ÖZET: Bu karar, Sincan Çocuk Cezaevinde 21/12/2018 tarihinde meydana gelen olaylarla ilgili olarak, çocukların işkence ve kötü muameleye maruz kalıp kalmadığına dair yapılan başvurular üzerine alınmıştır. Başvuruda, çocukların sağlık durumlarına ilişkin tedbirlerin zamanında alınıp alınmadığı ve güvenli bir ortamda şikayetlerini iletip iletemedikleri sorgulanmıştır. İncelemeler sonucunda, olayların çocuklar arasında yaşanan bir çatışma nedeniyle geliştiği, infaz koruma memurlarının müdahalesinin ise orantılı olduğu ve çocukların sağlık durumlarına ilişkin tedbirlerin zamanında alındığı tespit edilmiştir.

Ayrıca, çocukların istek ve şikayetlerini iletebilecekleri güvenli bir ortamın mevcut olduğu, şikayet kutularının bulunduğu ve resmi makamlara ulaşabilecekleri yolların sağlandığı belirtilmiştir. Sonuç olarak, başvuruya konu diğer talepler reddedilmiş, ancak Adalet Bakanlığına, adli tıp raporlarının İstanbul Protokolü’ne uygun olarak hazırlanması ve cezaevindeki şiddet olaylarına müdahale konusunda personelin eğitilmesi hususunda tavsiyelerde bulunulmuştur.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2019/4716-S.6967

BAŞVURU NO : 2019/34

KARAR TARİHİ : 24/06/2019

KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : ADALET BAKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : 21/12/2018 tarihinde Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda gerçekleşen olaylar ve yapılan müdahale hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 02/01/2019

I.BAŞVURANLARININ İDDİA VE TALEPLERİ

1) Kurumumuza yapılan başvurularda özetle, 21/12/2018 tarihinde Sincan Çocuk Cezaevinde 14

CİKM ve 7 çocuğun yaralandığı şeklinde basına yansıyan haberler olduğu belirtilerek, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ve yargı kararları çerçevesinde, çocukların işkence ve kötü muameleye maruz kalıp kalmadıkları ve yaşanan olaylar sonrasında çocukların sağlık durumlarına ilişkin tedbirlerin zamanında ve gereği gibi alınıp alınmadığı, çocukların bu yönde iddialarını paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturulup oluşturulmadığı hakkında Kurumumuz tarafından yerinde inceleme yapılması, görevliler, mağdurlar ve tanık çocuklar ile görüşme yapılması, çocukların ruhsal ve bedensel sağlıklarına dair ne tür önlemlerin alındığının öğrenilmesi, gelecekte benzer şiddet olaylarının tekrarlanmaması için uluslararası standartlara uygun, bağımsız kuruluşların izleme çalışmalarını gerçekleştirmesi, şiddet gördüğü iddia edilen çocukların ivedilikle haklarına erişimi için sivil toplum kuruluşlarından oluşturulan bir heyet tarafından ziyaret gerçekleştirilmesi talebiyle

Kurumumuza başvurmuşlardır.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2) Kurumumuzun 15/01/2019 tarihli ve sayılı ve 09/04/2019 tarihli ve sayılı bilgi-

belge isteme yazılarına cevaben gönderilen Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün 08/03/2019 tarihli ve sayılı ve 07/05/2019 tarihli ve sayılı yazılarında

özetle:

2.1) “Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda iddia edilen olayların yaşandığı bütün

kamera kayıtları (olayın yaşandığı alanlar başla olmak üzere ve sağlık kontrolünün yapıldığı mekânlar da dâhil olmak üzere) ile ilgili olarak; 21/12/2018 tarihinde anılan Kurumun No’lu ünitesinde

yaşanan olaya ilişkin kamera kayıtlarının CD’ye aktarılarak ekte gönderildiği, 21/12/2018 tarihindeki söz konusu olaya ilişkin tüm revir ve hastane kayıtları ile raporlarının ekte gönderildiği, 21/12/2018 tarihinde anılan Kurumda görevli olan tüm personelin açık kimlik bilgileri ve yürütülen idari soruşturma kapsamında alınan ifadeleri ile olaya karışan 7 hükümlü çocuğun açık kimlik bilgileri ve disiplin soruşturması kapsamında alınan ifadelerinin gönderildiği,

2.2) Akran zorbalığı söz konusu ise bunu engellemeye yönelik alınan tedbirler ile olaya karışan

çocuklar hakkında herhangi bir disiplin işlemi yapılıp yapılmadığı hususundaki bilgi ve belgelere ilişkin olarak ise; “Ceza infaz kurumlarında risk değerlendirmesini de içine alan hükümlülere yönelik tüm çalışmaların bütünsel ve nitelikli yürütülmesine yönelik kapsamlı, ölçme, değerlendirme ve denetlemeyi de içinde barındıran bireyselleştirilmiş iyileştirme sisteminin (BİSİS) geliştirildiği, Ayrıca, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un II inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “Oniki- onsekiz yaş grubu çocuklar, cinsiyetleri ve fiziki gelişim durumları göz önüne alınarak bu kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılır.” hükmü uyarınca anılan

Kurumda da çocukların durumlarına uygun olarak yaş, cinsiyet, suç türü ve fiziksel gelişimlerine göre sınıflandırılarak idare ve gözlem kurulu tarafından durumlarına uygun şekilde ünitelerine yerleştirildiği, 21/12/2018 tarihinde meydana gelen olay öncesinde çocukların durumlarına uygun şekilde yerleştirildikleri, olaya karışan çocukların akran zorbalığına maruz kalmadıkları, ancak çocukların yaş ve ergenlik dönemi özellikleri dikkate alındığında olayın başlamasının ardından birbirlerinden etkilendikleri ve bu sebeple infaz ve koruma memurlarına direnç gösterdikleri,

2.3) “Çocuklar hastaneye götürüldü mü? Götürülmedi ise bu karar çocuklarla birlikte mi alındı?

Çocukların (ceza infaz kurumu görevlilerinden kaynaklanabilecek) kötü muamele ve işkence iddialarını paylaşabilecekleri güvenli ortamlar mevcut mu?” hususu ile ilgili olarak; 21/12/2018 tarihinde anılan Kurumda meydana gelen olay sonucunda, olaya karışan tüm suça sürüklenen çocukların kurum revirinde, 112 Acil Servis doktoru ve Sincan Kampüs Devlet

Hastanesinde görevli uzman doktor nezaretinde kurum aile hekimince muayenelerinin yapıldığı, daha sonra çocukların gerekli tetkik ve tedavilerinin yapılması amacıyla Sincan Kampüs Devlet Hastanesine sevk edildiği ve yapılan muayeneleri sonucunda anılan Kuruma geri getirildikleri, Öte yandan; 22/01/2007 tarihli ve 45/1 sayılı Genelge’nin Beşinci Bölüm “Güvenlik” kenar başlıklı 3 üncü maddesinde yer alan “Hükümlü ve tutukluların istek ve şikâyetlerini ilgili mercilere ulaştırabilmesi için kurumun uygun yerlerine şikayet kutuları konulacaktır. Kutular sorumlu infaz koruma başmemuru tarafından açılarak dilekçeler veya zarflar incelenmeksizin kurum en üst amirine iletilecektir” hükmü uyarınca anılan Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan suça sürüklenmiş çocukların kötü muamele iddiaları ile istek ve şikayetlerini ilgili mercilere ulaştırabilmeleri amacıyla rahatlıkla ulaşabilecekleri yerlerde istek ve şikayet kutularının bulunduğu, Kaldı ki; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Hükümlü tarafından resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir.” hükmü uyarınca denetime tabi olmaksızın kapalı zarf gönderilebildiği,

Suçu sürüklenmiş çocukların, gerek cezaevlerinden sorumlu Cumhuriyet savcısının kurum ziyareti esnasında yaptığı görüşmelerde gerekse anılan Kurum Müdürü ile diğer idarecilerin hükümlü ve tutuklular ile yaptığı görüşmelerde ve Psiko-Sosyal Servisde görev yapan psikologlar ile yaptıkları bireysel görüşmelerde istek ve şikayetlerini rahatlıkla paylaşabildikleri, 21/12/2018 tarihinde meydana gelen olay ile ilgili olarak, olayın hafta sonu ve mesai dışında meydana gelmesine rağmen haftanın ilk iş günü (24/12/2018 Pazartesi) olaya karışan tüm çocukların Ankara

Batı Cumhuriyet Başsavcılığında avukatları nezaretinde ifade vermelerinin sağlandığı,

2.4) Şikâyet konusu olaylara ilişkin olarak görevli ve yetkili hâkim, savcı veya ceza infaz kurumu

yönetimi tarafından yapılmış herhangi bir inceleme/araştırma/tespit ya da herhangi bir işlem var ise (yer değiştirme dâhil- ilgili personel, hükümlü ve tutuklular hakkında yapılmış) onaylı bir örneğinin gönderilmesi hususu ile ilgili olarak; Anılan Kurum tarafından gerekli adli işlemlerin yapılması için 22/12/2018 tarihinde Ankara Batı

Cumhuriyet Başsavcılığına gerekli bildirimde bulunulduğu ve Ankara Batı Cumhuriyet

Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sayılı adli soruşturmanın hâlen derdest olduğu, Ayrıca, anılan Kurum tarafından da personel hakkında idari soruşturmanın başlatıldığı, suça sürüklenen çocuklar hakkında yapılan disiplin soruşturmasının ise ekte gönderildiği,

2.5) Çocukların cezalarının infazında uygulanan şikâyet konusuna ilişkin her düzeydeki mer’i mevzuat

hükümleri (kanun, tüzük, yönetmelik, tamim, genelge) hususu ile ilgili olarak; Çocukların infazının 5275 sayılı Kanun ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün ilgili maddeleri uyarınca yerine getirildiği,

2.6) Şikâyet başvurusunun sonuçlandırılmasında ilgili olabileceği mütalâa edilen diğer bilgi ve

belgeler ile Bakanlıklarının şikâyet başvurusu hakkında verilecek karara esas olmak üzere diğer görüşler” hususu ile ilgili olarak; Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 67 nci maddesi hükümleri uyarınca, ceza infaz kurumlarına yeni gelen hükümlü ve tutuklular ile psikososyal yardım servisinde bulunan psikolog ve sosyal çalışmacıların görüşmeler yaptığı, Söz konusu görüşmelerin ardından da çocukların risk durumlarının tespit edilmesi amacı ile ARDEFin (Araştırma ve Değerlendirme Formu) uygulandığı ve ortaya çıkan risk analizleri neticesinde gerekli önlemlerin alındığı, Kaldı ki; ceza infaz kurumlarında barındırılmakta olan çocukların ulusal ve uluslararası mevzuatta belirtildiği üzere Genel Müdürlükleri tarafından özel ve öncelikli gruplar olarak değerlendirildiği, bu kapsamda yasal düzenlemelerle tutuklu çocukların kendilerine ait, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında, çocuk sayısının az olduğu ve çocuk kapalı ceza infaz kurumunun olmadığı yerlerde ise yetişkin ceza infaz kurumlarının çocuklar için ayrılmış bölümlerinde tutulduğu, Ayrıca, çocuk eğitimevlerinin, çocuk hükümlüler hakkında verilen cezaların, hükümlülerin eğitilmeleri, meslek edinmeleri ve yeniden toplumla bütünleştirilmeleri amaçları güdülerek yerine getirilen tesisler olduğu, bu kurumlarda firara karşı engel bulunmadığı, kurum güvenliğinin iç güvenlik görevlilerinin gözetim ve sorumluluğunda sağlandığı, öğrenimlerine devam eden çocukların 21 yaşına kadar bu kurumlarda kalabildikleri,

Öte yandan; yeni mimari düzenleme ile müstakil çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında her koğuşta tek kişilik 9 tane oda bulunduğu, koğuşlarda ayrıca 9 kişinin birlikte zaman geçirdiği (televizyon izleme, yemek yeme, masa tenisi vb. faaliyetlerin yapıldığı) ortak yaşam alanı bulunduğu, hükümlü ve tutuklu çocukların barındırıldığı odalarda her birinin kendilerine ait çalışma masası, yatağı ve dolabının bulunduğu, çocuk eğitimevlerinde ise çocukların tek kişilik odalarda barındırıldıkları, Bu doğrultuda öncelikle hükümlü ve tutuklu tüm çocukların tek başlarına kalabilecekleri uluslararası standartlara uygun yeni kurumların inşasına hızla devam edildiği, Hükümlü ve tutuklu çocukların tekrar suç işlemesini engelleyici eğitim ve iyileştirme çalışmalarına da tüm kurumlarda büyük bir titizlikle devam edildiği, mesleki ve akademik eğitim haklarından, özgür insanlar kadar yararlanmalarını sağlayacak düzenlemelerin yanı sıra, sosyal ve kültürel alanlarda, kurumlardaki çocukların gelişimlerinin desteklendiği, psiko-sosyal destek ve müdahale programlarının da tüm kurumlarda planlı bir şekilde uygulandığı, Ayrıca, kurumlarda yer alan eğitim servislerinde görevli öğretmenler tarafından hiç eğitim görmemiş ya da eğitimlerini yarıda bırakmış çocukların eğitim ve öğretimlerine devam edebilmeleri amacıyla değerlendirilmeye alındığı, çocuğun eğitim ve öğretim almasına yönelik her türlü işlemlerin bu servis tarafından yapıldığı, psiko-sosyal serviste görevli psikolog ve sosyal çalışmacılar aracılığıyla da bireysel ya da grup çalışmaları yoluyla çocukların daha sağlıklı ve uyumlu bireyler olmaları yönünde onları destekleyecek çalışmaların yürütüldüğü, Ceza infaz kurumlarında bulunan çocukların topluma kazandırılması için çalışan personelin psikososyal ve yönetim becerilerinin güçlendirilmesi amacıyla da “Ardıç Programı” adı verilen hizmet içi eğitim programının geliştirildiği, Bunun dışında yürütülen eğitim ve iyileştirme çalışmaları kapsamında çocuk eğitimevleri, çocuk kapalı ceza infaz kurumları ve yetişkinlere ait kurumların çocuk bölümlerinde kalan çocukların, dış dünya ile ilişki kurmaları ve geliştirmeleri açısından yürütülen tüm çalışmalarda da gerek kamu kurum ve kuruluşları ile gerekse sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yoluna gidildiği ve çeşitli protokollerin imzalandığı, Ceza infaz kurumlarında yapılan tüm uygulamalarda, çocukların; kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz, iyileştirme ve eğitim planı belirlenerek uygulandığı, Bu kapsamda; ceza infaz kurumlarında risk değerlendirmesini de içine alan, hükümlülere yönelik tüm çalışmaların bütünsel ve nitelikli yürütülmesine yönelik kapsamlı, ölçme, değerlendirme ve denetlemeyi de içinde barındıran bireyselleştirilmiş iyileştirme sisteminin (BİSİS) geliştirildiği, Söz konusu sistemin; risk değerlendirme aracı olan araştırma ve değerlendirme formu (ARDEF) ile bireysel risklerin ve ihtiyaçların değerlendirilmesine, her çocuğun biyolojik, psikolojik ve sosyal özelliklerini öne çıkaran ve buna uygun yaklaşımların geliştirilmesine, kişiye özel rehabilitasyon programının uygulanmasına olanak sağladığı, bu sistem ile, çocukların tahliye sonrasına hazırlık sürecinin kuruma girişleri ile başladığı ve kurumdaki tüm yaşantılarının buna göre planlandığı,

BİSİS içerisindeki uygulamalardan en dikkat çekici noktalardan birinin de “Grup Liderliği” kavramı olduğu, grup liderinin, bir odadaki çocuklardan sorumlu olan, onlara rehberlik yapmaktan sorumlu, iletişim becerileri ve sorun çözme becerisi yüksek, pedagojik temelli grup liderliği eğitimi almış infaz ve koruma memurunu ifade ettiği, çocukların ortak yaşam alanında görev yaptığı ve 10 ilâ 15 çocuktan sorumlu olduğu, Bu itibarla; çocukların daha yakından tanınma fırsatı bulunduğu, ihtiyaçları ve gelişimlerinin izlendiği, kurumdaki yaşamlarının planlanarak topluma hazırlama konusunda örnek rol model olma işlevinin yerine getirildiği,

2.7) 5275 sayılı Kanunu’nun II inci maddesi uyarınca idare ve gözetim kurulu tarafından yapılan

bölümlere yerleştirmeye ilişkin kararların, pek çok suçtan mahkum olan ve fiziksel olarak da gelişkin olan iki kardeş ( ve ) ile hala/dayı çocuğu olduğu iddia edilen ’nin aynı bölüme konulmasının akran zorbalığı yönünden risk oluşturup oluşturmayacağı yönünden bir değerIendirme yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise ilgili belgeyi, yapılmadı ise bu yönden meslek elemanları tarafından yapılan değerIendirmeleri içeren rapor hususu ile ilgili olarak; Ceza infaz kurumlarında, hükümlü ve tutukluların oda ve koğuşlara yerleştirme işlemlerinin, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un Beşinci Bölümünde yer alan

“Hükümlülerin Gözlem ve Sınıflandırılması” başlığı altındaki maddeler ile Gözlem ve Sınıflandırma

Merkezi Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde, suç grupları ve türleri, risk durumları, yaş, cinsiyet, hüküm alıp almadığı, risk ve Kurum güvenliği gibi kriterlere göre Kurum İdare ve Gözlem Kurulu tarafından yapıldığı, verilen karara karşı yargı yolunun açık olduğu, Bu kapsamda, adı geçenler hakkında alınan İdare ve Gözlem Kurulu kararları ile Psiko-Sosyal Servis değerlendirme raporlarının ekte gönderildiği, açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3) 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının,

3.1) “I. Ailenin korunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41 inci maddesi ikinci fıkrasında,

“Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

3.2) VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi,

Ek fıkra 1’de, “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.”; Ek fıkra 2’de ise “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği

Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”

3.3) “Kişinin Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi Varlığı” başlıklı 17. maddesinin (1), (2) ve (3)

numaralı fıkraları:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”,

4) Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 37 nci maddesi birinci fıkrası (b)

bendinde, “Hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmayacaktır. Bir çocuğun tutuklanması, gözetim altında tutulması veya hapsi yasa gereği olacak ve ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulacaktır.” 4.1)Aynı Sözleşmenin 40 ıncı maddesi birinci fıkrasında, “Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlal ettiği iddia edilen ve bu nedenle itham edilen ya da ihlal ettiği kabul edilen her çocuğun; çocuğun yaşı ve yeniden topluma kazandırılmasının ve toplumda yapıcı rol üstlenmesinin arzu edilir olduğu hususları göz önünde bulundurularak, taşıdığı saygınlık ve değer duygusunu geliştirecek ve başkalarının da insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı duymasını pekiştirecek nitelikte muamele görme hakkını kabul ederler.” dördüncü fıkrasında da; “Koruma tedbiri, yönlendirme ve gözetim kararları, danışmanlık, şartlı salıverme, bakım için yerleştirme, eğitim ve meslek öğretme programlarını ve diğer kurumsal bakım seçenekleri gibi çeşitli düzenlemelerin uygulanmasında, çocuklara durumları ve suçları ile orantılı ve kendi esenliklerine olacak biçimde muamele edilmesi sağlanacaktır.”,

5)Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İşkence yasağı” başlıklı 3. maddesi:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”

6) 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun;

“Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesi birinci fıkrası (a) bendi (2) numaralı alt bendinde, “Suça sürüklenen çocuk: Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu,.. ifade eder”.

6.1) Aynı Kanunun “Temel ilkeler” başlıklı 4 üncü maddesinde, “Bu Kanunun uygulanmasında,

….

i) Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması, j) Tedbir kararı verilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi, kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğun paylaşılmasının sağlanması, k) Çocukların bakılıp gözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrı tutulmaları, l) Çocuklar hakkında yürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğinin başkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması, İlkeleri gözetilir.”

7) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili

kısımları:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun; …..

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, ….

İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

7.1) Aynı Kanun’un “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” kenar başlıklı 256.

Maddesinin birinci fıkrasında; “(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. ” 7.2)Aynı Kanun’un “Görevi kötüye kullanma” kenar başlıklı 257 nci maddesinde; “(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

8) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet

savcısının görevi” kenar başlıklı 160 ıncı maddesinde; “(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.”

9) 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun;

“İnfazda Temel İlke” başlıklı 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında; (2) Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.”

9.1)“Çocuk kapalı ceza infaz kurumları” başlıklı 11 inci maddesinde; “(1) Çocuk tutukluların ya da çocuk eğitimevlerinden disiplin veya diğer nedenlerle kapalı ceza infaz kurumlarına nakillerine karar verilen çocukların barındırıldıkları ve firara karşı engelleri olan iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, eğitim ve öğretime dayalı kurumlardır.

(2) Oniki-onsekiz yaş grubu çocuklar, cinsiyetleri ve fizikî gelişim durumları göz önüne alınarak bu kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılırlar.

(3) Bu hükümlüler, kendilerine özgü kurumun bulunmadığı hâllerde kapalı ceza infaz kurumlarının çocuklara ayrılan bölümlerine yerleştirilirler. Kurumlarda ayrı bölümlerin bulunmaması hâlinde, kız çocukları kadın kapalı ceza infaz kurumlarının bir bölümünde veya diğer kapalı ceza infaz kurumlarının kendilerine ayrılan bölümlerinde barındırılırlar.

(4) Bu kurumlarda çocuklara eğitim ve öğretim verilmesi ilkesine tam olarak uyulur. Çocuk tutukluların ya da çocuk eğitimevlerinden disiplin veya diğer nedenlerle kapalı ceza infaz kurumlarına nakillerine karar verilen çocukların barındırıldıkları ve firara karşı engelleri olan iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, eğitim ve öğretime dayalı kurumlardır.”,

9.2) “Çocuk eğitimevleri” başlıklı 15 inci maddesinde; “Çocuk eğitimevleri; çocuk hükümlüler

hakkında verilen cezaların, hükümlülerin eğitilmeleri, meslek edinmeleri ve yeniden toplumla bütünleştirilmeleri amaçları güdülerek yerine getirildiği tesislerdir. Bu kurumlarda firara karşı engel bulundurulmaz; kurum güvenliği iç güvenlik görevlilerinin gözetim ve sorumluluğunda sağlanır.

(2) Kurum içinde veya dışında herhangi bir eğitim ve öğretim programına devam eden ve onsekiz yaşını dolduran çocukların, eğitim ve öğretimlerini tamamlayabilmeleri bakımından yirmibir yaşını bitirinceye kadar bu tesislerde kalmalarına izin verilebilir.

(3) Haklarında tutuklama kararı bulunanlar ile 11 inci madde kapsamına girenler hariç olmak üzere, bu tesislerde bulunan çocuk hükümlüler kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmezler.”

9.3) “Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması” başlıklı 23 üncü maddesi birinci fıkrasının (a),

(b), (c) bentlerinde; “(1) Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması aşağıdaki esaslara göre yapılır:

a) Hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme rejimi; gözlem, inceleme ve değerlendirme yöntemiyle çalışan gözlem ve sınıflandırma merkezlerinde veya kapalı ceza infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde yapılır. Hükümlüler, işledikleri suç tiplerine, gösterdikleri eğilimlere, tutum ve davranışları nedeniyle sıkı gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekip gerekmediğine göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya normal güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya açık ceza infaz kurumlarına gönderilirler.

b) Bu merkezlerde; mümkün olduğunca kriminoloji, penoloji, davranış bilimleri, adalet psikolojisi veya ceza hukuku alanında bilgi ve deneyime sahip yöneticiler, psikiyatri uzmanı, hekim, adlî tıp uzmanı, psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı ve öğretmen gibi uzman görevliler ile diğer kurum görevlileri bulundurulur.

c) Kadın, çocuk ve genç hükümlüler ile ilgili gözlem ve sınıflandırma, gerekli görülen yer veya bölgelerdeki ayrı gözlem ve sınıflandırma merkezlerinde veya bunların noksanlığı hâlinde kadın, çocuk ve kadın ve erkek gençlik kapalı ceza infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde yerine getirilir. ..”

9.4) “Yönetim tarafından alınabilecek tedbirler” kenar başlıklı 49 uncu maddesinde;

“(1) Yönetim, disiplin soruşturması yapılan hükümlünün odasını, iş ve çalışma yerini değiştirebilir, hükümlüyü kurumun başka kesimine nakledebilir veya diğer hükümlülerden ayırabilir.

(2) Kurumun düzeninin ve kişilerin güvenliklerinin ciddî tehlikeyle karşı karşıya kalması hâlinde, asayiş ve düzeni sağlamak için Kanunda açıkça belirtilmeyen diğer tedbirler de alınır. Tedbirlerin uygulanması, disiplin cezasının verilmesine engel olmaz.”

9.5) “Zorlayıcı araçların kullanılması” kenar başlıklı 50 inci maddesinde;

(1) Hiçbir hâlde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar; a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için, b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbî nedenlerle, c) Diğer kontrol usûllerinin yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle, Kullanılabilir.

(2) Çocuk hükümlüler için birinci fıkranın (a) bendi hükmü uygulanmaz.”, 9.6)“Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71 inci maddesinde; “(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir”,

9.7) “Hükümlünün muayene ve tedavisi” kenar başlıklı 78 inci maddesinin (1) numaralı

fıkrasında:

“(1) Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır.”

9.8) “Hastaneye sevk” kenar başlıklı 80 inci maddesinde;

“(1) Hükümlünün sağlık nedeniyle hastaneye sevkine gerek duyulduğunda durum, kurum hekimi tarafından derhâl bir raporla ceza infaz kurumu yönetimine bildirilir.”

10) 4/6/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz

Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (İnfaz

Tüzüğü) 22 nci maddesinin (8) numaralı fıkrasında;

“(8) İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz.”

11) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde

Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El Kılavuzu (İstanbul Protokolü)

EK I) İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Ve Aşağılayıcı Muamele Veya Cezaların Etkili

Biçimde Soruşturulması Ve Belgelendirilmesine Kılavuzluk Eden İlkeler:

“6b)Tıp uzmanı muayenenin hemen sonrasında doğru bir yazılı rapor hazırlamalıdır. Bu raporda en

azından aşağıdaki bilgiler yer almalıdır:

(i) Görüşme Koşulları : Görüşme yapılan kişinin adı, muayene sırasıda mevcut olanların adları, bu kişilerin muayene yapılan kişiyle olan ilişkileri, görüşmenin kesin tarihi, saati, görüşme yapılan yerin adresi (uygun olduğu durumlarda görüşme yapılan odanın yeri), görüşme yapılan yerin tanımı (örneğin klinik, cezaevi, ev vb.); görüşme yapıldığı sıradaki koşullar (muayene için geldiğinde veya muayene sırasında kişinin tabii olduğu kısıtlamalar, görüşme sırasında odada güvenlik güçlerinin mevcut olup olmadığı, tutukluya eşlik edenlerin hal ve tavrı, muayeneyi yapan kişiye yönelik tehditkar ifadeler vs.) ve diğer geçerli unsurlar; (ii) Öykü : Gerçekleştiği iddia edilen işkence ve kötü muamele yöntemleri, işkence ve kötü muamelenin ne zaman gerçekleştiği, bütün fiziksel ve psikolojik semptomlar ve şikayetler de dahil olmak üzere kişinin görüşme sırasında anlattığı öykünün detaylı bir raporu; (iii) Fiziksel ve Psikolojik Muayene : Uygun tanı koyucu testler ve mümkün olduğu durumlarda bütün yaralanmaların renkli fotoğrafları da dahil olmak üzere klinik muayene sonucunda elde edilen bütün fiziksel ve psikolojik bulguların kaydı.

(iv) Değerlendirme : Fiziksel ve psikolojik bulgular ile işkence ve kötü muamele arasındaki muhtemel ilişkinin değerlendirilmesi. Gerekli tıbbi ve psikolojik tedavi ve/veya yapılması gereken başka tıbbi testler ve muayeneler için görüş ve tavsiyeler; (v) Yazar : Raporda muayeneyi yapan kişilerin adları açıkça belirtilmeli ve rapor hazırlayanlar tarafından imzalanmalı;

6c) Hazırlanan rapor gizli tutulmalı ve rapor muayene edilen kişiye veya kişinin yasal temsilcisi olarak atadığı kimseye teslim edilmelidir. Muayene edilen kişi veya temsilcisinin muayene süreci hakkındaki görüşleri de sorulmalı ve raporda bu kişilerin görüşlerine de yer verilmelidir. Uygun olduğu durumlarda, işkence veya kötü muamele iddialarını soruşturmakla yetkili olanlara da yazılı rapor verilmelidir. Bu raporun yetkili kişilere güvenli bir biçimde ulaştırılmasını güvenceye almak, Devlet’in sorumluluğudur. Muayene edilen kişinin rızası veya bu tür bir talepte bulunma yetkisi bulunan mahkemenin yetki vermesi istisna olmak üzere, rapor başka kimseye verilmemelidir.” hükümleri yer almaktadır.

12) Olay yeri ziyaret notları:

30.01.2019 tarihinde 21/12/2018 tarihinde Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda yaşanan

olayları açıklığa kavuşturmak için Çocuk Cezaevi Ziyareti gerçekleştirilmiştir. Önce

’dan olay günü yaşananlara ilişkin genel bilgi alınmış ve (olaya karışan çocukların fiziki görünümlerinden kim olduklarının anlaşılabilmesi için)heyet halinde olayların vuku bulduğu ünitesinin alt katında bulunan ortak alanı gösteren kamera kayıtları izlenmiştir. Öncelikle olayların cereyan ettiği ünitesi ziyaret edilerek, olay sırasında yaşanan tahribat gözlenmiştir. Daha sonra olay tarihinde koğuşunda bulunan 7 çocukla ayrı ayrı görüşülmüş, olayların neden başladığı ve gelişimi hakkında bilgi alınmıştır. 21/12/2018 tarihinde olaylara müdahale eden ekip içerisinde yer alan ve ziyaret günü görevli olan Memuru ile de görüşülerek, olay günü yaşananlar hakkında kamera kayıtları, sağlık raporları ile karşılaştırılmak üzere notlar alınmıştır.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

13) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Kısmen Tavsiye Kısmen Ret Kararı Önerisi” Kamu

Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

14) Kurumumuza yapılan başvurularda özetle, 21/12/2018 tarihinde Sincan Çocuk Cezaevinde 14

CİKM ve 7 çocuğun yaralandığı şeklinde basına yansıyan haberler olduğu belirtilerek, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ve yargı kararları çerçevesinde, çocukların işkence ve kötü muameleye maruz kalıp kalmadıkları ve yaşanan olaylar sonrasında çocukların sağlık durumlarına ilişkin tedbirlerin zamanında ve gereği gibi alınıp alınmadığı, çocukların bu yönde iddialarını paylaşabilecekleri güvenli bir ortam oluşturulup oluşturulmadığı hakkında Kurumumuz tarafından yerinde inceleme yapılması, görevliler, mağdurlar ve tanık çocuklar ile görüşme yapılması, çocukların ruhsal ve bedensel sağlıklarına dair ne tür önlemlerin alındığının öğrenilmesi, gelecekte benzer şiddet olaylarının tekrarlanmaması için uluslararası standartlara uygun, bağımsız kuruluşların izleme çalışmalarını gerçekleştirmesi, şiddet gördüğü iddia edilen çocukların ivedilikle haklarına erişimi için sivil toplum kuruluşlarından oluşturulan bir heyet tarafından ziyaret gerçekleştirilmesi talebiyle

Kurumumuza başvurmuşlardır.

15) Cezaevi yönetimi ve mahkum çocuklarla yapılan görüşmeler ile olay yeri kamera kayıtlarının

incelenmesinden olay günü özetle; 21/12/2018 tarihinde saat 19.13 sıralarında olayların ünitesinde kalan çocuklarla ünitesinde kalan çocuklar arasında her iki ünitenin birbirine bakan üst kat penceresinden sözlü sataşma yaşandığı, ünitesinde kalmakta olan ’nın agresif hareketler sergilemesi üzerine kendisine veya bir başkasına zarar vermesini engellemek ve sakinleşmesi için ünitesinden uzaklaştırıldığı, bu olaylar esnasında ünitede kalmakta olan ’nın ağabeyi başta olmak üzere ünitede kalan diğer çocukların ’nın getirilmesi talebinde bulundukları, görevli memurların birkaç kez ünitesine gelerek ikna çabalarında bulundukları, görevli memurlar üniteden ayrıldıktan sonra ünitede kalan çocukların ayakkabılarını giydikleri, ortak yaşam alanını topladıkları, özellikle ’nin agresif davranışlarda bulunduğu ve ile görüştükleri, tabureler ve paspas saplarının ortak alana getirildiği, ilk olarak ’nin 19.50’de ünitenin ortak yaşam alanında bulunan LCD

televizyonu yerinden sökerek ortak yaşam alanında bulunan masaya, sandalyelere ve memur kabinine vurmaya başladığı, bu sırada ünitedeki diğer çocukların camlara, masalara vurmaya başladıkları, ve .’nin ortak yaşam alanında bulunan masa tenisi masasını ters çevirerek demir ayaklarını çıkardığı, ’nin bu demir ayaklar ile memur kabinindeki camlara vurduğu, koridorda bulunan camlara vurduğu, ’in de masa tenisinin diğer ayağını sökerek ünitedeki camlara zarar verdiği, olaylar devam ederken ve bir diğer çocuğun ağzındaki jileti çıkartarak kollarına kesik attığı, daha sonra tekrar jileti ağzına alarak etrafa saldırmaya devam ettiği, diğer çocukların da olaylara dahil oldukları, görevli memurların müdahale için hazırlanarak, üniteye yangın tüpü sıkmaları üzerine bütün çocukların üst kata doğru yöneldikleri, daha sonra görevli memurlardan kask ve kalkan kullananlar önde bulunmak üzere, bazıları elinde tahta çubuklarla üniteye girdikleri, merdivenlerden üst kata kaçan mahkum çocukların peşinden yukarı çıktıkları, bu sırada ünitedeki çocuk mahkumların ellerindeki malzemeleri görevli memurlara fırlattıkları görülmekte olup, saat 19.55 itibariyle ekran görüntüsünün karardığı, daha sonra da kamera kaydının sona erdiği görülmüştür. Cezaevi yönetimince daha sonra ünitedeki mahkum çocukların tek tek kontrollü bir şekilde etkisiz hale getirilerek tekli odalara götürüldükleri, sonrasında kurum doktoru tarafından olaya karışan çocukların ilk kontrollerinin yapıldığı, olayda yaralanan çocukların tedavilerinin yapılması için kampüs devlet hastanesine sevk edildikleri, burada yapılan tedavilerinin ardından tekrar kuruma getirilerek tekli odalara yerleştirildikleri ifade edilmiştir. Çocuk mahkumların götürüldükleri koridorlara ait kamera kayıtları incelendiğinde, götürülme esnasında herhangi bir darp ve kötü muamele tespit edilememiştir. Sadece M’nin alnından kan aktığı(müdahale anında olduğu tahmin edilmektedir.)görülmektedir.

16) Kurum ziyaretimizde hem mahkum çocuklara hem de ziyaret günü bulunan memurlara o gün

yaşanan olaylar sorularak o gün ünitesinde kamera kayıtlarında toz gibi görünen gazın yangın söndürme tüpü sıvısı olduğu teyit edilmiş, hem de ünite içindeki kameralara çocuklar tarafından zarar verildiği ilgili çocukların ifadeleri ile netleştirilmiştir.

a) Akran Zorbalığı Yönünden İnceleme:

17) Söz konusu olayların çocuk hükümlülerin bulunduğu ünitesinde meydana gelmiş olması

nedeniyle, aralarında aile bağı olan 3 çocuk hükümlü dışında diğer 4 çocuğun olaylara katılımının değerlendirilmesi için hükümlülerin ünitelere yerleştirilmesi ve akran zorbalığı hususu özellikle irdelenmiştir. Akran zorbalığı kısaca; güçlü olanların, görece zayıf olan diğerlerine sözel, fiziksel, duygusal ya da ekonomik olarak korkutmak, zarar vermek veya tehdit etmek kastıyla yaptıkları tekrar eden davranışlar olarak tanımlanabilir. Akran zorbalığını diğer şiddet olaylarından ayıran 3 temel unsur: niyet, süreklilik ve güç dengesizliğidir.

18) Ceza infaz kurumlarında akran zorbalığının önlenmesi için alınması gereken tedbirler ise şu şekilde

sıralanabilir: Bütüncül bir cezaevi yaklaşımı, güçlü grup liderliği, ceza evi personeli ile mahkumlar arasında güçlü bir ilişki kurulması(akran zorbalığının, hem önlenmesi, hem de ortaya çıkması halinde en kısa sürede müdahale edilebilmesi için), ceza evi yönetiminde ödül ve yanlış davranışta bulunulduğunda düzeltme seçeneği sunulması stratejilerinin uygulanması, bütün işlemlerin hak ve hukuk kurallarına uygun yürütülmesi(cezaların ve ödüllerin gerekçeli ve hukuka uygun olması cezaevi yönetimine güveni oluşturacaktır), güvenlik(mahkumlar özellikle de kurbanlar kendilerini güvensiz hissetmemelidir), güç kullanımının yasal olması(şiddet olayları vuku bulduğunda orantılı, uygun ve hukuki güç kullanımı), cezaevi koşullarının iyileştirilmesi(mahkumların, spor, eğitim, temiz bir ortam ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması şiddet olaylarını minimum düzeye indirecektir), cezaevinde

geçirilecek ilk günler için özel bir ünite oluşturulması (cezaevi koşullarına alışma ve cezaevi yönetimine güven için önemlidir), çeşitli hassasiyetleri olan mahkumlar için desteklenmiş yaşam ünitelerinin oluşturulması(engelli yahut hasta mahkumlar gibi), aktiviteler (mahkumların çeşitli aktivitelerle meşgul olmaları, cezaevi yaşamından sıkılarak çeşitli şiddet olaylarına eğilimi azaltır), aile ile ilişkiler (aile ile iletişim çocuk mahkumların cezaevinde bulunma stresini azaltır) ve ortak yaşam alanlarının izlenmesi(en küçük bir akran zorbalığı, şiddet olayı söz konusu olduğunda zamanında müdahale etme imkanı verir.) (Prison Bullying and Victimisation “ A report by Dr Kate

Gooch and Dr.James Treadwell 2015IBSN: 978-0-7044-2859-1 Birmingham Law School, https://www.birmingham.ac.uk/Documents/college-artslaw/law/Prison-Bullying-andVictimisation.pdf son erişim tarihi-07.05.2019)

19) Somut olayımızda, talebimiz üzerine idarece sunulan 15/04/2019 tarihli Sincan Çocuk Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu Psikolog ve Sosyal Çalışmacılarından oluşan heyet tarafından düzenlenen durum bildirir raporda; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun11 inci maddesinde yer alan “Oniki- onsekiz yaş grubu çocuklar, cinsiyetleri ve fiziki gelişim durumları göz önüne alınarak bu kurumların ayrı ayrı bölümlerinde barındırılır” maddesinde belirtilen duruma uygun olarak ceza infaz kurumunda hükümlü/tutuklu çocukların yaş, cinsiyet, suç türü ve fiziksel gelişimlerine göre sınıflandırılıp idare ve gözlem kurulu tarafından durumlarına uygun şekilde ünitelerine yerleştirildiği, kurullarca tek tek değerlendirme yapıldığı, , ve ’nin akran zorbalığı riski bulunmadığı kanaati getirilerek ünitelere yerleşiminin ilgili tarihte yapıldığı, ilgili olay öncesinde durumlarına uygun şekilde yerleştirildikleri için akran zorbalığına maruz kalmadıkları, ancak çocukların yaş ve ergenlik dönemi özellikleri dikkate alındığında olayın başlamasının ardından birbirlerinden etkilendikleri ve bu sebeple infaz ve koruma memurlarına direnç gösterdiklerinin düşünüldüğü, akran zorbalığı; bir çocuk veya ergenin yine aynı yaş grubundan çocuk ya da ergene sürekli, amaçlı ve sistematik bir şekilde rahatsızlık vermesi, güçlü olanın güçsüz olana yönelik dengesiz bir güç kullanımı tanımından yola çıkarak kurumlarında yaşanan olayın sistematik bir biçimde gelişen akran zorbalığı değil anlık gelişen ergenlik dönemi özelliklerinden kaynaklandığı, değerlendirilmiştir.

20) Ekli belgeler incelendiğinde, her bir çocuk hükümlü için usulüne uygun düzenlenmiş

Oda/Koğuşa Yerleştirme Kararı, Bireysel İyileştirme Planı ve Psikososyal Form Raporu düzenlendiği görülmüştür. Bu açıklamalar ve ünitesinde bulunan suça sürüklenen çocukların üniteye yerleştirildikleri tarihler dikkate alındığında somut olayda bir akran zorbalığı değil, raporda belirtildiği şekilde anlık gelişen bir olay olduğu kanaatine varılmıştır.

b) Suça Sürüklenen Çocukların Sağlık Durumlarına İlişkin Tedbirlerin Zamanında ve Gereği

Gibi Alınıp Alınmadığı Yönünden Yapılan İnceleme:

21) Olayların kontrol altına alınmasını müteakip çocuk hükümlüler Kampüs Devlet Hastanesi Acil

Polikliniğine götürülmüş ve her bir çocuk hükümlü için Genel Adli Muayene Raporu düzenlenmiştir.

Cezaevi ziyaretinde çocuklardan ’nin gözünde kırmızılık görülmüş olup, sebebi sorulduğunda olaylara müdahale esnasında görevli memurlardan birinin dizinin denk geldiği ifade edilmiştir.

Düzenlenen rapor kontrol edildiğinde söz konusu bilgilerin raporda belirtildiği, daha sonraki günlerde tedavisine Ankara Numune Hastanesi Göz Polikliniğinde devam edildiği görülmüştür. Kamera kayıtlarında çocuk hükümlülerde ’nin yüzünde kan izleri görülmüş olup ziyarette, olaylar sırasında olduğu, tam olarak kendisinin mi yoksa memur müdahalesinden mi kaynaklandığını hatırlamadığını ifade etmiştir. Raporlarda söz konusu kesilere yer verildiği ve dikiş atıldığı bilgilerinin kayda geçtiği

görülmüştür. Ayrıca diğer çocukların da kontrolden geçtiği ve haklarında adli muayene raporu düzenlendiği görülmüştür. Suça sürüklenen çocukların başka bir hastaneye sevk edilme talebinde bulunmadıkları ve muayene eden doktorların da bu şekilde bir yönlendirmede bulunmadıkları, bütün tetkik ve tedavilerin Kampüs Devlet Hastanesinde yapıldığı görülmüştür. Diğer taraftan olaylara müdahale eden görevliler hakkında da darp izlerinden dolayı rapor düzenlendiği, 2 görevli memurun ise Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği görülmüştür. Özetle, olaya karışan suça sürüklenen çocukların sağlık durumlarına ilişkin tedbirlerin zamanında ve gereği gibi alındığı kanaatine ulaşılmıştır.

c) Kötü Muamele ve İşkence İddialarına İlişkin İnceleme:

22) Anayasa’nın 17 nci maddesinde herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı

güvence altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında; kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye” tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Anılan fıkrayla özel olarak insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

23) Anayasa Mahkemesi kararlarına göre Anayasa’nın 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen

işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulma yasağı mutlak bir nitelik taşımakta olup bu kapsamda öncelikle kamusal yetkiyle güç kullanan görevlilerin kişilerin beden ve ruh bütünlüğüne hiçbir şekilde zarar vermemeleri gerekmektedir. Öte yandan

Anayasa’nın 17nci maddesi devlete, kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye –bu muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile- maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Dolayısıyla yetkililerce bilinen ya da bilinmesi gereken bir kötü muamelenin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirlerin alınmaması durumunda devletin sorumluluğu ortaya çıkmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:2013/293, 17/7/2014, §§ 81,82).

24) Anayasa’nın 17 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki kural, hükümlü ve tutuklulara yönelik

uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 5275 sayılı Kanun’un “İnfazda temel ilke” kenar başlıklı 2.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.” şeklinde düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir.

25) Anayasa’nın 17 nci maddesi ve Sözleşme’nin 3 üncü maddesi cezaevinde güvenliği sağlamak,

düzeni korumak ve suç işlenmesini önlemek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu kapsamda sınırları belli bazı durumlarda, mevzuata uygun olarak ve sadece kaçınılmaz hallerde aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilmektedir. (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 81,82; benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Ivan Vasilev/Bulgaristan, B. No: 48130/99, 12/4/2007, § 63; Dedovskiy ve diğerleri/Rusya, B. No:

7178/03, 15/8/2008, § 82). Ayrıca kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hale gelmedikçe bu neviden fiiller prensip olarak Sözleşme’nin 3 üncü maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu bağlamda AİHM, suçla mücadeleye özgü inkâr edilemez zorlukların, bireylerin vücut dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya sınırlar koymasını haklı kılamayacağını belirtmektedir (Ribitsch/Avıısturya, B. No: 18896/91, 4/12/1995, § 38).

26) Somut olayda tespit edilmesi gereken ilk husus, infaz ve koruma memurları tarafından yapılan bu

müdahalenin mevzuata uygun olup olmadığı, ikinci olarak da görevliler tarafından kullanılan güç sonrası oluşan fiili durumun gerçekleştirilmek istenen amaçla orantılı olup olmadığıdır. Suça sürüklenen çocuklarda ve infaz koruma memurlarında oluşan vücut lezyonlarının niteliği, hangi

şartlarda ve ne şekilde meydana geldiği, suça sürüklenen çocukların güç kullanımı sırasında takındığı tutum yapılacak değerlendirmede önem taşımaktadır.

27) 5275 sayılı Kanun’un “Zorlayıcı araçların kullanılması” kenar başlıklı 50 nci maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, diğer kontrol usullerinin yetersizliği halinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için -kurumun en üst amirinin emriyle- bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların ve kelepçenin kullanılabileceği kabul edilmiştir.

Bununla birlikte İnfaz Tüzüğü’nün 22 nci maddesinin (8) numaralı fıkrası kapsamında infaz koruma memurlarının kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı

Kanun’un 25 nci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hali ortaya çıktığında zor kullanma yetkisinin bulunduğu hükmüne yer verilmiştir.

28) Öte yandan ceza infaz kurumunda saldırganlık gösterme riski yüksek olan tutuklu ve

hükümlülere yönelik olarak ceza infaz kurumu personelinin kendilerini korumak, ceza infaz kurumunda güvenliği ve disiplini sağlamak için daha geniş takdir yetkilerinin olduğu kabul edilmelidir. Ancak bu takdir yetkisinin iyi niyetli olarak temel hak ve özgürlüklere saygı çerçevesinde kullanılması gerekmektedir (Cihan Koçak, B. No: 2014/12302, 21/9/2017, § 61).

29) AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı haldeyken gözaltına alındığı ancak salıverildiği zaman

vücudunda yaralanma tespit edildiği durumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları ile doğrulandığı hallerde

Sözleşme’nin 3 üncü maddesi anlamında açık sorunların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 104). Aynı ilke, özgürlükten yoksun bulundukları ve ceza infaz kurumu yönetiminin sorumluluk ve kontrolüne tabi oldukları değerlendirildiğinde, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlüler için de geçerli olacaktır (Satık ve diğerleri

Türkiye, B.No:31866/96, 10/10/2000, § 54).

30) Cezaevinde oldukları için dış dünyayla ilişkileri kesilen veya kendilerine destek olabilecek ve

gerekli kanıtları oluşturabilecek doktor, avukat, aile yakını veya arkadaşlarla görüşmeleri her an olanaklı olmayan başvurucuların gözaltı sırasında maruz kaldıkları kimi kötü muamele davranışları yönünden yaptıkları şikâyetleri desteklemeleri, kanıt toplamanın güçlüğü nedeniyle zor olacağı açıktır.

Başvurucunun bu kapsamdaki iddialarına ilişkin olarak ancak dosyadaki tüm verilerin birlikte incelenmesi halinde bir sonuca ulaşılması mümkündür (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 99).

31) Bir muamelenin Anayasa’nın 17’nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi

için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır. Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana gelip gelmediği de göz önünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, B.

No: 2013/293, 17/7/2014,§ 83). İnfaz koruma memurlarının takdir yetkisini kullanırken iyi niyetli olup olmadığı ve olayın kendine özgü koşulları çerçevesinde zor kullanma yetkisini kullanmayı gerektiren bir durum olup olmadığı, kötü muamele yasağında asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde en önemli unsurdur.

32) Somut olayda ünitesindeki olayların, infaz ve koruma memurlarının dahli olmaksızın,

tamamen suça sürüklenen çocukların cezaevi idaresince alınmış bir idari tedbirin( ’nın kendisine ve etrafına zar vermesini önlemek için yumuşak odaya alınması) uygulanmasına direnmeleri nedeniyle ünite içinde kendilerine ve ünitedeki eşyalara zarar vermeleri ile ortaya çıkmıştır. Bu durum kamera kayıtlarından ve çocukların ifadelerinden açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, zor yetkisi kullanılması sonucu oluşan yaralanmanın orantılı olup olmadığı bir başka deyişle müdahalede asgari eşiğin aşılıp aşmadığına ilişkin değerlendirmede doktor raporlarına itibar etmek gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi bir kararında, karmaşa ve panik durumunda oluşan ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki yaralanmada Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında asgari

ağırlık eşiğinin aşılmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015, §94).

33) Suça sürüklenen çocuklara ait lezyonların hayati tehlike geçirmeyecek şekilde, basit tıbbi

müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması, kamera kayıtlarında bu lezyonların bir kısmının çocukların kendilerine jilet atmaları ve duvarlara çarpmaları sonucu oluşmuş olması ve başvuru kapsamında zor yetkisi kullanmanın gerekli olduğu hususu dikkate alındığında; suça sürüklenen çocukların dirençleri ile infaz ve koruma memurlarının da bu esnada yaralanmış olduklarına ilişkin doktor raporları ve çocukların etkisiz hale getirildikten sonra herhangi bir fiziksel kötü muameleye tabi tutulmadıklarına ilişkin kamera görüntüleri incelendiğinde, müdahalede asgari eşiğin aşılmadığı kanaatine varılmıştır. Suça sürüklenen çocukların etkisiz hale getirildikleri anlara ilişkin kamera kayıtları -ortak alandaki kameranın suça sürüklenen çocuklar tarafından kırılması ve çocukların üniteye zarar veren davranışlarından dolayı idarece elektriklerin kesilmesi neticesindebulunmadığından müdahalede asgari eşiğin aşıldığına ya da aşılmadığına dair kesin bir tespit yapma imkânı ise bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen sayılı adli soruşturmada; suça sürüklenen çocukların olaya müdahale eden şüphelilere (25 görevli) karşı koydukları, şüphelilerin kendilerine karşı demir sopa ve eşya parçalarının kullanılması üzerine orantılı güç kullandıkları belirtilerek kasten yaralama suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi de değerlendirmemizi destekler niteliktedir.

d) Devletin Etkili Soruşturma Yükümlülüğüne İlişkin Yapılan İnceleme:

34) AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuru üzerine verdiği kararda bir devletin yükümlülüğündeki

etkili soruşturmanın ilkelerini belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94, 4/5/2001).

’

Jordan Prensipleri olarak anılan bu ilkeler, AİHM in tamamen yeni belirlediği ilkeler değildir.

Bunlar, McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık kararından beri önüne gelen davalarda uyguladığı birtakım ilkelerin sistematikleştirilmesinden ibarettir. Devletin etkin ve tam bir soruşturma yapma konusunda usuli yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediği belirlenirken ele alınan temel

kıstaslar şunlardır:

. Soruşturmanın re’sen başlatılması, . Soruşturma organlarının bağımsızlığı, . Soruşturmanın etkili olması, . Soruşturmanın makul bir sürat ve özenle yapılması, . Soruşturmanın şeffaflığı ve kamu tarafından denetimi,

. Cezasızlığa sebebiyet vermemesi (Yaptırımın caydırıcılığı)

Soruşturmanın re’sen başlatılması, mağdurun veya yakınlarının başvurusu beklenmeksizin kamu makamlarının kötü muamele olayıyla ilgili bilgi ve haberi alır almaz soruşturmaya başlaması anlamına gelmektedir.

Öte yandan AİHM; soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğunu, bu itibarla bu konuda yaptığı değerlendirmelerin başvuruculara üçüncü kişileri adli bir suç nedeniyle yargılatma yâda cezalandırma hakkı verdiği ve tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına hiçbir şekilde gelmediğini de belirtmiştir (Öneyyıldız/Türkiye [BD], B. No:

48939/99, 30/1 1/2004, Ş 96).

35) Somut olayımızda, ünitesindeki eylemler 21/12/2018 Cuma saat 20.00 da başlamış olup, aynı

gün adli tıp raporları düzenlenmiş ve olayları takip eden ilk iş günü Ankara Batı Cumhuriyet

Başsavcılığına gerekli bildirimde bulunulmuştur. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca hemen soruşturmaya başlanarak suça sürüklenen çocukların avukat eşliğinde ifadeleri alınmış, adli tıp raporları ve kamera kayıtları incelenerek olay günü görevli personel hakkında düzenlenen sayılı adli soruşturmada; suça sürüklenen çocukların olaya müdahale eden şüphelilere (25 görevli)

karşı koydukları, şüphelilerin kendilerine karşı demir sopa ve eşya parçalarının kullanılması üzerine orantılı güç kullandıkları, mağdurların etkisiz hale getirip, tekli odalara aldıkları, bu sebeple kasten yaralama suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından ve şüphelilerin hakaret suçunu işlediklerine dair mağdurların soyut iddiasından başka kamu davası açılmasını gerektirir nitelikte delil bulunmadığı anlaşıldığından, şüpheliler hakkında atılı suçtan kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına 01/02/2019 tarihinde karar verildiği görülmüştür. Görüldüğü üzere hazırlık soruşturması makul bir sürede tamamlanmıştır.

36) Diğer taraftan, olaylara müdahale eden infaz ve koruma memurları hakkında idari soruşturmanın

başlatıldığı, olaylara karışan suça sürüklenen çocuklar hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının ise tamamlandığı, 26/12/2018 tarihli 2018/926 sayılı karar ile kamera kayıtlarının incelenmesinden olaylara karışmadığı tespit edilen 1 çocuk hariç diğerlerinin ise işledikleri fiillerin ağırlığına göre disiplin cezası ile tecziye edildikleri görülmüştür.

37) Sonuç itibariyle, 21/12/2018 tarihinde ünitesinde yaşanan olaylar hakkında gerek adli

gerekse idari soruşturmaların uluslararası standartlara uygun olarak; re’sen başlatıldığı, bağımsız organlar tarafından yürütüldüğü, etkili olduğu, makul bir sürat ve özenle yapıldığı, soruşturmanın şeffaflığı ve kamu tarafından denetiminin sağlandığı ve cezasızlığa sebebiyet verilmediği görülmüştür.

e) İstanbul Protokolü EK-1’in Adli Tıp Raporlarında Uygulanmasına İlişkin İnceleme:

38) “İşkence ve diğer zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı muamele veya cezaların etkili biçimde

soruşturulması ve belgelendirilmesi için el kılavuzu” (İstanbul Protokolü), 9 Ağustos 1999 tarihinde

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine sunulmuş ve bunu takiben, bu kılavuzda belirtilen ilkeler, İnsan Hakları Komisyonu ile Genel Kurulun çeşitli kararları ile Birleşmiş Milletlerin desteğini almıştır.

Bu kılavuz, işkence konusundaki soruşturmalar ve delillerin ortaya konması hakkındaki ilk kılavuz ilkeler bütünü olmuştur. Bu Protokol işkence veya kötü muamele mağduru olduğunu beyan eden kişileri incelemek, işkence olabilecek durumlar hakkında soruşturma yapmak ve bu soruşturmaların yetkili makamlar önünde sonuçlarını değerlendirmek için bütüncül ve uygulamaya yönelik talimatlar

içermektedir. İşkence ve diğer zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı muamele veya cezaların etkili biçimde soruşturulması ve bu olayların gerçekliğinin tespit edilmesine ilişkin ilkeler bu kılavuzun I

No.lu ekinde yer almaktadır.

39) AHİM içtihadında kabul edilen CPT’nin Normlarına göre, uygun tıbbi muayenelerin

gerçekleştirilmesi, gözaltına alınan kişilere kötü muamele yapılmasına karşı esaslı bir güvence oluşturmaktadır. (Akkoç/Türkiye, No. 22947/93 ve 22948/93, par. 118, AİHM 10/10/2000 par. 35). Bu muayenelerin, polisin bulunmadığı ortamda nitelikli doktorlar tarafından yapılması gerekmektedir ve muayene raporunun sadece tespit edilen vücut lezyonlarını değil aynı zamanda hasta tarafından bunların gerçekleşme şekline ilişkin olarak verilen açıklamaları ve doktorun bu lezyonlarla açıklamaların tutarlılığına ilişkin görüşünün yer alması gerekmektedir.

(Mehmet Emin Yüksel/Türkiye, No.40154/98, par. 29, 20 Temmuz 2004, Yananer/ Türkiye, No.

6291/05, par. 41, 16 Temmuz 2009, Özgür Uyanık/Türkiye, No. 11068/04, par. 38, 23 Mart 2010, Musa Yılmaz/Türkiye, No. 27566/06, par. 54, 30 Kasım 2010 ve Daviditze/Rusya, No. 8810/05, par.

115, 30 Mayıs 2013). Özellikle, kötü muamele mağduru olduğunu beyan eden kişilerin muayenelerine ilişkin olarak verilen tıbbi raporların, Mahkemenin 3 üncü madde hakkındaki içtihadında geliştirilmiş olan tüm gereklilikleri karşılaması gerekmektedir.

40) Somut olayda, suça sürüklenen çocuklar hakkında düzenlenen adli tıp raporlarında genel olarak

İstanbul Protokolü kurallarına uyulmasına karşın, raporlarda fiziksel ve psikolojik bulgular ile işkence ve kötü muamele arasındaki muhtemel ilişkinin değerlendirilmesinin yapılmadığı, raporların gizli olduğu hususunda ise bir açıklama bulunmadığı görülmüştür.

f) Suça Sürüklenen Çocukların İstek ve Şikâyetlerini İlgili Mercilere Ulaştırabilmesi İçin

Güvenli Bir Ortam Oluşturulup Oluşturulmadığı Yönünden İnceleme:

41) İdare tarafından gönderilen cevabi yazıda; “22/01/2007 tarihli ve 45/1 sayılı Genelge’nin Beşinci

Bölüm “Güvenlik” kenar başlıklı 3 üncü maddesinde yer hükme uygun olarak Ceza İnfaz Kurumunda barındırılan suça sürüklenmiş çocukların kötü muamele iddiaları ile istek ve şikayetlerini ilgili mercilere ulaştırabilmeleri amacıyla rahatlıkla ulaşabilecekleri yerlerde istek ve şikayet kutularının bulunduğu,

42) 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 68 inci maddesinin

dördüncü fıkrasında yer alan “Hükümlü tarafından resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir.” hükmü uyarınca denetime tabi olmaksızın kapalı zarf gönderilebildiği,

43) Suçu sürüklenmiş çocukların, gerek cezaevlerinden sorumlu Cumhuriyet savcısının kurum ziyareti

esnasında yaptığı görüşmelerde gerekse anılan Kurum Müdürü ile diğer idarecilerin hükümlü ve tutuklular ile yaptığı görüşmelerde ve Psiko-Sosyal Servisde görev yapan psikologlar ile yaptıkları bireysel görüşmelerde istek ve şikayetlerini rahatlıkla paylaşabildikleri,

44) 21/12/2018 tarihinde meydana gelen olay ile ilgili olarak, olayın hafta sonu ve mesai dışında

meydana gelmesine rağmen haftanın ilk iş günü (24/12/2018 Pazartesi) olaya karışan tüm çocukların

Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığında avukatları nezaretinde ifade vermelerinin sağlandığı,” ifade edilmiş olup, bu açıklamalardan ve Kurum psikolog ve sosyal çalışmacılar tarafından düzenlenen psikososyal form raporlarından suça sürüklenen çocukların istek ve şikâyetlerini ilgili mercilere ulaştırabilmesi bakımından güvenli bir ortam oluşturulduğu değerlendirilmiştir.

g) Ünitesine Yapılan Müdahaleye İlişkin Genel Değerlendirme:

45) « Mahpusların bakımının üstlenilmesine ilişkin cezaevi otoritelerine yüklenen yükümlülük onları

kendilerine zarar verebilecek diğer mahpuslardan koruma sorumluluğunu da kapsamaktadır. Aslında, tüm cezaevi sistemlerinde, mahpusların kendi aralarındaki şiddet olayları yaygındır; bunlar, ustaca yapılmış tacizlerden, açıkça yapılan tehditlere ve ciddi fiziksel saldırılara kadar farklı olayları içermektedir.

Mahpuslar arasındaki şiddet eylemlerine karşı etkin bir strateji, cezaevi personelinin, kişi sayısı da dahil olmak üzere, denetim yetkisi ve görevini uygun şekilde yerine getirebilmesi gerektirmektedir.

Cezaevi personelinin karışıklık sinyallerine karşı dikkatli olması ve gerekli olması halinde buna uygun şekilde hareket etmek için kararlı ve eğitimli olması gerekmektedir. Personel ve mahpuslar arasında, tutuklamanın güvenliği ve tutukluların bakımının üstlenilmesi kavramları üzerine kurulu olumlu ilişkilerin varlığı, bu çerçevede temel bir etken oluşturmaktadır; bu, büyük ölçüde personelin personel içi iletişim alanında uygun nitelikleri haiz olmasına bağlı olacaktır. Bunun yanı sıra, idarenin, personele yetkisini kullanırken tam destek sağlamaya hazır olması gerekmektedir. Durumun özelliklerine uygun (etkin arama usulleri de dâhil olmak üzere)

özel güvenlik tedbirleri gerekli olabilir; bununla birlikte, bu tedbirler yukarıda belirtilen temel güvenlik gerekliliklerine sadece bir katkı oluşturabilir. Bunun yanı sıra, cezaevi sisteminin mahpusların uygun şekilde sınıflandırılması ve dağılımı meselesini incelemesi gerekmektedir(…) .» (CPT Normları, Doküman No. CPT/Inf/E (2002) 1, Rey. 2010, s. 23 Aktaran Kötü Muamele

İddialarının Etkili Soruşturulması Yükümlülüğüne İlişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları

Kaynakçası, Av. Tuğçe Duygu KÖKSAL, Nisan 2019, Avrupa Konseyi)

46) Somut olayda, idarece sunulan bütün kamera görüntüleri, çocuk ve görevlilerin beyanları

incelendiğinde; ’nın üniteden çıkarılmasından sonra gerginliğin başladığı, görevlilerin birkaç kez ikna için geldikleri, 19.50 sıralarında şiddet olaylarının ’nin televizyonu yerinden sökmesiyle, müdahalenin ise 20.06 da üniteye yangın tüpü sıkılmasıyla başladığı anlaşılmaktadır. Olaylar 21/12/2018 Cuma günü Kurum Müdürlerinin eğitim için şehir dışında bulunduğu ve günlük mesai saatinin bitiminde başlamıştır. Müdahale ’nin televizyonu kırmasından ancak 16 dakika sonra başlamıştır. Ayrıca müdahale esnasında görevlilerce üniteye yangın tüpü sıkılması sonucunda başta görevliler olmak üzere çocukların çıkan gaz ve tozdan etkilendikleri ve nefes almakta güçlük çektikleri görülmektedir. İlaveten, kamera kayıtlarında görece görevlilere nazaran fiziksel olarak gelişkin olan ve ellerinde paspas sapı ve masa tenisinin demir ayakları bulunan çocuklara müdahale eden bazı görevlilerinin (belki de kendilerini korumak için) ellerinde paspas sapı olduğu görülmektedir.

Çocuklardan bazılarının ağızlarından jilet çıkararak kendilerine zarar verdikleri de gözlemlenmiştir.

47) Bu tespitler neticesinde, yukarıda yer alan CPT normlarında da belirtildiği üzere, Cezaevi

personelinin karışıklık sinyallerine karşı dikkatli olması ve gerekli olması halinde buna uygun şekilde hareket etmek için kararlı ve eğitimli olması gerekmektedir. Somut olayda müdahale

’nin televizyonu kırmasından ancak 16 dakika sonra başlamıştır. Görevliler müdahale edip etmemek ya da nasıl müdahale edecekleri konusunda kararsız kalmış ya da yeni vardiyanın saat 08.00 da göreve başlaması beklenmiş olabilir. Bu hususta bir açıklık bulunmamaktadır. En net şiddet olayı olan TV’nin sökülmesini müteakip üniteye müdahale edilmemiş olması olayların bu aşamaya gelmesine neden olmuştur. Görevlilerin olaylara müdahale etmekte görece yavaş hareket ettikleri, kararsız kaldıkları görülmektedir. Diğer bir alternatif karar ise, ’yı üniteden aldıktan sonra ilk huzursuzluk sinyalleri ortaya çıktığında şiddet olayları daha başlamadan önce ’nın ağabeyi ve/veya akraba oldukları iddia edilen C’nin üniteden alınması olabilirdi. Belki bu yönde bir karar alınıp uygulanmış olsa idi şiddet olayları başlamadan engellenebilirdi.

48) CPT normlarında da belirtildiği üzere; Cezaevi personelinin bu tür olaylar karşısında

tecrübelerinin arttırılması, herhangi bir kararsızlık durumunda kalmadan ne yapacağını önceden bilmesi ve hazırlıklı olması açısından, düzenli eğitime tabi tutulması ve acil durum senaryolarının uygulanarak görevlilere pratik kazandırılması gerekmektedir.

49) İdarenin, personele yetkisini kullanırken tam destek sağlaması, durumun özelliklerine uygun özel

araçlar ve güvenlik tedbirleri ile donatması gerekmektedir. Bunun için müdahale araçlarının neler olacağı ve hangi hallerde nasıl kullanılacağına ilişkin kuralların oluşturulması gerekmektedir. Bu suretle cezaevi görevlilerinin olay anında uygun olmayan araçlar ( somut olayımızda yangın söndürme tüpü ve pas pas sapı) kullanması engellenmiş ve görevlilerin de güvenliği sağlanmış olacaktır. Devletin cezaevinde bulunan suça sürüklenen çocuklar kadar cezaevi görevlilerinin güvenliklerinden sorumlu olduğu hususu da unutulmamalıdır.

50) Kamera kayıtlarında dikkat çeken bir diğer husus da çocuklardan bazılarının ağızlarından jilet

çıkararak kendilerine zarar vermeleridir. İdare tarafından bu konuda gerekli hassasiyetin gösterilmesi ve tedbirlerin bir an önce alınması gerekmektedir.

h) Bağımsız Ulusal ve Uluslararası Kuruluşlarca İzleme Yapılması Talebi Açısında İnleme:

51) Bilindiği üzere, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin

Önlenmesi Komitesinin (Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, CPT), Avrupa İşkencenin ve

İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ne taraf devlet sayısı kadar üyesi vardır. Komite, Sözleşme’nin ihlali iddialarını karara bağlayan yargısal bir organ değildir. Komite’nin denetim usullerinin esası, ihlalin gerçekleşmeden önlenmesidir. Bu amaçla

Komite, taraf devletlerin yetki alanları içinde bulunan ve kişilerin kamu makamlarının eylemlerince özgürlüklerinden alıkondukları yerleri ziyaret edebilir ve bu yerlerde inceleme, araştırma ve denetleme yapabilir. Taraf devlet, Komite’nin ziyaretlerine izin vermek ve Komiteyle işbirliği yapmakla yükümlüdür. Komite’nin, gözetim yerlerine sınırsız erişim ve buralarda herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın dolaşma yetkisi vardır. Ziyarette bulunan Komite üyeleri, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilerle özel görüşme yapabilir ve bilgi verebilecek konumda olan herkesle serbestçe iletişim kurabilirler. Komite ziyaretleri periyodik ya da ad hoc ziyaretler şeklinde yapılır. Komite, resen ziyarette bulunabileceği gibi, taraf devletin daveti üzerine de ziyarette bulunabilir. Komite raporları, kural olarak gizlidir. Ancak, taraf devlet onay verdiğinde bu raporlar kamunun erişimine açık hale getirilir. Bunun yanında, Komite ile işbirliği yapmayıp durumlarını iyileştirmeyi reddeden devletlerle ilgili olarak kamuya yönelik bir açıklama yapılabilir.

52) “İşkencenin ve Gayriinsani ya da Küçültücü Ceza veya Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa

Sözleşmesi”nin onaylanması; Dışişleri Bakanlığının 26/2/1988 tarihli ve ÇTAD-1-415 sayılı yazısı üzerine, 31/5/1963 tarihli ve 244 sayılı Kanunun 3 üncü ve 5 inci maddelerine göre, Bakanlar

Kurulu’nca 26/2/1988 tarihinde kararlaştırılmış ve 27 Şubat 1988 tarih ve 19738 sayılı Resmi

Gazete’de yayımlanmıştır. Özetle CPT, ülkemizdeki bütün özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişileri bulundukları kurumlarda ziyaret edebilmekte ve rapor düzenleyebilmektedir.

53) Ayrıca 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevler”

başlıklı 9 uncu maddesinde; Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun İşkenceye ve Diğer

Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine

Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde ulusal önleme mekanizması olarak görevli olduğu,

özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin ulusal önleme mekanizması kapsamındaki başvurularını incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek; özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişilerin bulundukları yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek, bu ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek, Kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak, ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek, Cumhurbaşkanlığına, ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmak üzere, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, işkence ve kötü muameleyle mücadele ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlamak, Kamuoyunu bilgilendirmek, düzenli yıllık raporlar dışında, gerek görüldüğünde görev alanına ilişkin özel raporlar yayımlamak hususunda görevli ve yetkili olduğu hususu hükme bağlanmıştır.

54) İlaveten, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Adalet

Bakanlığının ziyaret izni verme yetkisi” başlığını taşıyan 85 inci maddesinde yer alan; “Kurum, kurul ve kuruluşlar, heyet hâlinde veya bireysel olarak ceza infaz kurumlarını ziyaret edebilmek ve hükümlülerle görüşebilmek için Adalet Bakanlığından izin almak zorundadırlar. Bilimsel araştırma yapanlarla görsel ve yazılı basın mensupları hakkında da bu hüküm uygulanır. Adalet Bakanlığı talepte bulunan kişilerin hükümlüleri ziyaret etmelerine de izin verebilir.” hükmü çerçevesinde ziyaret gerçekleştirilmesi mümkündür.

55) Başvuru kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde; suça sürüklenen çocuklar hakkında

asgari eşiği aşan nitelikte orantısız bir kötü muamelenin bulunmadığı, etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirildiği, ancak yukarıda açıklanan nedenlerle tutuklu ve hükümlülerin

“işkence”, “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” kapsamındaki başvuruların gerekli hassasiyet gösterilerek titizlikle ve ivedilikle incelenebilmesi için görevli doktorlar tarafından hazırlanan adli tıp raporlarının İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya

Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El Kılavuzu (İstanbul

Protokolü)’na uygun olarak ve okunaklı hazırlanması konusunda gerekli bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının yapılması; cezaevlerindeki şiddet olaylarında olayların ağırlık derecesine göre kullanılabilecek araçlar ve bu araçların hangi hallerde nasıl kullanabileceğine ilişkin mevzuatın oluşturulması; cezaevlerinde görevli personelin şiddet olaylarına müdahale konusunda tecrübelerinin arttırılması, herhangi bir kararsızlık durumunda kalmadan ne yapacağını önceden bilmesi ve hazırlıklı olması için düzenli eğitime tabi tutulması ve acil durum senaryolarının uygulanarak görevlilere tecrübe kazandırılması hususlarında Adalet Bakanlığına tavsiyede bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

56) İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan

Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği, Kurumumuzun ziyareti sırasında her türlü kolaylığın sağlandığı görülmüş olup, ayrıca idarenin suça sürüklenen çocuklarla ilgili işlemlerinde makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi ve karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi ilkelerine uygun davrandığı görülmüştür.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

57) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye

tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE, Tutuklu ve hükümlülerin “işkence”, “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” kapsamındaki başvuruların gerekli hassasiyet gösterilerek titizlikle ve ivedilikle incelenebilmesi için görevli doktorlar tarafından hazırlanan adli tıp raporlarının İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El

Kılavuzu(İstanbul Protokolü)’na uygun olarak ve okunaklı hazırlanması konusunda gerekli bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının yapılması, Cezaevlerindeki şiddet olaylarında olayların ağırlık derecesine göre kullanılabilecek araçlar ve bu araçların hangi hallerde nasıl kullanabileceğine ilişkin mevzuatın oluşturulması, Cezaevlerinde görevli personelin şiddet olaylarına müdahale konusunda tecrübelerinin arttırılması, herhangi bir kararsızlık durumunda kalmadan ne yapacağını önceden bilmesi ve hazırlıklı olması için düzenli eğitime tabi tutulması ve acil durum senaryolarının uygulanması hususlarında,

ADALET BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

Başvuruya konu diğer taleplerin REDDİNE,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,

bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın gereği için BAŞVURANLARA ve ADALET BAKANLIĞINA tebliğine, bir örneğinin

Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne gönderilmesine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi