|
ÖZET: Danıştay, başvuranın böbreğine takılan DJ stentin çıkarılması gerektiği bilgisinin verilmemesi nedeniyle sağ böbreğinde %100’e yakın işlev kaybı yaşadığı iddiasıyla yaptığı maddi ve manevi tazminat talebini reddetti. İdare, başvuranın böbrek fonksiyon kaybının, stentin takılmasından önce mevcut olduğunu ve hastanın belirtilen tarihlerde randevu almasına rağmen hastaneye başvurmadığını savundu. Bu bağlamda, başvuranın iddialarının gerçeği yansıtmadığına karar verildi.
Ayrıca, üreteral stent takılması planlanan hastalara, stentin endikasyonları, süresi ve komplikasyonları hakkında detaylı bilgi içeren aydınlatılmış onam formlarının imzalatılması için Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi’ne tavsiyede bulunuldu. Bu öneri, hastaların bilgilendirilmesi ve haklarının korunması açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Kararın, Sağlık Bakanlığı tarafından otuz gün içinde bildirilmesi gerektiği vurgulandı. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/65019-S.20.70543
BAŞVURU NO : 2020/1233
KARAR TARİHİ : 17/07/2020
KISMEN TAVSİYE KISMEN RET KARARI
BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :
BAŞVURUYA KONU İDARE : ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ
Başvuranın böbreğine takılan DJ stentin sonradan
BAŞVURUNUN KONUSU :
çıkarılması gerektiği bilgisinin kendisine verilmemesi nedeniyle sağ böbreğinde %100’e yakın işlev kaybı olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talebidir.
BAŞVURU TARİHİ : 20/01/2020
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza adına tarafından yapılan 10/10/2019 tarihli şikâyet başvurusu ve eklerinde özetle; 2013 yılından beri böbrek rahatsızlığı nedeniyle önce Ağrı Devlet Hastanesine başvurduğu, yapılan sevk neticesinde Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde 23/02/2016 tarihinde sağ böbreğine tıbbi tel takıldığı, ancak takılan telin belli bir süre sonra çıkarılması gerektiğinin adı geçene bildirilmediği, şiddetli böbrek ağrısı nedeniyle 2019 yılında Ağrı
Devlet Hastanesine başvurduğunda uzman doktorun talimat yazısında böbrekte tel unutulduğunun belirtildiği, bunun üzerine Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği operasyon sonucunda böbrekteki telin çıkarıldığı, yapılan tetkikler sonucunda başvuranın sağ böbreğinin büyük oranda işlev kaybına uğradığının tespit edildiği, bunun üzerine Sağlık
Bakanlığına İdari Yargılama Usul Kanunu kapsamında yaptıkları başvurularına cevap verilmediği belirtilmiş, neticede Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma
Hastanesinde yapılan ameliyatta sağ böbreğine takılan telin unutulmasından dolayı böbreğinin çürüdüğü, %100 yakın oranda sağ böbreğinin işlevsel kayba uğradığı iddiasıyla, adı geçenin maluliyetine karşılık gelen maddi zararı için 500.000,00 TL, yaşadığı maluliyete bağlı olarak ailesini geçindirememesi nedeniyle doğan manevi zararı için 500.000,00 TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL tazminat talep edilmiştir.
2. Bahse konu 10/10/2019 tarihli başvuru ve ekleri 25/10/2019 tarih ve sayılı
Gönderme Kararımız ekinde Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne iletilmiş olup, Rektörlüğün 27/11/2019 tarih ve sayılı cevabı üzerine, tarihinde adına tarafından Kurumuza tekrar başvuru yapıldığı anlaşılmıştır.
3. Şikayet başvurusuna eklenen ait tıbbi evrakların evraklardan bazılarında; 3.1. 23/05/2013 rapor tarihli Erzurum Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi DMSA Börek
Sintigrafisinde: “Mevcut total böbrek fonksiyonuna; sağ börek %37, sol böbrek %63 oranında katkıda bulunaktadır. SONUÇ: – Normal sol börek. – Parankimal hasarlı, toparlayıcı sistemleri belirgin görünümde, büyük sağ böbrek.” yazdığı, 3.2. 05/03/2015 rapor tarihli Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nükleer Tıp
Raporunda: “ … Sağ böbrek normal büyüklükte olup alt dış kesimde kenar düzeni bozulmuştur. Sağ börek 3/4 alt kesimde DMSA tutulumu azalmış olup bu görünüm bu kesimde genişlemiş pervikalsiyel yapı ve bu kesimdeki parankim kaybı ile uyumludur.
Rölatif uptake değerleri: Sol Böbrek % 56, Sağ böbrek %44 olarak hesaplanmıştır.” yazdığı, 3.3. 04/12/2015 rapor tarihli Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nükleer Tıp
Raporunda: “… Sağ böbrek normal morfolojisini kaybetmiştir. Sağ böbrek 2/3 alt kesimde DMSA tutulumu belirgin azalmış olup bu görünüm be kesimde parankimal incelik/kayıp ile uyumlu olarak değerlendirilmiştir. Sağ böbreğin 1/3 üst kesiminde DMSA tutulumu normal sınırlardadır. Rölatif uptake değerleri: Sol Böbrek % 57, Sağ böbrek %43 olarak hesaplanmıştır.” yazdığı, 3.4. 23/02/2016 tarihli Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Hasta Çıkış
Özetinin sadece ilk sayfasının yer aldığı, (ancak “Sağ taşlı hidronefrotik böbreği olan hasta ve CTde parankim olmayan fakat DMSA da %40 fonksiyone böbreği olması üzerine hastaya sağ DJ stent konuldu ve hasta TU sondalı DTPA ve DMSA çektirmek üzere verilen lap. nefrektomi gününde başvurmak üzere önerilerle taburcu edildi.” bilgisi yer alan ikinci sayfasının ekte sunulmadığı), 3.5. Bila tarihli bir reçete üzerinde el yazısı ile “3 yıl önce sağ URS DJ takılmış. Unutulmuş DJ mevcut. Sağ böbrek hidronefrotik pose? Börek sintigrafisi ile değerlendirilmesi rica olunur” yazıldığı ve Ağrı Devlet Hastanesinde Üroloji Uzmanı kaşesinin olduğu, 3.6. 17/04/2019 rapor tarihli SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi DMSA Börek
Sintigrafisinde: “Sağ böbreğin lokalizasyonu, pozisyonu ve boyutları normal sınırlardadır. DMSA tutulumu üst pol-orta kesim lateralde azalmıştır (kortikal hipofonksiyon). Sol böbreğin lokolizasyonu, pozisyonu ve boyutları normal sınırlardadır.
DMSA tutulumu medialinde azalmıştır (staz?). Kenar yapıları düzenlidir. Total böbrek fonksiyonuna sol böbreğin katkısı % 53,9; sağ böbreğin katkısı % 46,1 olarak hesaplanmıştır.” yazdığı, 3.7. 29/05/2019 tarihli Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinin
Raporunda; “teşhis: BÖBREK TAŞI”, Açıklama: “PNL AMELİYATI YAPILDI.”, Karar:
“HASTANIN 40 GÜN AĞIR İŞLERDE ÇALIŞMAMASI VE 10 GÜNLÜK YATAK
İSTİRAHATİ UYUGNDUR” yazdığı görülmüştür.
4. Şikayet başvuru dilekçesinde başvuranın Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde geçirdiği operasyon sonucunda böbrekteki telin çıkarıldığı bilgisi verilmesine rağmen adı geçen hastane tarafından sunulan evraklar arasında böyle bir bilgiye rastlanmadığı için 29/06/2020 tarihinde başvuranın avukatı ile tekrar kurumsal mail ve telefon aracılığıyla iletişime geçilmiştir. tarafından 30/06/2020 tarihli mail ile sağ böbreğine konulan DJ stentin çıkarıldığı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp
Merkezinden elde edilen belgelerin iletildiği görülmüş olup, 27/05/2020 tarihli Van
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinin “Üreteral Stent Çıkarılması” ve “Nefrolitotomi, perkütan” ameliyat notunda; “GAA’da litotomi pozisyonunda uygun yerel alan arınım ve örtünümünü takiben yetişkin
URS ile girildi. Üretra doğal, mesane ve bileteral orifisler doğaldı. Mesanede ucu taşlamış halde DJ katater izlendi. Taşlaşan kısmı lasder ile fargmanete edildidi. Daha sonra forceps ile DJ katater dışarı alındı Sağ üreter orfisne guildewire eşiliğinde girildi. Böbreğe kadar çıkıldı. UPJ de yaklaşık 3 cm lik taş izlendi. Taşın kenarından 5 fr lik üreter katateri gönderildi. 16 nolu foley takılarak üreter kateteri tespit edildi. Daha sonra hasta prone pozisyonuna alınarak yeni alan arınım ve örtünümü takiben sağ BB pelvis taşına access sağlanarak puncture yapıldı. 30 Fr kadar renal dilatatörlerle dilate edildi. 24 F nefroskopla girildi. Üst ev orta polü ileri derece hidronefrotik olan hastadan yoğun içerikli puy geldi.
Puy boşalması beklendi. Daha sonra pelvis taşına ulaşıldı. Pnomotik ile kırılarak taş yakalama forcepsi ile tek tek dışarı alındı. Başka taş izlenmedi. Hastaya 12 nolu foley nefrostomi olarak konuldu ve işleme son verildi.”
Yazdığı anlaşılmıştır.
II. İDARENİN ŞİKÂYETE İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
5. Gönderme Kararımız üzerine Atatürk Üniversitesi Rektörlüğünün 27/11/2019 tarih ve sayılı yazısı ekindeki Tıp Fakültesi Dekanlığı Cerrahi Tıp Bilimleri
Bölümü Başkanlığı Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığının 06/11/2019 tarih ve
sayılı yazısında özetle:
5.1. Adı geçen hastanın 22/02/2016 tarihinde sağ taşlı hidronefrotik böbrek tanısı ile Üroloji
Kliniğine yatırıldığı, 5.2. Hastane kayıtlarında mevcut olan 22/05/2015 tarihli tomografi görüntülerinde ve raporunda, sağ böbrek üreteropelvik bileşkede tıkayıcı pozisyonda 3.5 cm’lik taş olduğu ve aynı böbrekte buna bağlı olarak Grade IV kaliektazi geliştiği, böbrek parankim yapısında ileri düzeyde incelendiği ve işlevini kaybettiği, 5.3. Bunun üzerine hastanın sağ böreğindeki tama yakın işlev kaybı nedeniyle ameliyat planlandığı, ancak öncelikle böbreğin apseleşmesinin önlenmesi ve taşa bağlı obstrüksiyonun giderilmesine yönelik olarak 23/02/2016 tarihinde sağ böbreğe DJ stent yerleştirildiği ve operasyon planlandığı, 5.4. Daha sonra 24/02/2016 tarihinde taburcu edilen hastaya verilen hasta çıkış özetinin klinik seyir bölümünde açıkça yazıldığı gibi verilen laparoskopik nefrektomi ameliyatı gününde tekrar başvurmak üzere taburcu edildiği, 5.5. Söz konusu ameliyat için 10 Haziran 2016 tarihine randevu verildiği, 5.6. Sonuç itibarıyla hastanın kliniğe yatırıldığı 22/02/2016 tarihinde, sağ böbreğin taşa bağlı olarak işlevini kaybettiğinin zaten tespit edildiği, dolayısıyla bu durumun yapılan stent koyma işlemine bağlı olduğu iddiasının geçerli olmadığı, 5.7. Ayrıca kendisine verilen yeni yatış randevusuna icabet etmediği, 5.8. Konuya ilişkin olarak Kurumlarının herhangi bir hatası, yanlış uygulaması veya ihmali bulunmadığı, Belirtilmiş; tomografi raporu, epikriz raporu ve randevu defter kaydının yazıya eklendiği anlaşılmıştır.
6. Kurumumuzun 28/01/2020 tarih ve sayılı yazısıyla Atatürk Üniversitesi
Rektörlüğü Tıp Fakültesi Dekanlığından bilgi ve belge talep edilmiş, Atatürk
Üniversitesi Rektörlüğü Hukuk Müşavirliğinin 27/02/2020 tarih ve sayılı yazısında konuyla ilgili olarak Tıp Fakültesi nezdinde başlatılan ön incelemenin halen devam ettiği belirtilmiş ve konuyla ilgili belgeler tarafımıza sunulmuş olup; 6.1. Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü Tıp Fakültesi Dekanlığı Cerrahi Tıp Bilimleri
Bölümü Başkanlığı Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığının 11/02/2020 tarih ve .
sayılı yazısı ekindeki bilgi ve belge talebimize ilişkin açıklama formunda; 6.1.1. Hasta ait dosya örneğinin gönderildiği, 22/05/2015 tarihli tomografi görüntüsü ve raporunun ayrıca eklendiği, 6.1.2. Hasta dosyasında imzalı onam formunun mevcut olduğu, 6.1.3. Konulan DJ stentlerin 3 (üç) ay ile 1 (bir) yıl arasında vücutta kalabilen stentler olduğu, hastaya buna uygun olarak DJ stentinin konulduğu 23/02/2016 tarihinden sonra, 10/06/2016 tarihi için (4 ay sonrasına) ameliyat günü verilmesine rağmen hastanın bu tarihte ve sonrasında kliniğe müracaat etmediği, randevu bilgisi epikrizde yer aldığı, ayrıca randevu kayıt defterindeki kaydın fotokopisinin ekte sunulduğu, 6.1.4. Hastanın hastanelerine ilk müracaat tarihi olan 22/02/2016 tarihindeki tomografisinde görüleceği gibi 3 cm’lik tıkayıcı taş nedeniyle böbreğin zaten fonksiyonunu kaybetmiş olduğu, bu tomografi raporunda da böbrekte grade 4 pelvikaliektazi olduğu ve parankim yapısının ileri derecede incelmiş olduğu, dolayısıyla hastanın bu ilk müracaat tarihinde böbrek fonksiyonu kaybedilmiş olduğunun değerlendirildiği, fonksiyonu kaybolan böbreğin alınması için 4 (dört) ay sonrasına gün verildiği, bu arada taşın böbrekte yapmış olduğu tıkanıklığa bağlı olarak apse ve enfeksiyon gelişmemesi için geçici DJ stent yerleştirildiği, ancak hastanın verilen ameliyat randevu tarihine gelmediği, hastanın konulan DJ stent nedeniyle böbreğinin fonksiyonunu kaybettiğine ilişkin bilginin gerçeği yansıtmadığı, Şeklinde açıklamaların yer aldığı, 6.2. 10 Haziran 2016 tarihine “lap. nefrektomi” için randevu verildiğini gösteren defter fotokopisinin bulunduğu, 6.3. 24/02/2016 tarihli Atatürk Üniversitesi Rektörlüğü Üroloji Ana Bilim Dalı Hasta
Çıkış Özetinde:
Tanı: “N13.2 HİDRONEFROZ, BÖBREK VEYA ÜRETERDE TAŞA BAĞLI
OBTRÜKSİYONLAR BİRLİKTE, N20 BÖBREK VE ÜRETER TAŞ”,
Endoskopi notu: “1) 23.02.2016-ÜRTERAL DJ STENT TAKILMASI Lokal anestezi altında 22,5 F panendoskopla girildi. Sağ üreter ofisinden 4,7 f 28 cm DJ stent sağ böreğe konuldu. Skopide DJ stent yerinde izlendi. İşlem sonlandırıldı.”, Tedavi: “Sağ DJ takılması”
Klinik Seyir: “Sağ taşlı hidronefrotik böbreği olan hasta ve CT de parankim olmayan fakat DMSA da %40 fonksiyone böbreği olması üzerine hastaya sağ DJ stent konuldu ve hasta TU sondalı DTPA ve DMSA çektirmek üzere verilen lap. nefrektomi gününde başvurmak üzere önerilerle taburcu edildi.”
Bilgilerinin yer aldığı, 6.4. Anestezi Uygulanması İçin Hasta Onam Belgesinin 22/02/2016 tarihinde tarafından “Narkoz ve risklerini kabul ediyorum” yazılmak suretiyle imzalandığı, Görülmüştür.
7. Kurumumuzun 11/03/2020 tarih ve sayılı yazısı ile Van Eğitim ve Araştırma
Hastanesine ile Ağrı Devlet Hastanesinden 2019 yılında Hastaneleri
Üroloji Polikliniğine yapmış olduğu başvuru neticesinde yapılmış olan (muayene, tetkik, tahlil vb.) tüm iş/işlemlerin yer aldığı hasta dosyasının bir örneği talep edilmiş olup; 7.1. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 18/03/2020 tarih ve sayılı yazısında ilgili hastanın tedavisi ile ilgili hastane arşivinde mevcut olan belgelerin ekte sunulduğu belirtilmiş, 2019 yılında sadece 17/04/2019 tarihlinde hastaneye başvurduğu, üroloji polikliniğinde muayene olduğu ve aynı gün DMSA Böbrek Sintigrafisi çekildiği anlaşılmış
ve 17/04/2019 tarihli DMSA Böbrek Sintigrafisinde:
“Sağ böbreğin lokalizasyonu, pozisyonu ve boyutları normal sınırlardadır. DMSA tutulumu üst pol-orta kesim lateralde azalmıştır (kortikal hipofonksiyon). Sol böbreğin lokolizasyonu, pozisyonu ve boyutları normal sınırlardadır. DMSA tutulumu medialinde azalmıştır (staz?). Kenar yapıları düzenlidir. Total böbrek fonksiyonuna sol böbreğin katkısı % 53,9; sağ böbreğin katkısı % 46,1 olarak hesaplanmıştır.” 7.2. Ağrı Devlet Hastanesinin 19/03/2020 tarih ve sayılı yazısında, istenilen tedavi evraklarının yazı ekinde sunulduğu ve başvuranın yatarak tedavi gördüğüne dair herhangi
bir bulguya rastlanmadığı belirtilmiştir. 01/04/2019 tarihli BT üst abdomen Raporunda:
“…ICD- 10 Tanı: N20,0-BÖBREK TAŞI
…Her iki böbrek boyutları ve parankim kalınlığı tabiidir. Sol böbrekte büyüğü 3 mm olan iki adet kalkül izlenmektedir. Her iki böbrekte pelvikalsiyel sistem dolgundur…”
Bilgilerinin yer aldığı görülmüştür.
III. İLGİLİ MEVZUAT
8. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 8.1. “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17’nci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz…” 8.2. “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56’ncı maddesinin ilgili fıkralarında; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
(…) Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.”, 8.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin 3’üncü ve 4’üncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler”, 9. 2577 sayılı İdari Yargılama ve Usul Kanununun 9.1. “İptal ve tam yargı davaları” başlıklı 12’nci maddesinde; “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” 9.2. “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13’üncü maddesinde; “1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir…”
10. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun:
10.1. “Kurumun görevi” başlıklı 5’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 10.2. “Bilirkişi görevlendirilmesi ve tanık dinlenmesi” başlıklı 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında; “İnceleme ve araştırma konusu ile ilgili olarak Başdenetçi veya denetçilerin bilirkişi görevlendirebilir.” 11. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanununun; 11.1.70’inci maddesinde; “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir.
Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir.” 12. Ek Madde 12’de; “Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorundadır. Bu sigorta priminin yarısı kendileri tarafından, diğer yarısı döner sermayesi bulunan kurumlarda döner sermayeden, döner sermayesi bulunmayan kurumlarda kurum bütçelerinden ödenir…” 13. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması
Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve
Biyotıp Sözleşmesinin 5’inci maddesinde; “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir.
Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir.
İlgili kişi, muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabilir.” 14. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 14.1. 6’ncı maddesinde; “Tabip ve diş tabibi, sanat ve mesleğini icra ederken, hiç bir tesir ve nüfuza kapılmaksızın, vicdanî ve meslekî kanaatına göre hareket eder. Tabip ve diş tabibi, tatbik edeceği tedaviyi tâyinde serbesttir. ” 14.2. 13’üncü maddesinde; “Tabip ve diş tabibi, ilmî icaplara uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez. ” 14.3. 14’üncü maddesinde; “Tabip ve diş tabibi, hastaların vaziyetinin icap ettirdiği sıhhi ihtimamı gösterir…
…Hastanın maneviyatı üzerinde fena tesir yapmak suretiyle hastalığın artması ihtimali bulunmadığı takdirde, teşhise göre alınması gereken tedbirlerin hastaya açıkça söylenmesi lazımdır. Ancak, hastalığın vahim görülen akıbet ve seyrinin saklanması uygundur…” 15. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15.1.“İlkeler” başlıklı 5’inci maddesinde; “…d) Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz…” 15.2. “Tıbbi Gereklere Uygun Teşhis, Tedavi ve Bakım” başlıklı 11’inci maddesinde; “ Hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahiptir.
Tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamaz.” 15.3. “Bilgilendirmenin Kapsamı” balıklı 15’inci maddesinde; “ (Başlığı ile birlikte değişik:RG-8/5/2014-28994) Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.
15.4. “ Bilgi Vermenin Usulü” başlıklı 18’inci maddesinde; “(Değişik:RG-8/5/2014-28994)
Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir.
Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.
Hastanın kendisinin bilgilendirilmesi esastır. Hastanın kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir.
Hasta, aynı şikayeti ile ilgili olarak bir başka hekimden de sağlık durumu hakkında ikinci bir görüş almayı talep edebilir.
Acil durumlar dışında, bilgilendirme hastaya makul süre tanınarak yapılır.
Bilgilendirme uygun ortamda ve hastanın mahremiyeti korunarak yapılır.
Hastanın talebi halinde yapılacak işlemin bedeline ilişkin bilgiler sağlık hizmet sunucusunun ilgili birimleri tarafından verilir.”
15.5.“Rıza Olmaksızın Tıbbi Ameliyeye Tabi Tutulmama” başlıklı 22’inci maddesinde:
“Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz…” 15.6. “ Hastanın Rızası ve İzin” başlıklı 24’üncü maddesinde; “(Değişik:RG-8/5/2014-28994)
Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz.
Kanuni temsilcinin rızasının yeterli olduğu hallerde dahi, anlatılanları anlayabilecekleri ölçüde, küçük veya kısıtlı olan hastanın dinlenmesi suretiyle mümkün olduğu kadar bilgilendirme sürecine ve tedavisi ile ilgili alınacak kararlara katılımı sağlanır.
Sağlık kurum ve kuruluşları tarafından engellilerin durumuna uygun bilgilendirme yapılmasına ve rıza alınmasına yönelik gerekli tedbirler alınır.
Kanuni temsilci tarafından rıza verilmeyen hallerde, müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet altındaki hastaya tıbbi müdahalede bulunulabilmesi; Türk Medeni
Kanununun 346 ncı ve 487 inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.
Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbî müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır.
Yeterliğin zaman zaman kaybedildiği tekrarlayıcı hastalıklarda, hastadan yeterliği olduğu dönemde onu kaybettiği dönemlere ilişkin yapılacak tıbbi müdahale için rıza vermesi istenebilir.
Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir. Bu durumda hastaya gerekli tıbbi müdahale yapılarak durum kayıt altına alınır. Ancak bu durumda, mümkünse hastanın orada bulunan yakını veya kanuni temsilcisi; mümkün olmadığı takdirde de tıbbi müdahale sonrasında hastanın yakını veya kanuni temsilcisi bilgilendirilir. Ancak hastanın bilinci açıldıktan sonraki tıbbi müdahaleler için hastanın yeterliği ve ifade edebilme gücüne bağlı olarak rıza işlemlerine başvurulur.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında yatarak tedavisi tamamlanan hastaya, genel sağlık durumu, ilaçları, kontrol tarihleri diyet ve sonrasında neler yapması gerektiği gibi bilgileri içeren taburcu sonrası tedavi planı sağlık meslek mensubu tarafından sözel olarak anlatılır. Daha sonra bu tedavi planının yer aldığı epikrizin bir nüshası hastaya verilir.” 15.7. “Rıza Formu” başlıklı 26’ncı maddesinde; “ (Başlığı ile birlikte değişik:RG-8/5/2014-28994)
Mevzuatta öngörülen durumlar ile uyuşmazlığa mahal vermesi tıbben muhtemel görülen tıbbi müdahaleler için sağlık kurum ve kuruluşunca 15 inci maddedeki bilgileri içeren rıza formu hazırlanır. Rıza formunda yer alan bilgiler; sözlü olarak hastaya aktarılarak rıza formu hastaya veya kanuni temsilcisine imzalatılır. Rıza formu iki nüsha olarak imza altına alınır ve bir nüshası hastanın dosyasına konulur, diğeri ise hastaya veya kanuni temsilcisine verilir. Acil durumlarda tıbbi müdahalenin hasta tarafından kabul edilmemesi durumunda, bu beyan imzalı olarak alınır, imzadan imtina etmesi halinde durum tutanak altına alınır. Rıza formu bilgilendirmeyi yapan ve tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından imzalanır. Verilen bilgilerin doğruluğundan ilgili sağlık meslek mensubu sorumludur. Rıza formları arşiv mevzuatına uygun olarak muhafaza edilir.” 15.8. “Müracaat, Şikayet ve Dava Hakkı” başlıklı 42’inci maddesinde; “Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır.” 16. 6023 sayılı Kanunun 59/g maddesine dayanılarak çıkarılan ve Türk Tabipleri Birliği 47.
Büyük Kongresinde kabul edilen Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının; 16.1.“Hasta Haklarına Saygı” balıklı 21’inci maddesinde; “Hekim hastasının sağlığı ile ilgili kararlar alırken; bilgilenme hakkı, aydınlatılmış onam hakkı, tedaviyi kabul ya da red hakkı , vb. hasta haklarına saygı göstermek zorundadır.” 16.2.“Aydınlatılmış Onam” başlıklı 26’ncı maddesinde; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.
Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Hekim temsilcinin izin vermemesinin kötü niyete dayandığını düşünüyor ve bu durum hastanın yaşamını tehdit ediyorsa, durum adli mercilere bildirilerek izin alınmalıdır. Bunun mümkün olmaması durumunda, hekim başka bir meslektaşına danışmaya çalışır ya da yalnızca yaşamı kurtarmaya yönelik girişimlerde bulunur. Acil durumlarda müdahale etmek hekimin takdirindedir. Tedavisi yasalarla zorunlu kılınan hastalıklar toplum sağlığını tehdit ettiği için hasta veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onamı alınmasa da gerekli tedavi yapılır.
Hasta vermiş olduğu aydınlatılmış onamı dilediği zaman geri alabilir.”
Hükümleri yer almaktadır.
IV. KAMU DENETÇİSİ YAHYA AKMAN’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
17. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde: Başvuranın böbreğine takılan DJ stentin sonradan çıkarılması gerektiği bilgisinin kendisine verilmemesi nedeniyle sağ böbreğinde %100’e yakın işlev kaybı olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talebinin reddi gerektiğine, diğer taraftan üreteral stent takılması planlanan hastalara stentin endikasyonları, süresi, komplikasyonları gibi ayrıntılı ve anlaşılır bilgilerin yer aldığı aydınlatılmış onam formu /rıza formu imzalatılması için gerekli tedbirlerin alınması yönünde Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma Ve
Uygulama Merkezine tavsiyede bulunulması gerektiğine dair hazırlanan öneri Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme 18. adına avukatı aracılığı ile yapılan şikayet başvurusunda özetle; Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde gerçekleşen ameliyatı sırasında böbreğine takılan telin sonradan çıkarılması gerektiği bilgisinin adı geçene verilmemesi nedeniyle sağ böbreğinde %100’e yakın işlev kaybı meydana geldiği, bu durumu 2019 yılında Ağrı Devlet Hastanesine başvurduğunda öğrendiği ve Van Eğitim ve
Araştırma Hastanesinde geçirdiği operasyon sonucunda böbrekteki telin çıkarıldığı, neticede Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyatta sağ böbreğine takılan telin unutulmasından dolayı sağ böbreğinin %100 yakın oranda işlevsel kayba uğradığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talep edilmektedir.
19. Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Üroloji Ana Bilim
Dalı Başkanlığınca şikayete konu iddialara cevap olarak özetle; hastanelerine ilk müracaat tarihi olan 22/02/2016 tarihindeki tomografisinde görüleceği gibi
3 cm’lik tıkayıcı taş nedeniyle böbreğin zaten fonksiyonunu kaybetmiş olduğu, bu
tomografi raporundan böbreği grade 4 pelvikaliektazi olduğunun ve parankim yapısının ileri derecede incelmiş olduğunun anlaşıldığı, taşın böbrekte yapmış olduğu tıkanıklığa bağlı olarak apse ve enfeksiyon gelişmemesi için geçici DJ stent yerleştirildiği, fonksiyonu kaybolan böbreğin alınması için 10/06/2016 tarihine ameliyat günü verilmesine rağmen hastanın bu tarihte ve sonrasında kliniğe müracaat etmediği, randevu bilgisine hasta çıkış özetinde de (epikrizde de) yer verildiği, ancak hastanın verilen ameliyat randevu tarihine gelmediği, hastanın konulan DJ stent nedeniyle böbreğinin fonksiyonunu kaybettiğine ilişkin iddianın gerçeği yansıtmadığı ifade edilmiştir.
20. Anayasamızın 17’nci maddesinde kişilerin “yaşama hakkı” ve “maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme” hakkına sahip olduğu belirtilmiş, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, rızası dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı vurgulanmıştır.
21. 1219 sayılı Kanunun 70’nci maddesinde de, doktorların yapacakları her tür tedavi (ameliye) için hastanın rızasını (muvafakatini) alması gerektiği, hastanın rızasının sadece büyük cerrahi operasyonlar (ameliyei cerrahiyeler) için yazılı olmasının zorunluluğu, hastanın veli veya vasisinin bulunmadığı ya da hastanın rıza beyanında bulunmasının imkansız olduğu istisnai ve zorunlu hallerde muvafakat şartı aranmadan zorunlu ve acil tıbbi müdahalenin yapılabileceği ve bu hükme aykırı davrananların idari para cezasıyla cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.
22. Aynı Kanunda “tıbbi kötü uygulama”, Hekimlik Mesleği Etik Kurallarında ise “hekimliğin kötü uygulaması” olarak ifadesini bulan malpraktis; 1992 yılında yapılan 44. Dünya
Tabipler Birliğinin Genel Kurulunda kabul edilen, Tıpta Yanlış Uygulama (Malpraktis)
Konulu Marbella Bildirgesi’nin 2’nci maddesinin (a) fıkrasında; hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan
“zarardır” şeklinde tanımlanmıştır. Geniş anlamda ele alındığında; ihmal, dikkatsizlik, bilgisizlik, beceri eksikliği ve hasta bakımında yetersizlik neticesinde malpraktis ortaya çıkmakta ve hekimin sorumluluğuna gidilebilmektedir. Hasta veya hasta yakınlarının hekimin tıbbi kötü uygulama (malpraktis) ya da tıbbi hatası olduğunu düşünmesi halinde her türlü müracaat, şikâyet ve dava hakları mevcuttur.
23. Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 13’üncü maddesine göre hekimin modern tıp bilimine uygun olarak koyduğu teşhis ve uyguladığı tedavinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı deontoloji bakımından eleştirilemeyeceği düzenlenmişse de bunun kişiye doğru teşhis ve tedavinin uygulanıp uygulanmadığı hususunu içermediğinin; kişinin tedavinin tamamlanmasından sonra şifa bulamaması ve hastalığının maddi ve manevi varlığını tehdit etmesi durumlarında kendisine uygulanan teşhis ve tedaviyi sorgulayarak doğru, uygun ve gerektiği gibi bir tedavi uygulanıp uygulanmadığına ilişkin oluşan şüpheyi bertaraf etmek istemesinin son derece doğal ve zaruri olduğunun kabulü gerekir.
24. Diğer taraftan, Avrupa Birliği organlarından Avrupa Konseyi tarafından Kasım 1996’da
Strasbourg’da karara bağlanan ve Türkiye’nin de onayladığı İnsan Hakları ve Biyotıp
Sözleşmesinde ise sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği; bu kişiye önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verileceği; ilgili kişinin, muvafakatini her zaman ve serbestçe geri alabileceği ifade edilmiştir.
25. Hasta Hakları Yönetmeliğinde de hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği; tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi; diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri; muhtemel komplikasyonları; reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri; kullanılacak ilaçların önemli özellikleri; sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri; gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde sözlü olarak bilgilendirilmesi, mevzuatta öngörülen durumlar ile uyuşmazlığa mahal vermesi tıbben muhtemel görülen tıbbi müdahaleler için bu bilgilendirmenin rıza formu ile yapılması, sözlü olarak da hastaya aktarılan rıza formunun hastaya veya kanuni temsilcisine imzalatılması gerektiği hükümlerine yer verilmiştir. Ayrıca Yönetmelikte sağlık kurum ve kuruluşlarında yatarak tedavisi tamamlanan hastaya, genel sağlık durumu, ilaçları, kontrol tarihleri diyet ve sonrasında neler yapması gerektiği gibi bilgileri içeren taburcu sonrası tedavi planının sağlık meslek mensubu tarafından sözel olarak anlatılacağı ve daha sonra bu tedavi planının yer aldığı epikrizin bir nüshasının hastaya verileceği belirtilmiştir.
26. Başvuranın böbreğine takılan telin sonradan çıkarılması gerektiği bilgisinin kendisine verilmemesi nedeniyle sağ böbreğinde %100’e yakın işlev kaybı olduğu yönündeki iddianın ilgili mevzuat çerçevesinde açıklığa kavuşturabilmek için öncelikle; Erzurum Atatürk
Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ağrı Devlet Hastanesi ile Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinden temin edilen başvurana ait muayene, tetkik, tahlil vb. tüm iş/işlemlere ilişkin tıbbi evrak ve görüntüler Ankara Şehir Hastanesinden bilirkişi olarak görevlendirilen Üroloji Kliniği Eğitim Görevlisi ’ye sunulmuştur.
27. Ankara Şehir Hastanesi Başhekimliğinin 06/04/2020 tarih ve sayılı yazısı ekindeki
Doç. Dr. tarafından düzenlenen Bilirkişi Raporunda; “Adı geçen hastaya ait belgeler incelendiğinde; İlk olarak 06.05.2013 yılında Ağrı Devlet Hastanesinde yapılan Üst-Alt Abdomen BT (Bilgisayarlı Tomografi) tetkiğinde sağ böbrekte kalikste 1 cm ve renal pelviste 2.5 cm taş olduğu raporlanmıştır. Aynı zaman diliminde 23.05.2013 tarihinde yapılan DMSA böbrek sintigrafısinde de sağ böbrek %37 sol böbrek %63 olmak üzere sağ böbrekte fonksiyon kaybı olduğu saptanmıştır.
İncelenen raporlarda arada herhangi bir başvuru görülmemiş ve 2015 yılında Ağrı
Devlet Hastanesinde yapılan BT de önceki tetkik ile benzer olarak sağ böbrekte kalikste
1 cm ve renal pelviste 2.5 cm taş ve grade 5 hidronefroz, DMSA Böbrek parankim
sintigrafisinde sağ böbrek %35.4 sol böbrek %64.6 olmak üzere yine 2013 yılındaki bulgulara benzer olarak sağ böbrekte hipofonksiyon saptanması üzerine hasta Ağrı
Devlet Hastanesinden Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiştir.
Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden 18.02.2015 tarihinde de Erzurum
Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezine sevki yapılmıştır.
25.02.2015 tarihinde Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama
Merkezinde yapılan BT de sağ böbrekte Grade 4 hidronefroz, sağ renal pelviste 35mm taş, sağ böbrek orta polde 7mm alt polde 9mm taş saptanmıştır. 04.03.2015 tarihindeki
DMSA Böbrek parankim sintigrafîsinde sağ böbrek %44 sol böbrek %56 olarak saptanmıştır ve önceki tetkikler ile benzer şekilde parankim kaybı ve fonksiyon bozukluğu saptanmıştır. Takiplerinde 04.12.2015 tarihli böbrek sintigrafîsinde önceki bulgulara benzer olarak sağ böbrek %43 sol böbrek %57 fonksiyone olarak saptanmıştır. 24.02.2016 tarihinde düzenlenmiş olan epikriz bilgilerine göre renal parankimal yapının kötü olması ancak sintigrafıde beklenenden daha yüksek sağ böbrek fonksiyonu olması (%44) üzerine Erzurum Atatürk Üniversitesi Sağlık
Araştırma ve Uygulama Merkezin’de 23.02.2016 tarihinde LAA(Lokal anestezi altında
) sağ üreteral DJ stent takılması işlemi uygulandığı raporlanmıştır. Epikrizde belirtildiği üzere Laparoskopik nefrektomi randevusu tarihine (10.02.2016, Randevu defteri fotokopisinde mevcut) verilerek taburcu edildiği anlaşılmaktadır. Tarafıma ulaştırılan belgeler arasında hastanın bu tarihten sonra başvurusunun olmadığı ve
2019 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine benzer tanılarla yönlendirildiği ve bu
merkezde 17.04.2019 tarihinde yapılan sintigrafıde sağ böbrek %46.1 sol Böbrek
%53.9 saptanması üzerine PNL (Perkütan Nefrolitotomi. Kapalı yöntem ile taşın alınması operasyonu) yapıldığı görülmüştür.
Tüm belgeler incelendiğinde şikayete konu olan girişim hakkında sorulan sorulara yanıt olarak; 1- 22.05.2015 tarihli BT de sağ böbrekte saptanan 3.5 cm lik taşın renal fonksiyonu kaybetmesine neden olup olmadığı sorulmuştur.
Belgeler incelendiğinde hastanın ilk tanısının 06.05.2013 tarihinde konduğu ve sağ böbrek taşının bu tarihte de var olduğu ayrıca 2013 yılında yapılan Böbrek parankim sintigrafîsinde de sağ böbrekte önceden beri varolduğu düşünülen bir böbrek fonksiyon kaybının olduğu görülmektedir. Mevcut taşların renal fonksiyon kaybına neden olması tıbbi ve fenni olarak mümkündür.
2- Adı geçen hastanın 23.02.2016 tarihinde takılan DJ stentin Laparoskopik Nefrektomi işlemi için verilen randevu tarihi olan 10.06.2016 tarihine kadar 3.5 ay vücutta kalmasının uygun olup olmadığı sorulmuştur.
DJ stentler yapılacak işlemlere göre birkaç haftadan 1 yıla kadar sürelerle hekim tercihine göre hasta üzerinde tutulabilmektedir. Epikriz raporunda hastaya
Laparoskopik nefrektomi planlandığı ve tekrar başvuru yapmasının önerildiği görülmüştür. Nihayi operasyon randevusuna göre planlanan 3.5 aylık süre tıbben normal sınırlar dahilinde kabul edilebilir. Üstelik DJ stent takılma işleminin LAA (Lokal Anestezi Altında) uygulandığı belirtilmiş olup hastanın stent takılma işleminden bilgisinin olmadığı iddiası gerçekçi görünmemektedir.
3- Hastanın sağ böbreğinin stent koyma işlemine bağlı olarak işlevini kaybettiği iddiasının doğru olup olmadığı sorulmuştur.
Sağ böbreğe DJ Stent koyma işleminin uzun yıllardır (2013 yılından beri tanılı)
böbrek fonksiyon kaybı mevcut olan bir hastada 3.5 aylık süreçte böbrek fonksiyon kaybı yaratması kanaatimce mümkün değildir.
4- Adı geçen hastanın tedavisinde herhangi bir hata, yanlış uygulama veya ihmal bulunup bulunmadığı sorulmuştur.
Mevcut belgeler incelendiğinde 2013 yılından beri sağ böbrek fonksiyon kaybı olan hastanın şikayete taraf olan Erzurum Atatürk Üniversitesi hastanesi Üroloji kliniği ve araştırma yaparken idarenin, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde; kanunlara uygunluk, ayrımcılığın önlenmesi, ölçülülük, yetkinin kötüye kullanılmaması, eşitlik, tarafsızlık, dürüstlük, nezaket, şeffaflık, hesap verilebilirlik, haklı beklentiye uygunluk, kazanılmış hakların korunması, dinlenilme hakkı, savunma hakkı, bilgi edinme hakkı, makul sürede karar verme, kararların gerekçeli olması, karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi, kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi, kişisel verilerin korunması gibi iyi yönetim ilkelerine uygun işlem ve eylem ile tutum veya davranışta bulunup bulunmadığını gözetir ve iyi yönetim ilkelerine uyar.” hükümlerine yer verilmiş olup, dosya kapsamında ilgili idarelerin iyi yönetim ilkelerine uymayan herhangi eylem, işlem, tutum ya da davranışı tespit edilmemiştir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
34. 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca gerekçeli ret kararının başvurana tebliğinden itibaren varsa dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Erzurum İdare Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçeler ve dosya kapsamına göre; Başvuranın böbreğine takılan DJ stentin sonradan çıkarılması gerektiği bilgisinin kendisine verilmemesi nedeniyle sağ böbreğinde %100’e yakın işlev kaybı olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talebinin REDDİ, Üreteral stent takılması planlanan hastalara stentin endikasyonları, süresi, komplikasyonları gibi ayrıntılı ve anlaşılır bilgilerin yer aldığı aydınlatılmış onam formu /rıza formu imzalatılması için gerekli tedbirlerin alınması yönünde ERZURUM ATATÜRK
ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİNE
TAVSİYEDE BULUNULMASI,
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca, SAĞLIK BAKANLIĞI tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve ERZURUM ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK
ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİNE tebliğine, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi