|
ÖZET: Uyuşmazlık, tapu kaydındaki hatadan kaynaklanan zararın tazmini talebi üzerinedir. Davacı, tapu kaydının iptali nedeniyle uğradığı zararın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi uyarınca tazmin edilmesini istemiştir. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Davalı Hazine ise, sorumluluğun oluşmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını ve tazminat miktarının yüksek olduğunu ileri sürerek temyiz etmiştir.
Yargıtay, 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi uyarınca devletin tapu sicilinden doğan zararlardan sorumlu olduğunu belirterek, tazminat miktarının, tapu kaydının iptali nedeniyle oluşan gerçek zarara dayanması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, tapu kaydının iptali nedeniyle davacının mal varlığında meydana gelen azalmayı dikkate alarak, tazminatın belirlenmesinde izlenecek yöntemlerin doğru uygulanmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle, mahkeme kararının bozulmasına ve yeniden değerlendirilmesine karar verilmiştir. |
5. Hukuk Dairesi 2024/4570 E. , 2024/10198 K.
“İçtihat Metni”
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/778 Esas, 2023/572 Karar
BİRLEŞTİRİLEN DAVADA
DAVA TARİHİ : 03.11.2009
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 214 vd. maddeleri uyarınca tazmini istemine ilişkin asıl dava ile 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkin birleştirilen davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; davalı …’in Kaş ilçesi, Kalkan Mahallesi, Kızıltaş mevkiinde bulunan 7 ada 6 parsel sayılı 440 m² yüzölçümlü arsasını 10.02.1993 tarihinde davacıya sattığını, ancak arsanın davalıya ait olmadığının Kaş Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/277 Esas, 2004/11 Karar sayılı dosyası ile ortaya çıktığını, davacının tapusunun 285,98 m²sinin iptal edildiğini, geri kalan kısmın kullanılamaz olduğunu, parselasyon işlemlerinin Kadastro Müdürlüğü tarafından yapıldığını, davacının tapuya inanarak almış olduğu taşınmazı yolsuz tescil ile hukuka aykırı olarak ihdas edilmiş çifte tapunun iptali sonucu kaybettiğini, dava tarihi itibarıyla uğradığı zarar asgari 20.000,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
2. Birleştirilen dava dilekçesinde özetle; Kaş Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/351 Esas sayılı dava dosyasında 21.09.2012 tarihi itibarıyla davacının somut zararının 142.990,00 TL olduğunun tespit edildiğini, somut olayda davanın tapu kaydının hükmen iptali nedeniyle doğan zararın tazmini istemine ilişkin olduğunu, devletin kusursuz sorumluluğu bulunduğunu, davacının tapu kütüğüne güvenerek satış işlemiyle taşınmazı satın aldığını, açıklanan nedenler ile 142.990,00 TL tazminat alacağının davalı Hazine’den alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı … cevap dilekçesinde özetle; öncelikle kendilerine yönelik davanın husumet nedeni ile reddinin gerektiğini, davada zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin geçtiğini, kusursuz sorumluluk nedeni ile dava açma koşullarının da bulunmadığını, haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; bir yıllık sürenin geçirilmiş olması nedeni ile öncelikle davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesini, dava konusu taşınmazın 285,98 m²lik kısmının iptal edilmesinde müvekkilinin kusurunun olmadığını, Kadastro Müdürlüğünün birinci derecede sorumluluğu bulunduğunu, davalının haksız olması durumunda dahi 1993 yılında yapılan satış bedelinden dava konusu taşınmazın 285,98 m²lik kısmına tekabül eden kısmından satış tarihindeki bedelinden sorumlu olabileceğini, açıklanan nedenler ile haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 12.03.2008 tarihli ve 2006/235 Esas, 2008/99 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 12.03.2008 tarihli ve 2006/235 Esas, 2008/99 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucu; tapu iptal ve tescil kararının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süre geçmemiş olduğundan işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın sebepsiz zenginleşme olarak değerlendirilip bir yıllık zamanaşımı süresi geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar
Mahkemenin 12.06.2013 tarihli ve 2009/351 Esas, 2013/398 Karar sayılı kararı ile asıl davanın reddine ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmiştir.
C.İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 12.06.2013 tarihli ve 2009/351 Esas, 2013/398 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı Hazine vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; asıl davada, 6098 sayılı Kanun’un 214 üncü maddesi uyarınca, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı satış işleminin resmi şekilde yapıldığı ve satış sırasında taşınmazın tapu kaydında, dava konusu bölümün iptal edilmesi gerektiği yönünde bir şerh bulunmaması halinde alıcıya karşı sorumludur. Bu nedenle taşınmazın iptal edilen 285,98 m²lik bölümünden sonra, kalan 154,02 m²lik kısmın bedelinin davalı …’ten alınarak bu kısmın davalı … adına tesciline karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, bozma öncesi karar, Davalı … yönünden temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmakla, bu idare aleyhine açılan davada yeniden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, birleştirilen davada ise kadastro işlemleri sırasında yapılan hata nedeniyle taşınmazın yüz ölçümünün azalması nedeniyle Maliye Hazinesi aleyhinde açılan davada, iptal edilen 285,98 m²lik kısım yönünden davanın kabulüne karar verilmesi doğrudur. Ancak; dava konusu taşınmaz arsa niteliğinde olup, arsaların bedelinin değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması gerekirken yöntemine uygun olmayan şekilde hesaplama yapılması doğru görülmediğinden kararın bozulmasına karar verilmiştir.
D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Üçüncü Karar
Mahkemenin 31.03.2016 tarihli ve 2014/421 Esas, 2016/177 Karar sayılı kararı ile asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
E. Üçüncü Bozma Kararı
1. Mahkemenin 31.03.2016 tarihli ve 2014/421 Esas, 2016/177 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı … ve Hazine vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi sonucunda;dosya ve UYAP ortamında yapılan incelemede birleştirilen dava yönünden, dava açılırken maktu harç tutarınca peşin harç yatırılmıştır. Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ortaya konulan ilkeler gözardı edilerek birleştirilen dava dilekçesinde belirtilen dava değeri üzerinden nispi peşin harç alınmadan yargılamaya devamla işin esası hakkında hüküm kurulmuştur. Bu durumda mahkemece; yürürlükteki Harçlar Tarifesi uyarınca dava dilekçesinde belirtilen dava değeri üzerinden nispi peşin harcı ödemesi konusunda davacıya usulünce süre verilip harcı ödenen miktar üzerinden hüküm kurulması gerekirken, harcı yatırılmayan dava dilekçesine değer verilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bozulmasına karar verilmiştir.
F. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Dördüncü Karar
Mahkemenin 24.12.2020 tarihli ve 2019/358 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararı ile asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
G. Dördüncü Bozma Kararı
1. Mahkemenin 24.12.2020 tarihli ve 2019/358 Esas, 2020/549 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda; birleştirilen dava yönünden yapılan incelemede; bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Alınan raporlar hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yönteme uyulmadan piyasa araştırmasından söz edilerek soyut ifadelerle değer biçildiğinden, bu rapora göre hüküm kurulması mümkün görülmediğinden kararın bozulmasına karar verilmiştir.
H. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Son Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleştirilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine göre hazinenin sorumlu tutulabilmesi için gereken şartların oluşmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, tespit edilen tazminat bedelinin çok yüksek olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, Hazine aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık, tapu kaydındaki hata nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Kanun 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemi hususundadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 439 uncu maddeleri.
2. 4721 sayılı Kanun’un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.”
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı ilâmında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
4. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan … duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
5. 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince açılan davalarda, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacakdıysa aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihaî kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un geçici 3 üncü maddesinin atfıyla 1086 sayılı Kanun’un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Hazine vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,Davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,18.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.