ÖZET: Danıştay kararında, başvuranın babasının terör eylemi sonucu şehit olmasının ardından talep ettiği tazminatın, 2330 sayılı Kanun kapsamında bir kamusal hak olduğu belirtilmiştir. İdarenin bu talebi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndaki zamanaşımı süresi gerekçesiyle reddetmesi, hukuken geçerli bir değerlendirme olarak kabul edilmemiştir. Zira, kamusal haklar zamanaşımına tabi değildir ve devletin, terör eylemleri sonucu oluşan maddi zararları tazmin etme yükümlülüğü bulunmaktadır.

Kararda, kamu idaresinin, terörle mücadele kapsamında zarar gören bireylerin haklarını koruma sorumluluğu vurgulanmış, bu tür taleplerin her zaman ileri sürülebileceği ifade edilmiştir. Ayrıca, devletin bu yükümlülükleri yerine getirmemesi durumunda, vatandaşların hak kaybına uğrayacağı ve bunun toplumsal vicdanla çelişeceği belirtilmiştir. Sonuç olarak, başvurunun kabulü ve tazminat talebinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği karara bağlanmıştır.

2.4. Başvuranın babasının bölücü terör örgütü mensuplarınca şehit edilmesinin 2330 sayılı

Kanun kapsamında bir olay olmasına rağmen yasal mirasçıların alacak talebinin 10 yıllık genel zamanaşımına uğradığı tespit edildiğinden tazminat talebinin reddine karar verildiği görülmüştür.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “V. Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5 inci maddesinde, devletin amaç ve görevinin, diğerleri yanı sıra, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmak olduğu hüküm altına alınmıştır.

3.2. “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı 11 inci maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamları ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu hususu düzenlenmiştir.

3.3. “B. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler:” başlıklı 61 inci madde birinci fıkrası hükmü devlete, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri koruyup toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlamak şeklinde sorumluluk yüklemiştir.

3.4. “VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi, Ek fıkra 1’de, herkesin kamu denetçisine başvurma hakkının olduğu, Ek fıkra 2’de ise

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği

Kurumunun, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyeceği hüküm altına alınmıştır.

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, Kamu Denetçiliği Kurumunun, şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu hüküm altına alınmıştır.

5. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanununun “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesinin (g) fıkrasında, “Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerini;” hükmü amirdir, 6. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun “Yardım” başlıklı 21 inci maddesi birinci fıkrasında,“… kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve

Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.” şeklinde amir hüküm düzenlenmiştir.

7. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun; 7.1. “Kapsam” başlıklı 2 nci maddesinde, bu Kanunun, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin malî yönetim ve kontrolünü kapsadığı hüküm altına alınmıştır.

7.2. Aynı Kanunun “Dış denetim” başlıklı 68 nci maddesinde, “Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin malî faaliyet, karar ve işlemlerinin; kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye

Büyük Millet Meclisine raporlanmasıdır.” hükmüne yer verilmiştir.

7.3. Yine aynı Kanunun “Kamu zararı” başlıklı 71 inci maddesi birinci fıkrasında kamu zararı, kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olma şeklinde tanımlanmış ve hüküm altına alınmıştır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında kamu zararının belirlenmesinde esas alınan hususlardan birisi olarak “Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” olduğu hususu kayıt altına alınmıştır.

8. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun; 8.1. “C. Zamanaşımı – I. Kural” başlıklı 72 nci maddesinde, “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar…” hususu hüküm altına alınmıştır.

8.2. Aynı Kanunun “A. Süreler – I. On yıllık zamanaşımı” başlıklı 146 ncı maddesinde ise

“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” şeklinde hükme yer verilmiştir.

9. 18.1.1993 tarih ve 21469 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Nakdi

Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin;

9.1 “Nakdi tazminat verecek makamlar” başlıklı 12 nci maddesinde, güvenlik ve asayişin

korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu görülen ve bu amaca yönelik görev verilen veya güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olan şahıslar ile bunların eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinin tazminatlarının İçişleri Bakanlığınca; diğer kamu personeli ile bunların eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinin tazminatlarının ise bu personelin bağlı olduğu bakanlık veya kurum tarafından ödeneceği hususu düzenlenmiştir.

9.2. “Nakdi Tazminat Komisyonu” başlıklı 13 üncü maddesinde, “Bu Yönetmelikte belirtilen tazminatların ödenip ödenmemesi hususu ilgili bakanlık veya kurumca belirlenecek personel, maliye, hukuk ve sağlıkla görevli birim amirleriyle konu ile ilgili diğer yetkililerden oluşan bir komisyon tarafından incelenir. Komisyon kararları ilgili bakanlık veya kurumun en üst amiri veya bunların yetkili kılacağı merci tarafından onaylanır.” hükmü yer almaktadır.

9.3. Köy Korucuları Yönetmeliği’nin Ücretlerin Ödenmesi başlıklı 13’üncü maddesi

“ Köy korucularına, hizmetin devamı süresince ödenecek ücret, o köy ihtiyar meclisince tespit edilir ve köy bütçesinden karşılanır. Köy korucularının görevde bulundukları süre içinde çıkan alacakları açısından, diğer özel hukuk tüzel ve gerçek kişileri gibi aynı hukuka tabi olacağı açıktır. Dolayısı ile kamu idaresinin bu kısım borçlarının ifasında, 6098 sayılı mezkûr

Kanunun tanıdığı zamanaşımı kurallarının tatbiki konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Fakat kamu tüzel kişisi sıfatı ile tanınan ayrıcalıklar ile hareket ettiği durumlarda, özellikle de bir hak oluşturucu durumlarda kamu idaresinin, bahse konu zamanaşımı müessesine başvurması, hukuken belirsizlik taşımaktadır. Somut olayda başvuruya konu tazminat talebi, 3713 ve 2330 sayılı Kanunların tayin ve tespit ettiği bir kamusal haktır. İdarenin başvurucu ile yaptığı bir sözleşmeden kaynaklanan alacak-verecek ilişkisi değildir. Devletin, devlet olmaktan kaynaklanan sorumluluğu kapsamında yer alan, terör eylemi neticesinde oluşan maddi alacak ilişkisinin tanıdığı bir kamusal haktır. Somut kanunlardan kaynaklanan kamusal bir hak ise zamanaşımı de’fine tabi olmayan, her zaman her durumda öne sürülebilecek, devlet olmaktan kaynaklanan ve kamu idaresinin her zaman her durumda tazminle mükellef olduğu bir yükümlülüktür. Kamusal hak, kişiler ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen kamu hukuku kurallarından neşet eden haklardır. Somut kanunlardan kaynaklanan bir kamusal hakkın geçerliliği süre ile kaim değildir. Özel hukuk kişilerine tanınan zamanaşımı de’fi öne sürülerek bu kamusal hakkın ifasından kaçınılması, vatandaş odaklı kamu hizmeti anlayışı ile çelişki arz etmektedir.

15. Eğer burada gerçekten bir zamanaşımı nedeni ile hak kaybına yol açacak bir durum oluştuğu değerlendiriliyor ise bu hak kaybının oluşmasına yol açan idarenin kendisidir. Zira kamusal bir hakkın öngördüğü yükümlülüklerin, idare tarafından kendiliğinden yerine getirilmesi gerekmektedir. Nitekim 2330 sayılı bahse konu Kanun, amaç kapsamında sıralanan hususlarda gerekli işlemleri tesis edip icrai davranışları sergileme noktasında idareye genel bir sorumluluk yüklemektedir.

16. Esasen zamanaşımı de’fi, bilindiği gibi borçlunun borç ilişkisini ve alacaklı tarafın alacak hakkını inkâr etmeksizin, özel bir nedenden dolayı borcun ifasından kaçınmaktır. Bir başka ifade ile borcu ödememeye ilişkin borçlu tarafa tanınan bir haktır. Fakat zamanaşımı de’fi beyanı, hakkı sona erdirmemekte; sadece onun ifasına mazeret teşkil ederek bunu engellemektir.

17. 6098 sayılı Kanunun mezkûr 72 nci maddesi hükmünde saklı zamanaşımı müessesesinin kamu tüzel kişilerinin kamusal işlem ve eylemleri açısından da tatbiki meselesi bir yana bırakılacak olursa; kamunun sıradan alelade borçları ile devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerinin veya yakınlarının alacaklarını aynı kefeye koymak hakkaniyetli bir yaklaşım olmayacaktır. Somut olayda, tevsik edilen belgelere istinaden, devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan bir saldırı sonucu hayatını kaybeden bir kamu görevlisinin eş ve çocukları açısından doğan ve 2330 sayılı

Kanundan kaynaklanan bir tazminatın (alacağın), zamanaşımı de’fi yolu ile bu ödenmesinden kaçınılması adalet ve hakkaniyet duygularını zorlamakta, dahası bu durum toplumsal vicdanla da çatışmaktadır.

18. Fakat idari tatbikatta, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun “Kamu zararı” başlıklı 71 inci maddesi birinci fıkrasında kayıtlı kamu zararı tanımı ve aynı maddenin ikinci fıkrasında kamu zararının belirlenmesin esas alınan hususlardan birisi olarak dayanak alınan mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması hükmü beraber göz önünde bulunduran kamu kurum ve kuruluşlarının; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda düzenlenen zamanaşımı de’fi yoluna başvurarak borcun ifasından kaçındıkları görülmektedir. Bu durum ise hukuka uygunluğu tartışmalı, ama hakkaniyete aykırılığı kesin olan bir sonucun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

19. Netice olarak; – Somut başvuruya konu tazminat talebinin, 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanununda düzenlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi gerekçesi ile herhangi bir detaylı inceleme ve araştırma gerçekleştirmeksizin ret etmesinin hukuken gerçeği temsil etmediği,

2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “B. Sosyal güvenlik bakımından özel olarak

korunması gerekenler:” başlıklı 61 inci madde birinci fıkrası hükmü uyarınca, 2330 sayılı Nakdi

Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun tanıdığı “kamu hakların” etkili bir şekilde kullanılması amacı ile devletin, bu kararın son kısmında kayıtlı yasal ve idari tedbirleri almasının temel sorumluluklarından birisi olduğu, değerlendirilmiştir.

B. İnsan Hakları Yönünden Değerlendirme Kanunun Üstünlüğü, Öngörülebilirliği ve

Yapım Tekniği:

20. Tüzük, yönetmelik, genelge vb. genel idari düzenleyici işlemler ile diğer tüm idari işlemlerin, ayrıca idari ve yargısal işleyişe dair tüm esas ve usullerin, başta Anayasa olmak üzere, kanun metinlerine uygun surette gerçekleştirilmesi gerektiği hukukun en bilinen temel ilkelerindendir. Daha kapsamlı bir ifade ile idari ve yargısal işlem ve kararların, kanun metinlerine uygun surette tesisi ve yorumlanması, ayrıca temel hak ve özgürlükler alanına tekabül eden düzenlemelerin ancak bir kanun ile gerçekleştirilmesi gerektiği, bu temel hak ve özgürlüklerin kapsamının idari düzenleyici işlemler ve yargısal kararlar ile kısıtlanamayacağı hususu hukukun en temel ilkelerindendir.

21. İdare ajanlarının ve adli mercilerin bir konuda bir şekilde tesis edip üzerine yaslandığı tatbikatın, öncelikle Anayasa ve kanunlara uygun olması, kanunun öngörmediği ve tereddüdün bulunduğu bir husus ile karşılaşıldığında ise hak temelli bir yaklaşım ile hareket edilmesi gerekmektedir.

22. Meseleye diğer boyutundan bakıldığında ise kanun metinlerinin yalın, net ve anlaşılır olması hususu bir diğer hassasiyet gösterilmesi gereken bir konudur. Özellikle temel hak ve özgürlükler alanını tespit eden kanun metinlerinin, amaç, kapsam, istisnalar vd. teknik yönleri ile muntazam olması yanı sıra; uygulanan ve uygulayıcı her kişi açısından aynı anlamı doğuracak açık ve yalın bir surette kaleme alınmış olması, sonuçlarının açık şekilde öngörülebilir olması, bilinir ve ulaşılabilir olması gerekmektedir.

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından “kanunun öngörülebilirliği” şeklinde tanımlanan bu husus, “bir kanun uygulanacağı her kişinin bu yasa uyarınca davranışlarını düzenlemesine imkân verecek açıklıkta yazılması halinde öngörülebilir kabul edilmektedir.” şeklinde ifade edilmektedir. [Cengiz vd. / Türkiye. No: 48226/10 ve 14027/11. p. 59] (44)

Bundan önce de Kurumumuza iletilen çok sayıda başvuruda, kamu idarelerince söz konusu temel hukuk ilkesine aykırı hareket edildiği tespit edilmiş; bu konudaki idari tatbikatın, temel hak ve özgürlükler alanında getirilen standartların ancak kanun ile daraltılabileceği veya değiştirilebileceği ilkesini göz önünde bulunduracak şekilde oluşturulması yönünde müteaddit telkin ve tavsiyelerde bulunulmuştur.

24. Bu değerlendirme ışığında somut olay özelinde mesele ele alındığında, 2330 sayılı Nakdi

Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun kapsamının tayin ve tespiti sadedinde, idari ve yargısal uygulama açısından, “güvenlik ve asayişin korunması için yetkili merciler tarafından görevlendirilmiş olma” gibi bir dizi şekli şartın öngörüldüğü görülmektedir. Soyut ve genel düzeyde kaleme alınan kanun metinlerinin somut olaylara tatbiki sırasında şüphesiz bir dizi somut kıstasın varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu somut kıstasların, kanun metinde kayıtlı kapsamı daraltmaması gerekmektedir. Nitekim başvuruya konu olayda, ilgili kanunlarda tanımlı ve çerçevesi çizilmiş “hak alanının kapsam ve sınırının”, kanunun öngörmediği bir dizi şekli şart ile sınırlayıcı yönde yorumlanarak daraltıldığı anlaşılmaktadır.

25. Diğer yandan, 2330 sayılı Kanunun kapsamının, anılan Kanunun ilgili maddesi hükmüne ilave olarak, 3713 sayılı Kanuna eklenen hükümler ile de genişletildiği anlaşılmaktadır. Bu durum ise başvuruya konu talebin öznesi konumunda olan Kanunun kendi metninde yer almaması nedeni ile idari merciler nazarında reddi yönünde yorumlanmasına yol açabilmektedir. Bu sayılan olumsuzluğun ortadan kaldırılmasını teminen, bir kanunun kapsamını, yürürlükte olan bir başka kanun ile genişletmek yerine, bizatihi özne konusu kanun metnine ilave yapılmak sureti ile temin edilmesinin daha derleyici olacağı değerlendirilmektedir.

26. Başvuruya konu somut olayın niteliği göz önünde bulundurularak terör açısından mesele ele alındığında; terör, hiçbir hukuk düzeninde meşru bir hak arama aracı olarak kabul edilemeyeceği gibi hukuki koruma görmesi de mümkün olmayan bir insanlık suçudur. Bir yandan terörle mücadele etmenin ciddi zorlukları; diğer yandan da eş zamanlı olarak modern, demokratik bir hukuk devleti olma yönünde atılan güçlü adımlar esasen Türk devlet idaresinin çok güçlü ve köklü bir yönü olarak görülmelidir. Zira ülkemiz, uzun yıllar terör sorunu ile mücadele etmek durumunda kalmanın zorlukları bir yana, ayrıca bulunduğu coğrafyanın istikrarsızlığından kaynaklanan çok değişik tehdit ve tehlikelere maruz kalmış olmasına rağmen; insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti olma yönünde güçlü adımlar atmıştır. Ülkemizin özellikle jeopolitik konumu göz önünde bulundurulduğunda, Türk devlet idaresinin bugün gelmiş olduğu hukuka bağlılık seviyesini ve demokrasiye bağlılık inancını küçümsemek adil bir yaklaşım olmayacaktır.

27. Çok farklı hesaplar ile farklı kaynaklardan beslenen ve geniş yelpazeli (dini, etnik, sol-sağ vs.) bir dağılım arz eden çok sayıda terör örgütlerinin tehdit ve saldırılarına maruz kalan ülkemiz, insanlık suçu işleyen bu terör grupları ve onların destekçileri ile mücadele sürecinde maddi ve manevi olarak zarar gören, başta güvenlik görevlilerimiz olmak üzere, tüm vatandaşlarımızın zararlarının karşılanması noktasında büyük bir samimiyet ve ciddiyet göstermektedir. (49) Terör eylemlerine hedef olan kamu görevlileri ve vatandaşlarımız, kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, kamu görevlisi ve toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. Bu durumda, devleti ve toplumu hedef alan terör saldırılarından doğan maddi ve manevi zararın, mağdur kişiler üzerinde bırakılması hak ve nasafet kurallarına aykırılık oluşturacaktır. Ortaya çıkan zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. Kişilerin gördüğü zararların, hukuk kuralları ile belirlenen ilkeler uyarınca devlet tarafından karşılanması, devlete olan güveni pekiştirecek; vatandaş-devlet kaynaşmasını artıracak, terörle mücadeleye ve toplumsal barışa katkıda bulunacaktır.

28. Devletin, bu inanç ve anlayış ile ilgili mevzuat hükümlerinin genişletilerek, terörün yol açmış olduğu maddi-manevi yaraları kapamak noktasında zaman içerisinde gösterdiği ciddiyet ve samimiyet göz önünde bulundurularak, 29. 2330 sayılı Kanunun kapsamındaki tazminat taleplerinin, bir kamusal hak olduğu ve bu gerekçe ile her zaman ileri sürülebileceğinden hareketle, (52) Ayrıca Anayasamızın 61 inci maddesinde mündemiç, devlete, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri koruyup toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlamak şeklinde tanımlanan hükme uyumu da güçlendirmek üzere, 30. Zikredilen 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamındaki tazminat taleplerinin; – Zamanaşımına tabi olmadığı, – Bu kapsamda ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın, muhatapların başvurusuna gerek olmaksızın idarenin re’sen bu kamusal hakkın ifasına yönelik harekete geçmesi yönünde bir değişiklik yapılmasının yerinde olacağı değerlendirilmektedir.

C. İyi Yönetişim İlkeleri Yönünden Değerlendirme, Genel İdari Usul İlkeleri ve İdari

Faaliyetlerin Belirliliği 31. Diğer modern devlet yapılanmalarında olduğu gibi Türk devlet sisteminin temelinde, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarına saygının geliştirilmesi ilkeleri yer almaktadır.

Bir yandan toplumsal hayatın günümüzde ulaştığı çeşitlilik, bireylerin hayatı ve olayları algılamada farklı bakış açıları, çatışan menfaat ve duyarlılık alanları ve beklentiler, diğer yandan teknoloji ve bilişim alanında yaşanan ilerlemelere koşut olarak kamu idaresinin artan kapasitesi, kamu yönetimi aygıtının daha gelişmiş, etkin ve süratli denetlenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

32. Fakat unutulmamalıdır ki idarenin hukuka uygunluğunun sağlanması açısından “denetim” fonksiyonu da tek başına yeterli değildir. Bu noktada, idarenin işleyişinin bir parçası olacak bir dizi yöntemlerin oluşturulması gerekmektedir. İşte bu araçlardan birisi “şeffaflık kanunu” ve diğeri de “genel idari usul kanunudur”. Bu sayede idare; her şekilde saydam, şeffaf ve görünür surette hareket edebilecek; şartlar oluştuğunda her olay ve kişi için aynı surette hareket edebilecektir. Toplumsal hayat esenlik içerisinde daha öngörülebilir bir görünüm kazanacaktır.

33. İdari usule ilişkin yasal bir dayanağın bulunmamasından kaynaklanan bir dizi aksaklıkları muhtevi başvurular hakkında Kurumumuzca daha önceden verilen çok sayıda kararda zikredildiği üzere, ülkemizde, idarenin iyi yönetişim ilkelerine uygun surette usule ilişkin konularda yeknesak hareket etmesini zorunlu hale getirecek bir mevzuat düzenlemesinin yapılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu mevzuat düzenlemesinin, müstakilen çıkartılacak ve “genel idari usul esaslarını” içeren bir kanun ile sağlanabileceği değerlendirilmektedir.

34. Kurumumuza iletilen şikâyet başvuruları hakkında yürütülen inceleme ve araştırma verileri de göz önünde bulundurulduğunda, kamu idaresinin, hem şeffaflık hem de genel idari usul konusunda yol gösterici standartlara ihtiyaç gösterdiği görülmektedir. Nitekim Kurumumuzca verilen tavsiye kararlarında, “iyi yönetişim” ilkeleri başlığı altında ilgili idareye bu kapsamda yol gösterici bir dizi tavsiyelerde bulunmaktadır.

35. Somut olayda, esas yönünden yasal bağlayıcı mevzuat hükmüne aykırı bir yorum yapılarak nakdi tazminat talebinin ret edilmesi yanı sıra; yasal bağlayıcı bir metnin olmaması nedeni ile ve mahkeme kararlarının oluşturduğu içtihada uyarak, özel hukuk ilişkilerinin tabi olduğu zamanaşımı de’fi yolu ile bu tazminat talebi ret edilmiştir. Dolayısı ile bu noktada, kamu idaresinin uymakla mükellef olduğu mahkeme kararlarının da öncesinde genel usul ve esasları belirleyen kanun hükümlerine ihtiyaç duyulmaktadır.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

36. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara

İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE; 1. Somut başvuruya konu tazminat talebi, 2330 sayılı Kanun kapsamına giren bir tazminat talebi vasfında olduğundan, İçişleri Bakanlığı tarafından usul hükümlerine uygun bir şekilde kurulacak komisyon aracılığıyla başvurucunun sunduğu ve ayrıca idarenin re’sen temin edeceği evraklar ile başvuruya konu talebin yeniden değerlendirilmesi hususunda, 2. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamına giren alacaklar zamanaşımına tabi olmadığından, bu kapsamda ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın, muhatapların başvurusuna gerek olmaksızın idare tarafından re’sen ifasına yönelik gerekli tedbirlerin alınması ve uygulanmasına ilişkin talimat yazısı yazılarak teşkilata duyurulması hususunda İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İçişleri Bakanlığı tarafından

bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi