ÖZET: Danıştay kararında, şikayetçilerin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Geçici 11’inci maddesi uyarınca soyadlarının değiştirilmesi talebinin reddedilmesi üzerine yapılan başvuru incelenmiştir. İdare, başvurunun ikinci kez değerlendirilemeyeceğini, çünkü il ve ilçe idare kurullarının verdiği kararların kesin olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, Türk Medeni Kanunu’na göre, kişisel durum sicilinde düzeltme yapılabilmesi için mahkeme kararı gerektiği vurgulanmıştır.

Bu bağlamda, şikayetçilerin soyadı değişikliği talebinin ancak yerleşim yerlerinin bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak mahkeme kararı alması halinde mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla, idarenin işleminin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu karar, soyadı değişikliği taleplerinin yargı denetimine tabi olduğunu ve idarenin bu konuda sınırlı bir takdir yetkisine sahip olduğunu göstermektedir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/10241-S.21.16504

BAŞVURU NO : 2021/976

KARAR TARİHİ : 09/07/2021

RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : NÜFUS VE VATANDAŞLIK İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

BAŞVURUNUN KONUSU : Şikâyetçilerin, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Geçici 11’inci maddesi kapsamında soyadının değiştirilmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 14/01/2021

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza 14.01.2021 tarihinde yapılan başvuruda şikayetçiler , ve tarafından, “5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun Geçici 11’inci maddesi kapsamında soyadlarının genel ahlaka uygun olmadığı ve toplum tarafından gülünç bulunduğu gerekçesi ile değiştirilmesi istemiyle yapılan başvuruların, CİMER’e başvuru yapılması nedeniyle gerekli değerlendirme yapılmadan Bahçelievler (İstanbul) İlçe İdare Kurulu tarafından reddedildiği” iddia edilerek “soyadı değişikliğinin yapılması için çözüm bulunması” talep edilmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanunu’nun “Bilgi ve belge isteme” başlıklı 18’inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında 18/02/2021

tarih ve – – sayılı yazı ile T.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI NÜFUS VE

VATANDAŞLIK İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’nden bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün 01/04/2021 tarih ve – sayılı cevabi yazısında özetle;

2.1. 5490 sayılı sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun Geçici 11’ inci maddesinde yer alan “…ad ve soyadları, mahkeme kararı aranmaksızın il veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir. İl ve ilçe idare kurullarının vereceği karar kesindir.” Şeklindeki hüküm uyarınca, il veya ilçe kurullarınca verilen kararların kesin olduğu, başvuranın reddedilen talebinin ikinci kez değerlendirilmesi ve idare kurulunca işlem yapılmasının mümkün olmadığı; bu kapsamda Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin

“DOSTANE ÇÖZÜM” başlıklı 33/A maddesinde yer alan düzenlemeye istinaden değerlendirme yapılamadığı;

2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 39′ uncu maddesinde “Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.”, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 35′ inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde “Kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiçbir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz.”; 36′ ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Mahkeme kararı ile yapılan kayıt düzeltmelerinde aşağıdaki usûllere uyulur: Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. ” hükümleri uyarınca, şikayetçilerin ancak yerleşim yerlerinin bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat etmeleri ve soyadı değişikliğine yönelik olarak mahkemeden karar alınması halinde verilecek karar doğrultusunda soyadlarının değiştirilmesinin mümkün olabileceği;

2.3. ’ ın Bahçelievler Kaymakamlığına vermiş olduğu 17.07.2020 tarih ve kayıt sayılı dilekçesinde ” ” olan soyadının olarak değiştirilmesini talep ettiği, 07.10.2020 tarihinde Bahçelievler İlçe İdare Kurulu toplantısında talebinin görüşüldüğü, ibaresinin kelime anlamı olarak Türk Dil Kurumu Yayınları­Türkçe Sözlük ve TDK Yazım Kılavuzunda bulunmadığı,

03.11.2017 tarihli ve 30229 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren 7039 sayılı Nüfus

Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5490 sayılı Nüfus

Hizmetleri Kanununa eklenen Geçici 8′ inci maddesi gereği; 21.06.1934 tarih ve 2525 sayılı Soyadı

Kanununun 3′ üncü maddesinde “umumi edebe uygun olmayan veya iğrenç ve gülünç olan soyisimler” şeklinde belirtilen ifadeler kapsamında değerlendirilmesinin uygun görülmediği;

2.4. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun Geçici 11’inci maddesinde “Kişinin üç yıl içerisinde yerleşim yerinin bulunduğu nüfus müdürlüğüne yazılı olarak başvurması kaydıyla; 21/6/1934 tarihli ve

2525 sayılı Soyadı Kanununun 3 üncü maddesine aykırı soyadları ile yazım ve imla hatası veya düzeltme

işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişiklikleri bulunan, genel ahlaka uygun olmayan, toplum tarafından gülünç karşılandığı değerlendirilen ad ve soyadları, mahkeme kararı aranmaksızın, il veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir. İl ve ilçe idare kurullarının vereceği karar kesindir.” hükmünün yer alması; 08/01/2020 tarihli ve 3331 (2020/2) sayılı

“Ad ve Soyadı Değişikliği” konulu Genelgenin 3’üncü maddesinde “İl veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere ad ve/veya soyadı değiştirilebilir. Ad ve/veya soyadlarının düzeltmesi ve değiştirilmesi il ve ilçe idare kurullarının takdirindedir. İl veya ilçe idare kurullarının vereceği karar kesindir.”; 9’ uncu maddesinde “Ad ve/veya soyadı düzeltmelerine ilişkin taleplerde 1353

sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, 2525 sayılı Soyadı Kanunu ve Soyadı

Nizamnamesinde yer alan mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulacaktır. Yazım ve imla hatası veya düzeltme işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişikliği olup olmadığı hususlarında ise Türk

Dil Kurumu Başkanlığının Yazım Kılavuzu ile 08/04/2013 tarih ve 35620 sayılı talimat ekindeki Türk Dil

Kurumu Başkanlığının 14/01/2013 tarihli ve 21 sayılı yazısından istifade edilecektir.” şeklindeki düzenlemelerin bulunması nedeniyle ‘ ın ” ” olan soyadının ” ” olarak düzeltilmesi talebinin İlçe İdare Kurulunun 07.10.2020 tarih ve sayılı kararı ile reddedildiği;

2.5. MERNİS veri tabanının incelenmesinde başvuruya konu soyadında değişikliğe ilişkin bir işlem bulunmadığı;

2.6. Şikayetçi tarafından CİMER kanalıyla yapılan 06.11.2019 tarih ve başvuru sayılı, 11.01.2019 tarih ve başvuru sayılı, 19.04.2020 tarih ve başvuru sayılı, 03.07.2020 tarih ve başvuru sayılı 4 adet başvurunun Bahçelievler İlçe Nüfus

Müdürlüğü tarafından cevaplandırıldığı;

2.7. Şikâyet konusu ile ilgili olarak yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bir uyuşmazlık bulunmadığı ifadelerine yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarih ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’sının “Dilekçe, Bilgi Edinme ve

Kamu Denetçisine Başvurma Hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinde; “… Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler. … ” ,

3.1. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’nci maddesinin birinci fıkrasında

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”,

3.2. “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20’nci maddesinin 1’inci fıkrasında; “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”; 3’üncü fıkrasında; “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir’’,

3.3. “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90’ıncı maddenin beşinci fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında

Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004- 5170/7 md.)

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

4. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi”

başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”

5. Onay belgelerinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmesi ile 18/5/1954 tarihinde usulüne uygun olarak yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı 8’inci maddesinin birinci fıkrasında; “ Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”, ikinci fıkrasında; “Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

6. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Ad üzerindeki hak”, “1. Adın korunması” başlıklı 26’ncı maddesinde; “Adının kullanılması çekişmeli olan kişi, hakkının tespitini dava edebilir. Adı haksız olarak kullanılan kişi buna son verilmesini; haksız kullanan kusurlu ise ayrıca maddî zararının giderilmesini ve uğradığı haksızlığın niteliği gerektiriyorsa manevî tazminat ödenmesini isteyebilir.”,

6.1. “Adın değiştirilmesi” başlıklı 27’nci maddesinde; “Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir. Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur. Ad değişmekle kişisel durum değişmez. Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir.”,

6.2. “Düzeltme 1. Genel olarak” başlıklı 39’uncu maddesinde; “ Mahkeme kararı olmadıkça, kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz.”

7. Kişinin doğumundan ölümüne kadar kişisel ve medenî durumuna, uyrukluğuna ve bunlarda meydana gelebilecek değişikliklere ait doğal ve hukukî olayların belirlenip saptanması, bu amaçla düzenlenmiş kütüklere yazılması, elektronik ortamda ulusal adres veri tabanının oluşturulması, nüfus kayıtları ile adres bilgilerinin ilişkilendirilmesini sağlamak amacıyla kabul edilen 25/4/2006 tarih ve 5490 sayılı Nüfus

Hizmetleri Kanununa 19/10/2017 tarih ve 7039 sayılı Kanunun 26’ncı maddesi ile eklenen geçici 8’inci maddesinde; “Kişinin iki yıl içerisinde yerleşim yerinin bulunduğu nüfus müdürlüğüne yazılı olarak başvurması kaydıyla; 21/6/1934 tarihli ve 2525 sayılı Soyadı Kanununun 3 üncü maddesine aykırı soyadları ile yazım ve imla hatası veya düzeltme işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişiklikleri bulunan ad ve soyadları, mahkeme kararı aranmaksızın, il veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir. İl ve ilçe idare kurullarının vereceği karar kesindir.

Soyadı değiştirilen erkek ise kendisi ile birlikte varsa karısının ve müracaat tarihinde ergin olmayan çocuklarının da soyadları düzeltilir. Soyadı değiştirilen kadın ise kendisi ile birlikte ergin olmayan evlilik dışı çocukları varsa onların da soyadları düzeltilir.”,

7.1. Aynı Kanuna 6/12/2019 tarih ve 7196 sayılı Kanunu’nun 61’inci maddesi ile eklenen geçici 11’inci maddesinde; “ Kişinin üç yıl içerisinde yerleşim yerinin bulunduğu nüfus müdürlüğüne yazılı olarak başvurması kaydıyla; 21/6/1934 tarihli ve 2525 sayılı Soyadı Kanununun 3 üncü maddesine aykırı soyadları ile yazım ve imla hatası veya düzeltme işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişiklikleri bulunan, genel ahlaka uygun olmayan, toplum tarafından gülünç karşılandığı değerlendirilen ad ve soyadları, mahkeme kararı aranmaksızın, il veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir. İl ve ilçe idare kurullarının vereceği karar kesindir. Soyadı değiştirilen

erkek ise kendisi ile birlikte varsa karısının ve müracaat tarihinde ergin olmayan çocuklarının da soyadları düzeltilir. Soyadı değiştirilen kadın ise kendisi ile birlikte ergin olmayan evlilik dışı çocukları varsa onların da soyadları düzeltilir. Bu maddede belirlenen sürenin bir katına kadar uzatılmasında Cumhurbaşkanı yetkilidir.”

8. 21/6/1934 tarih ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 1’inci maddesinde; “Her Türk öz adından başka soy adını da taşımağa mecburdur.”,

8.1. Kanunun 3’üncü maddesinde; “Rütbe ve memuriyet, aşiret ve yabancı ırk ve millet isimleriyle umumi edeplere uygun olmıyan veya iğrenç ve gülünç olan soyadları kullanılamaz.”

9. 23.11.2006 tarih ve 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Nüfus Hizmetleri

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin “Kayıt Düzeltme Dava açma yetkisi” başlıklı 60’ıncı maddesinin birinci fıkrasında “Nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davaları, düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılır. Kayıt düzeltme davaları

Cumhuriyet savcısı ve nüfus müdürü veya görevlendireceği nüfus memuru huzuru ile görülür ve karara bağlanır.”, ikinci fıkrasında; “Aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir.”,

9.1. Yönetmeliğin 79’uncu maddesinin İkinci fıkrasında; “Dayanak belgelerindeki bilgilerin aile kütüklerine işlenmesi sırasında yapılmış bir maddî hata söz konusu değil ise aile kütüğünün herhangi bir kaydında düzeltme veya değişiklik mahkeme kararı ile yapılır.”,

10. T.C İçişleri Bakanlığı Nüfus Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün 2017/39 sayılı genelgesinin 9’uncu maddesinde; “Ad ve/veya soyadı düzeltmelerine ilişkin taleplerde 1353 sayılı Türk Harflerinin

Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun, 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile Soyadı Nizamnamesinde yer alan mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulacaktır.

Yazım ve imla hatası veya düzeltme işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişikliği olup olmadığı hususlarında ise Türk Dil Kurumu Başkanlığının Yazım Kılavuzu ile 08/04/2013 tarihli ve 35620 sayılı talimat ekindeki Türk Dil Kurumu Başkanlığının 14/01/2013 tarihli ve 21 sayılı yazısından istifade edilecektir.”

düzenlemelerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ FATMA BENLİ YALÇIN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

11. Başvuranın iddiaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; idarece tesis edilmiş olan işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme

12. 1 numaralı paragrafta kısa açıklamasına yer verildiği üzere başvuranlar tarafından; 17.7.2020 tarihinde

Bahçelievler Kaymakamlığına verilen dilekçe ile “ ” olan soyadlarının 5490 sayılı Nüfus

Hizmetleri Kanununun geçici 11’inci maddesi kapsamında genel ahlaka uygun olmayan, toplum tarafından gülünç karşılandığı değerlendirilen soyadlardan olduğundan bahisle idare kurulu kararı ile değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddedildiğinin şifaen bildirilmesi üzerine 16.10.2020 tarihinde soyadının anlamının açıklandığı bir dilekçe ile yeniden değerlendirme istemiyle yeniden başvurulduğu; yeniden değerlendirme talebinin yerinde görüldüğü ancak değişiklik isteminin reddedildiğinin telefondan kısa mesajla bildirildiği; yazı işleri müdürlüğünden bilgi almak için kuruma gidildiğinde, agresif ve azarlayıcı bir tavırla karşılaşıldığı, başvurunun reddinin ve söz konusu tavırların CİMER kanalıyla yapılan başvurulardan kaynaklandığının sözlü olarak ikrar edildiği ancak CİMER’e keyfi hiçbir başvuruda bulunulmadığı, kamu kurumlarının vatandaşa kin tutarak olumsuz kararlar veremeyecekleri; istifade edilmek istenen Kanun maddesinin amacının vatandaşların mağduriyetlerinin giderimi esnasında mahkemelerde uğraşmalarının önlenmesi ve işlerinin kolaylaştırılması olduğu; yeniden değerlendirme yapılmak üzere dilekçe kabul edildiği halde uzun süre işlem yapılmayarak sonuçta talebin reddedilmesinin değiştirilecek resmi belgeler (diploma, nüfus cüzdanı vs.) bulunması nedeniyle mağduriyete sebebiyet verdiği; merkezi idarenin hangi soyadlarının değiştirileceğini liste halinde yayımlayamayacağı, atılacak her adım için yönetmelik yapamayacağı bunun için gerekli değerlendirmeyi yapmak üzere il ve ilçe idare kurullarına takdir yetkisi tanındığı, bu yetkinin vatandaşın zararına kullanılamayacağı; Bahçelievler

Kaymakamlığı çalışanlarının olumsuz tavırları nedeniyle üst makamların devreye girmemesi halinde burada sorunlara çözüm bulunamadığı, bu nedenle mecbur olunmadıkça başvuru yapılamadığı; Yargıtay 8.

Hukuk Dairesi 2017/6122 E.2017/14423 K. sayılı kararında “…Ad ve soyadı kişiliğin ayrılmaz bir unsurudur. Kişi bununla anılır ve tanınır ve tanımlanır. Ad veya soyadı niteliği gereği onu taşıyan kişi tarafından benimsendiğinde anlam taşır. Adım benimsemeyen kişiliği ile özdeşleşmeyen kimsenin, adını değiştirmek istemesi en doğal hakkıdır. Böyle bir durumda, ad değiştirme istemlerini içeren davalarda davacının tercih ve arzusunun ön planda tutulması ve öncelikle dikkate alınması gerekir. Türk Medeni

Kanununun öngördüğü “haklı sebep” bu kapsam İçinde değerlendirildiğinde hakimin bu konudaki takdiri ileri sürülen sebebin ve yeni alınmak istenen ad veya soyadının toplum değerlerine ve kanunun buyurucu hükümlerine ters düşmeyen, özellikle başkalarına veya çevreye zarar vermeyen, incitmeyen nitelikte bulunduğunun tespiti gerekir. Yargıtay uygulamalarında, kişinin toplum İçerisinde bilinip tanındığı soyadı ile anılmayı ve onu kayden de taşımayı istemesinin haklı sebep teşkil edeceği kabul edilmiştir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle emsal nitelikte kararlar verildiği; “ ” olan soyadlarının 5490 sayılı Nüfus

Hizmetleri Kanunu’nun geçici 11’inci maddesi kapsamında genel ahlaka uygun olmayan, toplum tarafından gülünç karşılanan soyadlardan olduğunun “https://www.turkcesozlukler.com/ %C3%A7intan-nedİr-nedemek”, “https://ne-demek.net/ -ne-demek/” ve “https://sozce.com/nedir/76998- ” linklerinden bölgesel, kültürel ve Türkiye Türkçesi ağzıyla nasıl olumsuz anlamlar taşıdığının teyit edilebileceği, bu hususta şahit de gösterilebileceği belirtilerek soyadı değişikliği için çözüm bulunması talep edilmektedir.

13. Ayrıca, şikayetçi tarafından soyadı hususunda Kamu Denetçiliği Kurumu nezdinde ilk olarak 7.11.2019 tarihinde “5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na eklenen geçici madde kapsamında

‘ ’ olan soyadının idare tarafından değiştirilmesi” talebiyle yapılan 2019/19266 sayılı başvuru üzerine 10.02.2020 tarih ve 2020/2151-S.20.3369 sayılı gönderme kararı; 21.05.2020 tarihinde “verilecek toplu bir dilekçe ile, dilekçede imzası bulunan tüm şahısların, Nüfus Müdürlüğüne bizzat gitmelerine gerek kalmaksızın, soyadlarının idare tarafından değiştirilmesi” talebiyle yapılan 2020/51956 sayılı başvuru üzerine 10.06.2020 tarih ve 2020/23405-S.20.28174 sayılı incelenemezlik kararı verilerek şikayetçinin hak arama hususunda izleyeceği yol konusunda bilgilendirildiği, şikayetçinin bu kapsamda yeniden idari başvuru yaparak incelenmekte olan başvuruyu yaptığı görülmektedir.

14. Şikayetçi ile idare arasındaki uyuşmazlığın hukuka ve hakkaniyete uygun bir çözüme kavuşturulabilmesinde öncelikle uyuşmazlığın temelini oluşturan “soyadı” kavramının Türk

Hukukunda öğreti ve yargı kararlarında ne şekilde ele alındığının irdelenmesi gerekmektedir.

15. “Kişisel durumu oluşturan unsurların başında kişinin adı (ismi) gelmektedir. Her kişide bulunması zorunlu olan “öz ad” ve “soyadını” içine alan (geniş anlamıyla) ad kavramı, bir kimseyi diğer kişilerden ayırmaya yarayan, kişinin hangi aileden geldiğini gösteren ve bu nedenle kişinin kimliğinin önemli bir parçasını oluşturan kelime veya kelime grupları olarak tanımlanmaktadır. (Doç. Dr. Arif Barış Özbilen, Mahkeme Kararlarına Dayanmayan Ad ve Soyadı Değişiklikleri (Nüfus Hizmetleri Kanunu Geçici Madde

8 Hükmüne Bir Bakış), TBB Dergisi, sayı 140, sh.194).” “Soyadı, nesilden nesile intikal eden ve bir kişinin

bir soya, bir aileye ifade eden addır.” (Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay Özdemir, Kişiler Hukuku, 8. Bası, İstanbul 2005, sh. 89)

15.1. “Ad ile ilgili olarak, o adı taşıyan kişinin olduğu kadar, o kişi ile sosyal veya ekonomik ilişkiler içine giren kişilerin de korunmaya değer menfaatleri bulunmaktadır. Bu menfaat özellikle, adın haklı bir sebep olmaksızın değiştirilememesinde kendini gösterir. Gerçekten, bir kimsenin dilediği zaman, olur olmaz saiklerle adını ya da soyadını değiştirmesi, bu kişinin eski adını kullanarak ilişki kurduğu ve bu kişiyi eski adıyla tanıyan kimseler bakımından güven zedeleyici ve hatta zarar doğurucu neticeler yaratabilir. İşte bu nedenle MK m. 27/f. 1 hükmü, adın değiştirilmesini belirli koşullara bağlayarak, kişilerin ad ya da soyadlarını istedikleri gibi ya da diledikleri zamanda değiştirmelerinin önüne geçmeyi amaçlamıştır. Adı geçen hüküm, adın değiştirilmesinin ancak haklı sebeplerin varlığı hâlinde söz konusu olabileceğini düzenlemekte ve ad değişikliğinin yalnızca mahkeme kararına dayanılarak gerçekleşebileceğini öngörmektedir. Bu hüküm karşısında, adını veya soyadını değiştirmek isteyen bir kimse, bunu sağlamak için dava açmak ve hâkime ad ya da soyadı değişikliği talebinin haklı bir sebebe dayandığını ispat etmek zorundadır. Yasal düzenleme ile haklı sebepleri sıralayan sınırlayıcı bir liste oluşturmak mümkün olmayacağından, ad değişikliğini gündeme getiren sebebin haklı olup olmadığı hâkim tarafından takdir edilecektir.” (Doç. Dr. Arif Barış Özbilen, Mahkeme Kararlarına Dayanmayan Ad ve Soyadı Değişiklikleri (Nüfus Hizmetleri Kanunu Geçici Madde 8 Hükmüne Bir Bakış), TBB Dergisi, sayı 140, sh.194)

15.2. Ülkemiz hukuk teori ve pratiğinde soyadı kavramı, en çok evli kadının soyadı konusunda irdelenmiş olup ülkemizin tarihi ve toplumsal yapısı ile mevzuat dikkate alınarak “aile adında birlik” ilkesinin ağırlık kazandığı; buna karşılık Anayasa Mahkemesi (Akat Ekşi, 19.12.2013 tarihli kararı, no:2013/2187 ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM) (AİHM, Ünal Tekeli/Türkiye, 16.11.2004 tarihli kararı, no:

29865/96.) kararlarında “soyadının değişmezliği” ilkesinin somut olayın özelliklerine göre tercih edildiği görülmektedir.

15.3. “Aile adında birlik ilkesinin temelinde aile bütünlüğünün sağlanması ve aile bireylerinin diğer aile bireylerinden ayırt edilmesi düşüncesi yatar. Bu ilkeye göre, evlenmeyle birlikte eşler ortak bir aile adına sahip olurlar. Bu ilkede önemli olan evlilik birliği süresince ailenin aynı soyadını taşımasıdır. “Soyadının değişmezliği” ilkesinde ise kural olarak doğumla kazanılan soyadının değişmeden, ölene kadar devam etmesi esastır.” (Prof. Dr. Serap Helvacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin

Kararları Işığında Evli Kadının Soyadı, MHB, Cilt: 35, Sayı : 2021/10241-S.21.16504 1, s. 158)

16. Anayasa’nın 17’nci maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’nin 8’inci maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir. Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli

unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan soyadının da kişinin manevi varlığı kapsamında olduğunda şüphe yoktur.

17. Nitekim, cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra, isim hakkı da Anayasa Mahkemesi tarafından, Anayasa’nın 17’nci maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (E.2011/34, K.2012/48,

30/3/2012; E.2009/85, K.201 1/49, 10/3/201 1)

18. Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da “bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi” kavramının, özel yaşama saygı hakkının kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.

Özel yaşamın korunması hakkı sadece mahremiyet hakkına indirgenmemeli, kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil edilmelidir. Nitekim, kişinin dış dünya ile ilişki kurmasında ilk adım olan isim hakkı da, Mahkeme tarafından ön ad ve soyadını kapsayacak şekilde maddenin güvence alanına dahil edilmiştir.

19. Zira Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesi, kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını güvence altına almaktadır. Maddeye göre bu hakların kullanılmasına bir kamusal makam tarafından ancak kanunla öngörülen hallerde ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olması durumunda müdahale edilebilecektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çeşitli kararlarında bireylerin isimleri ve soy isimleri ile ilgili konuların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının kapsamı içerisinde kaldığını kabul etmiştir.

(AİHM, Burghartz v. İsviçre, no.16213/90, 22.02.1994; AİHM, Henry Kismoun v. Fransa, no.32265/10, 05.12.2013)

20. Bu bağlamda; “soyadı” kavramının bireysel açıdan önemi yadsınamazsa da kamu düzeni açısından da taşıdığı büyük önem nedeniyle değişikliği konusunda ilkesel olarak bağımsız mahkemelerin görevli olduğunun, istisnai olarak Devlet tarafından yapılan ayrıntılı düzenleme ve kısıtlamalara riayet edilerek idari mercilerce de değiştirilebileceğinin kabulü gerekmektedir. Daha açık bir ifade ile; ad ve soyadı değişikliği ancak haklı sebeplere dayalı olarak hakimden istenebilecekse de T.C. Başbakanlık Kanunlar ve

Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 25.7.2017 tarih ve 963 sayılı yazısı ile TBMM’ye iletilen 7039 sayılı

Kanunun genel gerekçesinde de belirtildiği gibi mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve vatandaşların işlerinin kolaylaştırılması amacıyla anılan Kanun’un 26’ncı maddesi ile 5490 sayılı Kanuna eklenen geçici 8’inci maddesinde belirtilen koşulların varlığı halinde il ve ilçe idare kurullarınca da ad ve soyadı değişikliği yapılabilecektir. Aynı mahiyetteki 6/12/2019 tarih ve 7196 sayılı Kanunun 61’inci maddesi ile 5490 sayılı

Kanun’a eklenen geçici 11’inci madde ile de söz konusu başvuru süresi uzatılmıştır.

21. İdarenin takdir yetkisi, dış çerçevesi mevzuatta çizilmiş fakat içi bir takım imkansızlıklarla doldurulamamış bir idari usulün varlığı halinde, idareye bu idari usulün doldurulması konusunda tanınan belli bir kararı alıp almama, değişik ihtimaller arasında bir seçim yapıp yapmama, yani yetkinin kullanılıp kullanılamamasını belirleme yetkisi olarak tanımlanmıştır. (Cemil Kaya, İdarenin Takdir Yetkisi ve

Yargısal Denetimi, İstanbul:2011, s.26) Düzenleyici işlemlerle idarelerce yapılacak işlemlerin ayrıntılı şekilde gösterildiği durumlarda idarelerin sınırsız bir takdir yetkisi bulunduğundan söz edilemez. Bu gibi durumlarda somut uyuşmazlıkta olduğu gibi “bağlı yetki” söz konusudur ve idare, tesis edeceği birel işlemde düzenleyici işlemin çerçevesinden çıkamaz.

22. Somut uyuşmazlık, “ ” soyadının 2525 sayılı Soyadı Kanununun 3’üncü maddesine aykırı, genel ahlaka uygun olmayan, toplum tarafından gülünç karşılandığı değerlendirilen soyadlardan olduğundan

5490 sayılı Kanunun geçici 11’inci maddesi kapsamında mahkeme kararı aranmaksızın, ilçe idare

kurulunun vereceği kararla değiştirilmesi isteminden kaynaklanmaktadır. Bu noktada; idarece talep yönünde işlem tesis edilmesi, “bağlı yetki gereği” talebin uygulanacak yasanın kapsamına tereddütsüz girmesi ile mümkündür. . Şikayet konusu işlemde, soyadı değişikliği gibi önemli bir konuda İdarenin görevini yapmadığına, hukuk veya hakkaniyete bir işlem tesis ettiğine ilişkin bir veri mevcut değildir.

23. Şikayetçiler tarafından “ ” kelimesinin bazı yörelerde “içi astarlı kadın giysisi” olarak kullanıldığı, söz konusu dil kullanımının bazı sözlüklere de yansıdığı belirtilmekte ise de “ ” kelimesi Türk Dil

Kurumu Sözlüklerinde bulunmamaktadır. Bu noktada değiştirilmek istenen soyadın tereddütsüz olarak

Soyadı Kanunu 3’üncü madde kapsamında yer alan, genel ahlaka uygun olmayan, toplum tarafından gülünç karşılanan soyadlardan olduğu kabul edilemez.

24. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, elbetteki şikayetçinin konuyu mahkeme önüne taşıyarak delil sunmak suretiyle Mahkemeden farklı bir karar alabileceği ancak gerek Anayasa

Mahkemesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ışığında kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile özel yaşamın korunması hakkı kapsamında soyadının değiştirilmesi mümkün olmasına karşın kamu düzeni, üçüncü şahısların korunması gibi mülahazalarla soyadı değişikliği yapılması için bulunması gereken haklı sebep somut olayda hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortaya konulamadığı için talebin reddine ilişkin şikayete konu işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

25. Günümüzde demokratik, modern ve katılımcı yönetim anlayışında idarelerden sadece hukuka uygun hareket etmeleri değil; aynı zamanda iyi yönetim ilkelerine de uygun işlem tesis etmeleri beklenmektedir.

Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen “Avrupa Doğru İdari Davranış Yasası”nın yanı sıra Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi

Yönetim İlkeleri” başlıklı 6’ncı maddesinde de idarenin, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde; kanunlara uygunluk, ayrımcılığın önlenmesi, ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük, nezaket, şeffaflık, hesap verilebilirlik, haklı beklentiye uygunluk, kazanılmış hakların korunması, dinlenilme hakkı, savunma hakkı, bilgi edinme hakkı, makul sürede karar verme, kararların gerekçeli olması, karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi, kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi, kişisel verilerin korunması gibi çok sayıda iyi yönetim ilkesine yer verilmiş olup; şikayetçilerin dilekçede yer alan iddiaları da dikkate alınmak suretiyle İstanbul Bahçelievler Kaymakamlığı personelinin hizmet alan tüm vatandaşlara 2018/13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yukarıda anılan iyi yönetim ilkelerine uygun davranmaları sağlanmalıdır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

26. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa)

dava açma süresinden kalan süre, kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup İstanbul İdare Mahkemesine yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE,

Bu Ret Kararının, BAŞVURANA ve T.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI NÜFUS VE VATANDAŞLIK

HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE tebliğ edilmesine,

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi