|
ÖZET: Bu karar, prime esas kazancın tespiti istemine ilişkin bir uyuşmazlığı ele almaktadır. Davacı, davalı işyerinde çalıştığı süre boyunca prime esas kazancının asgari ücret üzerinden gösterildiğini iddia ederek, gerçek ücretinin tespitini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacının işten ayrılmasından sonra yapılan incelemede, davalı işverenin Kuruma bildirilen ücretlerin gerçek ücreti yansıttığını belirterek davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de, davacının sunduğu delillerin yetersiz olduğunu ve davacının iddialarını ispatlayamadığını belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Mahkeme, prime esas kazancın tespiti için yazılı delil gerekliliğini vurgulamış ve davacının iddialarını destekleyecek nitelikli belgeler sunamadığını ifade etmiştir. Ayrıca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili sosyal güvenlik kanunları çerçevesinde, ücretin tespitinde yazılı delil zorunluluğu olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak, temyiz başvurusu da reddedilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı onanmıştır. Bu durum, işverenin Kuruma bildirdiği ücretlerin geçerliliğini koruduğunu ve davacının iddialarının ispatlanamadığını göstermektedir. |
10. Hukuk Dairesi 2024/4745 E. , 2024/5433 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1172 E., 2023/2171 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/25 E., 2022/60 K.
Taraflar arasındaki prime esas kazancın tespiti istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı şirkete ait işyerinde 15.02.1993-14.04.2014 tarihleri arasında aşçı olarak çalıştığını, davacının davalı işyerinde işe 400,00 TL ile başladığını, son ücretinin 2.300,00 TL olduğunu ancak davacının prime esas kazancının asgari ücret üzerinden gösterildiğini belirterek, davacının davalı şirkette 15.02.1993- 14.04.2014 tarihleri arası prime esas kazancının gerçek ücreti üzerinden tespitini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1-Davalı … İnş. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının bulaşıkçı olarak asgari ücretle işe başladığını, sonrasında kıdemi arttıkça görev tanımının da değiştiğini, Kuruma bildirilen ücretlerin gerçek ücreti yansıttığını beyanla, davanın reddini istemiştir.
2-Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurum işlemlerinde bir hata bulunmadığını beyanla, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı davalı iş yerinden ayrıldıktan sonra davalı işveren aleyhine açtığı alacak dosyasının 15.03.2018 tarihinde kesinleştiği, her ne kadar alacak dosyasında hükmedilen ücret alacaklarının ödenip ödenmediğine dair dosya kapsamında belge bulunmasa da, davacı davalı iş yerinden 07.04.2014 tarihinde ayrıldığı, 2014/4 üncü ayında 7 gün için davacının prime esas kazancının üst sınırdan Kuruma bildirildiği, bu nedenle Kuruma bildirilmesi gereken ek prime esas kazanç bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirket tarafından SGK primlerinin düşük ücretten yatırılması nedeniyle müvekkilinin tüm emeklilik hayatı boyunca düşük emekli aylığı alacağını, çünkü SGK emekli maaşını saptarken yatırılan primlerin genel ortalamasını esas aldığını, hayatı boyunca özveri ile çalıştığını, kendi iradesi dışında hukuka aykırı bir biçimde yapılan uygulamanın hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini belirterek, kararın kaldırılmasını, davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davacının 15.04.1996-19.10.2007, 28.10.2008-07.04.2014 tarihleri arasında davalı iş yerinde çalıştığı, davalı işveren tarafından bir kısım maaş bordrolarının sunulduğu, bu bordroların imzalı olduğu, dosyada bulunan yazılı belgelerin aksinin eşdeğer belgelerle, yani yazılı belge ile ispatı gerektiği, davacı tarafça bu belgelerin aksinin ispatlanamadığı, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, prime esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2-Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun’un “Prime esas ücretler” başlığını taşıyan 77 inci maddesinin 1 inci fıkrası ile 5510 sayılı Kanun’un “Prime esas kazançlar” başlıklı 80 inci maddesinin birinci fıkrasında, sigortalıların prime esas kazançlarının nasıl belirleneceği açıklanmıştır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9 uncu maddelerine dayalı olarak açılan bu tür hizmet tespiti davalarında kesinleşen Mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen belgelerin yerine geçecek nitelikte olduğundan hükümde ayrıca 77 ve 80 inci maddelere göre hesaplanacak olan 1 günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun; 200 üncü maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belir bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı, bu madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 202 nci maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça veya temsilcisi tarafından verilen belgeler olduğu belirtilmiştir.
Kuruma ödenmesi gereken sigorta primlerinin hesabında gerçek ücretin/kazancın esas alınması gerekmekte olup hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusu her türlü kanıtla ispatlanabilmesine karşın ücret konusunda aynı genişlikte ispat serbestliği söz konusu değildir ve değinilen maddelerde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/10-480 E., – 2010/523 K., 20.10.2010 tarihli ve 2010/10-481 E., – 2010/524 K., 20.10.2010 tarihli ve 2010/10-482 E., – 2010/525 K., 19.10.2011 tarihli ve 2011/10-608 E., – 2011/649 K., 19.06.2013 tarihli ve 2012/10-1617 E., – 2013/850 K., sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2- Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurulları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekili tarafından ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye …’ın farklı onama gerekçesine karşı sonuç itibariyle oybirliğiyle,
16.05.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI ONAMA GEREKÇESİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02.06.2020 tarih ve 2016/10-376 Esas, 2020/306 Karar, 09.07.2020 tarih ve 2016/21-904 Esas, 2020/554 Karar ve 16.07.2020 tarih ve 2016/10-2141 Esas, 2020/585 Karar sayılı kararları ile kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun da isabetle vurguladığı gibi “Kamu düzeninden olma koşulu re’sen araştırma ilkesini ve sonuç olarak hâkimin delilleri serbestçe, kendiliğinden toplayarak sonuca gitmesini beraberinde getirir. Sigortalı kavramı, kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sosyal güvence sistemine adına prim ödenmesi gereken yahut kendi adına prim ödemesi gereken kişiyi ifade eder. Görüldüğü gibi sigortalı olmak çalışma ve prim ödeme ilkesine bağlı olduğundan, “hizmet tespiti” ve “prime esas kazancın tespiti” davaları sosyal güvenlik hakkının özünü oluşturmaktadır. Bu nedenle prime esas kazancın tespiti davaları kamu düzeninden olmaları nedeniyle özel bir titizlik ve duyarlılıkla yürütülmelidir” (Y. HGK. 08.06.2022 tarih ve 2020/(21)10-280 E, 2022/871 K). Nitelikli, inandırıcı, ciddi deliller doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, davacının prime esas kazanç tespiti için dosyada nitelikli, ciddi ve inandırıcı delil bulunmadığı, bu nedenle kararın sonuç itibari ile doğru olduğu ve kararın bu gerekçe ile onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun senetle ispat kuralı gerekçesine katılınmamıştır.