|
ÖZET: Başvuran, Ordu ili Fatsa ilçesinde bulunan ve altı yıldır riskli alan sınırları içerisinde yer alan taşınmazına elektrik ve su aboneliği verilmesi talebinde bulunmuştur. 30 Aralık 2013 tarihinde ruhsat almış olan bina, 22 Temmuz 2015 tarihinde riskli alan olarak ilan edilmiştir. Ancak, başvuran, bu süre zarfında herhangi bir işlem yapılmadığını ve Ordu Büyükşehir Belediyesi ile Fatsa Belediyesi’nin sorumluluğu birbirlerine yüklediğini ifade ederek, abonelik işlemlerinin gerçekleştirilmesini talep etmiştir.
Ordu Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetkilendirmesiyle riskli alanlardaki uygulamaların yürütüldüğünü belirtmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin yapılan işlemlerin hızlandırıldığını, ancak sürecin devam ettiğini ve abonelik taleplerinin sonuçlandırılmasının mevcut mevzuat çerçevesinde mümkün olduğunu ifade etmiştir. Başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edilmemesi için gerekli bilgilendirmelerin yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvurunun kabul edilmesi yönünde tavsiye kararı verilmiş; Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne, başvuranın taşınmazı üzerindeki haklarını kullanabilmesi için gerekli işlemlerin yapılması ve bilgilendirme yapılması önerilmiştir. Bu kararın, ilgili idareler tarafından otuz gün içinde uygulanması zorunludur. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2021/13546-S.21.21752
BAŞVURU NO : 2021/6913
KARAR TARİHİ : 22/09/2021
TAVSİYE KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : ORDU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI
Başvuran, riskli alan sınırları içerisinde bulunması nedeniyle altı yıldır
BAŞVURUNUN KONUSU :
fiilen kullanamadığı taşınmazına elektrik ve su aboneliği verilmesi talebinde bulunmaktadır.
BAŞVURU TARİHİ : 30/03/2021
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Başvuran, tarihinde kayıt altına alınan şikayet dilekçesinde özetle;
Ordu ili Fatsa ilçesi Mahallesi Sokak ada parselde bulunan binasına 30.12.2013 tarihinde ruhsat aldığını, binanın bulunduğu yerin 22.07.2015 tarihinde riskli alan ilan edildiğini ancak aradan geçen 6 yıllık zamanda hiçbir çalışma yapılmadığını, binasının durumunun bugün oturulacak vaziyette olduğunu, buna rağmen bina için elektrik ve su aboneliği alamadığını, Ordu Büyükşehir
Belediyesi ile Fatsa Belediyesinin konu hakkında yetkili olmadıkları gerekçesiyle sorumluluğu birbirlerine yüklediklerini iddia ve ifade ederek başvuru konusu bina için elektrik ve su aboneliği işlemlerinin yapılmasını talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Kamu Denetçiliği Kurumumuzca şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla şikayet
edilen idareden 07/05/2021 tarih ve S. sayılı yazı ile bilgi ve belge talebinde bulunulmuş olup, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan alınan 08/06/2021 tarih ve sayılı cevabi yazıda;
“Ordu İli, Fatsa İlçesi, Mahallesi sınırları içerisinde kalan yaklaşık 55,12 Hektarlık alan 9 Ağustos
2015 Tarih ve 29440 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanarak, 22.07.2015 Tarih ve 2015/7942 sayılı Bakanlar
Kurulu kararı ile 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında, riskli alan ilan edilmiştir.
İlgi yazınızla istenilen kurumunuza yapılan şikayet başvurusunun çözümü amacıyla; 1. Bahse konu alanla Sayın Bakanımız Murat Kurum’un 07.01.2021 tarihindeki Ordu ziyaretleriyle birlikte kentsel dönüşüm çalışmaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başlatılmış olup Plan’a dair yazı ekte sunulmuştur.
2. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 22.07.2015 tarih ve / sayılı riskli alan kararı yazımız ekinde sunulmuştur.
3. Bahse konu alanın riskli alan içerisinde kaldığına dair kroki ekte sunulmuş olup kentsel dönüşüm çalışmaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülmektedir.
4. Bu konuda çalışmalar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yürütmekte olup, ilgili kuruma yazı yazılmıştır.
5.Şikayet konusu binanın elektrik ve su aboneliğine yönelik olarak halihazırda yetkili olan idare Fatsa
Belediyesidir. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından riskli alanda başlatılan kentsel dönüşüm sebebiyle Bakanlığın bilgisi olmadan işlem yapılamamaktadır…” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
3) Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gönderdiği 04/06/2021
tarih ve sayılı yazıda başvuru konusu ile ilgili görüş talep edilmiş olup, Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı’nın 30/06/2021 tarih ve sayılı yazısında; “İlgi yazı ile Ordu İli, Fatsa İlçesi, Mahallesi, ada, parsel numaralı taşınmaz üzerinde bulunan yapının Riskli Alan içerisinde bulunduğu, anılan yapıya ilişkin 30.12.2013 tarihinde ruhsat alınmasına rağmen henüz elektrik ve su aboneliğinin düzenlenmediği belirtilerek söz konusu abonelik talebine dair tesis edilecek işlemlere ilişkin görüş talep edilmektedir.
Bakanlığımız (Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü) kayıtlarında yapılan inceleme neticesinde; ilgi yazıya konu taşınmazın bulunduğu alan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların
Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında 22.07.2015 tarihli ve 2015/7942 sayılı mülga Bakanlar
Kurulu Kararına istinaden 09.08.2015 tarihli ve 29440 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak “Riskli Alan” olarak ilan edilen alan sınırları içerisinde yer aldığı ve söz konusu alandaki uygulamalar için Bakanlık
Makamı’nın 04.11.2015 tarih ve sayılı Olur’u ile Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı yetkilendirildiği anlaşılmaktadır.
Söz konusu “Riskli Alan”daki uygulama yetkisine istinaden Belediye Başkanlığınızca yürütülen uygulamalar çerçevesinde; imar durumu, ruhsatlandırma, yapı kullanma izin belgesi, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, kat mülkiyetinin kurulması ve diğer iş ve işlemlere ilişkin herhangi bir mağduriyete sebebiyet verilmemesi bakımından, anılan taşınmazın bahse konu “Riskli Alan” sınırları içerisinde kaldığı ve alana yönelik plan, projelendirme çalışmaları ile yapım faaliyetleri öncesi fizibilite çalışmalarının devam ettiğine dair talep sahibinin bilgilendirilmesi, talebin devam etmesi halinde bilgilendirmenin yapıldığına dair talep sahibince de imzalanacak bir tutanağın tanzim edilmesinden sonra, söz konusu taleplerin mer’i mevzuat hükümleri kapsamında Belediye Başkanlığınca sonuçlandırılabileceği hususunda,
Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın;
4.1) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesi;
“…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…”
4.2) “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesi;
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
4.3) “Mülkiyet Hakkı” başlıklı 35’inci maddesi;
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
5) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin
birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”
5.1) Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğinin “Karar verme süresi” başlıklı 36’ncı maddesi; “Kurum, inceleme ve araştırmasını şikâyet tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırır.”
6) 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un;
6.1) “Amaç” başlıklı 1’inci maddesi;
“(1) Bu Kanunun amacı; afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemektir.”
6.2) “Tanımlar” başlıklı 2’nci maddesi;
“(1) Bu Kanunun uygulanmasında; … ç) Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Cumhurbaşkanınca kararlaştırılan alanı, … ifade eder.”
6.3) “Tasarrufların kısıtlanması” başlıklı 4’üncü maddesi;
“(1) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 27/2/2014 tarihli ve E.: 2012/87, K.: 2014/41 sayılı Kararı ile. Yeniden düzenleme: 14/4/2016-6704/22 md.) Bakanlık veya uygulamayı yürütmesi hâlinde TOKİ veya İdare, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında her türlü imar ve yapılaşma işlemlerini iki yıl süre ile geçici olarak durdurabilir. Uygulamanın gerektirmesi hâlinde imar ve yapılaşma işlemlerinin geçici olarak durdurulması bir yıl daha uzatılabilir.
(2) 3 üncü maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen taşınmazlar, tahsis ve devir işlemleri sonuçlandırılıncaya kadar satılamaz, kiraya verilemez, tahsis edilemez, ön izne veya irtifak hakkına konu edilemez.
(3) Uygulama sırasında Bakanlık, TOKİ veya İdare tarafından talep edilmesi hâlinde, hak sahiplerinin de görüşü alınarak, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmez ve verilen hizmetler kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulur.”
6.4) “Tahliye ve yıktırma” başlıklı 5’inci maddesi;
“(1) Riskli yapıların yıktırılmasında ve bunların bulunduğu alanlar ile riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esastır. (Değişik cümle:29/11/2018-7153/22 md.) Anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine, kiracılarına ve yapıda ikamet etmek şartıyla sınırlı ayni hak sahiplerine geçici konut veya işyeri tahsisi ya da kira yardımı yapılabilir.
(2) (Değişik:29/11/2018-7153/22 md.) Uygulamanın gerektirmesi hâlinde, birinci fıkrada belirtilenler dışında olup Kanun kapsamındaki yapıları kullanmakta olan kişilere de geçici konut veya işyeri tahsisi ya da kira yardımı yapılabilir. Bu kişiler ile yapılacak olan anlaşmanın, bunlara yardım yapılmasının, enkaz bedeli ödenmesinin ve bankalardan kullanacakları kredilere dönüşüm projeleri özel hesabından karşılanmak üzere faiz desteği verilmesinin usul ve esasları Cumhurbaşkanınca belirlenir.
(3) Uygulamaya başlanmadan önce, riskli yapıların yıktırılması için, bu yapıların maliklerine altmış günden az olmamak üzere süre verilir. Bu süre içinde yapı, malik tarafından yıktırılmadığı takdirde, yapının idari makamlarca yıktırılacağı belirtilerek ve tekrar süre verilerek tebligatta bulunulur. Verilen bu süre içinde de maliklerince yıktırma yoluna gidilmediği takdirde, bu yapıların insandan ve eşyadan tahliyesi ve yıktırma işlemleri, yıktırma masrafı ile gereken diğer yardım ve krediler öncelikle dönüşüm projeleri özel hesabından karşılanmak üzere, mahallî idarelerin de iştiraki ile mülki amirler tarafından yapılır veya yaptırılır.
(4) Birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen usullere göre süresinde yıktırılmadığı tespit edilen riskli yapıların yıktırılması, Bakanlıkça yazılı olarak İdareye bildirilir. Buna rağmen yıktırılmadığı tespit edilen yapılar, Bakanlıkça yıkılır veya yıktırılır. Uygulamanın gerektirmesi hâlinde Bakanlık, yukarıdaki fıkralarda belirtilen tespit, tahliye ve yıktırma iş ve işlemlerini bizzat da yapabilir. (Ek cümle:29/11/20187153/22 md.) Bakanlık veya İdare tarafından yapılan veya yaptırılan riskli yapı tespit, tahliye ve yıktırma masrafları, hisseleri oranında maliklerden 6183 sayılı Kanuna göre tahsil edilir.”
6.5) “Uygulama İşlemleri” başlıklı 6’ncı maddesi;
“… (12) Bakanlık, bu Kanunda belirtilen iş ve işlemlere ilişkin olarak TOKİ’ye veya İdareye yetki devrine ve bu iş ve işlemlerden hangilerinin TOKİ veya İdare tarafından yapılacağını belirlemeye yetkilidir…”
IV. KAMU DENETÇİSİ FATMA BENLİ YALÇIN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
7) Başvuranın iddia ve talepleri, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı
birlikte değerlendirildiğinde; başvurunun kabulü yönünde hazırlanan “Tavsiye Kararı Önerisi” Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
8) Başvuran, iş bu Kararın “I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ” başlıklı bölümünde 1 numaralı
paragrafta yer verildiği üzere inşaatını tamamlamış olduğu altı yıldır riskli alan sınırları içerisinde kalan ancak henüz herhangi bir işlem yapılmamış olan taşınmazına elektrik ve su aboneliği verilmesi talebinde bulunmaktadır.
9) İdarelerden alınan yazı ve eklerinin incelenmesinden;
9.1) Ordu İli, Fatsa İlçesi, Mahallesi sınırları içerisinde bulunan başvuru konusu alanın Çevre ve
Şehircilik Bakanlığının 29/5/2015 tarihli ve 4731 sayılı yazısı üzerine, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki
Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2’nci maddesine göre, mülga Bakanlar Kurulu’nun 22/7/2015 tarih ve 2015/7942 sayılı kararı ile riskli alan ilan edildiği,
9.2) Başvuru konusu alandaki uygulamalar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakanlık Makamı’nın
04/11/2015 tarih ve 10923 sayılı Olur’u ile Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın yetkilendirildiği,
9.3) Başvuranın 11/02/2021 tarihli dilekçesine, Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından 22/02/2021 tarih ve
sayılı yazı ile verilen cevapta “…Bakanlığımızın bu alanda sayı 17/02/2021 tarihli ve sayı 17/02/2021 tarihli yazılarına istinaden Kentsel Dönüşüm Projesi başlatıldığından riskli alanda hiçbir çalışmaya izin verilmemektedir. Su ve elektrik abonelik işlemleriniz İlçe Belediyesi sorumluluk alanında kaldığından İlçe Belediyesinin yetkisindedir.” açıklamasına yer verildiği,
9.4) Başvuru dilekçesi ekinde sunulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm
Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün gereği için Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’ne yazdığı 17/02/2021 tarih ve sayılı yazıda, başvuru konusu riskli alana ilişkin jeolojik ve jeoteknik durum, komşu ve civar parsellerin imar durumları, konumları, fiziki durumları, bulunduğu kentin ihtiyaçları, ekonomik şartlar da gözetilerek bedelleri Dönüşüm Projeleri Özel Hesabından karşılanmak üzere 1/5000 ölçekli
Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nın hazırlanmasının istenildiği,
9.5) İdarenin yazısı ekinde sunulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri
Genel Müdürlüğü’nün 03/05/2021 tarih ve sayılı yazısı ile imar planı değişiklikleri (1/5000 – 1/1000) ve kentsel tasarım projesi (1/1000) işlerinin yapılmasına ilişkin işlemlerin başlatıldığı,
9.6) 3 numaralı paragrafta yer verilen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yazısında da belirtildiği üzere “imar
durumu, ruhsatlandırma, yapı kullanma izin belgesi, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, kat mülkiyetinin kurulması ve diğer iş ve işlemlere ilişkin herhangi bir mağduriyete sebebiyet verilmemesi bakımından, anılan taşınmazın bahse konu “Riskli Alan” sınırları içerisinde kaldığı ve alana yönelik plan,
projelendirme çalışmaları ile yapım faaliyetleri öncesi fizibilite çalışmalarının devam ettiğine dair talep sahibinin bilgilendirilmesi, talebin devam etmesi halinde bilgilendirmenin yapıldığına dair talep sahibince de imzalanacak bir tutanağın tanzim edilmesinden sonra, söz konusu taleplerin mer’i mevzuat hükümleri kapsamında Belediye Başkanlığınca sonuçlandırılabileceği” anlaşılmıştır.
10) Afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve
sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenilemelere dair usul ve esasları belirlemek amacıyla çıkarılan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki
Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un “Tasarrufların kısıtlanması” başlıklı 4’üncü maddesinde, riskli alanlarda ve rezerv yapı alanlarında her türlü imar ve yapılaşma işlemlerinin geçici olarak durdurulmasına imkan tanınmış, Anayasa Mahkemesinin 27/2/2014 tarihli ve E. 2012/87, K.
2014/41 sayılı iptal kararı üzerine 6704 sayılı Kanun’un 22’nci maddesi ile 4’üncü maddede yapılan düzenlemede bu geçici sınırlamanın iki yıl olması, uygulamanın gerektirmesi halinde ise bu sürenin bir yıl daha uzatılabilmesi öngörülmüştür.
11) 6306 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin gerekçesinde; “Madde ile Kanunun öngördüğü iyileştirme,
yenileme ve dönüştürme iş ve işlemleri ile uygulamaların gerektirdiği ölçüde, taşınmaz mülkiyetine ve tasarrufuna ilişkin haklar bakımından getirilen kısıtlamalar düzenlenmektedir. Ayrıca, öngörülen maksadın gerçekleştirilmesini temin için, Kanunun uygulanması sırasında gerekmesi ve talep edilmesi hâlinde, riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara bazı hizmetlerin verilmeyeceği ve verilenlerin durdurulacağı hükme bağlanmaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.
12) Başvurunun konusu oluşturan 6306 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında ise
idarenin talep etmesi ve hak sahiplerinin görüşünün alınması suretiyle riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmeyeceği ve verilen hizmetlerin kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulacağı hüküm altına alınmıştır. Bahse konu 6306 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin üçüncü fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından norm denetimi yoluyla incelenmiş olup
27/02/2014 tarih ve E.2012/87, K.2014/41 sayılı kararda aşağıdaki gerekçelere yer verilmiştir:
“… Günümüz koşullarında elektrik, su ve doğal gaz gibi hizmetlerin verilmediği bir yapıyı kullanmak oldukça güçleşecektir. Dolayısıyla dava konusu kural, bireylerin mülkiyet hakkına bir sınırlandırma getirmektedir.
Dava konusu kurala ilişkin madde gerekçesinde, “öngörülen maksadın gerçekleştirilmesini temin için” sınırlamanın getirildiği ifade edilmiştir. Kanun’un 1. maddesinde, Kanun’un amacının afet riski altındaki alanlar ile bu alanlar dışındaki riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek üzere iyileştirme, tasfiye ve yenileme olduğu ifade edilmiştir. Kanun’un bu amacını gerçekleştirmesi öngörülen uygulamalar ise 3., 4., 5. ve 6. maddelerde düzenlenmiştir. Bu kapsamda ilk önce riskli yapıların tespiti, daha sonra bunlar üzerindeki tasarrufların kısıtlanması, bunların tahliyesi ve yıkımı ile diğer uygulama işlemleri yapılacaktır.
Belirtilen hususlar dikkate alındığında, dava konusu kuralla getirilen sınırlamanın amacının, uygulamaları devam ettirebilmek için riskli yapıların tahliye edilmesi konusunda bireylerin zorlanması olduğu anlaşılmaktadır. Kanunla öngörülen afet riski altındaki alanların yeniden yapılandırılması nihai amacına ulaşılabilmesi için, böyle bir sınırlama öngörülmesinde kamu yararı bulunmaktadır.
Bununla birlikte kamu yararı amacının bulunması Anayasa’ya uygunluk için yeterli olmayıp sınırlamanın ölçüsüz olmaması da gerekir. Uygulamanın “tahliye ve yıkım” aşamasında, kendi iradeleriyle yapıyı terk etmeyen bireylerin, zor kullanma yerine elektrik, su ve doğal gaz hizmetleri verilmeyerek tahliyeye
zorlanmaları makul görülebilir. Ancak anılan hizmetlerin verilmesinin durdurulmasından önce bireylerin yeni bir barınma yeri temin edebilmeleri ve kendi iradeleriyle yapıyı tahliye etmeleri için bilgilendirilmiş olmaları ve kendilerine bunları yapabilmeleri için yeterli imkânın tanınmış olması gerekir.
Dava konusu kuralla, sınırlamanın uygulanmasından önce bir uyarı (ihtar) mekanizması öngörülmemiştir.
Bununla birlikte Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, “uygulamaya başlanmadan önce”, riskli yapıların yıktırılması için, bu yapıların maliklerine altmış günden az olmamak üzere süre verileceği, bu süre içinde yapı, malik tarafından yıktırılmadığı takdirde, yapının idari makamlarca yıktırılacağı belirtilerek ve tekrar süre verilerek tebligatta bulunulacağı, verilen bu süre içinde de maliklerince yıktırma yoluna gidilmediği takdirde, bu yapıların insandan ve eşyadan tahliyesi ile yıktırma işlemlerinin ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacağı kurala bağlanmıştır. Kanun uyarınca yapılacak uygulamalara başlanmadan önce bireylere iki defa uyarıda bulunulduktan sonra yapıların tahliyesi ve yıktırılmasının söz konusu olacağı, dava konusu kuralda belirtilen hizmetlerin durdurulmasının ancak bu aşamada gündeme gelebileceği anlaşılmaktadır. Kendilerine bu şekilde gerekli uyarılar yapılıp yapıyı tahliye etmek ve yıktırmak için yeterli imkân tanınmış olan bireylerin, zor kullanmak yerine bazı hizmetlerin verilmesinin durdurulması suretiyle can ve mal güvenliği yönünden risk taşıyan yapılardan tahliyeye zorlanmalarının ölçüsüz bir sınırlama olduğu söylenemez.
…
Öte yandan dava konusu kuralla mahallî idareler sürecin dışında bırakılmamış, bunların talep etmesi hâlinde de riskli alanlardaki yapılar ile riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmeyeceği ve verilen hizmetlerin kurum ve kuruluşlar tarafından durdurulacağı düzenlenmiştir. Bununla birlikte, Kanun’un 6.
maddesinin (12) numaralı fıkrası uyarınca, mahallî idareler bu yetkilerini ancak Bakanlık tarafından yetkilendirilmeleri hâlinde kullanabileceklerdir.
Açıklanan nedenlerle ve Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “…Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi hâlinde…” ibaresinin incelenmesi sırasında belirtilen gerekçelerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2., 5., 7., 13., 35., 56., 57., 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.”
13) Norm denetimi yoluyla incelenen 6306 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrasına ilişkin ise
Anayasa Mahkemesi’nin bahse konu 27/02/2014 tarih ve E.2012/87, K.2014/41 sayılı kararında aşağıdaki
gerekçelere yer verilmiştir:
“… Mülkiyet hakkına müdahaleden, diğer bir ifadeyle bu hakkın sınırlandırılmasından söz edilebilmesi için, mutlaka bireylerin mülkiyetlerinden tamamen yoksun bırakılmaları gerekmez. Mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu şey üzerinde “kullanma”, “yararlanma” ve “tasarruf” yetkileri veren bir haklar demetidir.
Bireylerin, taşınmazları üzerinde yapı yapabilmeleri de, onların mülkiyet hakkından doğan bu yetkileri kapsamındadır. Dava konusu kural, bireylere ait taşınmaz mallar üzerindeki imar ve yapılaşma işlemlerinin durdurulmasını düzenlediğinden, bireylerin mülkiyet haklarının sınırlandırıldığında kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, madde gerekçesinde de, dava konusu kuralla taşınmaz mülkiyetine kısıtlamalar getirildiği açıkça ifade edilmiştir.
Kanun’un genel ve madde gerekçeleri ile amacı birlikte değerlendirildiğinde, Kanunla nihai olarak afet riski altındaki yerleşim merkezlerinin bulundukları yerlerde dönüştürülmeleri, mümkün olmazsa başka yerlere nakledilmelerinin hedeflendiği, dava konusu kuralla, belirli bir proje dâhilinde bütünlüklü olarak yürütülmesi gereken bu uygulamalar sırasında projeye aykırı yapılaşma yapılmasını engellemek için geçici
olarak uygulamaya konu alanlarda ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlarda imar ve yapılaşma işlemlerinin geçici olarak durdurulduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir amacın, “kamu yararı” taşıdığı açıktır.
Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM), şehir planlarının uygulanması bakımından inşaat
yasağı konulmasında kamu yararı bulunduğunu kabul etmektedir (ELIA S.r.l./İtalya, 1.8.2001, B. No:
37710/97, § 77).
Bununla birlikte kuralın kamu yararı amacı taşıması, Anayasa’ya uygunluk bakımından yeterli olmayıp kuralla getirilen sınırlamanın ölçüsüz olmaması, ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında adil bir dengeyi bozmaması da gerekir.
Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında, uzun süren imar yasaklarının ölçüsüz olduğu ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. AİHM içtihatlarında da, birey üzerine aşırı yük yüklenip yüklenmediği, bunun sonucu olarak kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında adil dengenin sağlanıp sağlanmadığı incelenirken, imar yasaklarının uzun süre devam etmesi ve yasağın süresinin belirsiz olması dikkate alınan hususlar arasında yer almaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23.10.1982, B. No:7151/75, § 73-74; ELIA S.r.l./İtalya, § 82, 83).
Kuralda, imar ve yapılaşma yasağının, “Kanun kapsamındaki proje ve uygulamalar süresince” devam edeceği belirtilmiştir. Bununla birlikte, Kanun’da, Kanun kapsamındaki proje ve uygulamaların azami süresini gösteren bir kurala yer verilmemiştir. Dolayısıyla, kural uyarınca uygulanacak imar yasağının süresinin öngörülebilir azami üst sınırı bulunmamaktadır. Bireyin üzerine aşırı yük yüklenmesine neden olabilecek bu durum, Anayasa’nın 13. maddesinde temel hakların sınırlandırılmasının ölçütleri arasında yer verilen “ölçülülük” ilkesine aykırılık oluşturabilecek ve böylece kamu yararı ile bireyin yararı arasında kurulması gereken dengeyi bozabilecek niteliktedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…”
14) Özgür Birey, Güçlü Toplum; Daha Demokratik Bir Türkiye” vizyonu doğrultusunda 2 Mart 2021
tarihinde kamuoyu ile paylaşılan ve KDK raporlarının eylem planında dikkate alındığı ifade edilen
İnsan Hakları Eylem Planı’nda da vurgulandığı üzere hukuk devletinin temel ilkelerinden biri hukuk güvenliği ilkesidir. Bu ilkeye göre, hukuk kuralları hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, öngörülebilir, anlaşılır ve uygulanabilir olmalı, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı da koruyucu birtakım güvenceler içermelidir.
Öngörülebilirlik ilkesi, hukuk güvenliği ilkesi ile de doğrudan bağlantılıdır. Bireyler, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu otoritesine hangi müdahale yetkisini sağladığını, önceden bilecek durumda olmalıdır. Hukuki öngörülebilirliğin tam olarak sağlandığı bir sistem aynı zamanda bireylere hukuk kurallarının mutlaka hayata geçirileceği güvencesini verir. Hukuk, kişilerin makul ve haklı beklentilerini öngörülebilir kurallarla karşıladığı ölçüde güven verir. Bireylerin haklı beklentilerinin hukukun koruması altında olabilmesi için idarenin işlemlerine karşı yapılan başvurularda bireylere hızla ve tatmin edici cevap verilmesi, bürokrasinin azaltılması ve idareden kaynaklanan sebeplerle hukuka aykırı olan işlemin maliyetinin kişilere yüklenmemesi gerekmektedir.
(İnsan Hakları Eylem Planı, s. 44-45)
15) İnsan Hakları Eylem Planı’nda mülkiyet hakkının imar uygulamaları ve parselasyon işlemleri esnasında
daha etkin bir şekilde korunması amacıyla şeffaflık, hesap verilebilirlik ve objektiflik ilkeleri çerçevesinde uygulama birliğinin sağlanması hedeflenmiştir. “Mülkiyet Hakkının Daha Etkin Korunması” amacına matuf olarak imar planı izleme ve denetleme sistemi oluşturularak parselasyon işlemlerine ilişkin İmar
Kanunu’nun 18’inci maddesi uygulamasından kaynaklı olarak vatandaşların yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi; hukuki öngörülebilirlik ve belirliliğin güçlendirilmesi için imar planlarındaki değişikliklerden
kaynaklı uygulamada yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla gerekli tedbirlerin alınması gibi faaliyetler öngörülmüştür. (İnsan Hakları Eylem Planı, s. 95-100)
16.1) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’da yer alan temel hakların sınırlandırılması bakımından
“ölçülülük” ilkesi, önemli bir ilke olarak karşımıza çıkmaktadır. Mülkiyet hakkı özelinde AİHM içtihadına bakıldığında, 1982’de Sporrong ve Lönnroth davasıyla adil dengenin kurulması gerekliliği sınırlamanın sınırı olarak kabul edilmiştir. Uzun süreli kamulaştırma şerhleri ile imar yasaklarına ilişkin bu davada
Mahkeme toplumun genel yararının gerekleri ile bireylerin temel haklarının korunması arasında adil bir denge kurulup kurulmadığına karar vermesi gerektiğini belirlemiştir. AİHM’e göre, bu denge arayışı
Sözleşmenin bütününde mündemiçtir.
16.2) Taraf Devletlerin şehir planlaması politikalarını uygulamak için geniş bir takdir marjından
yararlanmaları gereği doğal ise de, Mahkeme, Taraf Devletlerin bu takdir marjını denetleme yetkisine sahip olup gerekli dengenin başvurucuların mülkiyetlerinden yararlanma haklarına uygun olarak kurulup kurulmadığına karar vermelidir. “Ölçülülük ilkesi” bağlamında, mülkiyetten yoksun bırakılma sonucunu doğuran müdahale için, başvurulan “araç” ile güdülen “meşru amaç” arasında “makul” ve “dengeli” bir orantılı ilişkinin olup olmadığı sorgulanmaktadır. Mülkiyet hakkı müdahalesine maruz kalan başvurucunun
“olağan dışı ve aşırı” bir külfet altına sokulması halinde “adil denge” bozulacaktır. Dolayısıyla AİHM hakların sınırlandırılmasında ölçünün aşılıp aşılmadığını tartarken bir çeşit dengeleme muhakemesi yürütmektedir. Terazinin bir kefesinde sınırlamayı gerektiren kamusal yarar/çıkar ve bu çıkarın gerçekleştirilmesi için tercih edilen sınırlama aracı/önlemi koyulurken, terazinin diğer kefesine ise hakkı sınırlanan başvurucunun çıkarı koyulmaktadır. (Mülkiyet Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel
Başvuru El Kitapları Serisi – 6, Doç. Dr. H. Burak GEMALMAZ, Avrupa Konseyi, 2018, s. 139-140)
17) Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde başvuru değerlendirildiğinde, öncelikle 6306 sayılı
Kanun’un 4’üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında riskli alanlarda imar ve yapılaşma işlemlerinin iki yıl geçici olarak durdurulması ve uygulamanın gerektirmesi halinde bu sürenin bir yıl daha uzatılması öngörüldüğü, buna karşın 09/08/2015 tarihinde riskli alan ilan edilen başvuranın taşınmazının da bulunduğu
Ordu ili Fatsa ilçesi Mahallesi’ndeki taşınmazlara uygulanan imar ve yapılaşma kısıtlamasının öngörülen bu sürenin oldukça aşıldığı tespit edilmiştir. İdare tarafından Kurumumuza sunulan bilgi ve belgelerden 2021 yılı içerisinde tesis edilen işlemlerle başvuru konusu riskli alandaki imar planı ve uygulamalarına ilişkin işlemlerin hızlandırıldığı görülmekte ise de bu işlemlerin halen devam ediyor olması ve ne zaman ne şekilde sonuçlanacağının öngörülememesi, başvuranın taşınmazı üzerindeki kısıtlamaların işlemler sonuçlanana kadar ucu açık bir şekilde devam ettirilmesini haklı kılmamaktadır.
18) Ayrıca idarenin yazısı ekinde sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, başvuranın mülkiyetindeki
taşınmazın zemin yapısının can ve mal kaybına yol açma riski taşıması nedeniyle veya taşınmaz üzerinde inşa ettirilen binanın riskli yapı olması nedeniyle tahliye ve yıkım işlemlerinin gerçekleştirilmesi gerektiği tespitine ilişkin bir bilgi veya belge de Kurumumuza sunulmamıştır. Yukarıda belirtilen Anayasa
Mahkemesi kararında da yer verildiği üzere Kanun’un 5’inci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen gerekli uyarı mekanizmaları işletildikten sonra riski yapıların tahliyesi ve yıkımı aşamasında gündeme gelen kendi iradeleriyle yapıyı terk etmeyen bireylerin, zor kullanma yerine elektrik, su ve doğal gaz hizmetleri verilmeyerek tahliyeye zorlanmaları tedbiri makul görülebilir ise de başvurunun incelenmesi kapsamında herhangi bir tahliye ve yıkım işlemi değil, yeni inşa edilen bir yapının kullanılabilmesi talebini içeren somut durumun dikkate alınması ve buna göre değerlendirme yapılması gerektiği açıktır.
19) Nitekim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 30/06/2021 tarih ve sayılı yazısında da; “… Söz
konusu “Riskli Alan”daki uygulama yetkisine istinaden Belediye Başkanlığınızca yürütülen uygulamalar
/
çerçevesinde; imar durumu, ruhsatlandırma, yapı kullanma izin belgesi, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, kat mülkiyetinin kurulması ve diğer iş ve işlemlere ilişkin herhangi bir mağduriyete sebebiyet verilmemesi bakımından, anılan taşınmazın bahse konu “Riskli Alan” sınırları içerisinde kaldığı ve alana yönelik plan, projelendirme çalışmaları ile yapım faaliyetleri öncesi fizibilite çalışmalarının devam ettiğine dair talep sahibinin bilgilendirilmesi, talebin devam etmesi halinde bilgilendirmenin yapıldığına dair talep sahibince de imzalanacak bir tutanağın tanzim edilmesinden sonra, söz konusu taleplerin mer’i mevzuat hükümleri kapsamında Belediye Başkanlığınca sonuçlandırılabileceği…” belirtilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Bakanlık Makamı’nın 04.11.2015 tarih ve sayılı Olur’u ile 6306 sayılı Kanun’un “Uygulama
İşlemleri” başlıklı 6’ncı maddesi kapsamında Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne yetki devri yapılmış olması ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 30/06/2021 tarih ve sayılı yazısındaki; yapı kullanma izin belgesi, işyeri açma ve çalışma ruhsatı, kat mülkiyetinin kurulması ve diğer iş ve işlemlere ilişkin taleplerin mer’i mevzuat hükümleri kapsamında Belediye Başkanlığınca sonuçlandırılabileceği yönündeki açıklamalar dikkate alındığında Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin başvuru konusu ile ilgili işlem yapma yetkisinin bulunduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin riskli alandaki somut tespit ve koşulları dikkate alarak, başvuru sahibine başvuru konusu talep karşılansa bile riskli alana ilişkin çalışmalar tamamlandığında yıkım ve tahliye işlemleri de dahil olmak üzere alınabilecek muhtemel yasal tedbirlere ilişkin gerekli bilgilendirmeyi yapacak ve bilgilendirmeyi başvuranın imzası ile birlikte tutanağa bağlayacak şekilde başvuru konusu talebi incelemesi ve inceleme sonucuna göre işlem tesis etmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Bu durumda, riskli alana ilişkin işlemler tamamlanana kadar – yıkım dahil olası sonuçlar hakkında baştan bilgilendirilmiş olan- başvurucunun maliki olduğu taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkını kullanması mümkün olabilecektir.
20) Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde, başvuruya
konu taşınmazın “Riskli Alan” sınırları içerisinde kaldığı ve alana yönelik plan, projelendirme çalışmaları ile yapım faaliyetleri öncesi fizibilite çalışmalarının devam ettiği anlaşılmakla birlikte, başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile gerçekleştirilmesinde kamu yararı bulunan riskli alanlardaki yapıların dönüştürülmesine duyulan ihtiyaç arasında kurulan dengenin, sınırlamanın yasa ile öngörülen sürenin oldukça üzerinde sürmesi ve başvurucunun maliki olduğu taşınmaz açısından bu sınırlamanın ucu açık bir şekilde devam etmesini haklı kılabilecek nitelikteki gerekçelerin varlığının inceleme kapsamında tespit edilememesi nedeniyle başvuran mülkiyet hakkını ihlal edecek şekilde bozulduğu tespit edilmiştir. Bu itibarla, 3 numaralı paragrafta yer verilen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yazısında da vurgulandığı üzere hak sahiplerinin mağduriyetlerine yol açılmaması amacıyla, başvuranın evinin etrafındaki hali hazırda kullanılmaya devam edilen evlerin de bulunduğu dikkate alınarak, riskli alana ilişkin işlemler tamamlanana kadar başvuranın mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazından faydalanabilmesi için, Bakanlığın öngördüğü yazılı bilgilendirmenin yapılması ve bilgilendirmenin başvuranın da imzasını içerecek şekilde tutanağa bağlanması kaydıyla gerekli iş ve işlemlerin tesis edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
21) İyi yönetim ilkelerine, 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiştir. Söz konusu ilkeler yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; başvuru kapsamında ilgili idarelerden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, ancak başvuru konusu ile ilgili yürütülen işlemlerde “makul sürede karar verme” ve “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı anlaşılmış olup, idarenin bu ilkelere uyması beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
22) 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca tavsiye
kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden (varsa) arta kalan sürede Ordu İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
İlgili mevzuat hükümleri, yukarıda yer verilen açıklamalar ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN
KABULÜNE,
Başvuranın mülkiyetindeki taşınmazı kullanabilmesi talebine yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın
Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne verdiği yetki çerçevesinde, başvuru konusu riskli alanda bulunan taşınmaza ilişkin imar ve yapılaşma işlemleri ile bazı kamu hizmetlerinin durdurulmasına ilişkin tedbirlere ihtiyaç bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, başvuru konusu riskli alandaki somut tespit ve koşullar dikkate alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yazısında belirtilen taşınmazın riskli alan içerisinde bulunması nedeniyle uygulanabilecek yasal tedbirlere ilişkin bilgilendirmenin yapılması ve bilgilendirmenin başvuranın da imzasını içerecek şekilde tutanağa bağlanması suretiyle başvuru konusu talebin incelenmesi ve inceleme sonucuna göre işlem tesis edilmesi hususunda ORDU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE
BAŞKANLIĞI’NA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
Kararın BAŞVURAN ve ORDU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA tebliğ edilmesine, Kararın bir örneğinin bilgileri için ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞI ve FATSA BELEDİYE
BAŞKANLIĞINA İLETİLMESİNE,
6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanlığı
tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi