|
ÖZET: Başvuran, 20.03.2012 tarihinde İstanbul Deniz Otobüsleri San. ve Tic. A.Ş. ile belirli süreli bir sözleşme yaparak 01.03.2012 tarihinden itibaren uzak yol kaptanı olarak çalışmaya başladığını bildirmiştir. Başvuranın, yersiz ödenen aylıkların borç çıkarılması işleminin iptali talebiyle açtığı davada, Ankara 16. İdare Mahkemesi, 29.03.2010 tarihinde davayı reddetmiştir. Ancak, başvuranın temyiz başvurusu sonucunda Danıştay, 15.04.2014 tarihinde mahkeme kararını bozmuş ve dosyayı yeniden değerlendirilmek üzere mahkemeye göndermiştir. Mahkeme, 11.03.2016 tarihinde yersiz ödemelerin iptaline karar vermiştir.
Başvuranın vekili, 30.09.2019 tarihinde ödenmeyen emekli aylıklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 11.11.2019 tarihli yazısında, başvurana ait borcun iptal edildiğini ve kesilen tutarın ödendiğini bildirmiştir. Başvuran, 01.01.2008-01.02.2012 tarihleri arasındaki ödenmeyen emekli aylıkları için yasal faiz talebinde bulunmuş, ancak bu talep yasal düzenlemeler gereği reddedilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, hatalı işlemler nedeniyle eksik ödenen aylıklar için yasal faiz ödenmesi yönünde bir düzenleme olmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak, başvuranın yasal faiz talebinin reddedilmesi, hukuk normlarıyla çelişmektedir. Emekli aylıklarının zamanında ödenmemesi durumunda, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun temerrüt faizi ile sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle, başvuranın taleplerinin karşılanması ve yasal faizin ödenmesi için mevzuat düzenlemesi yapılması önerilmektedir. |
bağlandığı, başvuranın Kurum kayıtlarına 20.03.2012 tarihinde geçen 15.03.2012 tarihli dilekçesi ile İstanbul Deniz Otobüsleri San. Ve Tic. A.Ş. ile belirli süreli işe sözleşmesi yaparak
01.03.2012 tarihinden itibaren uzak yol kaptanı sıfatıyla çalışmaya başladığını bildirdiği,
2.2. Başvuranın yersiz ödenen aylık tutarların borç çıkarılması işleminin iptali talebiyle açmış olduğu dava sonucunda Ankara 16. İdare Mahkemesinin 29.03.2010 tarihli ve E , K.2010/ sayılı kararında “Açıklanan nedenlerle davanın reddine,…” denilmek suretiyle sonuçlandığı, başvuranın söz konusu karara karşı yapmış olduğu temyiz başvurusu sonucunda
Danıştay 11. Dairesinin 15.04.2014 tarihli ve E.2010/ K.2014/ sayılı kararında
“Açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulmasına, dosyanın yeniden karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine,…” şekilinde karar verilmesi üzerine, Ankara 16. İdare Mahkemesinin 11.03.2016 tarihli ve E.2016/
K.2016/ sayılı kararında “Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline,…” denilmek suretiyle hüküm kurulduğu, 2.3. Başvuranın vekilinin 30.09.2019 tarihli dilekçesi ile müvekkilinin 01.01.2008-01.02.2012 tarihleri arasındaki döneme ait ödenmeyen emekli aylıklarının yasal faiziyle birlikte ve 01.02.2012-01.06.2016 tarihleri arasında emekli maaşından yapılan kesintilerin yasal faiziyle ödenmesini talep ettiği, Osmangazi Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğünün 11.11.2019 tarihli cevabi yazısında 54.722,28 TL borç çıkarılan başvuranın borcunun mahkeme kararı gereği iptal edilmek üzere işleme alındığının ve aylıklarından kesilen toplam 43.424,18 TL’nin ödenmek üzere 26.05.2016 tarihinde bankaya gönderildiğinin ve söz konusu tutarın 08-09.06.2016 tarihinde başvuran tarafından tahsil edildiğinin bildirildiği, 2.4. Başvuran vekilinin Kurumları kayıtlarına 11.12.2019 tarihinde geçen 04.12.2019 tarihli dilekçesi ile müvekkilinin 01.01.2008-01.02.2012 tarihleri arasında ödenmeyen emekli aylıklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesini talebini yenilediği, 06.01.2020 tarihli cevabi yazılarında Ankara 16. İdare Mahkemesinin bahsi geçen kararı ile 01.08.2005 -31.07.2007 tarihleri arasındaki dönem için borç çıkartılma işleminin iptal edildiğinin ve anılan kararda faiz işletilmesine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle yasal faiz talebinin karşılanamayacağının bildirildiği, 2.5. Yine başvuranın 01.01.2008-01.02.2012 tarihleri arasındaki emekli aylıklarının sehven gönderilmediğinin anlaşılması üzerine 20.03.2020 tarihli ve sayılı işlem ile söz konusu döneme ait tutarların ilgili adına tahakkuk ettirildiği ve 06.04.2020 tarihli yazıları ile başvurana durumdan bilgi verildiği, gerek 5510 sayılı Kanunda gerekse 5434 sayılı Kanunda zamanaşımı hükümleri çerçevesinde geriye dönük olarak yapılan ödemelerde ayrıca yasal faiz ödeneceğine dair herhangi bir hükme yer verilmemiş olması nedeniyle yasal faiz ödenmesi talebinin reddedildiği, 2.6. Ankara 16. İdare Mahkemesinin kararı gereği 01.08.2005-31.12.2007 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak borç çıkartılması işlemi iptal edilerek kesinti yapılan borç tutarının mahkeme kararında yasal faiziyle birlikte ödeneceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle yasal faiz uygulanmaksızın tarafına iade edildiği, yine 01.08.2008-01.02.2012 tarihleri arasındaki emekli aylıklarının sehven gönderilmediğinin anlaşılması üzerine bu aylıklarında gönderildiği, söz konusu ödemelere ilişkin olarak Kurumlarınca ayrıca yasal faiz ödenmesine imkan tanıyacak bir hükmün bulunmaması nedeniyle başvurana yasal faiz ödenmesine kanunen imkan bulunmadığı, bildirilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” hükmünü, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” hükmünü amirdir.
5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; 5.1. “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanun’una tabi olanlar, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı
Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanun’una tabi olanlar, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanun’una tabi olanlar, bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü, 5.2. “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici 4’üncü maddesinde; “…Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır… Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce
5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmaya başlamış olup, çalışmaya başlamadan
önce ilgili mevzuatına göre alınmış ve en az % 40 oranında engelli olduklarını gösterir sağlık kurulu raporu bulunanlar ile en az % 40 oranında doğuştan engelli olduklarını belgeleyenlerden aylık talep tarihinde bu Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında sigortalı olanlara; en az 5400 gün uzun vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş ya da emekli keseneği ödenmiş olması kaydıyla, istekleri halinde bu madde hükümleri esas alınarak yaşlılık aylığı bağlanır. Ancak çalışmaya başladıktan sonra, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, Kurum Sağlık Kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının; a) % 50 ila % 59 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 5760, b) % 40 ila % 49 arasında olduğu anlaşılan sigortalılar, en az 6480, gün uzun vadeli sigorta kolları primi bildirilmiş olması kaydıyla, haklarında bu fıkra hükümleri uygulanır.…” hükmü, 5.3. “Yersiz Ödemelerin Geri Alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a)
Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, İtibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin
Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü, 6. 27.04.2005 tarih ve 25798 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 30 uncu maddesinde, “Cumhurbaşkanı tarafından atananlar, Bakanlar Kurulu kararı veya müşterek kararnameyle atanan veya görevlendirilenler, Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılan seçimler sonucunda görev verilenler ile yükseköğretim kurumlarının öğretim üyeliklerine yapılacak atamalar hariç olmak üzere, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar, genel bütçeye dahil dairelerin, katma bütçeli idarelerin, döner sermayelerin, kefalet sandıklarının, sosyal güvenlik kurumlarının ve bütçeden yardım alan kuruluşların kadrolarına açıktan atanamazlar. Diğer kanunların bu fıkraya aykırı hükümleri uygulanamaz.
Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.
Diğer kanunların emeklilik veya yaşlılık aylığı almakta iken emeklilik veya yaşlılık aylıkları ve/veya diğer tazminatları kesilmeksizin atanmaya, çalıştırılmaya veya görevlendirilmeye izin veren hükümleri ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 11.
Maddesine göre 01.01.2005 tarihinden önce alınmış Bakanlar Kurulu kararları uygulanmaz…”
Hükümlerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran özetle, Ankara 16 ncı İdare Mahkemesinin 11.03.2016 tarih ve E.2016/
K.2016/ sayılı kararı gereği Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın hatalı işlemi sonucunda tarafına eksik ve/veya geç ödenen aylıklar bakımından ödemede bulunurken ödenmeyen emekli maaşlarının ödenmesi gereken tarihlerden itibaren Devlet Alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile ödemesini talep etmektedir.
9. Sosyal Güvenlik Kurumundan elde edilen bilgi ve belgelerden; başvuranın Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı emrinde Albay rütbesinde görev yapmaktayken 21.09.2004 tarihinde kendi isteği ile emekliye sevk edilmesi üzerine 15.10.2004 tarihinden itibaren kendisine emekli aylığı bağlandığı, söz konusu aylığı almaktayken sermayesinin yüzde 50’sinden fazlası kamuya ait bir şirkette çalışmaya başladığının anlaşılması üzerine emekli aylıklarının kesildiği, 01.08.2005-31.12.2007 tarihleri arasında yersiz ödenen aylık tutarlarının başvurana borç çıkarıldığı, başvuranın söz konusu çalışmasını sonlandırması üzerine emekli aylıklarının
01.02.2012 tarihinden itibaren yeniden bağlandığı, ancak Ankara 16. İdare Mahkemesinin
11.03.2016 tarihli kararı ile başvuranın emekli olduktan sonra çalıştığı şirketin 5335 sayılı
Kanunun 30 uncu maddesinde belirtildiği üzere kamuya ait bir ortaklık niteliği taşımadığı ve bu nedenle yersiz ödenen aylık tutarların borç çıkarılması işleminin iptal edildiği, bunun üzerine başvuran vekili tarafından 01.01.2008-01.02.2012 tarihleri arasındaki döneme ait ödenmeyen emekli aylıkları ile 01.02.2012-01.06.2016 tarihleri arasında emekli maaşından yapılan kesintilerin yasal faiziyle ödenmesinin talep edildiği, bu talebin Sosyal Güvenlik Kurumunca yasal faiz ödenmesi yönünde bir hüküm ve yargı kararının bulunmaması nedeniyle yasal faiz tahakkuk ettirilmesine imkân bulunmadığından bahisle reddedildiği görülmüştür.
10. Başvuruya konu uyuşmazlığın, Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işlemi dolayısıyla eksik ödediği tutarlar ile yersiz ödeme adı altında başvurandan haksız yere tahsil edilen tutarların yasal faiziyle birlikte ödenmesi hususlarında olduğu anlaşılmaktadır.
11. Sosyal Güvenlik Kurumu, genel olarak kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın getirdiği yönetsel sorumluluklarının yanında, yürüttüğü faaliyet olan sosyal sigortacılık gereği sigortalı ve işverenden yasalar tarafından belirlenen şartlar kapsamında prim toplamaya yetkili olmakla birlikte, söz konusu primleri yine yasayla belirlenen koşulların gerçekleşmesi halinde geri ödeme yükümlüsü konumundadır. Sigortalı bakımından prim yatırma, Kurum tarafından geri ödeme yapılan bu ilişkinin konusunu sosyal risklerin satın alınması amacına özgülenmiş para borcu oluşturmaktadır. Diğer bir ifade ile borcun konusunun belirli veya belirlenebilir bir meblağı sigortalıya ödeme yükümlülüğü olduğu değerlendirildiğinde Kurum ile sigortalı arasında para borcunun doğduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü; Sosyal Güvenlik
Kurumu tarafından eksik yapılan ödemelere yani para borcuna yasal faiz uygulamasının yönteminin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Bu sebeple başvurunun çözümü için faizin tanımı, mevzuatımızda ne şekilde düzenlendiği hususlarının öncelikle açıklanmasının faydalı olacağı düşünülmüştür.
12. Daha önce Kurumumuz tarafından geç ödenen aylık ve/veya emekli ikramiyesine yasal faiz ödenmesi yönünde Kurumunuza verilen 21/07/2017 tarihli ve 2017/428 Başvuru No’lu Tavsiye
Kararında da belirtildiği üzere; faiz, hukukumuzda 6098 sayılı Borçlar Kanunu ve 3095 Sayılı
Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda düzenlenmekle birlikte Kanunda tanımına yer verilmemiştir. Ancak öğreti ve yargı kararları ışığında faiz; “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları bakımından özel olarak düzenlenen, tahsili için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semeredir.” (HELVACI Mehmet, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para
Borçlarında Faiz Kavramı, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 2000, s. 65). Bu tanımdan yola çıkarak somut olay bazında faizi tanımlayacak olursak, Sosyal Güvenlik Kurumunun hatası ile eksik ödenen emekli aylığının daha sonra ödendiği ana kadar geçen süre bakımından hak edilen paranın kullanamaması nedeniyle, mahrum kalınan süreye bağlı olarak ödenmesi talep edilebilen bir karşılık ve tazminat olarak tanımlanabilir.
13. Emekli aylığının Kurumun hatası nedeni ile eksik ödenmesi sonucu Kurum ile başvuran arasında oluşan para borcunun hukuken nitelendirilmesi gerekmektedir.
14. Her ne kadar sosyal güvenlik kanunda özel bir düzenleme bulunmasa da borç ilişkilerini düzenleyen Borçlar Kanunu kapsamında bu değerlendirmenin yapılması gerektiği düşünülmektedir. Yargıtay 10. H.D. E. 2006/1347 K. 2006/10584. Sayılı ve “Davacının 01.04.2003-17.06.2005 tarihleri arasında adına tahakkuk eden birikmiş yaşlılık aylıkları tutarlarına ay be ay, ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiz tutarlarından şimdilik 834,00
YTL´nin ödenmesine karar verilmesi” istemli kararında “Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlemle belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması GEREKLİ DEĞİLDİR. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da
ŞART DEĞİLDİR. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer’isi niteliğindeki (BK. Md. 113/2 ve 131)
faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal BİR GEREKLİLİKTİR.” Yine . Yargıtay 10. H.D. ‘nin 2008/20370 E., 2009/5184 K. sayılı ve yaşlılık aylığının geç bağlanması nedeniyle davacının uğradığı zararın giderilmesi talebiyle açılan davada verdiği kararında “ Zararın kapsamının saptanmasında Kurum işleminin niteliği ile davacının istek ve amacının göz önünde tutulması gerekir. Hal böyle olunca davacının mal varlığında husule gelen zarar, davacıya bağlanması gereken yaşlılık aylığıdır. Ayrıca, “alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında, elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanan faiz kavramı kapsamındaki “muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olmayan faiz olarak belirlenen temerrüt faizi de zarar içinde mütalaa edilmelidir.
Davacının asıl alacağı tahsili sırasında açıkça faiz hakkını saklı tutması(ihtirazı kayıt)
karşısında davalı Kurumun yasal faizle sorumlu tutulacağı açıktır.” hükmünü kurmuştur.
15. Nitekim yargı içtihatlarına bakıldığında, Anayasa Mahkemesi’nin 15/12/1998 tarih, E:1997/34 ve K:1998/79 sayılı kararında “Faiz, kişi veya kurumların kullanımına terk ve tahsis edilen nakdî sermayeye karşılık sermaye sahibi lehine oluşan medenî bir ‘semere’ veya
‘ivaz’dır. Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; muaccel borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer’i bir haktır.” şeklinde tanım yapıldığı görülmektedir. Ayrıca, 27/9/1988 tarihli ve E:1988/7 ve K:1988/27 sayılı kararında “Bilindiği gibi faiz; ekonomik açıdan, ‘paranın fiatı’dır. Herhangi bir kimse, kendisine ait olmayan bir parayı, hangi isim altında olursa olsun, belli bir süre kullandığı paranın asıl sahibine ‘faiz’ ödemek zorundadır.” şeklinde belirlemede bulunmuştur.
16. Keza Danıştay 11. Dairesinin 11/06/2004 tarihli ve E. 2004/1236 ve K. 2004/2781 sayılı kararında “Faiz, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığıdır. Bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması kural olarak gerekmez.” şeklinde ifade edilmiştir.
17. Yargı kararları kapsamında yaptığımız değerlendirme neticesinde, Kurumun hatalı işlemi sonucu, sosyal güvenlik mevzuatlarında düzenlenen emekli aylığından yararlanma şartlarını yerine getirilmesi ile emekli aylığına hak kazanıldığı, emekli aylığının konusunu para borcunu oluşturulması ve kişilere ödenecek bu paranın hangi usul ve esaslara göre hesaplanacağının
Kanun tarafından belirlenmiş olması, (bu para borçlarının belirlenebilir nitelikte oldukları), hak kazanılan emekli aylıkları bakımından Kurumun aylıkları zamanında ve eksiksiz bağlama borcuna aykırı davrandığı durumlarda Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere
Kurumun temerrüt faizi ile sorumlu olduğu tespit edilmiştir.
18. Yüksek yargının istikrar kazanmış içtihatlarının aksine Kurumun asıl alacak öderken mevzuatta açık düzenleme olmadığı gerekçesiyle kendiliğinden faiz ödememesi, bu hususun yargılamaya konu olmasına ve yine istikrar kazanmış yargı kararları uyarınca ilave yargılama gideri ve vekâlet ücreti ödemek yanında yargı yükünün artmasına ve vatandaşların da yargılama sürelerinin uzunluğu nedeniyle mağduriyet yaşamasına neden olmakta, diğer bir deyişle Kurumun ödemek zorunda olduğu miktar giderek artmakta ve bu da
Kurum için ayrı bir gider kalemi oluşturmaktadır.
19. Tüm bu açıklamalar ve değerlendirmeler çerçevesinde; Kurumun hatalı işlemi sonucunda eksik ve geç ödenen aylıklar bakımından Sosyal Güvenlik Kurumunun, kendi mevzuatlarında eksik yapılan ödemelere ilişkin bu ödemelere ayrıca yasal faiz uygulanacağına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile, faiz ödemesi yapılamayacağı yönünde karar vermesinin, hukuk normlarının birbirleri ile kurgusunu belirleyen hukukun temel ilkelerinden olan genel kanunda yer alan hükme aykırı bir düzenleme özel kanunda yer almadığı takdirde genel kanunun uygulanması gerekmekte olduğu prensibine aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmektedir. Nitekim yukarıda açıklanan gerekçelerle emeklilik aylığının, şartların yerine gelmesi anından itibaren muaccel bir borç niteliği kazandığı, bu itibarla Sosyal Güvenlik
Kurumunun temerrüt borçlusu olduğu gözetilerek, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, E.
2012/7-502 K. 2012/707 sayılı Kararında “Para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. Temerrüt faizi belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yöneliktir.
Alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faizi oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk etmektedir.” hükmü de dikkatte alındığında, eksik veya geç ödenen aylıklar bakımından yasal düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile faiz talebini yeterli bulmayıp, sadece mahkeme kararı ile faiz verilmesinin, Kurum ile aylığını geç alan sigortalıların tekrar karşı kaşıya getirilerek davalı konumuna getirilmesi, bu konu da başvuruya benzer mahiyetteki kararların göz ardı edilerek, sigortalıların yeniden mahkemelere yönlendirilmesinin, aylıkların geç bağlanması ve/veya eksik bağlanması sonucu Kurum aleyhine açılan faiz davalarının büyük oranda kaybedildiği de düşünüldüğünde bu durumun kamu kaynaklarının israfına yol açacağı, birey devlet arasındaki ilişkileri ve hukuk güvenliği ilkesini zedeleyeceği, bu çerçevede eksik ve geç ödenen aylıkların herhangi bir yargı kararı aranmaksızın yasal faiziyle birlikte ödenmesine imkan tanıyacak şekilde bir mevzuat düzenlemesi yapılması için gerekli çalışmaların yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmiş olup bununla birlikte başvuranın faiz talebinin ret edilmesinin yukarıda açıklanan gerekçelerle hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı kanaat ve sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 20. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanun’unun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde yer verilmiş olup İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.
21. Bununla birlikte, hukuk devleti ilkesi idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve
“haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir. Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir. İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir. Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
22. 6328 sayılı Kanun’un 21’inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca ise tavsiye kararı üzerine otuz gün içinde herhangi bir işlem tesis edilmez veya eylemde bulunulmaz ise durmuş olan dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Buna göre; ilgili idarenin eylem ve işlemlerine karşı dava açma süresinden arta kalan sürede Kocaeli İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle, İdarenin hatalı işlemiyle geç ödenen emekli aylıklarının üzerinden hesaplanacak yasal faizin başvurana ödenmesi, bilahare yersiz ödeme adı altında çıkarılan borç nedeniyle başvuranın aylıklarından haksız yere kesildiği anlaşılan tutarların başvurana iadesi sırasında yasal faizinde ödenmesi ve ilgililerin emekli aylıklarının geç ödenmesi nedeniyle faiz talebinde bulunmaları halinde ayrıca yargı organlarınca verilecek bir karar aranmasını gerektirmeyecek şekilde mevzuat düzenlemesi yapılması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,
Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi