ÖZET: Başvuran, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) yaptığı başvuruda, emeklilik ikramiyesinin hesaplanmasında hizmet süresinin 39 yıl olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ancak SGK’nın bunu 38 yıl üzerinden hesapladığını belirterek 5.800 TL’lik eksik ödemenin yapılmasını talep etmiştir. SGK, başvuranın emeklilik dosyasını incelediğinde, toplam hizmet süresinin 38 yıl 11 ay 25 gün olduğunu tespit etmiştir. Bu durumda, 5434 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereğince, emekli ikramiyesinin yalnızca tam hizmet yılları üzerinden hesaplandığı ve kesirli sürelerin dikkate alınmadığı belirtilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebini değerlendirirken, SGK’nın uygulamasının hukuka uygun olduğunu, ancak bu durumun adaletsiz sonuçlar doğurabileceğini vurgulamıştır. 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesi gereğince, emekli ikramiyesinin her tam hizmet yılı için verileceği belirtilmiş, ancak tam yıl olmayan süreler için herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu durum, aynı hukuki statüde bulunan kişilerin farklı muameleye tabi tutulmasına yol açmakta ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, SGK’ya başvuranın mağduriyetinin giderilmesi ve benzer durumların önlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması yönünde tavsiyede bulunmuştur. Bu tavsiye, hukukun üstünlüğü ve adalet anlayışının sağlanması açısından önem taşımaktadır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2022/8153-S.22.12504

BAŞVURU NO : 2022/4917

KARAR TARİHİ : 24/06/2022

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuranın, tam yıla tamamlanmayan hizmet süresine ikramiye

BAŞVURUNUN KONUSU :

ödenmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 31/03/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1) Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda; başvuran ikramiye hesabının 39 yıl

üzerinden yapılması gerekirken idare tarafından 38 yıl üzerinden yapıldığını ifade ederek eksik ödenen

5.800 TL ödeme yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2) Kurumumuzun tarihli ve sayılı bilgi belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK)

Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 21/04/2022 tarihli ve sayılı yazıda özetle;

2.2) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun “5434 sayılı Kanuna ilişkin geçiş

hükümleri ” başlıklı geçici 4 üncü maddesi; “…Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun

hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır… , ” hükmünün amir olduğu,

2.3) Bu kapsamda, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun mülga 30 uncu maddesi;

“İştirakçilere bu kanunun 13 üncü maddesi ile tanınan haklar, durumlarına göre 14 üncü maddenin (a)

veya (b) fıkraları gereğince ilk alınan keseneklerin ilgili bulunduğu ay başından başlar. ” hükmünü, Maddede bahsi geçen ve aynı Kanunun mülga 14 üncü maddesi; “Sandığın gelirleri şunlardır: a)

İştirakçilerin emeklilik keseneğine esas aylık tutarları üzerinden her ay kesilecek %16 emeklilik kesenekleri; Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır. b)

Emeklilik hakkı tanınan bir vazifeye ilk defa girenlerin veya önceden emeklilik hakkı tanınan vazifelerde bulunmadan çalışmakta olduğu vazifesi emekliliğe tabi hale getirilenlerin (Bu vazifelerde çalışmakta olanlarla kesenekleri geri verilenlerden bunları iade etmek istemiyenler dahil) emekliliğe esas ilk tam aylık veya ücretlerinden kesilecek %25 giriş kesenekleri; Bu gibilerden o ay için ayrıca (a) fıkrasında yazılı %16 kesilmez.” hükmünü,

2.4) Yine aynı Kanunun mülga 14’üncü maddesi;

“Sandığın gelirleri şunlardır:

a)İştirakçilerin emeklilik keseneğine esas aylık tutarları üzerinden her ay kesilecek %16 emeklilik kesenekleri; Ay başlarından sonra vazifeye girenlerin o aya ait eksik aylık veya ücretlerinden kesenek alınmaz. Ay başlarından sonra vazifeden ayrılanların eksik aylık veya ücretlerinden tam kesenek alınır.

b) Emeklilik hakkı tanınan bir vazifeye ilk defa girenlerin veya önceden emeklilik hakkı tanınan vazifelerde bulunmadan çalışmakta olduğu vazifesi emekliliğe tabi hale getirilenlerin (Bu vazifelerde çalışmakta olanlarla kesenekleri geri verilenlerden bunları iade etmek istemeyenler dahil) emekliliğe esas ilk tam aylık veya ücretlerinden kesilecek %25 giriş kesenekleri

Bu gibilerden o ay için ayrıca (a) fıkrasında yazılı %16 kesilmez.” hükmünü,

2.5) Aynı Kanunun mülga 31’inci maddesi;

“Fiili hizmet müddeti, iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddettir.

…

Er olarak silah altına alınan iştirakçilerin eksik aylık veya ücret almak suretiyle geçen müddetleri bu aylık veya ücretlerinin tamamı üzerinden kesenek ve karşılıkları alınmak suretiyle, fiili hizmet müddeti sayılır.

…” hükmünü amir bulunmaktadır.

2.6) Bunun yanında, 09/09/1987 tarihli ve 289 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile devlet memurları ile

diğer kamu görevlilerinin aylık veya sözleşme ücretlerini ayın 1’i yerine 15’inde almasını kararlaştırıldığı, dolayısıyla aylıklarını her ayın 1’inde alan kurumlarda görev yapan sigortalılar için aybaşı ayın 1’i, aylıklarını her ayın 15’inde alan sigortalılar için ise ayın 15’i olarak belirlendiği, öte yandan, 5434 sayılı

Kanunun ‘Emekli Aylığı” başlıklı mülga 41 inci maddesi; “… b)Emekli, adi malullük ve vazife malullüğü aylıkları, (a) fıkrasına göre tespit edilen rakamların her yıl Bütçe Kanununda tespit edilen katsayı ile

çarpılması sonunda bulunacak tutarın fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl olanlara % 75’i, 25 yıldan az olanlara her tam yıl için %1 eksiği, fazla olanlara da her tam yıl için %1 fazlası üzerinden bağlanır.

Fiili ve itibari hizmet toplamındaki ay kesirleri tüm ay sayılır. Yıl kesirlerinin her ayı için emekli aylığı bağlanmasına esas aylık tutarının %1’inin onikide biri emekli aylığına ayrıca eklenir. …” hükmünü amir olduğu, bu hüküm gereği iştirakçilerin aylık bağlama oranlarının tespitinde fiili ve itibari hizmet süresi toplamı 25 yıl olanlara %75, 25 yıldan fazla olanlara ise her tam yıl için %1 fazlası oranında aylık bağlama oranı uygulanacağı ve hizmet süresi toplamındaki ay kesirleri ise yalnızca aylık bağlama oranını yükseltmek amacıyla tam aya iblağ edileceği,

2.7) Diğer taraftan, 5434 sayılı Kanunun “Emekli İkramiyesi” başlıklı 89 uncu maddesi; “Hizmet sürelerinin

tamamı bu Kanun ve/veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir…” hükmünün amir olduğu, bu hüküm ile emekli ikramiyesinin verileceği sürenin her tam hizmet yılından oluşacağı açıkça belirlenmiş olup maddede ay veya yıl kesirlerine de ayrıca ikramiye ödeneceğine veya yıl kesirlerinin tam yıla yükseltileceğine dair bir hükme verilmediği, ifade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3) Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının;

3.1) “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli

dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

3.2) “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10 uncu maddesinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

3.3) “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60 ıncı maddesinde; “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.”

3.4) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde,

“…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…” ,

4) 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı

5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü

eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”

5) 16/06/2006 tarihli ve 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve

Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; “Önceki mevzuat hükümlerinin uygulanması” başlıklı Geçici 4 üncü maddesinin 4 üncü fıkrasında; “Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)

bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. …” 5 inci fıkrası; “Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır.”

6) 17/6/1949 tarihli ve 7235 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli

Sandığı Kanunu’nun; “İkramiye” başlıklı 89 uncu maddesinde; “Hizmet sürelerinin tamamı bu Kanun ve/veya 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçici 4 üncü maddesi kapsamında geçenlerden emekli, adi malullük veya vazife malullüğü aylığı bağlanan veyahut toptan ödeme yapılan asker ve sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak verilir..”

7) 01/09/1971 tarihli ve 13943 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1475 sayılı İş Kanunu’nun; “Kıdem

Tazminatı” başlıklı 14 üncü maddesinde; “Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır.” hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

8) Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

9) Başvuran, ikramiye hesabının 39 yıl üzerinden yapılması gerekirken idare tarafından 38 yıl üzerinden

yapıldığını ifade ederek eksik ödenen 5.800 TL ödeme yapılmasını talep etmektedir.

10) Başvuranın emeklilik sicil dosyasının tetkikinde; ilk defa 11.02.1983 tarihinde göreve başladığı ve

yedek subay olarak yerine getirdiği askerlik hizmeti nedeniyle 30.03.1983 tarihinde görevinden ayrıldığı, askerlik hizmetinin bitim tarihinden sonra 01.08.1984 tarihinde yeniden göreve başlayarak 17.03.2021 tarihinde isteği üzerine emekliye sevk edildiği, bunun üzerine 5434 sayılı Kanunun mülga 32 nci

maddesinin; (a) fıkrası uyarınca yedek subay olarak yaptığı askerlik hizmetinden dolayı 3 ay, aynı maddenin (g) fıkrası uyarınca ise 15.02.2000-14.01.2004 tarihleri arasında Zirai Mücadele ve Zirai

Karantina Teknik ve İdare İşleri İle Salgın, Bulaşıcı Paraziter Hayvan Hastalıkları İle Mücadele İşlerinde geçen çalışmalarından dolayı 7 ay 25 gün olmak üzere toplam 10 ay 25 gün fiili hizmet süresi zammından yararlandığı,

10.1) Bu kapsamda, emekliliğe esas hizmet süresinin;

– Askerlik öncesi 01.03.1983-30.03.1983 arası 1 ay, – 01.08.1983-31.07.1984 arası yedek subay olarak yapılan askerlik hizmetinden dolayı 1 yıl, – Askerlik sonrası 01.08.1984-14.04.2021 arası 36 yıl 8 ay 14 gün, – Borçlanılan yedek subay okulu öğrencisi hizmet süresi (15.04.1983-30.07.1983) olan 3 ay 16 gün, – Fiili hizmet süresi zammından dolayı 10 ay 25 gün olmak üzere, toplam 38 yıl 11 ay 25 gün olarak hesaplandığı tespit edilmiştir.

11) Somut olay kapsamında uyuşmazlık konusu ise; başvuranın 38 yılı aşan 11 ay 25 gün hizmet

süresine karşılık ikramiye ödenmesi, yani tam yıla tamamlanmayan hizmet sürelerine ikramiye ödenip ödenmeyeceği hususudur.

12) 5434 sayılı Kanunun “Emekli İkramiyesi” başlıklı 89 uncu maddesinde, iştirakçilere her tam fiili

hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği hüküm altına alınmış, gün ve aylara ilişkin ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Somut olayda başvuranın, 38yıldan arta kalan 11 ay 25 günlük hizmetine ilişkin SGK tarafından ikramiye ödenememesi işlemlerinde kanuna aykırılık bulunmadığı değerlendirilmektedir.

13) Buna karşın, başvuranın 11 ay 25 günlük çalışma sürelerine ikramiye ödenmemesi hususunun hem

hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönünden hem de bu noktada Kamu Denetçiliği Kurumu’nun görev alanı yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

14) Şöyle ki; 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında

Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu belirtilmiştir.

15) Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmelik’in 32 nci maddesinde, yürütülen inceleme ve araştırma sonucunda şikâyetin yerinde olduğu kanaatine varılması hâlinde, ilgili idareye mevzuat değişikliği yapılmasının da tavsiye edilebileceği düzenlenmiştir. Bu durum, ilgili mevzuat hükmünün hukuka ve/veya hakkaniyete aykırı devam eden etkileri tespit edildiğinde, bu etkilerin giderilmesi için idareye tavsiyelerde bulunulması ile ilgilidir.

16) Bu sebeple, SGK tarafından tesis edilen 11 ay 25 günlük süreye ikramiye tahakkuk ettirilmemesi

şeklindeki işlem Kanuna uygun bulunmakla birlikte söz konusu kanunun uygulanmasının adaletsiz sonuçlara sebep olup olmadığının yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca incelenmesi gereklidir.

17) Hiç şüphesiz yasamanın genelliği ilkesi uyarınca, kanun koyucunun Anayasa’da düzenlenmeyen bir

konuyu öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kanunla düzenlemesi ve bunu ne şekilde yapacağı konusunda tercihte bulunması kanun koyucunun kendi takdirinde olan bir husustur. Anayasa Mahkemesi kararlarında da Kanun koyucunun, kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanarak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak çeşitli düzenlemeler yapabileceği ve keyfi davranamayacağı ifade edilmektedir.

18) Diğer yandan Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, birçok Anayasa Mahkemesi

kararında da ifade edildiği üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlet olarak tanımlanmaktadır. Nitekim Anayasa’nın 11 inci maddesinde Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtildikten sonra kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı ifade edilerek yukarıda belirtilen hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi amaçlanmıştır.

19) Yine Anayasamızın 10 uncu maddesinde herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç,

din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtildikten sonra, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu vurgulanmıştır.

20) Literatürde eşitlik kavramı, biri mutlak diğeri nispi olmak üzere iki değişik anlamda şekillenmiştir.

Mutlak eşitlik kavramı ile kanunların herkese eşit uygulanması, kişilerin kişisel ve özel durumlarına bakılmaması kastedilmekte; bu kapsamda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle hiç kimsenin ayrım gözetilmeksizin eşit muamele göreceği kabul edilmektedir.

21) Buna karşılık nispi eşitlik kavramı ile aynı durumda bulunan kişilerin aynı işleme, farklı durumda

bulunan kişilerin ise farklı işleme tabi tutulması kastedilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de birçok kararında Anayasa’da yer alan eşitlik ilkesinin eylemli değil hukuksal eşitliği ifade ettiğini, diğer bir ifade ile söz konusu ilkenin tüm yurttaşların mutlaka her yönden, her zaman aynı kurallara bağlı tutulmaları zorunluluğunu içermediğini, bu ilke ile aynı hukuksal durumda bulunan kişilerin aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamanın ve yasalarla kişiler arasında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemenin amaçlandığını, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesinin yasaklandığını ifade etmiştir.

22) Kurumumuz tarafından somut olay kapsamındaki talebe ilişkin husus daha önce 2018/3972 başvuru

numaralı dosyada irdelenmiş ve konuya ilişkin SGK’ya 28/09/2018 tarihli ve E.16367 sayılı Tavsiye Kararı verilmiştir. Bahsi geçen kararda;

22.1) 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinde; iştirakçilere, 30 yıldan fazla çalışma sürelerine ilişkin

emekli ikramiyesi ödenmeyeceğinin hükme bağlandığı, 30 yılı aşan sürelerin dikkate alınmaması hususunun 19/07/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinde itiraza konu edilmek suretiyle Yüksek

Mahkemeye intikal ettirildiği, inceleme neticesinde ise Yüksek Mahkemenin E. 2013/111 K. 2014/195 sayılı kararının 07.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayımlandığı ve 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ilgili hükmünün iptal edildiği,

22.2) Diğer yandan, emekli ikramiyesinin; çalışma hayatında istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve

sosyal devlet ilkesi gereğince yapılan bir ödeme türü olduğu ve kıdem tazminatıyla benzer hukuki niteliğe haiz olduğu,

22.3) Uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu’nun 89 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında kamu görevlilerine emekli ikramiyesinin her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı olarak verileceğinin hükme bağlandığı, bir yıldan artan süreler için ise herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği,

22.4) İşçiler bakımından, kıdem tazminatını düzenleyen 1475 s. Kanun’un 14 üncü maddesinde ise, işçinin

işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödeneceği, bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılacağının kurala bağlandığı, anılan maddede işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapıldığı, buna karşılık 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği,

22.5) Ayrıca; 5434 sayılı Kanuna iştirakçi durumunda iken emekliye ayrılan kişilerin tam yıllarına ikramiye

ödenirken tam yıldan arta kalan sürelere ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul, adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği,

22.6) Bununla birlikte söz konusu düzenlemenin; emekli ikramiyelerini tam yıl hesabı üzerinden alan

iştirakçilerin kıst yılı tam yıla tamamlama çabasına ve kaygısına girmelerine, neticesinde de bu kişilerin daha fazla çalışmak zorunda kalmalarına neden olacağının değerlendirildiği,

22.7) Sonuç olarak; hukuki durumları aynı olan kişilerin herhangi bir haklı neden olmaksızın farklı

işlemlere tabi tutulması sonucunu yarattığı, bu yönüyle eşitliğe ve hakkaniyete aykırı olduğu, söz konusu hukuki düzenlemenin ve uygulamanın adaletsiz sonuçlara yol açtığı, dolayısıyla 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin yukarıda yer verilen eşitliği zedeleyici yönünün giderilerek “adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri” dikkate alınarak, yeniden düzenlenmesi konusunda çalışma yapılması için ilgili idareye tavsiyede bulunulması gerektiği, bunun her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve geliştirmek ile yükümlü olan hukuk devleti olmanın bir gereği olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.

23) Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; emekli ikramiyesinin kıdem tazminatıyla benzer

hukuki niteliğe haiz olduğu, işçiler için ödenecek kıdem tazminatının hesaplanmasında tam fiili hizmet yılı dikkate alınmaksızın bir yıldan arta kalan süreler için de ödeme yapıldığı, buna karşılık 5434 s. Kanuna tabi görev yapmış kişilerin emekli ikramiyesinin hesaplanmasında tam filli hizmet yılı üzerinden ödeme yapılmasının Anayasa’nın 2 nci ve 10 uncu maddelerinde yer alan hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırılık arz ettiği, ayrıca; 5434 sayılı Kanuna iştirakçi durumunda iken emekliye ayrılan kişilerin tam yıllarına ikramiye ödenirken tam yıldan arta kalan sürelere ikramiye ödenmemesinde anlaşılabilir, amaçla ilgili ya da makul, adil ve haklı bir nedene dayanmayan bir ayrım öngörüldüğü ve aynı Kanuna tabi olan iştirakçiler bakımından çalışma süreleriyle orantılı olarak ikramiye ödenmesi gerektiği, ikramiyenin hizmet süresi karşılığında ödenen bir tutar olduğu dikkate alındığında hizmet süresi kadar ödenmesi gerektiği

değerlendirildiğinden tam yıldan arta kalan hizmet sürelerine ikramiye ödenmemesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

24) İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; ilgili idarenin, Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap vermediği bu anlamda ‘makul sürede karar verme’, ilkesine, ayrıca şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle ‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

25) 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ

tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından başvuranın talebi doğrultusunda tesis edilen işlemin Kanuna uygun olmakla birlikte hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu; bu yönüyle söz konusu işlemin eşitliği zedeleyici yönünün giderilmesi, hukuka ve hakkaniyete uygun hale getirilmesi, başvuranın mağduriyetini ve benzer mağduriyetleri giderecek biçimde çalışma yapılması hususunda,

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanunun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi