ÖZET: Bu karar, başvuranın uluslararası koruma statüsü talebinin reddine ilişkin idari işlemin iptal edilmesi üzerine yapılmıştır. Başvuran, Rusya Federasyonu vatandaşı olup, dört çocuğuyla birlikte Türkiye’de yaşamaktadır. İnsani ikamet izni sona erdikten sonra uluslararası koruma talebinde bulunmuş, ancak bu talep 2019 yılında “kabul edilemez” olarak değerlendirilmiştir. İlgili mahkeme, başvuranın ülkesine geri gönderilmesi durumunda can güvenliği tehdidi altında olacağına ve bu nedenle uluslararası koruma verilmesi gerektiğine karar vermiştir.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, başvuranın durumunu değerlendirirken, Çeçenistan’daki insan hakları ihlalleri ve başvuranın muhalif kimliği nedeniyle karşılaşabileceği riskleri göz önünde bulundurmuştur. Mahkeme, başvuranın uluslararası koruma başvurusunun reddinin hukuka aykırı olduğuna ve bu nedenle yeniden değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Sonuç olarak, başvuranın uluslararası koruma statüsü almasına engel olacak somut bir tespit bulunmadığı belirtilerek, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünden faydalandırılması gerektiği tavsiye edilmiştir.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/7726-S.21.12355

BAŞVURU NO : 2020/101500

KARAR TARİHİ : 18/05/2021

TAVSİYE KARARI

BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :

BAŞVURUYA KONU İDARE : İSTANBUL VALİLİĞİ

BAŞVURUNUN KONUSU : Uluslararası koruma statüsünün verilmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 25/11/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran vekili, Rusya Federasyonu vatandaşı (Çeçen asıllı) ve dört çocuğu için, İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne insani ikamet izni sona erdikten sonra “uluslararası koruma” talebinde bulunduklarını, taleplerinin 26/06/2019 tarihli idari işlem ile reddedildiğini, ilgili idarenin ret kararının iptali için İstanbul 1’inci İdare Mahkemesi’nde sayılı davayı açtıklarını, idarenin ret işleminin iptaline karar verildiğini, İstanbul 1’inci İdare Mahkemesi’nin 21/10/2019 tarihli ve sayılı bu kararına karşı, ilgili idare tarafından İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi’nde istinaf yoluna gidildiğini, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9’uncu İdare Dava Dairesi’nin 23/01/2020 tarihli ve sayılı kararı ile idarenin istinaf başvurusunu reddettiğini ve kararının, 23/01/2020 tarihinde onanarak kesinleştiğini, mahkeme kararlarının yerine getirilmesi taleplerine cevap verilmediğini belirterek mahkeme kararının ilgili idare tarafından yerine getirilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün 06/04/2021 tarihli yazısında, “…İlgili talep neticesinde yapılan inceleme sonucunda; 1.) Rusya Federasyonu uyruklu, yabancı kimlik numaralı ve dört çocuğunun 10/01/2017 tarihinde insani ikamet izinlerinin sona erdiği, 24/10/2017 tarihinde de uluslararası koruma başvurusu yaptıkları akabinde isimli şahıs ile 21/02/2019 tarihinde statü belirleme işlemi yapılarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün 03/04/2019

tarihli ve 21187 sayılı Oluru ile “Kabul Edilemez Başvuru (Menfi)” kararı alınmıştır. Bu karar şahsın avukatı olan 26/06/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.

3. İlgili karara karşı açılan dava neticesinde; İstanbul 1. İdare Mahkemesi 21/10/2019 tarihinde sayılı kararı ile “İstinaf yolu açık olmak üzere dava konusu işlemin iptaline” kararı verdiği, bunun akabinde ise İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdare Dava dairesinin 23/01/2020 tarihinde sayılı kararı ile “istinaf başvurusunun reddine” karar vermiştir.

4. Bunun üzerine mezkur şahsın avukatı 12/02/2020 tarihli ve sayılı dilekçe ile ilgili kararın uygulanması talebiyle başvuru yapmış olup, karar mahkeme tarafından tebliğ edilmeden önce dilekçe ile tarafımıza ulaştırıldığı için tebliğ edilmiş sayılarak yeniden işleme alma işlemi yapılmış ve

Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi statüsünde yeni bir statü belirleme mülakatına kadar İstanbul ilinde ikamet etmelerine izin verildiği tespit edilmiştir.

5. Uluslararası koruma başvurusu yaptıkları 24/10/2017 tarihinden, 03/04/2019 tarihli ve sayılı

Oluru ile “Kabul Edilemez Başvuru (Menfi)” kararına kadar uluslararası koruma başvuru sahibi statüsünde ikamet etmişlerdir. Daha sonra ilgi (c) Genelgenin 11. Maddesi “Başvuru sahibi veya uluslararası koruma statü sahibi yabancıların haklarında alınan karara karşı itiraz etmeleri halinde, haklarında son karar oluşuncaya kadar bulundukları statüdeki mevcut belgeleriyle ülkede kalışlarına izin verilecektir.” gereği, ilgili kararın yabancıya tebliğinden itibaren bulundukları statüdeki (Uluslararası

Koruma Başvuru Sahibi) belgeleriyle kalışlarına izin verilmiş, son kararın oluşması akabinde 13.02.2020 tarihinde “yeniden işleme alma” işlemi yapılarak yeni bir statü belirleme mülakatı yapılana kadar şahıs ve çocukları Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi olarak ilimizde ikamet etmeye devam etmektedirler.

6. isimli şahıs ile 21/02/2019 tarihinde statü belirleme işlemi yapılarak Göç İdaresi

Genel Müdürlüğünün 03/04/2019 tarihli ve sayılı Oluru ile “Kabul Edilemez Başvuru (Menfi)” kararı alınmıştır. Bu karara karşı; İstanbul 1. İdare Mahkemesi 21/10/2019 tarihinde sayılı kararı ile ” İstinaf yolu açık olmak üzere dava konusu işlemin iptaline” kararı verdiği, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdare Dava dairesinin 23/01/2020 tarihinde sayılı kararı ile “istinaf başvurusunun reddine” kararı verilmiştir. Bunun üzerine dava konusu işlem olan

“Kabul Edilemez Başvuru (Menfi)” kararı iptal edilip son karar da oluştuğu için dava konusu işlem iptal edilerek yeniden işleme alma işlemi yapılarak mahkeme kararı derhal yerine getirilmiştir.

7. Mezkur şahsın ve refakatinde yer alan çocukların, hali hazırda Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi olarak uluslararası koruma süreçleri devam etmektedir. Bununla beraber İlgi (a) Kanun gereği başvuru sahibine, bütün bu değerlendirmelerin yapılacağı statü belirleme amaçlı yeni bir mülakat tarihi belirlenerek gerekli tebligat yapılacaktır.

8. İlgi (a) Kanunun 62. ve 63 maddesi aşağıda da görüleceği üzere ” Şartlı Mülteci” ve ” İkincil Koruma” statülerine tanımlamıştır. Şartlı Mülteci başlıklı 62. Maddesi: Avrupa ülkelerinde dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına

/

izin verilir. İkincil Koruma başlıklı 63. Maddesi: Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkum olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezaya veya muameleye maruz kalacak, c)Uluslar arası veya ülke genelinde silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yaralanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemlerinden sonra ikincil koruma statüsü verilir.

9. Uluslararası koruma başvuru sahibi ile yapılacak statü belirleme mülakatı neticesinde; yukarıda belirtilen statülerden birini alıp alamayacağı yapılacak mülakat akabinde değerlendirilecek olup, yapılan değerlendirme sonucunda alınan karar yabancıya veya yasal temsilcisine tebliğ edilecektir.

10. Başvuru sahibi ile ilgili şikâyet konusuna ilişkin yukarıda bahsi geçen yargı organlarından başka verilmiş herhangi bir karar tespit edilememiştir.

11. Başvurusu konusu ile ilgili olabileceği mütalaa edilen bilgi ve belgeler ekte gönderilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

12. Anayasanın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği

Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”,

13. 14/06/2012 tarih ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir”, 14. 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi ile taraf devletlere yönelik hak ve yükümlülüklerin çerçevesi belirlenmiştir.

15. 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun ‘Tanımlar’ başlıklı 3 üncü maddesinde, “(1) Bu Kanunun uygulanmasında; d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi, r) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü, ifade eder.”, 16. ‘Geri gönderme yasağı’ başlıklı 4 üncü maddesinde, “(1) Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.”,

17. ‘İnsani ikamet izni’ başlıklı 46 ncı maddesinde, “(1) Aşağıda belirtilen hallerde, diğer ikamet izinlerinin verilmesindeki şartlar aranmadan, Bakanlıkça belirlenen sürelerle sınırlı olmak kaydıyla ve

Genel Müdürlüğün onayı alınarak valiliklerce insani ikamet izni verilebilir ve bu izinler uzatılabilir: a)

/

Çocuğun yüksek yararı söz konusu olduğunda, b) Haklarında sınır dışı etme veya Türkiye’ye giriş yasağı kararı alındığı halde, yabancıların Türkiye’den çıkışları yaptırılamadığında ya da Türkiye’den ayrılmaları makul veya mümkün görülmediğinde, c) 55 inci madde uyarınca yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınmadığında, ç) 53 üncü, 72 nci ve 77 nci maddelere göre yapılan işlemlere karşı yargı yoluna başvurulduğunda, e) Acil nedenlerden dolayı veya ülke menfaatlerinin korunması ile kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından Türkiye’ye girişine ve Türkiye’de kalmasına izin verilmesi gereken yabancıların, ikamet izni verilmesine engel teşkil eden durumları sebebiyle diğer ikamet izinlerinden birini alma imkanı bulunmadığında, f) Olağanüstü durumlarda…”

18. ‘Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar’ başlıklı 55 inci maddesinde, “(1) 54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz: a) Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar…”,

19. ‘Şartlı mülteci’ başlıklı 62 nci maddesinde, “(1) Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir.”,

20. ‘İkincil koruma’ başlıklı 63 üncü maddesinde, “(1) Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkum olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir.”,

21. ‘Kabul edilemez başvuru’ başlıklı 72 nci maddesinde, “(1) Başvuru sahibi; a) Farklı bir gerekçe öne sürmeksizin aynı başvuruyu yenilemişse, b) Kendi adına başvuru yapılmasına muvafakat verdikten sonra, başvurunun herhangi bir aşamasında haklı bir neden göstermeksizin veya başvurunun reddedilmesinin ardından farklı bir gerekçe öne sürmeksizin ayrı bir başvuru yapmışsa, c) 73 üncü madde kapsamında olan ülkeden (İlk iltica ülkesinden gelenler) gelmişse, ç) 74 üncü madde kapsamında olan ülkeden (Güvenli üçüncü ülkeden gelenler) gelmişse, başvurusunun kabul edilemez olduğuna ilişkin karar verilir. … (3) Başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin karar, ilgiliye veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. İlgili kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında kendisi veya yasal temsilcisi bilgilendirilir.”,

22. ‘Mülakat’ başlıklı 75 inci maddesinde, “(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkanı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının

/

gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir.

Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. …”

23. ‘Karar’ başlıklı 78 inci maddesinde, “Uluslararası koruma başvuruları, kayıt tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Genel Müdürlükçe sonuçlandırılır. Kararın bu süre içerisinde verilememesi hâlinde başvuru sahibi bilgilendirilir. …”

24. ‘İdari itiraz ve yargı yolu’ başlıklı 80 inci maddesinde, “…e) İtiraz veya yargılama süreci sonuçlanıncaya kadar ilgili kişinin ülkede kalışına izin verilir.”

25. ‘Uluslararası koruma statüsü sahibi kimlik belgesi’ başlıklı 83 üncü maddesinde, “(1) Mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsü verilenlere yabancı kimlik numarasını içeren (…) kimlik belgesi düzenlenir.” hükümleri bulunmaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ FATMA BENLİ YALÇIN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

26. Davacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda karşılaşabileceği riskleri dikkate alınmak suretiyle başvuranın uluslararası koruma statüsü almasına engel olacak somut bir tespitin mevcut olmaması durumunda çocuğun yüksek yararı ilkesinin de gözetilmesi suretiyle şartlı mülteci veya ikincil koruma gibi durumuna uygun bir uluslararası koruma statüsünden başvuranın faydalandırılma durumunun değerlendirilmesi önerilmiştir.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

27. Başvuran uluslararası koruma statüsü verilme talebini ret eden idari işlemi 21.20.2019 tarihinde iptal eden ve 23.01.2020 tarihinde Bölge İdare Mahkemesi kararıyla kesinleşen mahkeme kararının uygulanması ile kayınvalide ve kayınpederi ile yaşayan okul çağında dört çocuğu olduğu ve insani ikamet izni bittiğinden sınır dışı edilmeleri halinde mahkeme kararında da ifade edildiği üzere can güvenliği tehdidi altında olduğu için uluslararası koruma verilmesini talep etmektedir.

28. İlgili idare yargı kararı doğrultusunda tekrar mülakat gerçekleştirileceğini ve şartların sağlanması durumunda statünün verilebileceğini belirtmektedir.

29. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre, başvuran ve çocuklarının 30/08/2017 tarihinde

Türkiye’ye giriş yaptığı, 24/10/2017 tarihinde uluslararası korumasının başladığı, hâlihazırda kendisi ve dört çocuğu için düzenlenen son uluslararası koruma başvuru sahibi kimlik belgesinin geçerlilik süresi 27/05/2020-27/05/2021 olduğu, öncesinde de 24/10/2017-24/10/2018, 25/04/2018-25/10/2018, 31/10/2018-30/04/2019, 02/05/2019-02/11/2019 ve 04/11/2019-04/05/2020 geçerlilik tarihli başvuru sahibi kimlik belgesine sahip oldukları, 21/02/2019 tarihinde mülakat gerçekleştirildiği, mülakat sonrasında uluslararası koruma talebi hakkında 03/04/2019 tarih ve sayılı olur ile kabul edilemez başvuru (menfi karar) kararı verilerek olumsuz sonuçlandığı, başvuranın yargı yoluna başvurduğu,

/

30. İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 21/10/2019 tarih ve . sayılı kararında özetle, “Başvurucu ile yapılan 22/02/2019 tarihli Mülakat Raporu’nda “başvuru sahibinin vatandaşı olduğu ülkedeki Rusya Federasyonu ve Çeçenistan Cumhuriyeti devleti tarafından muhalif Çeçenlerden olması dolayısıyla ülkesi dönmesi halinde kamusal alandan dışlanma, tutuklanma, gözaltına alınma ihtimalleri olduğundan dolayı haklı nedenlere dayanan zulüm korkusunun mevcut olduğu”, davacının Nesnel Korkusu hakkında ise “ilgi menşe ülke bilgisi, başvuru sahibinin bireysel profili ve deneyimleri dikkate alındığında, başvuru sahibinin menşe ülkesinde silahlı isyancı gruplar ile yetkililer arasındaki şiddetli silahlı çatışma, hali hazırda zaten çok kötü olan

Çeçenistan’daki insan hakları ve siyasal haklar ile hapishane koşullarının giderek kötüleşmesinde önemli bir negatif etkiye sahip olduğu, Çeçenistan’da herhangi bir terörist faaliyete katılımına ilişkin güvenilir kanıt bulunmadan politik olarak hedef alınmış, şiddete başvurmayan Çeçen kişiler, politik hedef gösterilmiş şiddete bulaşmayan kişilerin akrabaları ile “dini aşırıcılar” olarak etiketlenmiş dini grupların şiddete başvurmayan üyelerinin, Çeçenistan’daki veya Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerindeki Çeçen tutuklu ve mahkûmlar ve son olarak yurda dönen Çeçenlere yönelik önemli ölçüde zulüm riski olduğu sonucunun çıkarılabileceğinin” ifade edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Çeçenistan İçkerya doğumlu olup Rusya Federasyonu Çeçenistan Cumhuriyeti tarafından hakkında arama kararı çıkartılan, ayrıca Rusya Federasyonu tarafından 04/12/2015 tarihinde yer tespiti amacıyla kodlu İnterpol arama kaydı konulduğu anlaşılan davacının, iki eşinin de Ruslar tarafından öldürülmüş oluşu, öldürülen ikinci eşi Vahid Edelgriev’in Türkiye’de bulunan Türk vatandaşı anne-babası, davacının kayınvalide-kayınpederinin himayesinde okul çağındaki dört çocuğuyla birlikte yaşadığı sabit olduğundan, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi ile 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma

Kanunu’nun 62’nci maddesinde sayılan şartlı mülteci tanımına uygun olan davacının ülkesine geri dönmesi halinde tutuklanma, gözaltına alınma, işkence görme veya öldürülme gibi ciddi riskler ile karşı karşıya kalabileceği anlaşıldığından, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline,… istinaf yolu açık olmak üzere, 21/10/2019 tarihinde … karar verildi.” hususlarına yer verildiği,

31. İlk derece mahkemesi kararının istinaf mahkemesi tarafından onanması sonrasında başvuranın talebinin yeniden işleme alındığı ve yeni bir mülakat yapılmasının beklendiği hususları anlaşılmıştır.

32. Anayasa Mahkemesi, öldürülme veya kötü muameleye maruz kalma riski bulunan ülkeye sınır dışı etme kararı verilmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkin yapılan bireysel başvuru

üzerine verdiği kararda aşağıdaki değerlendirmelere yer vermiştir:

“32.1. Anayasa’da yabancıların ülkeye girişleri, ülkede ikamet edişleri ve ülkeden çıkarılmalarına ilişkin konularda herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Uluslararası hukukta da kabul edildiği üzere bu husus devletin egemenlik yetkisi kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla devletin yabancıları ülkeye kabul etmekte veya sınır dışı etmekte takdir yetkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. Ancak anılan işlemlerin

Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturması hâlinde bireysel başvuruya konu edilebilmesi mümkündür.

32.2. Anayasa’nın 17. Maddesinin birinci fıkrasında yaşama hakkının yanında maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı da güvence altına alınmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise kimseye

“işkence ve eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Maddenin sistematiğinden de anlaşılacağı üzere birinci fıkrada genel olarak güvence altına alınan bireyin maddi ve manevi varlığı, üçüncü fıkrada kötü muamelelere karşı özel olarak korunmuştur.

32.3. Anılan maddede, devlete getirilen kötü muamelede bulunmama (negatif) yükümlülüğünün herhangi bir istisnasına yer verilmemiştir. Temel hak ve özgürlüklerin savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde kullanılmasının durdurulmasına imkân veren Anayasa’nın 15. Maddesinde de maddi

/

ve manevi varlığın bütünlüğüne dokunulamayacağı belirtilmiştir. Bu durum, kötü muamele yasağının mutlak nitelikte olduğunun açık göstergesidir.

32.4. Ancak bu yasakla korunan hakların gerçek anlamda güvence altına alındığından bahsedebilmek için devletin kötü muamelede bulunmaması yeterli değildir. Devletin aynı zamanda bireyleri kendi görevlilerinin ve üçüncü kişilerin kötü muamele oluşturabilecek eylemlerine karşı da koruması gerekir.

32.5. Nitekim Anayasa’nın 5. Maddesinde “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Anayasa’nın 17. ve 5. Maddeleri birlikte değerlendirildiğinde devletin bireyi işkence ve kötü muamele yasağına karşı koruma (pozitif) yükümlülüğünün de bulunduğu anlaşılmaktadır.

32.6. Anayasa’nın 17., 5. ve 16. Maddeleri, uluslararası hukuk ve özellikle de Türkiye’nin taraf olduğu

Cenevre Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri ile yorumlandığında devletin egemenlik yetkisi alanında olup gönderildikleri ülkede kötü muameleye maruz kalabilecek yabancıların da maddi ve manevi varlıklarına yönelik risklere karşı korunmalarının devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer aldığının kabulü gerekir.

32.7. Anılan pozitif yükümlülük kapsamında sınır dışı edilecek kişiye ülkesinde karşılaşabileceği risklere karşı gerçek anlamda bir koruma sağlanabilmesi için bu kişiye sınır dışı kararına karşı etkili bir “karşı çıkma imkânı” tanınması gerekir. Aksi hâlde sınır dışı edildiğinde kötü muameleye maruz kalma riski altında olduğunu iddia eden ve bu iddiasını delillendirme konusunda devlete göre daha kısıtlı imkânlara sahip olan yabancıya gerçek anlamda bir koruma sağlanabildiğinden bahsetmek mümkün olmayacaktır.

32.8. Dolayısıyla kötü muameleye karşı koruma pozitif yükümlülüğünün -anılan yasağın koruduğu hakların doğası gereği- hakkında sınır dışı kararı verilen bir yabancıya “iddialarını araştırtma” ve bu kararı “adil bir şekilde inceletme” imkânı sağlayan usul güvencelerini de içerdiği kuşkusuzdur.

32.9. Bu çerçevede sınır dışı etme işlemi sonucunda yabancının gönderileceği ülkede kötü muamele yasağının ihlal edileceğinin iddia edilmesi hâlinde idari ve yargısal makamlar tarafından söz konusu ülkede gerçek bir ihlal riskinin bulunup bulunmadığı ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır. Anılan usul güvencelerinin bir gereği olarak idari makamlar tarafından alınan sınır dışı kararlarının bağımsız bir yargı organı tarafından denetlenmesi, bu denetim süresince sınır dışı kararlarının icra edilmemesi ve yargılama sürecine tarafların etkili katılımının sağlanması gerekir.

32.10. Kötü muameleye karşı koruma yükümlülüğü her sınır dışı işleminde yukarıda belirtilen şekilde bir araştırma yapılmasını gerektirmez. Bu yükümlülüğün ortaya çıkabilmesi için öncelikli olarak başvurucu tarafından savunulabilir (araştırılabilir/tartışılabilir /araştırmaya değer/makul şüphe uyandıran) bir iddia ortaya konmalıdır. Bu doğrultuda başvurucu geri gönderileceği ülkede var olduğunu iddia ettiği kötü muamele riskinin ne olduğunu makul şekilde açıklamalı, (varsa) bu iddiayı destekleyen bilgi ve belgeleri sunmalı ve bu iddialar belirli bir ciddilik seviyesinde olmalıdır. Ancak savunulabilir iddianın ortaya konulması somut olayın özelliğine göre farklılık gösterebileceğinden her olayda ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.

32.11. Bir iddianın savunulabilir olduğunun kabul edilmesi başvurunun mutlaka ihlalle sonuçlanacağı anlamına gelmemektedir. Bu kabul, başvurucunun iddialarının araştırmaya değer nitelikte olduğunun tespitinden ibarettir. Başvurucunun geri gönderileceği ülkenin koşulları veya kişisel durumu nedeniyle karşılaşabileceği risklere ilişkin iddialarının gerçekliği ve yaptığı açıklamaların makul olup olmadığı titiz

bir şekilde araştırılmalıdır. İddianın doğruluğu ve/veya riskin varlığı araştırılırken ulusal veya uluslararası kurum ve kuruluşların düzenledikleri raporlardan ya da somut olay hakkında bilgi edinilmesini sağlayacak başka kaynaklardan yararlanılması mümkündür.

32.12. Sınır dışı etme kararının uygulanması hâlinde kötü muamele yasağının ihlal edilebileceğine karar verebilmek için geri gönderilen ülkedeki riskin varlığının bir olasılığın ötesinde “gerçek bir risk” seviyesinde olduğunun ispatlanması gerekir. Bu konudaki ispat külfeti iddianın niteliğine göre kamu makamlarına ve/veya başvurucuya ait olabilir. İspat yükümlülüğüne ilişkin olarak aşağıda yer verilen değerlendirme ölçütleri bir iddianın savunulabilir olup olmadığını değerlendirirken de dikkate alınmalıdır.

32.13. İlk olarak başvurucu, geri gönderileceği ülkede uzun süredir devam eden genel siyasi istikrarsızlık ya da ülkenin tamamına yayılmış iç karışıklık nedeniyle kötü muameleye maruz kalacağını ileri sürebilir.

Bu durumda anılan ülkenin genel koşullarının objektif olarak kötü muamele yasağına aykırılık oluşturmayacağı idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmalıdır.

32.14. İkincisi, geri gönderilecek ülkenin kamu makamlarının; etnik kökenleri, dinî inançları, siyasi görüşleri ya da belirli bir gruba mensubiyetleri gibi nedenlerle kişilere sistematik olarak kötü muamelede bulundukları iddia edilebilir. Böyle bir durumda kamu makamları tarafından, belirtilen özelliklerdeki kişi veya grupların ülkelerinde kötü muameleye uğrayıp uğramadıkları araştırılmalıdır. Buna karşılık başvurucunun da risk altında olduğu iddia edilen gruplara aidiyetini veya mensubiyetini ispatlaması gerekir.

32.15. Üçüncüsü, geri gönderilecek ülkede var olduğu iddia edilen risk başvurucunun herhangi bir gruba mensubiyetinden ya da aidiyetinden bağımsız olarak doğrudan kişisel durumundan kaynaklanabilir. Bu durumda başvurucu geri gönderileceği ülkede hangi nedenle kötü muameleye maruz kalacağını açıklamalı ve bu iddiasını ispata yarayacak olguları açıkça belirtmelidir.

32.16. Son olarak geri gönderilecek ülkedeki riskin kamu görevlisi olmayan kişi veya gruplardan kaynaklandığı ileri sürülebilir. Böyle bir durumda ise hem riskin gerçekliğinin hem de söz konusu ülkenin kamu makamlarının bu riski ortadan kaldırmak konusunda yeterli korumayı sağlamakta yetersiz kalacaklarının başvurucu tarafından kanıtlanması gerekir.

32.17. Gerçek riskin varlığına ilişkin maddi olguların bulunup bulunmadığı araştırılırken kural olarak sınır dışı kararının verildiği tarihteki koşullar dikkate alınmalıdır. Ancak yapılacak değerlendirmenin sonucunu doğrudan etkileyecek önemli gelişmeler olması hâlinde yeni durum da göz önünde tutulmalıdır.” ( .A. ve

A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017, § 54-70)

33. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verilen kararında da vurgulandığı üzere devlet, bireyleri yalnız kendi görevlilerinin eylemlerine karşı değil üçüncü kişilerin kötü muamele oluşturabilecek eylemlerine karşı da korumak zorundadır. Devletin egemenlik yetkisi alanında olup gönderildikleri ülkede kötü muameleye maruz kalabilecek yabancıların da maddi ve manevi varlıklarına yönelik risklere karşı korunmalarının devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer aldığı kabul edilmektedir. Yabancıların sınır dışı edilmesini sonucunu doğurabilecek işlemlerde, yabancının gönderileceği ülkede kötü muameleye uğrayacağı iddiasında bulunması halinde idari makamların gerçek bir ihlal riskinin bulunup bulunmadığını ayrıntılı bir şekilde araştırması gerekmektedir. İddiaların doğruluğunun araştırılması neticesinde bireylerin kötü muameleye uğrayacağına yönelik somut ve ciddi risklerin tespit edilmesi halinde bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasını teminat altına almaya yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir.

34. Nitekim 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda bu gibi durumların önlenebilmesi için önemli yasal güvenceler getirilmiştir.

34.1. Kanun’un “Geri gönderme yasağı” başlıklı 4’üncü maddesinde, bu Kanun kapsamındaki hiçbir kimsenin, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemeyeceği, “Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar” başlıklı 55’inci maddesinde, sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar hakkında sınır dışı etme kararı alınamayacağı,

34.2. “Mülteci” başlıklı 61’inci maddesinde; Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verileceği,

34.3. “Şartlı mülteci” başlıklı 62’nci maddesinde, Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verileceği, üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verileceği,

34.4. “İkincil koruma” başlıklı 63’üncü maddesinde, mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verileceği hükümlerine yer verilmiştir.

35. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; başvuran ve çocuklarının 10/01/2017 tarihinde insani ikamet izni sonra erdikten sonra 24/10/2017 tarihinde uluslararası koruma talebinde bulundukları, taleplerinin reddine yönelik 03/04/2019 tarihli işlemin mahkeme kararı ile iptal edildiği,

36. Uluslararası koruma taleplerinin makul bir sürede karara bağlanmadığı, akabinde somut bir gerekçe sunulmadan reddedildiği, ilk derece mahkemesi tarafından başvuranın şartlı mülteci tanımına uygun olduğu ve ülkesine geri dönmesi halinde tutuklanma, gözaltına alınma, işkence görme veya öldürülme gibi ciddi riskler ile karşı karşıya kalabileceğinin vurgulandığı, böylelikle uluslararası koruma başvurusunun reddinin yerinde olmadığına karar verildiği,

37. İlgili idare tarafından mahkeme kararı sonrasında yeniden işleme alma işlemi yapıldığı ve yeni bir statü belirleme mülakatına kadar ikamet etmelerine izin verildiğinin belirtildiği, yapılan bu işlemlerin tam anlamıyla mahkeme kararının uygulanması olarak nitelendirilemeyeceği, idarelerin yerine geçerek işlem tesis edemeyecek mahkeme kararlarının uygulanmasında zıt yorum vesilesiyle iptal edilen işlemin yerinde olmadığı tespiti sonrasında iptal edilen işlemin aksi yönünde işlem tesis edilmesi gerekliliğinin açık olduğu, mahkeme kararında ifade edildiği üzere “davacının kayınvalide-kayınpederinin himayesinde okul çağındaki dört çocuğuyla birlikte yaşadığı sabit olduğundan, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi ile 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 62’nci maddesinde sayılan şartlı mülteci tanımına uygun olan davacının ülkesine geri dönmesi halinde tutuklanma, gözaltına alınma, işkence görme veya öldürülme gibi ciddi riskler ile karşı karşıya kalabileceği”, nitekim başvuranın eşinin 2015 yılında İstanbul’da saldırıya uğrayarak öldürülmesinin uluslararası koruma başvurusunun değerlendirilmesi aşamasında kötü muamele riskleri bakımından dikkate alınması gerektiği, buna karşın 13/02/2020 tarihinde uluslararası koruma başvurusunun yeniden işleme alınması işlemi sonrasında yapılması planlanan ikinci mülakatın aradan geçen süreye rağmen gerçekleştirilmemiş olduğu, idarenin yazısında başvuranın uluslararası koruma statüsünü almasına engel olacak somut bir gerekçe belirtilmediği ve başvuranın uluslararası koruma başvurusunun mahkeme kararına uygun bir şekilde yeniden sonuçlandırılamaması nedeniyle başvuran ve dört çocuğunun sürekli bir şekilde sınır dışı edilme endişesi taşımaları nedeniyle yaşadıkları mağduriyet dikkate alındığında mahkeme kararının gereklerinin idare tarafından makul süre içerisinde yerine getirilmemesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

38. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarih ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin, makul sürede karar verme, kararların gerekçeli olması ve karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi ilkelerine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

39. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu

Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul

İdare Mahkemesi’nde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN KABULÜNE;

Mahkeme kararında ifade edildiği üzere davacının ülkesine geri gönderilmesi durumunda karşılaşabileceği riskleri dikkate alınmak suretiyle başvuranın uluslararası koruma statüsü almasına engel olacak somut bir tespitin mevcut olmaması durumunda çocuğun yüksek yararı ilkesinin de gözetilmesi suretiyle şartlı mülteci veya ikincil koruma gibi durumuna uygun bir uluslararası koruma statüsünden başvuranın faydalandırılma durumunun değerlendirilmesi hususunda İSTANBUL VALİLİĞİNE TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

Kararın BAŞVURANA ve İSTANBUL VALİLİĞİNE tebliğ edilmesine,

6328 sayılı Kanunun 20 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İdarece bu karar üzerine tesis edilecek

işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi