onecikan-yargitay

ÖZET: Uyuşmazlık, davacının Bağ-Kur sigorta başlangıç tarihinin 21.10.1996 olarak tespitine ilişkindir. Davacı, 1996 yılında büfe işletmeciliği yaptığını ve sigorta kaydının yapılmadığını belirterek, sigorta başlangıç tarihinin düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı Kurum, başvurunun 04.10.2000 tarihinden sonra yapıldığı gerekçesiyle talebin reddedildiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, davayı reddetmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi, davacının hukuki yararının bulunduğunu ve sigorta başlangıç tarihinin tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Mahkeme, davacının 21.10.1996 tarihinden itibaren çalıştığını gösteren belgelerin mevcut olduğunu, ancak eksik inceleme nedeniyle davanın reddedildiğini tespit etmiştir. Bu bağlamda, davacının talebinin hukuki yarar açısından değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, davacının sigorta başlangıç tarihinin tespitine yönelik talebinin kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesinde hukuki yararın önemini vurgulamaktadır.

10. Hukuk Dairesi         2024/11747 E.  ,  2024/13844 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
    SAYISI : 2024/307 E., 2024/544 K.

    İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 21.10.1996 tarihinden itibaren kendi nam ve hesabına çalışmakta olduğunu, 1996 yılında ilk olarak büfe işletmeciliği yaptığını ve vergi kaydını açtırdığını, zorunlu sigorta kapsamında davacının Bağ-Kur kaydının sisteme ve kayıtlara yansımadığını, davalı Kuruma başvuru yaptıklarını ancak Kurum tarafından olumlu yada olumsuz bir cevap verilmediğini, 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunla 1479 sayılı Kanunda yapılan değişiklikte de; gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan gelir vergisi mükellefi olanlar mükellefiyetin başlangıç tarihinden itibaren gelir vergisinden muaf olanlarla vergi kaydı bulunmayanlarda Esnaf ve Sanatkar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayıldığını beyanla davacının sigorta başlangıç tarihinin 21.10.1996 yılı olarak düzeltilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının Kuruma 12.10.2022 tarihinde müracaatı ile tescil kaydının 21.10.1996 yılına çekilip çekilemeyeceğini talep ettiğini, buna istinaden 09.12.2022 tarih ve 57645660 sayılı cevabi yazı ile 04.10.2000 tarihinde başlayan Bağ-Kur tescilinin 21.10.1996 tarihine çekilme talebinin, Kurumca çıkarılan 619 sayılı K.H.K.’nın yürürlük tarihi olan 04.10.2000 sonrasındaki tarihte (11.08.2001) başvurusundan dolayı geriye çekilemeyeceği konusunda ret cevabı verildiğini ve herhangi bir işlem yapılmadığını, Kurumun herhangi bir kusur veya ihmalinin olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin 15.06.2023 tarihli kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    İlk Derece Mahkemesinin 15.06.2023 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 30.11.2023 tarihli kararı ile “..Uyuşmazlık konusu, davacının Bağ-Kur sigorta başlangıcının 21.10.1996 olduğunun tespiti davasıdır. 01.10.2022 tarihinde başvuruda bulunduğu, Kurumca 09.12.2022 tarihinde cevap verildiği anlaşılmakla dava şartı yerine getirilmiştir.
    Davacı, 21.10.1996 tarihinden itibaren kendi nam ve hesabına çalıştığına dair vergi levhası yoklama fişi ve vergi ceza ihbarnamesi bulunduğu, anılan tarihte Side garaj içinde büfe işletmecisi kaydı olduğu, oda kaydı olmayıp vergi kaydının 02.07.1999 da başladığı anlaşılmaktadır. Talep yönüyle 02.08.2003 itibaren altı ay içinde Kuruma başvuruda bulunulması, 20.04.1982 ile 04.10.2000 tarihleri arasında vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin prim borçlarının da tebliğinden itibaren bir yıl için ödemesi gerektiği, davacının bu kapsamda talebi, başvurusu veya ödemesi bulunmadığı, Bağ-Kur giriş bildirgesinin 11.08.2001 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal ettiği, 1479 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18 madde düzenlemesine göre 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescil yaptırmayanların sigorta hak ve mükellefiyetlerinin 04.10.2000 tarihinde başlatılacağı, davacının 16.07.2018 tarihinde 7143 sayılı Kanun kapsamında yapılandırma başvurusu yaptığı, dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuki gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
    V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
    Bölge Adliye Mahkemesinin 30.11.2023 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, “…davacının 02.08.2003 tarihinden önce, 11.08.2001 tarihinde Kuruma intikal eden başvurusu ve 08.10.2001 tarihinde prim ödemesinin bulunduğu sabit olduğundan, İlk Derece Mahkemesince yukarıda yapılan belirlemeler ışığında karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..”gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kabulü ile davacının sigorta başlangıç tarihinin 21.10.1996 olduğunun tespiti ile kaydın düzeltilmesine karar verilmiştir.
    VI. TEMYİZ
    A. Temyiz Sebepleri
    Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; davacının sigortalılık başlangıcının 21.10.1996 tarihine çekilme talebinin Kurumca çıkarılan 619 sayılı KHK’nın yürürlük tarihinden sonra başvurusu sebebiyle geriye çekilemeyeceğini, davanın açılmasına Kurumun sebep olmadığını beyan etmektedir.
    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalılığının ve başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir.

    Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle hukuki yarar ve sigortalılık başlangıcı kavramlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Medeni usul hukukunda hukuki yarar, Mahkemeden hukuksal korunma istemi ile bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya Mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunmasıdır.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun’da öğreti ve yargısal kararları uygulaması aynen benimsenerek, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.
    Bilindiği üzere Mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar … davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır.
    Tespit davaları, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup, konusunu hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının Mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.
    Uyuşmazlıktaki tespit istemi 1479 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıcı kavramına dayalı olup, istemde hukuki yarar bulunup bulunmadığının açığa kavuşturulması yönünde bu konuya kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.
    Sigortalılık başlangıç tarihi, talep eden açısından Kanun kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirecek biçimde ilk defa çalışmaya başladığı tarih olmakla birlikte, sigortalı açısından önemi “sigortalılık süresi” yönünden taşıdığı değerdir.
    Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası bir (1) günlük çalışmanın tespiti niteliğinde olduğundan hizmet tespiti davasının bir türüdür. Bu dava türleri hizmet tespiti davaları gibi kamu düzenine ilişkindir.
    01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı Kanunu’nda uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 108. maddede “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.
    Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ayrıca 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’da uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 38. maddede “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; sigortalının, mülga 02.06.1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanunu’na, mülga 04.02.1957 tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında Kanuna, 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’na, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’na ve 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Geçici 20. maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklıdır.
    Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dâhil edilir.
    Aylık bağlama işlemlerinde dikkate alınan sigortalılık süreleri, sigortalılığın başlangıç tarihi ile sigortalının aylık bağlanması için yazılı istekte bulunduğu, aylık bağlanması için istekte bulunmayan sigortalılar için ise ölüm tarihi arasında geçen süredir. 4. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından sigortalılık süresi; sigortalılığın başlangıç tarihi ile 48. maddeye göre yetkili makamdan emekliye sevk onayının alınarak görevi ile ilişiğinin kesildiği ayın son günü arasında geçen süredir.
    Vazife malûllüğü aylığı almakta iken çalışmaya başlamaları nedeniyle haklarında uzun vadeli sigorta hükümleri uygulananlar için malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında esas alınacak sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı ve prime esas kazancın hesaplanmasında, vazife malûllüğü aylığı bağlandığı tarihten önceki süreler dikkate alınmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
    506 sayılı Kanun’un 108. maddesi ve 5510 sayılı Kanun’un 38. maddesi değerlendirildiğinde sigorta başlangıcının yaşlılık aylığından yararlanma şartları arasında olan “sigortalılık süresini” doğrudan etkilediği görülmektedir. Ne var ki 02.09.1971 tarihli 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanun’u ve 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigorta başlangıcının talep eden açısından hukuki sonucu olarak “sigortalılık süresini” belirlemesi yönünden etkisi bulunmamaktadır. Çünkü her iki kanun kapsamında da yaşlılık aylığına hak kazanmak için sigortalılık süresi değil primi ödenmiş günler asıldır.
    Somut olay bakımından davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında talep ettiği 1 günlük hizmet tespitinin yaşlılık aylığı bağlanırken herhangi bir katkısı olmayacağından hukuki yararı bulunmamaktadır (HGK 31.05.2017 t. 2015/21-840 E., 2017/1042 K.).
    Eldeki davada, hukuki yarara ilişkin yukarıda yapılan açıklamalar gereğince 1479 sayılı Kanun’a dayalı sigortalılık tespiti davalarında; sigorta başlangıcının belirlenmesinde hukuki yarar bulunmaması nedeniyle bu Kanun kapsamında sigorta başlangıç tarihinin tespitinin istenemeyeceği hususu doğru ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hâkimin davayı aydınlatma ödevi” başlıklı 31. maddesi ile “Tarafların Dinlenilmesi” başlıklı 144. maddesi kapsamında, Mahkemece davacı tarafa talebinin hangi tarihler arasındaki sürelere ilişkin olduğu açıklattırılarak, uyuşmazlık konusu kesin olarak belirlenmeli, bu nedenle davacının talebinin 1479 sayılı Kanun kapsamında sigorta başlangıç tarihinin tespiti mi yoksa bu tarihten itibaren devam eden sigortalılık tespiti mi olduğu hususu davacıdan sorulup açıklattırılmalı, talep sigorta başlangıç tarihinin tespiti ise Mahkemece hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmeli; talep sigortalılık sürelerinin tespiti ise sigortalılık koşulları 1479 sayılı Kanun’un 24 ve 25. maddeleri kapsamında araştırılarak davacının 02.08.2003 tarihinden önce, 11.08.2001 tarihinde Kuruma intikal eden başvurusu ve 08.10.2001 tarihinde prim ödemesinin bulunduğu gözetilmek suretiyle talep hakkında karar verilmelidir.
    Öte yandan davacı adına 21.10.1996 tarihinde Büfe İşletmeciliği işinden vergi levhası ile Manavgat Vergi Dairesi tarafından düzenlenen 25.10.1996 tarihli Yoklama Fişi bulunmasına rağmen yargılama sırasında davacının Manavgat Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından davacının ilk kez 02.07.1999 – 31.12.2003 tarihleri arasında Araç Kiralaması faaliyetinden dolayı vergi mükellefi olduğunun bildirilmesi karşısında, Mahkemece davacının 21.10.1996 tarihinden itibaren Büfe İşletmeciliği işinden vergi kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması, vergi kaydına dayalı olarak sigortalılık süresinin netleştirilmesi suretiyle hüküm kurulmalıdır.
    Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

    VI. KARAR
    Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
    Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,
    25.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.