ilan edilerek kesinleştiğini, yapılan orman kadastro çalışmalarında Orman Kadastro Komisyonunca tapuda davalı adına kayıtlı Akarca mahallesi 310 parsel sayılı 7.750,00 metrekare yüzölçümlü taşınmazın 5.912,44 metrekarelik kısmının Devlet ormanı sınırları içerisinde kaldığının tespit edildiğini, tapu kaydına 29.06.2015 tarihinde Orman İdaresi lehine şerh konulduğunu, taşınmazın Ormanda kalan kısmını gösterir Koordinatlı Kroki’nin ekte sunulduğunu, orman niteliğinde olan bir yerin kadastro işlemi kesinleşmekle o taşınmaz kamu malın orman niteliği kazandığını, bu nedenle dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman sınırları içerisinde kalan kısmının davalı adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tescilini istemiş, davalı vekili davanın reddini savunmuştur.

    Dava, kesinleşen orman tahdidine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

    İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu parselin 1944 yılında 3116 sayılı Kanun kapsamında yapılmış ve kesinleşmiş olan Fula Devlet Ormanına ait orman sınır noktalarını birleştiren orman sınır hattının gidiş yönüne göre sağ tarafındaki kısmının orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı, 1977 yılında yapılan arazi kadastrosunda ise tahditi yapılan orman sınırları içerisine girilerek gerçek kişi adına tarla niteliği ile mülkiyet tespiti yapıldığı, 2014 yılında 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesi çalışmalarında da dava konusu taşınmazın 5.912,44 metrekarelik kısmının orman sayılan yerlerden olduğunun tespit edildiği ve ilan edilerek kesinleştiği, bilirkişi incelemesinde 1959 yılına ait memleket haritasında ve 1943 yılına ait hava fotoğrafında dava konusu alanın orman sayılmayan yer olarak olarak göründüğü tespiti yapılmış ise de, çekişmeli taşınmazın keşifte tespit edilen fiili durumuna göre üzerinin tamamen meşe ağırlıklı boylu orman ağaçları ile kaplı olduğu, tarımsal amaçlı kullanılmadığı, öncesinde orman tahdit sınırı içerisinde yer aldığı, 2014 yılında yapılan orman kadastro çalışmalarında 6831 sayılı Kanuna göre orman sınırı dışına çıkartılmadığı, yapılan orman kadastro tespitinin ilan edilerek kesinleştiğinden özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, yöntemince yapılan keşif sonucu çekişmeli taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmının 1944 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında orman tahdidi içinde bırakıldığı, bu tarihten sonra yapılan çalışmalarda da bu niteliğinin değiştirilmediği anlaşıldığından davanın kabulüne dair mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir husus bulunmadığı gerekçesiyle davalının istinaf istemi reddedilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

    S O N U Ç : Açıklanan sebeplerle;
    Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,

    80,70TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90TL’nin temyiz eden davalıdan alınmasına,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.