|
ÖZET: Başvuran, Malatya ilinde gerçekleştirilen toplulaştırma çalışmaları sırasında ağaçlarının zarar gördüğünü iddia ederek, bu zararların tazmin edilmesini talep etmiştir. Başvurusunda, kesilmesine onay verdiği ağaçların bedelinin yaklaşık dört yıldır ödenmediğini belirtmiş, güncel rayiç bedel üzerinden tazminat talep etmiştir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ise, toplulaştırma projesinin mevcut kadastro boşluğunda yürütüldüğünü ve başvuranın ağaçlarının bu boşlukta yer aldığını, dolayısıyla zarar-ziyan dosyasının hazırlanamayacağını ifade etmiştir.
İdare, başvuranın talebinin hukuka aykırı olduğunu ve ağaçların kamunun ortak kullanımına tahsis edilmiş alanlarda bulunduğunu, bu nedenle zarar-ziyan ödemesi yapılamayacağını belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın ağaçları toplulaştırma çalışmaları başladıktan sonra diktiği ve bu ağaçların gelir getiren türler olup olmadığını somut bir şekilde kanıtlayamadığı vurgulanmıştır. Sonuç olarak, başvurunun reddine karar verilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun reddini, ilgili mevzuat ve yargı içtihatları çerçevesinde değerlendirerek, başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Başvuranın, talebinin hukuki bir dayanağının bulunmadığı ve kamu yararına dayalı meşru bir amacın gözetildiği belirtilmiştir. |
T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
(OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2024/6370-S.24.10004
BAŞVURU NO : 2024/2196
KARAR TARİHİ : 12.06.2024
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın toplulaştırma çalışmaları sırasında ağaçlarına zarar verildiği iddiası ve bağlantılı talepleri hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 09.02.2024
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran özetle, Malatya ili, mahallesi, önü mevkii ada ve parsel sayılı taşınmazlarının içinde bulunduğu alanda toplulaştırma çalışması yapıldığını, çalışma sebebiyle taşınmazında yer alan ağaçların bir kısmının yolda kaldığını, zararının giderileceği sözü verildiğinden ağaçların kesimine onay verdiğini, ancak yaklaşık 4 yıldır tarafına bir ödeme yapılmadığını, iddia ve ifadeyle, zararının belirlenecek güncel rayiç bedel üzerinden ödenmesinin sağlanması hususunda gereğini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü 9. Bölge Müdürlüğü, 92. Şube Müdürlüğünün, 05/03/2024 tarihinde Kurumumuz kayıtlarına giren E- – – sayılı yazısında özetle, 2.1. Başvuruya konu taşınmazların da dâhil olduğu Malatya 1. Kısım AT ve TİGH Projesinin devam etmekte olduğu; 2.2. Toplulaştırma uygulamalarında, zarar ziyan ödemelerinin “Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme
Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği” ve DSİ Genel Müdürlüğünce yürürlüğe konulan “Zarar Ziyan ve Gelir
Kayıpları Uygulama Talimatı” hükümleri kapsamında yapıldığı; 2.3. Toplulaştırma projesi kapsamında eski kadastro boşluğunu kullanacak şekilde planlanarak açılan yol güzergâhının, başvuranın parseline girmediğinden zarar-ziyan dosyasının hazırlanamadığı; /
2.4. Toplulaştırma çalışması öncesi 2011 yılına ait ortofoto çekimlerinden görüldüğü üzere İdarelerince planlanan ve 2019 yılında açılan yolun tamamının kadastro boşluğunda olduğu, boşlukta dahi herhangi bir zarar-ziyana konu olabilecek muhdesat bulunmadığı, başvuranın talebine konu ağaçların, planlama sonrasında kadastro yolu işgal edilerek dikilmiş ağaçlardan ibaret olduğu, 2.5. Zarar-Ziyan ödemelerine dayanak teşkil eden; 07.02.2019 tarih ve 30679 Sayılı Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri Uygulama Yönetmeliğinin 9. maddesinin 6. fıkrasında, “Tapuda kanal, yol ve mera gibi kamunun ortak kullanımına tahsis edilmiş ve maliki belli olmayan alanlara zarar-ziyan ve gelir kaybı ödemesi yapılamaz.” denildiği, yine aynı Yönetmeliğin 5. maddesinin 9. Fıkrasında, “Cumhurbaşkanı Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra yapılacak olan sabit tesisler, arazi toplulaştırmasında dikkate alınmaz ve ihtilaf halinde tazmine konu olamaz…” hükümleri gereği başvuranın talebinin karşılanmasının mümkün olamayacağı, Açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın, 3.1. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesinde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”; 3.2. “Toprak mülkiyeti” başlıklı 44 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tesbit edebilir. …”; 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında, “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”; 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun, 4.1. “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında, “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”; 5. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun, 5.1. “Kamu malları” başlıklı 16/B maddesinde, /
“Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve
tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden:
B) Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır.
Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler.
Yol, meydan, köprü gibi orta malları ise haritasında gösterilmekle yetinilir.”; 5.2. “Hazine adına tespit” başlıklı 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında, “Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez.”; 6. 22/12/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, 6.1. “Dürüst davranma” başlıklı 2 nci maddesinde, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.
Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.”; 6.2. “Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallar” başlıklı 715 inci maddesinde, “Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.
Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir.”; 6.3. “Kapsam” başlıklı 718 inci maddesinde, “Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar.
Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.”; 6.4. “Kaydedilmeyecek taşınmazlar” başlıklı 999 uncu maddesinde, “Özel mülkiyete tâbi olmayan ve kamunun yararlanmasına ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir aynî hakkın kurulması söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz.
Tapuya kayıtlı bir taşınmaz, kayda tâbi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu sicilinden çıkarılır.”; 7. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun,
7.1. “Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tescili ve zilyedin hakları” başlıklı 19 uncu maddesinin onuncu fıkrasında, “(Ek fıkra: 26/5/2004-5177/35 md.) Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11 inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir.”; 8. 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun, 8.1. “Ecrimisil ve tahliye:” başlıklı 75 inci maddesinde, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları, özel bütçeli idarelerin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun
9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli
veya uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, idarelerin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz.
(Ek cümle: 23/7/2010-6009/24 md.) Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanır. Ecrimisil fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
Kira sözleşmesinin bitim tarihinden itibaren, işgalin devam etmesi halinde, sözleşmede hüküm varsa ona göre hareket edilir. Aksi halde ecrimisil alınır.
İşgal edilen taşınmaz mal, idarenin talebi üzerine, bulunduğu yer mülkiye amirince en geç 15 gün içinde tahliye ettirilerek, idareye teslim edilir.
(Ek fıkra: 23/7/2010-6009/24 md.) Köy sınırları içerisinde yer alan Hazinenin özel mülkiyetinde veya
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların işgalcilerinden tahsil edilen ecrimisil gelirlerinin yüzde beşi, 442 sayılı Köy Kanununda belirlenen görevlerde kullanılmak kaydıyla, tahsilatı izleyen ay içinde bu gelirlerin elde edildiği köy tüzel kişiliği hesabına aktarılmak üzere emanet nitelikli hesaplara kaydedilir. Maliye Bakanlığı bu oranı iki katına kadar artırmaya yetkilidir.”; 9. 18.12.1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler
Hakkında Kanun’un, 9.1. EK 9 uncu maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, beşinci, sekizinci fıkralarında, “Arazilerin tabii ve suni etkilerle bozulmasının ve parçalanmasının önlenmesi, parçalanmış arazilerde ise tabii özellikleri, kullanım bütünlüğü ve mülkiyet hakları gözetilerek birden fazla arazi parçasının birleştirilip ekonomik, ekolojik ve toplumsal yönden daha işlevsel yeni parsellerin oluşturulması ve bu parsellerin arazi özellikleri ve alanı değerlendirilerek kullanım şekillerinin belirlenmesi ile köy ve arazi gelişim hizmetlerinin sağlanması maksadıyla arazi toplulaştırması yapılır. Arazi toplulaştırması projesinin uygulanacağı sınırlar içinde kalan alan arazi toplulaştırması proje sahası olarak belirlenir.
/
Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerinin yürütülmesinde DSİ uygulayıcı kuruluş olarak yetkilidir. DSİ dışındaki kurum ve kuruluşlar DSİ’nin iznine tabi olarak proje idaresi sıfatıyla arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerini yürütmeye yetkilidir.
DSİ tarafından Cumhurbaşkanı kararı ile isteğe bağlı ya da maliklerin muvafakati aranmaksızın zorunlu arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapılabilir veya yaptırılabilir.
Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri uygulanacak arazi üzerinde, DSİ veya proje idaresi tarafından yapılacak fiili uygulamalar, hak sahiplerinin iznine tabi değildir. Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yürütülen alanlarda tarımsal faaliyetleri kısıtlamaya DSİ veya proje idaresi yetkilidir.
Arazi toplulaştırması sebebiyle kısıtlama getirilen alanlarda ürün ve mütemmim cüzlere verilecek zarar ile taşınmaz sahiplerine yeni parseller teslim edilene kadar kısıtlama getirilen alanlarda doğabilecek gelir kayıpları, arazi toplulaştırmasını yürüten DSİ veya proje idaresi tarafından karşılanır. …”; 10. 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu
Kanunu’nun, 10.1. “Amaç” başlıklı 1 inci maddesinde, “Bu Kanunun amacı sulama alanları ile Cumhurbaşkanınca gerekli görülen alanlarda; c) Ekonomik üretime imkân vermeyecek şekilde parçalanan tarım topraklarının gerektiğinde ve imkânlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle de toplulaştırılmasını, tarım arazisinin ailenin geçimini sağlamaya ve aile iş gücünü değerlendirmeye yeterli olmayacak derecede parçalanmasını ve küçülmesini önlemeyi, sağlamaktır.”; 10.2. “Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri” başlıklı 6 ıncı maddesinin (Değişik: 23/2/20116171/2 md.), birinci ve yedinci fıkralarında, “Bu Kanunda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere uygulama alanlarında ilgili kuruluşça, isteğe bağlı veya maliklerin muvafakatı aranmaksızın arazi toplulaştırılması yapılabilir.
Toplulaştırmada kanal ve yol gibi kamunun ortak kullanacağı alanlar olarak planlanan yerlerdeki mütemmim cüzlerin karşılığı ile çiftçiye yeni parseller teslim edilene kadar doğabilecek gelir kayıpları uygulayıcı kuruluşça karşılanır.”; 11. 07.02.2019 tarihli ve 30679 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Arazi Toplulaştırması ve Tarla
İçi Geliştirme Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin, 11.1. “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının çç) bendinde, çç) Sabit tesis: Ev, ahır, samanlık, ambar, kuyu gibi yapılar ile dikili ve kapama meyve bahçesi niteliğindeki tarım arazilerini, ifade eder.”; 11.2. “Arazi etütleri ve toplulaştırma alanlarının belirlenmesi” başlıklı 5 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasında, /
“Cumhurbaşkanı Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra yapılacak olan sabit tesisler, arazi toplulaştırmasında dikkate alınmaz ve ihtilaf halinde bunlar tazminata konu olamaz. Proje sahasında ortofoto görüntüsü yardımıyla sabit tesisler belirlenir ve tespitler belge sayılır. Sabit tesis bulunan parsellerin listesi ve ortofoto haritası mahallinde ilan edilerek parsel maliklerinin bilgilenmesi sağlanır.”; 11.3. “Arazi toplulaştırması alanlarında alınacak önlemler” başlıklı 9. maddesinin altıncı fıkrasında (Ek: RG-29/1/2021-31379), “Tapuda kanal, yol ve mera gibi kamunun ortak kullanımına tahsis edilmiş ve maliki belli olmayan alanlarda zarar, ziyan ve gelir kaybı ödemesi yapılmaz.”; 11.4. “Tarla içi geliştirme hizmetleri” başlıklı 20. maddenin birinci fıkrasında, “Arazi toplulaştırma projesinin araziye uygulanmasında, verimin artması, sulama randımanı ve sulama oranının yükseltilmesi, tarımsal arazilerin korunması ve değer kazanması için; tarla içi yollar, drenaj kanalları, sulama inşaatları, anların kaldırılması, sazlık, söğüt, çalı, azmak, ağaç vb. sökülmesi, kazı dolgu yapılması, arazi tesviyesi ve ıslahı gibi projelerle tarımsal kalkınmayı sağlamak maksadıyla tarla içi geliştirme hizmetleri DSİ veya proje idaresince yapılır veya yaptırılır.”; Düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
12. İlgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, başvuru konusuna ilişkin hazırlanan
“Ret Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 13. Başvuran özetle, taşınmazlarının bulunduğu alanda toplulaştırma çalışması yapıldığını, çalışma sebebiyle taşınmazında yer alan ağaçların bir kısmının yolda kalarak kesildiğini ifade etmekte ve güncel rayiç bedel üzerinden zarar-ziyan ödemesinin yapılmasını talep etmektedir.
14. Dosyası kapsamına DSİ 9. Bölge Müdürlüğü tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesinden, başvuruya konu taşınmazların da dâhil olduğu Malatya 1. Kısım AT ve TİGH Projesinin devam etmekte olduğu, toplulaştırma projesi kapsamında eski kadastro boşluğunu kullanacak şekilde planlanarak açılan yol güzergâhının, başvuranın parseline girmediği; nitekim toplulaştırma çalışması öncesi
2011 yılına ait ortofoto çekimlerinden, yolun tamamının kadastro boşluğunda olduğunun görüldüğü,
İdarelerince planlanan ve 2019 yılında açılan yolda herhangi bir zarar-ziyana konu olabilecek muhdesat bulunmadığı, başvuranın talebine konu ağaçların, planlama sonrasında kadastro yolu işgal edilerek dikilmiş ağaçlardan ibaret olduğu, bu sebeple zarar-ziyan dosyasının hazırlanamadığı; ayrıca zarar-ziyan ödemelerine dayanak teşkil eden Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri Uygulama
Yönetmeliği ile tapuda kanal, yol ve mera gibi kamunun ortak kullanımına tahsis edilmiş ve maliki belli olmayan alanlara zarar-ziyan ve gelir kaybı ödemesi yapılamayacağının ve Cumhurbaşkanı Kararının
Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra yapılacak olan sabit tesislerin, arazi toplulaştırmasında dikkate alınmayacağı ve ihtilaf halinde tazmine konu olamayacağının amir hükümler olarak düzenlenmiş olması karşısında başvuranın talebinin kabulünün hukuka aykırılık teşkil edeceği; açıklamalarına yer verildiği görülmüştür.
/
15. Başvuran, toplulaştırma çalışmaları sırasında taşınmazının bir kısmının yolda kalması nedeniyle ağaçlarının herhangi bir bedel ödenmeksizin söküldüğünü iddia ettiğinden, başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
16. Somut olayda çözüme kavuşturulması gereken ilk mesele başvuranın Anayasa’nın 35 inci maddesi kapsamında korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığıdır. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia eden bir kimse öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu ortaya koymak zorundadır.
17. Başvuran, toplulaştırma çalışmaları sırasında sökülen ağaçlarına karşılık zarar ve ziyan bedeli ödenmesini talep etmiş, ancak bu ağaçların gelir getiren ağaç olup olmadıkları, türleri, adedi, kaç yaşında oldukları, yıllık ne kadar verim aldığı gibi talebini somutlaştıran unsurlara başvuru dilekçesinde yer vermemiştir. Bunun üzerine bu husus hem İdareye hem de başvurana soru konusu edilmiştir. İdare ile yapılan görüşmede, talebe konu ağaçların tamamının kadastro yolu üzerinde olması nedeniyle zarar-ziyan dosyasının hazırlanamadığı, söz konusu bilgileri içerir bir tespit yapma yoluna gidilmediği belirtilmiş, başvuran ise Kurumumuz şikâyet yönetim sistemi üzerinden soru konusu edilen hususları içerir ek bir beyana dosyası kapsamında yer vermemiştir.
18. Öte yandan dosyası kapsamına İdarenin sunmuş olduğu cevabi yazı ve eki evrak ile “Malatya Valiliği
2020 Yılı Yatırım Programı”nın incelenmesinden, Malatya 1. Kısım AT ve TİGH Projesinin başlangıç
tarihinin 2012, bitiş tarihinin ise 2021 yılı olarak öngörüldüğü, 2011 yılına ait ortofoto çekimlerinden yolun tamamının kadastro boşluğunda yer aldığı ve üzerinde herhangi bir muhdesat bulunmadığı anlaşılmış; başvuranın talebine konu ağaçları kadastro boşluğunda açılan yol güzergâhı üzerine toplulaştırma çalışmaları başladıktan sonra diktiği, bu çerçevede 2019 yılında yolun açıldığı gözetildiğinde ağaçların en çok 7-8 yaşında olabileceği kanaatine varılmıştır.
19. Somut olayda başvuranın talebine konu ağaçların üzerinde yer aldığı arz başvurana ait olmayıp 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/B maddesinde kamu malları arasında sayılan “yol” üzerinde kalmaktadır.
Bu çerçevede somut uyuşmazlık muhdesatın aidiyetine ilişkin Yargıtay ve Danıştay’ın konuya ilişkin kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin, Maliye Hazinesi adına kayıtlı taşınmaz üzerinde yetiştirilen ağaçların kamu hizmetinin yürütülmesi aşamasında sökülmeleri nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik açılan davalar hakkında verdiği kararlar ışığında incelemeyi gerektirmiştir. Söz konusu yargı kararlarından
bazılarına aşağıda yer verilmektedir:
19.1. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 26/5/2016 tarihli ve E.2016/8161, K.2016/9155 sayılı ilamı:
“… 26.05.2004 gün ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19.
maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle de bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhtesatlara hukuki değer verilemeyeceği gözönüne alındığında, dava konusu taşınmazın niteliğinin de araştırılıp soruşturularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur…
O halde Mahkemece yapılacak iş, öncelikle az yukarıda açıklandığı şekilde, dava konusu taşınmazın tesciline esas belgeler (tapulama/kadastro tutanağı, mera, yaylak, kışlak kütüğü, Kadastro Mahkemesi dosyası) getirtilerek davaya konu muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın niteliği yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulması, mera veya aktif su yatağı olup olmadığının duraksama olmaksızın belirlenmesi, taşınmazın belirlenecek niteliğine göre davacının taşınmaz üzerindeki muhdesatlar yönünden dava hakkının bulunup bulunmadığının düşünülmesi, dava hakkının bulunduğu kabul edildiği takdirde; kamulaştırmaya ilişkin evraklar ve kroki de eklenerek, taşınmazın hangi kısmının kamulaştırmaya konu olduğunun belirlenmesi, fen bilirkişi tarafından düzenlenen 05.02.2015 tarihli bilirkişi raporu ve krokisindeki muhdesatların kamulaştırma krokisi ile çakıştırılarak, muhdesatların bulunduğu bölümün kamulaştırılıp kamulaştırılmadığının tespit edilmesi ve bu hususları gösterir rapor alınması, toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmadan, eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.” 19.2. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 28/3/2016 tarihli ve E.2014/1450, K.2016/1083 sayılı ilamı
“… dava konusu taşınmazı davacının …. tarihinden itibaren fuzuli şagil olarak kullandığı ve bu işgalden dolayı kendisine ecrimisil tahakkuk ettirilerek davacıdan tahsil edildiği belirtilmiş olup, davacının söz konusu taşınmazı ecrimisil bedelleri ödeyerek kullandığı, mülki idare amirince, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca davacının tahliye edilmediği de anlaşılmaktadır.
Dava konusu olayda, davacının … köyünde … parsel sayılı tarlaya buğday ve beyaz lahana ektiği açık olup; söz konusu tarlanın davacının mülkiyetinde olmayıp Hazineye ait bulunması, yani davacının işgalci olması, buğday ve lahana ürününün, davalı DSİ Genel Müdürlüğü’nün hizmet kusuru nedeniyle su baskınına uğradığının tespiti halinde, idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira buğday ve lahana ürününün, davacı tarafından ekildiği, davacının mülkiyetinde olduğu tartışmasızdır. Dolayısıyla su baskınına uğrayan buğday ve lahana ürününde ortaya çıkan davacının uğradığı zararın, hizmet kusurunun tespiti halinde, davalı idarece tazmini gerekmektedir. Ancak, davacının işgal ettiği Hazine arazisine ekim yapmak suretiyle sağladığı bu yararın, davacıdan tahsil olunacak ecrimisil hesabında dikkate alınacağı da tabiidir.
Bu durumda, dosyadaki bilgi ve belgelere göre, … davacının fuzuli şagil olmasının tek başına davalı idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gözetilmeden verilen temyize konu ısrar kararında hukuki isabet görülmemiştir.” 19.3. Anayasa Mahkemesi, Mehmet Emin Öztekin, B. No: 2016/58283, 29/5/2019, § 63,67
“Gerçekten de taşınmazın mülkiyeti orman vasfıyla Hazineye ait olup Hazine ile başvurucu arasında taşınmazın fıstık bahçesi olarak kullanılmasına ilişkin herhangi bir sözleşmenin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın mülk sahibi olan Hazine, başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirebileceği gibi bu yolu tercih etmeyip haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talep etmekle de yetinebilmektedir. Somut olayda başvurucu, taşınmaz üzerinde 20-30 yaşlarında fıstık ağaçları yetiştirmiş, bu kullanım nedeniyle Hazine, başvurucuyu taşınmazdan tahliye ettirmemiş ve başvurucunun taşınmazdaki kullanımı nedeniyle ecrimisil bedeli de tahsil etmemiştir. Böyle bir durumda başvurucunun kamu makamlarının uzun bir süre boyunca
devam eden edilgen tutumlarının bir anda değişebileceğini öngörmesini beklemek hakkaniyete aykırı olacaktır. Nitekim bu kadar uzun bir süre boyunca söz konusu taşınmazın üzerinde fıstık ağacı yetiştirmek suretiyle kullanımının başvurucu bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğu kabul edilmiştir.
… Derece mahkemelerinin olayın gelişiminde kamu makamlarının edilgen tutumunu dikkate almaması bütün zarara tek başına başvurucunun katlanması sonucuna yol açmaktadır. Bu yaklaşımın da başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirtmek gerekir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.” 20. Başvuran kadastro yolu üzerinde kalan ağaçlarının toplulaştırma çalışması sırasında sökülmesi nedeniyle uğradığı zararın tazminini talep etmektedir.
21. Mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun
Anayasa ve Sözleşme’yle korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacağı” elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti” Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Meşru beklentiden söz edilebilmesi için bir uyuşmazlık ya da ciddi bir iddianın varlığı yeterli değildir, iç hukukta yasa ya da yerleşik içtihada dayalı yeterli temeli olan bir beklenti bulunması gerekir (AYM, Cumali
Karaşahin, B. No: 2014/2927, 1/2/2017, § 38).
22. Somut başvuruda talebe konu ağaçların, kadastro yolu üzerinde olduğu tartışmasızdır. 4721 sayılı
Kanun’un 718 inci maddesine göre arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsamakta, yasal sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla yapılar, bitkiler ve kaynaklar da bu mülkiyetin kapsamına girmektedir. Diğer bir ifadeyle kural olarak taşınmazın üzerindeki yapılar ve bitkiler arazinin mülkiyetine tabidir. Bu çerçevede başvuranın kadastro yolu üzerine dikmiş olduğu ağaçlar kural olarak Anayasa ve Sözleşme’yle korunan mülkiyet kavramı içinde yer almamakla birlikte söz konusu muhdesatın bir “ekonomik değer” elde etmeye yönelik meşru bir beklentiye karşılık gelip gelmediği bu bağlamda başvuranın mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanıp yararlanamayacağı hususunun tespiti önem arz etmektedir. Bu doğrultuda bakılacak ilk husus, başvuruya konu talebin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığı ve konu hakkında yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadı bulunup bulunmadığıdır.
23. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16 ncı maddesi ile 18 inci maddesi hükümleri ve 4721 sayılı
Kanun’un 715 ile 718 inci maddesi hükümleri çerçevesinde başvuruya konu muhdesatın üzerinde yer aldığı arzın niteliği incelendiğinde, kadastral yolların kamunun ortak kullanımına ayrılan devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kamu malları arasında sayıldığı, bu çerçevede kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği bu sebeple de özel mülkiyete konu olamayacağı ve üzerinde yasal olarak muhdesat meydana getirilmesinin de mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.
24. Somut başvuru, 6200 sayılı Kanun ve 3083 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde de inceleme gerektirmekte olup, toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerine ilişkin ilgili hükümlerin incelenmesinden, söz konusu yasal düzenlemeler ile idareye maliklerin muvafakati aranmaksızın zorunlu arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri yapabilme yetkisinin verildiği, ayrıca arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri uygulanacak arazi üzerinde yapılacak fiili uygulamaların hak sahiplerinin iznine tabi olmadığının düzenlendiği, arazi toplulaştırması sebebiyle yapılacak uygulamalarda uygulayıcı kuruluş tarafından mütemmim cüzlere verilecek zararın karşılığının çiftçiye ödeneceğinin amir hüküm olarak düzenlendiği, böylelikle maliklerin arz üzerindeki mülkiyet hakkının güvence altına alındığı görülmektedir.
25. Konuya ilişkin ayrıntılı düzenlemelere ise 7/2/2019 tarihli ve 30679 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Arazi Toplulaştırma ve Tarla İçi Geliştirme Hizmetleri Uygulama Yönetmeliğinde yer verilmekte olup, Yönetmeliğin ilgili hükümlerinin incelenmesinden, ağaç söküm işleminin arazi toplulaştırma projesinin araziye uygulanmasında başvurulan yöntemlerden biri olduğu; arazi toplulaştırmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonra yapılacak olan sabit tesislerin, arazi toplulaştırmasında dikkate alınmayacağının, ihtilaf halinde bunların tazminata konu olamayacağının ayrıca; tapuda kanal, yol ve mera gibi kamunun ortak kullanımına tahsis edilmiş ve maliki belli olmayan alanlarda zarar, ziyan ve gelir kaybı ödemesi yapılmayacağının emredici hükümler olarak düzenlediği görülmüştür.
26. Yukarıdan bu yana anlatılanlardan özetle, başvuruya konu muhdesatın üzerinde yer aldığı zeminin kadastro yol boşluğu olduğu, kadastral yolların kamunun ortak kullanımına ayrılan devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kamu malları arasında sayıldığı, bu sebeple üzerinde meydana getirilen muhdesatlara yasal olarak hukuki bir değer atfedilemeyeceği, öte yandan Devletin kendi taşınmazı üzerindeki ağaçları sökmesinin, kamuya ait mülkiyeti koruma şeklinde kamu yararına dayalı meşru bir amacının da olduğu kanaati ve sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, toplulaştırma mevzuatında kanal, yol ve mera gibi kamunun ortak kullanımına tahsis edilmiş ve maliki belli olmayan alanlarda zarar, ziyan ve gelir kaybı ödemesi yapılmayacağının açıkça düzenlendiği, 2011 yılına ait ortofoto çekimlerinden yolun tamamının kadastro boşluğunda yer aldığı ve üzerinde herhangi bir muhdesat bulunmadığı, başvuranın talebine konu ağaçları kadastro boşluğunda açılan yol güzergâhı üzerine toplulaştırma çalışmaları başladıktan sonra diktiği anlaşılmakla, talebin reddinde hukuka aykırılık tespit edilememiştir.
27. Konuya ilişkin yargı içtihatları incelendiğinde ise, bazı taşınmazlar üzerine yapılan muhdesata kıymet verilemeyeceği (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 1/5/2008 tarihli ve E.2008/128,K.2008/1906 sayılı kararı; devlet ormanı nitelikli taşınmaz üzerinde yer alan muhdesat), Mahkemesince yapılacak incelemede öncelikle muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın niteliğinin yöntemine uygun biçimde araştırılıp soruşturulması ve kamuya ait mera veya aktif su yatağı olup olmadığının duraksama olmaksızın belirlenmesinden sonra taşınmaz üzerindeki muhdesatlar yönünden dava hakkının bulunup bulunmadığının düşünülmesi, dava hakkının bulunduğu kabul edildiği takdirde ise; muhdesatların bulunduğu bölümün kamulaştırılıp kamulaştırılmadığının tespit edilmesinden sonra tüm delillerin sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerektiği (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 26/5/2016 tarihli ve E.2016/8161, K.2016/9155 sayılı karar) yönünde kararlar bulunmakla birlikte, zemini Hazineye ait taşınmaz üzerinde bulunan muhdesat bedelinin tahsiline ilişkin açılan davalarda 2942 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesinin onuncu fıkrasının uygulandığı çok sayıda örnek de bulunmaktadır (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23/9/2014 tarihli ve
/
E.2014/6321, K.2014/21931 sayılı kararı, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 22/6/2015 tarihli ve E.2015/3499, K.2015/14580 sayılı kararı). Söz konusu kararlar incelendiğinde, Yargıtay’ın muhdesatın üzerinde yer aldığı zeminin, devletin özel mülkiyetindeki malları ile kamunun ortak kullanımına ve yararlanmasına açık olan orta malları olması durumunda açık bir ayrıma gittiği değerlendirilmiştir (bkz. pr. 19.1 ve 19.2).
28. Anayasa Mahkemesi’nin 19.3 numaralı paragrafta yer verilen kararı incelendiğinde ise, Mahkemesince, taşınmazın orman parseli içinde kaldığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olan ormanların özel mülkiyete konu olmayacakları, özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olarak olanak bulunmadığı ve 3402 sayılı Kanun’un 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasının muhdesata ait hükümlerinin orman niteliğindeki taşınmazlar için uygulanma olanağının bulunmadığı belirtilerek müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı, orman içerisine dikilen fıstık ağaçlarına hukuki bir değer verilmemesinin ormanların korunmasına ilişkin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu değerlendirilmiş ancak taşınmazın üzerinde 20-30 yıldır fıstık ağacı yetiştirmek suretiyle kullanımının da başvurucu bakımından önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun Anayasa’nın
35 inci maddesi uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin mevcut olduğuna
karar verilmiştir.
29. Anayasa Mahkemesince ayrıca, başvurucunun talebine konu taşınmazın orman parseli sınırları içinde kalıyor olması nedeniyle fıstık ağaçlarının baraj yapımı sonrası su altında kalmasının yasaya uygun ve kamu yararına dayalı meşru bir amaca dayandığı kabul edilmişse de, derece mahkemelerinin kararlarında, kamusal makamların tutum ve davranışlarını inceleme konusu yapmadığı belirtilerek kamu makamlarının 20-30 yıl boyunca başvurucuyu taşınmazdan tahliye yoluna gitmeyerek ve taşınmazdaki kullanımı nedeniyle ecrimisil bedeli de tahsil etmeyerek edilgen bir tutum sergilediği ifade edilmiş, bu yaklaşımın başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediği tespitiyle müdahalenin ölçülü olmadığı, mülkiyet hakkının ihlal edildiği kanaati ve sonucuna varmıştır.
30. Yukarıda bahse konu Anayasa Mahkemesi kararı ışığında somut başvuru incelendiğinde, başvuranın talebine konu ağaçların kadastro yolu üzerinde olduğu, orta malı niteliğindeki kadastro yolunun özel hukuk hükümlerine göre hak iktisabına yasal olarak olanak bulunmadığından müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu, söz konusu ağaçlara idaresince hukuki bir değer verilmeyerek zarar ziyan dosyası hazırlanmamasının ise kamunun ortak kullanımına ve yararlanmasına ayrılmış yolun korunmasına ilişkin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu değerlendirilmekle, başvuranın söz konusu ağaçları toplulaştırma çalışmaları başladıktan sonra dikmiş olduğunun ortofoto görüntülerinden anlaşılması, ayrıca başvurana yöneltilen ‘ağaçların yaşı, kaç adet olduğu, türü, ürün getiren ağaçlar olup olmadıkları’ yönündeki soruların cevapsız bırakılması da dikkate alındığında, başvuranın muhdesat bedeli ödenmesine yönelik talebinin meşru bir beklentiye karşılık gelmediği ve reddi gerektiği kanaati ve sonucuna varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkelerine Uygunluk Yönünden Değerlendirme 31. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6. maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzun bilgi ve belge talebine ilişkin
İdarenin cevabi yazısının “şeffaflık”, “hesap verilebilirlik”, “kararların gerekçeli olması” ve “makul sürede karar verme”, ilkelerine uygun olduğu, öte yandan başvuranın talebinin reddinin ise, “kanunilik”, “haklı beklentiye uygunluk” ve “ölçülülük” ilkesine uygun olduğu değerlendirilmiştir.
/
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
32. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden arta kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Malatya Mahkemelerinde dava yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın, Başvurana ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
/