|
ÖZET: Başvuran, Mersin Silifke Sosyal Güvenlik Merkezinden aldığı yazıda, inşaat işine ilişkin yeterli işçilik bildiriminde bulunulmadığı gerekçesiyle prim borcu tebliğ edildiğini belirtmiştir. Başvuran, 2006 yılında herhangi bir inşaat işi yapmadığını, dolayısıyla borcun zamanaşımına uğradığını ve borç bildirim belgesine itiraz ettiğini ifade etmektedir. Bu nedenle, 1990 yılında yaptırdığı evden tahsil edilmeye çalışılan prim borcunun iptalini talep etmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuruya ilişkin açıklamalarında, 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri uyarınca, inşaatın yeterli işçilik bildirimine tabi olduğunu ve başvuruya konu inşaat için gerekli belgelerin sunulmadığını belirtmiştir. Kurum, 2019 yılında düzenlenen yapı kayıt belgesinin iş bitimi olarak kabul edildiğini ve bu doğrultuda prim borcunun tahakkuk ettirildiğini açıklamıştır. Başvuranın itirazının değerlendirilmesi için, yeterli işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığına dair denetim memurları tarafından yapılacak tespitlerin esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvurunun kabul edilmesi ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na, denetim memurları tarafından yapılacak tespitler doğrultusunda prim borcunun ait olduğu dönemin belirlenmesi için gerekli işlemleri tesis etmesi yönünde tavsiyede bulunulmuştur. Bu kararın, ilgili idare tarafından otuz gün içinde bildirilmesi zorunludur. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2025/2621-S.25.3901
BAŞVURU NO : 2024/13410
KARAR TARİHİ : 05.03.2025
TAVSİYE KARARI
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Prim borcu hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 31.10.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran, Mersin Silifke Sosyal Güvenlik Merkezinin 07.10.2024 tarihli ve sayılı yazısı ile
– sicil sayılı işyeri dosyasında işlem gören işyeri ile ilgili olarak Bucaklı
Mah. – pafta ada parsel Silifke/Mersin adresinde bulunan inşaatı işinden kaynaklı yeterli isçilik bildiriminde bulunulmadığı gerekçesiyle prim borcu tebliğ edildiğini, bununla birlikte 2006 yılında herhangi bir inşaat işi yapmadığını, borç oluşmuşsa dahi 2006 yılından bugüne kadar bir bilgilendirme yapılmamasının kendi kusuru olmadığını, bu bakımdan söz konusu borcun zamanaşımına uğradığını, borç bildirim belgesinde belirtilen borca, borcun sebebine ve borcun tüm faizi ile fer’ilerine itiraz ettiğini, borç bildirim belgesindeki hiçbir hususu kabul etmediğini belirterek 1990 yılında yaptırdığı evden tahsil edilmeye çalışılan prim borca ilişkin işlemlerin geri alınmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğünün başvuru konusuna ilişkin 27.11.2024 tarihli ve sayılı yazısında özetle; 2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 90. maddesi ile 22.10.2008 tarihli ve 27032 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ruhsat Vermeye Yetkili Mercilerce Verilen Ruhsatların
Sosyal Güvenlik Kurumuna Gönderilmesi İle Geçici İskân veya Yapı Kullanma İzin Belgesinin
Verilmesinde İlişiksizlik Belgesinin Aranılması Hakkında Tebliğ ile valilikler, belediyeler, il özel idareleri ve ruhsat vermeye yetkili diğer kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin yapı ruhsatı ve diğer tüm ruhsat veya ruhsat niteliği taşıyan işlemlerine ilişkin bilgi ve belgeler ile varsa bunların verilmesine esas olan istihdama ilişkin bilgileri Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmesinin ve geçici iskân veya yapı kullanma izin belgesi verilmeden önce ilgililerden, yapılan inşaat dolayısıyla borçlarının bulunmadığına dair Sosyal Güvenlik
Kurumunca düzenlenmiş ilişiksizlik belgesinin aranılmasının usul ve esaslarının düzenlendiği, geçici iskân
veya yapı kullanma izin belgesi verilmeden önce, yapılan inşaat dolayısıyla borçlarının bulunmadığına ilişkin ilgililerden istenilen ilişiksizlik belgesi verilebilmesi için Kurumca yapılan asgari işçilik uygulamasına ilişkin temel yasal düzenlemenin ise 5510 sayılı Kanun’un 85. maddesi olduğu, 2.2. Başvuruya konu edilen inşaata Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 27.12.2019 tarihli ve belge numarası ile 120 m² için yapı kayıt belgesi verildiğinin tespit edildiği, buna istinaden işçilik hesaplamasının ve 12.05.2010 tarihli ve 27579 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 110 ilâ 112. maddeleri ve 2011/13 Sayılı
Genelge’de belirtilen düzenlemelere göre asgari işçilik araştırma işleminin yapıldığı, söz konusu inşaatın 29/6/2006 tarihli ve sayılı başvuru ile 01.07.2006 tarihinde Kanun kapsamına alındığı, bina inşaatı dosyasının takibinin işverence yapılmadığı, inşaatın bitirildiğine, ara verildiğine ve açılan dosyanın kapatılmasına ilişkin olarak herhangi bir başvuruda bulunulmadığı, bu nedenle Çevre, Şehircilik ve İklim
Değişikliği Bakanlığından alınan 27.12.2019 tarihli, belge numaralı 120 m² yapı alanı için alınan yapı kayıt belgesinin iş bitimi olarak kabul edildiği, tahakkuk ettirilen borcun 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesinde açıklanan zamanaşımına uğramadığı, söz konusu fark işçilik prim borcunun 2019/12 dönemine mal edildiği ve zamanaşımı süresinin borcun doğduğu 27.12.2019 tarihinden itibaren başlatıldığı açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun Görevi” başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; 5.1. “Asgari işçilik uygulaması ve uzlaşma” başlıklı 85. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında; “İşverenin, işin emsaline, niteliğine, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütümü açısından gerekli olan sigortalı sayısının, çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarının altında bildirimde bulunduğunun tespiti halinde, işin yürütümü açısından gerekli olan asgarî işçilik tutarı; yapılan işin niteliği, kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan sigortalı sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak tespit edilir. Söz konusu tespitler, Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurları tarafından yapılır.
Kamu idareleri, döner sermayeli kuruluşlar kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ile bankalar tarafından ihale mevzuatına göre yaptırılan işlerden ve özel nitelikteki inşaat işlerinden dolayı bu işleri yapan işveren tarafından yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır. Bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğu anlaşılırsa, eksik bildirilen işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı,
89 uncu madde gereği hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde ödenmek
üzere işverene tebliğ edilir. Tebliğ edilen prim ve gecikme cezası ve gecikme zammının ödendiği veya
ödeneceğinin işveren tarafından yazılı olarak taahhüt edilmesi halinde borç kesinleşir. Kuruma verilecek taahhütnamede üstlenilen ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde, işveren hakkında 88 inci ve 89 uncu maddeler uyarınca işlem yapılır. Tebliğ edilen prim ve gecikme cezası ve gecikme zammının ödenmemesi, taahhütname verilmemesi veya Kurumca işyerinin denetlenmesine gerek görülmesi durumunda Kurumca inceleme yapılır.” 5.2. “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” başlıklı 93. maddesinin ikinci fıkrasında; “Kurumun prim ve diğer alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak on yıllık zamanaşımına tabidir. Kurumun prim ve diğer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır. Bu alacaklar için 89 uncu madde gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı, 88 inci maddede belirtilen ödeme süresinin son gününü takip eden günden itibaren uygulanır.” 6. Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Primlerin ödenmesi” başlıklı 80. maddesinin birinci fıkrası ile beşinci fıkrasının, 5198 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile değiştirilmiş halinde; “İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecburdur.
…
Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102 nci maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır.” 7. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun; 7.1. “Ruhsat müddeti” başlıklı 29. maddesinin birinci fıkrasında; “Yapıya başlama müddeti ruhsat tarihinden itibaren iki yıldır. Bu müddet zarfında yapıya başlanmadığı veya yapıya başlanıp da her ne sebeple olursa olsun, başlama müddetiyle birlikte beş yıl içinde bitirilmediği takdirde verilen ruhsat hükümsüz sayılır. Bu durumda yeniden ruhsat alınması mecburidir. Başlanmış inşaatlarda müktesep haklar saklıdır.” 7.2. Geçici 16. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında; “Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31.10.2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31.12.2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı
Kayıt Belgesi verilebilir. Başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve
diğer hususlar Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedilir.
…
Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir.” 8. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin; 8.1. “Özel nitelikteki inşaatlarda araştırma ve re’sen yapılacak işlemler” başlıklı 111. maddesinin sekizinci fıkrasında; “Gerektiğinde, inşaatın başladığı ve bitirildiği tarihin işverence resmî makamlardan alınacak belgelerle kanıtlanması istenebilir. İnşaatın başladığı tarihin resmî belge ile kanıtlanamaması hâlinde, yapı ruhsat tarihi inşaatın başladığı tarih olarak kabul edilir.” 8.2. “Araştırma ve re’sen yapılacak işlemlerde ortak hükümler” başlıklı 112. maddesinin ikinci ve yedinci fıkralarında;
“ Tescil edilmemiş veya tescil edilmiş olmakla birlikte işçilik bildiriminde bulunulmamış olan ihale konusu işler ile özel nitelikteki bina inşaatı işyerlerinde, işin başlangıç ve bitiş tarihleri, ilgili idarelerden alınacak belgelerle tespit edilerek işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarının tespitine ilişkin araştırma işlemi ünitece yapılır. Ünitelerce bu nitelikteki işyerlerinde yapılan araştırma işleminde esas alınan asgari işçilik oranında eksiltme yapılmaz. İhale konusu ve özel nitelikteki inşaat işlerinde hangi hallerde ünitece araştırma işlemi yapılacağı Kurumca belirlenir.
…
Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarınca yapılan incelemede işin yürütümü için gerekli olduğu saptanan asgari işçilik miktarının Kuruma bildirilmediğinin veya eksik bildirildiğinin tespiti hâlinde, bildirilmeyen tutar, hangi aylara ait olduğu hususunda bir tespit varsa o aylara; tespit yoksa faaliyette bulunulan son aya mal edilir ve Kanunun 102 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile (e)
bendinin (4) numaralı alt bendi de dikkate alınarak gerekli işlem yapılır.”
Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ ABDULLAH CENGİZ MAKAS’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran, bir numaralı paragrafta da yer verildiği üzere özel nitelikli inşaat işinden kaynaklı yeterli isçilik bildiriminde bulunulmadığı gerekçesiyle tahakkuk ettirilen prim borcunun iptal edilmesini talep etmektedir.
11. Somut olayda, Mersin ili Silifke ilçesi Bucaklı Mahallesi 202 Sokak No: adresinde bulunan yapıya ilişkin olarak, yapı sahibinin başvuran olduğu ve 04.03.1985 tarihli ve – – sayılı yapı ruhsatı ile
17.03.1986 tarih ve – sayılı yapı kullanma izin belgesine istinaden kat ilavesi (birinci kat mesken 84
m²) için düzenlenen 12/6/2006 tarihli ve numaralı yapı ruhsatının bulunduğu, söz konusu işyerinin
01.07.2006 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamına alındığı, bir sigortalı çalıştırılmaya başlandığı, yapı
hakkında 3194 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca 27.12.2019 tarihli yapı kayıt belgesinin düzenlendiği görülmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından da söz konusu yapı kayıt belgesinin iş bitimi olarak kabul edilerek 2019/12 dönemine mal edilen fark işçilik prim borcunun tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır. Şu halde yeterli işçilik bildiriminde bulunulmaması nedeniyle 2019 yılı Aralık ayına ilişkin olarak prim borcu tahakkuk ettirilmesine yönelik Kurum işlemleri ile söz konusu prim borcunun tabi olduğu zamanaşımı hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
12. Bu noktada vurgulanması gereken ilk husus, Kurumun prim alacaklarının muacceliyet anının belirlenmesi meselesidir. Bilindiği üzere muacceliyet; bir borç ilişkisinde, alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu anı ifade etmektedir. Bununla birlikte Kurumun prim alacakları bakımından muacceliyet anı, aynı zamanda zamanaşımı süresinin başladığı tarihin belirlenmesinde de esas alınacağından özel bir öneme sahiptir. Söz konusu prim alacakları bakımından muacceliyet anı, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde düzenlenmektedir. Mezkûr maddeye göre işverenler belli bir ay içinde çalıştırdıkları sigortalılara ait prim borçlarını, en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemekle yükümlüdürler. Bu itibarla prim borcunu konu alan Kurum alacaklarının, anılan tarih itibarıyla muacceliyet kesbedeceği anlaşılmaktadır. (Yargıtay Yirmi Birinci Hukuk Dairesinin;
09.02.2016 tarihli ve E: 2015/20115, K: 2016/1584 sayılı kararı)
13. Bu aşamada, Kurumun prim alacaklarına ilişkin zamanaşımı meselesindeki yasal değişikliklerin ve yürürlük tarihlerinin de açıklığa kavuşturulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekirse, 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinin 08.12.1993 tarihli ve 3917 sayılı Kanun’la değiştirilmesinden önceki dönemdeki yerleşik uygulama uyarınca; anılan Kanun’da zamanaşımı süresine ve başlangıcına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, Kurumun prim alacaklarının ve gecikme zamlarının genel hükümlere tabi olduğu ve buna göre, zamanaşımı süresinin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca on yıl olduğu kabul edilmekteydi. Bu dönemde Kurumun prim alacakları 2004 sayılı
İcra İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilmekte iken, 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden itibaren, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına başlanılmıştır. Anılan düzenlemeler karşısında, 08.12.1993 tarihinden itibaren Kurumun prim alacaklarının tahsilinde zamanaşımı yönünden 6183 sayılı Kanun’da düzenlenen beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaya başlanmış ve sürenin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı olarak belirlenmiştir. Açıklanan düzenleme bu kez 30.09.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun 38. maddesiyle yeniden değiştirilerek; prim alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı belirtilmiş, sonrasında 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 24.06.2004 tarihli ve 5198 sayılı Kanun’un 11.
maddesi ile yeniden bir düzenleme yapılmıştır. Anılan düzenleme uyarınca bu kez de, 5198 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden itibaren Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun’un zamanaşımı düzenleyen 102. maddesinin uygulanamayacağı hükme bağlanarak, 3917 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki genel hükümlere ve dolayısıyla on yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı döneme geri dönülmüştür.
14. Diğer taraftan prim alacaklarının tabi olduğu zamanaşımı hususu son olarak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 88. ve 93. maddeleri ile düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 93.
maddesi ile zamanaşımı süresi ile ilgili olarak özel bir düzenleme getirilmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının on yıllık zamanaşımı süresine tabi olması esası devam ettirilmekle birlikte, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir. Böylece 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi muacceliyet tarihinin belirlenmesinde, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcının tespitinde, Borçlar Kanunu’nun uygulanmasına son vermiştir. Maddenin yürürlüğe girdiği
01.10.2008 tarihinden sonraki primler için zamanaşımı başlangıcı ödeme dönemini takip eden yılbaşından
itibaren başlayacaktır. Genel olan bu tanımlama dışında istisnai olarak, mezkûr 93. maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde önceki düzenlemelerden farklı olarak zamanaşımının başlangıç tarihi, kimi özel durumlardaki prim ve diğer alacaklar yönünden ayrıca ve ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre; Kurumun prim ve diğer alacakları, mahkeme kararı sonucunda doğmuş ise, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden; Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğmuş ise, rapor tarihinden; kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğmuş ise, bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğmuş ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin başlatılması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun; 20.09.2006 tarihli ve E: 2006/546, K: 2006/565 sayılı; 20.12.2006 tarihli ve E: 2006/806, K: 2006/814 sayılı;
06.12.2013 tarihli ve E: 2013/433, K: 2013/1649 sayılı kararları)
15. Şu durumda 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki yasal mevzuat olan 506 sayılı Kanun ve 6183 sayılı Kanun’da, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden Kurumun prim ve diğer alacaklarındaki özel durumlara göre ayrıksı bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, 5198 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra 506 sayılı Kanun kapsamına giren prim alacakları ile 5510 sayılı Kanun kapsamındaki prim alacakları arasında zamanaşımı süresi bakımından bir farklılık yoktur. Her iki Kanun kapsamındaki prim alacakları on yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Buna karşılık, zamanaşımı süresinin başlangıcı konusunda 5510 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme sonrasında, iki Kanun arasında önemli bir farklılık ortaya çıkmıştır. (Caniklioğlu, Nurşen (2014); 5510
Sayılı Kanun’a Göre Sosyal Güvenlik Kurumunun Prim Alacaklarında Zamanaşımı, Marmara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C: 20, S: 1, s. 831) Gerçekten yukarıda da yer verildiği üzere, 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi ile 506 sayılı Kanun’da yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, prim ve diğer alacaklar yönünden kimi özel durumlarda zamanaşımı süresinin hangi tarihten başlayacağı belirlenmiştir. Şu durumda 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi ile getirilen bu özel hükmün, yürürlük tarihinden öncesine ilişkin prim borçları yönünden esas alınıp alınamayacağı hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
16. Bu noktada Anayasa Mahkemesinin, kamu alacağının tabi olacağı kanunun belirlenmesi konusunu, hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olan kanunların geriye yürümemesi kuralı bağlamında ele aldığı görülmektedir. Nitekim Yüksek Mahkeme bir kararında şu değerlendirmelere yer vermiş ve kamu
alacağının doğduğu tarihteki kanun hükmünün, o alacak için uygulanması gerektiği sonucuna ulaşmıştır:
“Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ve temel hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği yasaların geriye yürütülmemesini
zorunlu kılar. Bu nedenle kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca yasalar yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradan çıkan bir kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz.
Kamu alacaklarının tahsilinde, geriye yürümenin söz konusu olup olmadığının saptanabilmesi için alacağı doğuran olayın ne zaman meydana geldiğinin tespiti gerekir. Genel olarak kamu alacağı alacak konusu olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun oluşması ile doğmaktadır. Dolayısıyla kamu alacağını doğuran olayın meydana geldiği veya hukuki durumun oluştuğu tarihte yürürlükte olan kanunun bu alacak için uygulanması gerekir.” (Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli ve E: 2009/39, K: 2011/68 sayılı kararı)
17. Bu nedenle, genel olarak kanunların geriye yürümemesi kuralı ve zamanaşımına ilişkin olarak belirlenen özel kuralın geriye yürütülmesine imkân veren bir düzenlemenin 5510 sayılı Kanun’da bulunmadığı hususları birlikte gözetildiğinde, zamanaşımı süresinin başlangıcı ile ilgili olarak getirilen mezkûr 93. maddenin, yürürlüğe girmesinden önceki dönemlere ait Kurumun prim alacakları bakımından
uygulanmasına imkân yoktur. (Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 16.05.2019 tarihli ve E: 2018/5397, K:
2019/4478 sayılı kararı) Dolayısıyla muaccel olduğu dönemde yürürlükte olan kanuna göre zamanaşımına uğramış Kurum alacağı bakımından, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre zamanaşımı süresinin belirlenmesi mümkün değildir. Aksi yöndeki bir uygulamanın, bireylerin hukuka olan güven duygusunu zedeleyeceğinden ve hukuk güvenliği ilkesini ihlal edeceğinden kuşku duyulmamalıdır.
18. Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun’un 85. maddesinin birinci fıkrasında; işin emsaline, niteliğine, kapsam ve kapasitesine göre işin yürütümü açısından gerekli olan sigortalı sayısının altında bildirimde bulunduğunun tespiti halinde, işin yürütümü açısından gerekli olan asgarî işçilik tutarının; yapılan işin niteliği, kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan sigortalı sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak tespit edileceği ve söz konusu tespitin, Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurları tarafından yapılacağı düzenlenmiştir.
Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca da özel nitelikteki inşaat işlerinden dolayı bu işleri yapan işveren tarafından yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığına yönelik Kurumca yapılacak araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğu anlaşılırsa, eksik bildirilen işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarının, 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi gereği hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde ödenmek üzere işverene tebliğ edileceği hüküm altına alınmıştır.
19. Asgari işçilik uygulaması bakımından Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılacak araştırmaya ilişkin detaylı hükümlere ise Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde yer verilmiştir. Mezkûr Yönetmelik’in 111.
maddesinin sekizinci fıkrasında inşaatın başladığı ve bitirildiği tarihin işverence resmî makamlardan alınacak belgelerle kanıtlanmasının istenebileceği ve inşaatın başladığı tarihin resmî belge ile kanıtlanamaması hâlinde, yapı ruhsat tarihinin inşaatın başladığı tarih olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Aynı Yönetmelik’in 112. maddesinin ikinci fıkrasında ise özel nitelikteki bina inşaatı işyerlerinde, işin başlangıç ve bitiş tarihlerinin, ilgili idarelerden alınacak belgelerle tespit edilerek işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarının tespitine ilişkin araştırma işleminin ünitece yapılacağı, mezkûr maddenin yedinci fıkrasında ise Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarınca yapılan incelemede işin yürütümü için gerekli olduğu saptanan asgari işçilik miktarının Kuruma bildirilmediğinin veya eksik bildirildiğinin tespiti hâlinde, bildirilmeyen tutarın, hangi aylara ait olduğu
hususunda bir tespit varsa o aylara; tespit yoksa faaliyette bulunulan son aya mal edileceği hüküm altına alınmıştır.
20. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinden özel nitelikli inşaat işleri bakımından işin yürütümü açısından gerekli olan sigortalı sayısının altında bildirimde bulunarak Kurumun prim gelirlerinin azalmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte eksik işçilik bildiriminde bulunulduğuna ilişkin tespitin, Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurları tarafından yapılmasının ve bildirilmeyen prim tutarının, hangi aya ait olduğu hususunda bir tespit varsa o aya; tespit yoksa faaliyette bulunulan son aya mal edileceğinin düzenlendiği görülmektedir. Bu husus Kurumun prim alacağının mal edildiği aya göre tabi olduğu zamanaşımı hükümlerini değiştirebileceğinden önem arz etmektedir.
21. Bu noktada somut olayda Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu işyerine ilişkin denetim memurları tarafından yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığına yönelik bir araştırma yapılmadan yapı hakkında 3194 sayılı Kanun’un geçici 16. maddesi uyarınca 27.12.2019 tarihinde düzenlenen yapı kayıt belgesinin esas alınarak prim borcunun tahakkuk ettirildiği, prim borcunun da 2019 yılı Aralık ayına mal edildiği görülmektedir. Oysa yapı kayıt belgesinin 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için yapının kullanım amacına yönelik olarak düzenlenen bir belge olduğu dikkate alındığında, asgari işçilik incelemesine konu edilen inşaat işine ait prim borcunun ait olduğu dönemin tespiti için tek başına yeterli olmadığı açıktır.
22. Tüm bu açıklamalar sonrasında somut olaya gelince, Kurumca yeterli işçilik bildiriminde bulunulmaması nedeniyle tahakkuk ettirilen prim borcunun tabi olduğu dönemin denetim memurları eliyle yapılacak araştırma sonucunda ortaya çıkan tespitlere göre belirlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Yapılacak tespite göre prim borcunun mal edildiği aya göre yukarıda değinilen yasal değişiklikler çerçevesinde hangi döneme ait olduğu belirlenerek, sonuca göre zamanaşımı süresi tespit edilmelidir.
23. Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; yeterli işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığı hakkında denetim memurlarınca yapılacak tespitlere göre prim borcunun ait olduğu dönemin dikkate alınarak başvuranın zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi gerekirken, aksi yönde tesis edilen Sosyal Güvenlik Kurumu işleminde hukuka ve hakkaniyete uyarlık tespit edilememiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 24. İyi yönetim ilkelerine, 28.03.2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliği’nin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvurunun incelenmesi ve araştırılması kapsamında, Kurumumuzca istenilen bilgi ve belgelerin idare tarafından süresi içerisinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, böylece
“kararların gerekçeli olması ve makul sürede karar verme” ilkelerine uygun davranıldığı anlaşılmıştır.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
25. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)
dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, yetkili ve görevli mahkemelerde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvurana ait özel nitelikli inşaat işinden dolayı yeterli işçilik bildiriminde bulunulup bulunulmadığına ilişkin olarak denetim memurları tarafından yapılacak tespitlere göre fark prim borcunun ait olduğu dönemin ve prim alacağının tabi olduğu zamanaşımı hükümlerinin tespitine yönelik gerekli işlemlerin tesis edilerek başvuranın itirazının yeniden değerlendirilmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA;
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, ilgili idare
tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Mehmet AKARCA
Kamu Başdenetçisi