ÖZET: Başvuran, 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) statüsünde çalışmaya başlaması nedeniyle vazife malullüğü aylığının kesildiğini iddia ederek, bu aylığın yeniden bağlanmasını talep etmiştir. Başvuru, 27 Eylül 2022 tarihinde yapılmış olup, başvuranın 28 Kasım 2018 tarihinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Tarım Bakanlığına atandığı belirtilmiştir. Başvuran, 5510 sayılı Kanunun 47. maddesinde yalnızca 4/1-(c) bendinde çalışması durumunda emekli maaşının kesileceği, 4/1-(a) ve 4/1-(b) bentlerinde ise kesilmemesi gerektiğini savunmuştur.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın vazife malullüğü aylığının 30 Eylül 2019 tarihinde kesildiğini ve bu durumun 5510 sayılı Kanun ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlendiğini belirtmiştir. Ancak, başvuranın 4/1-(a) statüsünde çalışmaya başlaması nedeniyle aylığının kesilmesi konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığı ifade edilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve vazife malullüğü aylığının yeniden bağlanması gerektiğine dair tavsiyede bulunmuştur.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun kabulüne ve başvuranın malullük aylığının yeniden bağlanması yönünde Sosyal Güvenlik Kurumu’na tavsiyede bulunmuştur. Kurumun bu kararı, başvuranın hak arama özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmektedir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2023/3146-S.23.5285

BAŞVURU NO : 2022/14024

KARAR TARİHİ : 14/03/2023

TAVSİYE KARARI ,TCKN:

Adres:

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuranın 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başlaması sebebiyle

BAŞVURUNUN KONUSU :

yönetmelik hükmü gözetilerek kesilen vazife malullüğü aylığının yeniden bağlanması talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 27/09/2022

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza yapılan başvuruda özetle; başvuran 28/11/2018 tarihinde Aile ve Sosyal Hizmetler

Bakanlığı Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü tarafından Tarım Bakanlığına ataması yapılarak sosyal sigorta kollarından 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) statüsünde göreve başladığını, 5510 sayılı Kanunun 47. Maddesine tabi ordu vazife malulü olduğunu, Sosyal Sigorta Genel Müdürlüğü tarafından 4/1-(a)

statüsünde çalışmaya başlamasından ötürü emekli maaşının 30/09/2019 tarihinde kesildiğini, 5510 sayılı

Kanunun 47. Maddesinde sadece 4/1-(c) bendinde çalışması halinde emekli maaşının kesileceğini ve 4/1(b) bendinde ise sadece kendi isteği doğrultusunda emekli maaşının kesileceğinin belirtildiği, 5510 sayılı

Kanunun 47. Maddesinde vazife malullerinin 4/1-(a) bendinde çalışması halinde maaşının kesilmesi ile ilgili hiçbir hükmün yer almadığını, 5510 sayılı Kanunun 47. Maddesine 6495 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile sadece 4/1-(c) bendinde çalışması olması halinde sadece vazife malulü emekli maaşının kesileceğinin düzenlendiği, 4/1-(a) ve 4/1-(b)’li çalışması halinde vazife malullüğü emekli maaşının kesilmemesi gerektiğinin kanunda açıkça belirtildiği, Sosyal Sigortalar Yönetmeliğinde ise kanuna aykırı olarak 5510 sayılı Kanunun Sosyal Sigortalar İşlemleri Yönetmeliğinde beşinci kısım birinci bölüm 16 ncı bendinde vazife malullüğü aylığı almakta olanların bu aylıklarının, kanunun 5 inci maddesinin (c) bendi hükmü saklı kalmak suretiyle kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının 4/1-(a) ve 4/1-(c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde kesilir hükmünün yer aldığını, kanunda ise sadece 4/1-(c) bendinde çalışırsa emekli maaşının kesileceği ifadesine yer verildiği ve böylelikle

yönetmeliğin kanuna aykırı olmasından kaynaklı vazife malulü emekli maaşının kesildiğini ve mağdur edildiğini ifade ederek vazife malulü maaşının bağlanmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 19/12/2022 tarihli ve sayılı bilgi belge isteme yazısına cevaben Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen 24/01/2022 tarihli ve sayılı yazıda özetle; 2.1. Başvuran hakkında Sosyal Güvenlik Kurumundan sicil numarası ile 5510 sayılı

Kanunun 47’nci maddesi uyarınca 15/04/2018 tarihinden itibaren vazife malullüğü aylığının bağlandığı,

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun;

2.2. “Bazı sigorta Kollarının Uygulanacağı Sigortalılar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (c)

bendinde; “Harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya

2330 sayılı Kanun hükümleri veya 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 56’ncı maddesi uygulanarak

aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlanmış malullerden, 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları kesilmez…” hükmüne yer verildiği, 2.3. “Vazife Malullüğü” başlıklı 47 inci maddesinin on beşinci fıkrasında; “Vazife malullüğü aylığı bağlananlardan; a) (Değişik birinci cümle: 12.07.2013-6495/97 md.) 5’inci maddenin birinci fıkrasının (c)

bendi hükmü saklı kalmak kaydıyla vazife malullüğü aylığı bağlanmış olanlardan Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilir ve bunlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları uygulanır…” hükmüne yer verildiği, 2.4. Öte yandan 47 inci maddenin on beşinci fıkrasının (c) bendinde; “4’üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin 4 numaralı alt bendi hariç olmak üzere diğer alt bentlerine tabi çalışmaya başlayanlar hakkında 30’uncu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi hükmü uygulanır.” şeklinde iken 29.01.2016 tarihli ve 6663 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle “4’üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olarak çalışmaya başlayanlar hakkında ilgisine göre 6’ncı maddenin birinci fıkrasının (n) bendi veya 30’uncu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.” şeklinde düzenlemeye gidilerek madde kapsamında vazife malulü aylığı alanlardan 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışması olanların aylıklarının kesilmeyeceği hüküm altına alındığı, 2.5. Sosyal Sigortalar İşlemleri Yönetmeliğinin 49 uncu maddesinin on altıncı fıkrasında ise; “(16)

Vazife malullüğü aylığı almakta olanların bu aylıkları, Kanunun 5’inci maddesinin (c) bendi hükmü saklı kalmak suretiyle Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde kesilir. Bunlardan Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b)

bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları ise yazılı istekleri halinde kesilir…” hükmüne yer verildiği, 2.6. 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde normal vazife malullerinin kapsama dâhil edilmediği, 5510 sayılı Kanunun 47 inci maddesi kapsamında normal vazife malulü olanların 5510 sayılı Kanun kapsamında 4/1-(a) ve 4/1-(c) statüsünde çalışmaları halinde aylıkları 5510 sayılı Kanunun 47 inci maddesinin on beşinci fıkrası ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 49 uncu maddesinin on altıncı fıkrası gereği kesildiği, 2.7. Başvuranın 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında 28/11/2018 tarihinden itibaren çalışmaya başlaması nedeniyle, almakta olduğu vazife malullüğü aylığı 01/12/2018 tarihinden itibaren kesilerek ilgiliye yersiz ödenmiş olan 01/12/2018 – 30/09/2019 tarihleri

/

arası aylıkları tutarı 28.366,07 TL ile 2019 yılı Ramazan ve Kurban Bayramı ikramiyesi tutarı 2.000,00 TL olmak üzere toplam 30.366,07 TL borç çıkarılarak takip ve tahsili için 26.09.2019 tarihli ve sayılı yazı ile Adana Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne bildirildiği, 2.8. İlgilinin aynı konu ile ilgili başvurusuna ilişkin olarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı

Şehit Yakınları ve Gaziler Genel Müdürlüğü’nün 07.10.2019 tarihli ve sayılı yazısı ekinde Kurumlarına iletilen 01.10.2019 tarihli dilekçesine istinaden 15.11.2019 tarihli ve sayılı yazıyla, Adana Mali Hizmetler Sosyal Güvenlik Merkez Müdürlüğünün

10.10.2019 tarihli ve sayılı yazısı ekinde iletilen 08.10.2019 tarihli

dilekçesine 25.10.2019 tarihli ve sayılı yazıyla, Adana Sosyal Güvenlik İl

Müdürlüğüne hitaben yazmış olduğu tarihsiz dilekçesine 04.02.2020 tarihli ve sayılı yazıyla, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Şehit Yakınları ve Gaziler Genel

Müdürlüğü’nün 04.02.2020 tarihli ve sayılı yazısı ekinde iletilen tarihsiz dilekçesine 28.02.2020 tarihli ve sayılı yazıyla, 30.06.2022 tarihli dilekçesine ise

23.08.2022 tarihli ve sayılı yazıyla gerekli bilgi verildiği,

Hususları bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35. Maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 5. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun; 6.1. “Sigortalı sayılanlar” başlıklı 4 üncü maddesinde; “Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından; a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar

…

Sigortalı sayılırlar.

…”, 6.2. “Bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar” başlıklı 5 nci maddesinde; “Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından aşağıda sayılan kişiler hakkında uygulanacak sigorta kolları şunlardır; …

c)Harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı

Kanun hükümleri veya 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi uygulanarak aylık

bağlanmasını gerektiren kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlanmış malullerden, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları kesilmez. Aylıkları kesilmeksizin 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışanlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında çalışanlar hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. İş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulananların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmayı istemeleri halinde, bu isteklerini Kuruma bildirdikleri tarihi takip eden aybaşından itibaren, haklarında uzun vadeli sigorta kolları da uygulanır. Bu fıkra kapsamına girenlerden ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.

…”, 6.3. “Vazife Malullüğü” başlıklı 47 inci maddesinde; “…

15) Vazife malullüğü aylığı bağlananlardan;

a) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi hükmü saklı kalmak kaydıyla vazife malullüğü aylığı bağlanmış olanlardan Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya başlayanların aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilir ve bunlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları uygulanır. Bunlardan çalıştıkları süre zarfında 80 inci maddeye göre belirlenen prime esas kazançları üzerinden 81 inci madde gereğince kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortasına ait prim alınır. Bunlar ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)

bendi kapsamında çalışmaları nedeniyle istekleri üzerine haklarında uzun vadeli sigorta kolları uygulananlardan; yeniden aylık bağlanması için yazılı istekte bulunan ya da emekliye ayrılan veya herhangi bir nedenle görevi sona erenler hakkında sonraki çalışmaları karşılığında aylığa hak kazanmaları halinde bu süre için, 29 uncu maddeye göre aylık hesaplanır. Sonradan geçen çalışmalarından dolayı yaşlılık aylığına hak kazanamayanların kendilerine toptan ödeme, vefatı halinde ise hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanır veya toptan ödeme yapılır.

b) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaları sırasında malullük derecelerinin değişmesi halinde aylığı yeni malullük derecesi de dikkate alınarak son prime esas kazancı üzerinden ilk vazife malullüğü aylığından az olmamak kaydıyla yeniden hesaplanır.

c) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olarak çalışmaya başlayanlar hakkında ilgisine göre

6 ncı maddenin birinci fıkrasının (n) bendi veya 30 uncu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.

d) Harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı

Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre veya 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine göre vazife malulü olduğuna karar verilenlerden, sınıf veya görev değiştirerek 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya devam edenler hakkında uzun vadeli sigorta kollarının uygulanmasına devam edilir. Bunların sınıf veya görev değiştirdikleri tarihten sonra geçen çalışmaları dolayısıyla yeniden aylık bağlanması için yazılı istekte bulunmaları ya da emekliye ayrılmaları veya herhangi bir nedenle görevlerinin sona ermesi halinde, sonraki çalışmaları karşılığında aylığa hak kazanmaları durumunda bu süre için 29 uncu maddeye göre aylık hesaplanır. Sonradan geçen çalışmalarından dolayı yaşlılık aylığına hak kazanamayanların kendilerine toptan ödeme yapılır, vefatları halinde ise hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanır veya toptan ödeme yapılır.

…” 7. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 49 uncu maddesinde; “…

(16) Vazife malullüğü aylığı almakta olanların bu aylıkları, Kanunun 5 inci maddesinin (c) bendi hükmü saklı kalmak suretiyle Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde kesilir. Bunlardan Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları ise yazılı istekleri halinde kesilir. Ancak; harp malullüğü, 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlar ve 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi kapsamında meydana gelen olaylar neticesinde malûl olan ve kendilerine vazife malullüğü aylığı bağlanmış olanların Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde aylıkları kesilmez. Ayrıca, harp malulleri ile 2330 sayılı Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre veya 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine göre vazife malulü olduğuna karar verilenlerden, sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam edenlere görevden ayrılmalarına ve başkaca bir müracaata gerek kalmaksızın sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.

…”

Hükümlerine yer verilmiştir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

8. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvuran özetle; 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) statüsünden çalışmaya başlaması sebebiyle kanuna aykırı şekilde yönetmelik hükümleri esas alınarak vazife malullüğü aylığının kesildiğini ifade etmekte ve vazife malullüğü aylığının bağlanmasını talep etmektedir.

10. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle, çalışması halinde aylığı kesilmeyecek vazife malulleri arasında (5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde) Kanunun 47 nci maddesine göre normal vazife malulü olanların sayılmadığı, buna göre normal vazife malulü olanların 4/1-(a) ve 4/1(c) statüsünde çalışmaları halinde bunların vazife malullüğü aylıklarının 5510 sayılı Kanunun 47 inci maddesinin on beşinci fıkrası ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 49’uncu maddesinin on altıncı fıkrası gereği kesildiği ifade edilmiştir.

11. Bu çerçevede uyuşmazlığın, 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamında yeniden çalışmaya başlayan başvurana 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi kapsamında bağlanmış olan vazife malullüğü aylığının kesilip kesilmeyeceği noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

12. Anayasa’nın 5. maddesine göre, “…insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak…” Devletin temel amaç ve görevlerindendir. Anayasa’nın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlıklı 61. Maddesinde “Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.

Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.” denilmek suretiyle malullerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasının Devletin yükümlülükleri arasında olduğu belirtilmiştir.

/

13. Anayasa’nın 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.”; 49. maddesinde de “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına ve sözleşme özgürlüğüne sahip olduğu hüküm altına alınmıştır.

14. Sosyal devlet, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve ekonomik önlemler almak suretiyle çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş devlet anlayışı sosyal devletin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.

15. Sosyal devlet ilkesinin somut görünümlerinden biri olan sosyal güvenlik, her şeyden önce, herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamayanlara ve bu nedenle gelir kaybına uğrayarak muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir hayat sürmeleri için gerekli olan gelirin sağlanmasını öngörür.

Sosyal güvenlik, ekonomik ve fizyolojik yönden güçsüzleri, insanca yaşamak için yeterli geliri olmayanları koruyup kollar.

16. Malullük, çalışma veya meslekte kazanma gücünün kısmen veya tamamen kaybıyla sürekli bir gelir kaybına yol açan fizyolojik bir risktir. Bu niteliği itibariyle sürekli iş göremezlik sonucunu doğurur. Bu aşamada devreye giren malullük sigortası, malullük sebebiyle çalışamayan ve sürekli bir gelir kaybına uğrayan sigortalının uğramış olduğu gelir kaybını telafi etme amacını taşır. Böylece kişilere, malullük nedeniyle çalışamaz duruma geldiklerinde yaşamlarını sürdürebilecekleri asgari bir geliri sağlama güvencesi verilmektedir. Bu sosyal güvencenin tanınması, Anayasa’nın Devlete yüklediği, malullerin korunması ile bireylerin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları sağlama biçimindeki görev ve yükümlülüğün yerine getirilmesine hizmet etmektedir.

17. Vazife Malullüğü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 47’nci maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre, malullüğe esas çalışma gücünü en az %60 oranında kaybeden ya da vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünün kaybeden ilgililerden bu durumları vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya işyerinde meydana gelen kazadan doğanlar vazife malûlü olarak tanımlanmıştır.

18. Bununla birlikte Kanunun 47 nci maddesinde düzenlenen vazife malullüğü çatısı altında bulunmakla birlikte gerek aynı maddenin içinde harp malullüğü adı altında gerekse 2330 sayılı Nakdi

Tazminat Kanunu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanununun 56 ncı maddesinde vazife malullüğünün ortaya çıkış şekline göre ilgililerine başkaca haklar tanıyan özel nitelikli vazife malullüğü halleri yer almaktadır.

19. Vazife malullüğü aylıkları Kanunun 47 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre sigortalının ölüm ya da maluliyeti sebebiyle göreviyle ilişiğinin kesildiği tarihi takip eden aybaşından itibaren bağlanmaktadır.

20. Vazife malullüğü aylığı bağlananlardan çalışmaya devam edenlerin ya da yeniden başlayanların durumu ise Kanunun 5 inci maddesinin (c) bendiyle 47 nci maddesinin 15 inci fıkrasında düzenlenmiştir.

21. Kanunun 5 inci maddesinin (c) bendi uyarınca, harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve

Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri veya 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı

Kanunun 56 ncı maddesi uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre vazife malullüğü aylığı

bağlanmış malullerden, 4/1-(a), (b) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları kesilmemektedir. Aylıkları kesilmeksizin 4/1-(c) bendi kapsamında çalışanlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları, 4/1-(a) ve (b) bentleri kapsamında çalışanlar hakkında ise isteklerine göre ya sadece iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri ya da iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümlerinin yanında uzun vadeli sigorta kolları hükümleri de uygulanmaktadır.

22. Kanunun 47 nci maddesinin 15 inci fıkrasının (a) bendi uyarınca, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi hükmü saklı kalmak kaydıyla, vazife malulü olanların aylıkları, 4/1-(c) kapsamında çalışmaya başlamaları halinde çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilmekte ve bunlar hakkında uzun vadeli sigorta kolları uygulanmaktadır.

23. 15 inci fıkranın (c) bendi uyarınca, vazife malullerinden 4/1-(b) bendine tabi olarak çalışmaya başlayanlar hakkında ilgisine göre 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (n) bendi veya 30 uncu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanmaktadır. Buna göre, vazife malulü olanların aylıkları, 4/1-(b) kapsamında çalışmaya başlamaları ve anılan kapsamda sigortalı sayılmamayı tercih etmeleri halinde (6 ncı maddenin birinci fıkrasının (n) bendi) kesilmemekte ancak vazife malulü aylıklarının kesilmesini tercih etmeleri halinde (30 uncu maddenin üçüncü fıkrası) kısa ve uzun vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortasına tabi olarak kesilmektedir.

24. Son olarak 15 inci fıkranın (d) bendi uyarınca, harp malulleri ile 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve

Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna veya 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak aylık bağlanmasını gerektiren kanunlara göre veya 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesine göre vazife malulü olduğuna karar verilenlerden sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya devam edenlere ise görevden ayrılmalarına ve başkaca bir müracaata gerek kalmaksızın sınıf veya görev değiştirerek çalışmaya başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanmaktadır.

25. Buna göre, 5510 sayılı Kanunda özel nitelikli düzenlemelere dayanarak vazife malulü almakta olanların (harp malulleri ile haklarında 2330 sayılı Kanun veya 5434 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi uygulananlar) aylıklarının gerek görevlerine devam etmeleri gerekse hangi statüde olursa olsun yeniden sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde hiçbir şekilde kesilmeyeceğinin düzenlendiği, normal vazife malulü olarak nitelenenlerin ise 4/1-(c) kapsamında çalışmaya başlamaları halinde aylıklarının kesileceğinin, 4/1-(b) kapsamında çalışmaya başlamaları halinde tercihlerine bağlı olarak aylıklarının kesilmeyeceğinin düzenlendiği görülmektedir. Ancak normal vazife malulü olanlardan 4/1-(a) kapsamında yeniden çalışmaya başlayanların aylıklarının kesileceğine ya da kesilmeyeceğine dair herhangi bir hükme

5510 sayılı Kanunda yer verilmemiştir.

26. Bununla birlikte Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 49 uncu maddesinin on altıncı fıkrasında normal vazife malullüğü aylığı almakta olanların aylıklarının 4/1- (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde kesileceği düzenlenmiştir. Bu durumda 5510 sayılı Kanunda bu yönde açık bir hüküm bulunmamasına rağmen Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 49 uncu maddesinde vazife malullüğü aylığı almakta olanların Kanunun 4/1-(a) kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamaları halinde aylıklarının kesileceğine dair bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir.

27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.

28. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

29. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.

30. Anayasa’nın ve Sözleşmenin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkı, sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermemekle beraber, yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77), Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar

“mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (AYM, Bülent Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

31. Buna göre, somut olayda vazife malullüğü aylığı bağlanması sonrasında Kanunun 4/1-(a)

kapsamında çalışmaya başlaması sebebiyle başvuranın vazife malullüğü aylığının kesilmesi ve geçmişte kendisine ödenmiş tutar üzerinde başvuranın mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu, dolayısıyla idarece başvuranın vazife malullüğü aylığının kesilmesi ve geçmişte tarafına ödenmiş tutarın istenmesi işlemlerinin başvuranın mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.

32. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin anılan esaslar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kanunilik ölçütü yönünden 33. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın

Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM, Bekir Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

34. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk

devletinin en önemli unsurlarından biridir (AYM, Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

Nitekim Anayasa’nın 35 inci maddesinde bir temel hak ve hürriyet olarak düzenlenen mülkiyet hakkının en temel güvencelerinden biri olan müdahalenin kanuna dayalı olması ölçütü, bireyleri kamu makamlarının

keyfî ve öngörülemez müdahalelerinden korumayı amaçlamaktadır (AYM, Cengiz Turgut, B. No:

2016/7508, 4/7/2019, § 56).

35. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (AYM, Ali Hıdır

Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56).

36. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (AYM, Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

37. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, Anayasa’da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda, kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiğini ve Anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlemesini öngördüğü konularda, yasama organının temel kurallarını saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakmasının yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağını kabul etmiştir (AYM, E.2014/133, K.2014/165, 30/10/2014). Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde, kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemler ile belirlenebileceği kabul edilmiştir (AYM, Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 63). Kanunla düzenlenmiş olmadıkça salt yönetmelik düzenlemelerinin mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanuniliğini sağlamayacağı ise kuşkusuzdur (Cengiz Turgut, § 52).

38. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).

39. Somut olayda, vazife malulü aylığı almaktayken 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başlayan başvuranın aylığı idarece 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesi ile Sosyal

Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 49 uncu maddesi dayanak gösterilerek kesilmiş, geçmişte yersiz ödendiği tespit edilen tutar ise 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesi uyarınca başvurandan geri istenmiştir. Bu durumda öncelikle başvuranın vazife malulü aylığının kesilmesinin yasal dayanağının bulunup bulunmadığının ortaya konması gerekmektedir. Başvurana yersiz ödendiği gerekçesiyle geri istenen tutara ilişkin değerlendirme ancak bundan sonra yapılabilecektir.

40. 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin on beşinci fıkrasında, vazife malulü olup aylık bağlananlardan Kanunun 4/1-(b) ve 4/1-(c) kapsamında çalışmaya başlayanların aylıklarının kesilip kesilmeyeceği ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olmasına karşın vazife malulü olup aylık bağlananlardan 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başlayanların aylıklarının kesilip kesilmeyeceğine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Vazife malulü aylığı almaktayken 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başlayanların vazife aylığının kesileceğine dair düzenleme Yönetmelikte yer almaktadır.

41. Anayasanın 124 üncü maddesi gereği Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilmektedirler.

42. “Anayasada kanun çıkarma yetkisi yasama organına verilmiştir. Yasama organı Anayasa çerçevesinde konu ile sınırlı olmaksızın kanun çıkarabilir. Bir başka deyimle kanun, Yasama Organı tarafından yapılan bağımsız bir hukuksal düzenlemedir. Buna karşılık yönetmelik, kanunu açıklayan, kanunun uygulanmasını sağlayan ve kanunu tamamlayan bir idari tasarruftur. Yönetmelikle kanun arasında organik bağ mevcut olup, yönetmelik kanuna bağımlıdır. Bu sebeple öncelikle üstün norm olan kanunun, kanuna aykırı olmayan hallerde ise yönetmelik hükümlerinin uygulanması gerekir. Bir başka anlatımla; kanunla yönetmeliğin çatışması halinde üstün norm durumunda bulunan kanuna değer verilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi zorunludur. Öğretide bazı hukukçular yönetmeliklerin kanuna aykırı olmasının adli yargıda incelenemeyeceği, bu gibi hallerde ilgili tarafa idari yargıya başvurarak yönetmeliğin iptalini sağlamak üzere önel verilmesi ve bunun bekletici sorun yapılması gerektiği konusunda görüş bildirmektedirler. Gerek Anayasada ve gerekse kanunlarımızda yönetmelikle kanunun çatışması halinde bunun bekletici sorun sayılması gerektiği hususunda bir hüküm bulunmamaktadır.

Ayrıca, adli yargı içinde ceza ve hukuk ayırımı yapılarak sonuca varılması da isabetli değildir. Yorum yaparken yargı yolunu bir bütün olarak kabul zorunludur. Yargıtay’ın süregelen uygulamalarında ayırım yapılmaksızın yönetmeliğin kanuna aykırı olması halinde, kanuna değer verilerek uyuşmazlıkların çözümlenmesi ilkesi benimsenmiştir. Yönetmeliğin kanuna bağımlı olması açıklanan şekilde yorum ve uygulama yapılmasını gerektirmektedir” (İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.03.1996 tarihli 1993/5 E, 1996/1 K. Sayılı içtihadı birleştirme kararı).

43. Somut olayda başvuruya konu vazife malullüğü aylığının kesilmesi işleminin dayanağı

Yönetmelikteki düzenlemenin, temel esasları, ilkeleri ve çerçevesi kanunla belirlenmiş bir konunun uzmanlık gerektiren ve idare tekniğine ilişkin bir hususun düzenlenmesi niteliğinde olmadığı açıktır.

Kanunla düzenlenmiş olmadıkça salt yönetmelik düzenlemelerinin mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanuniliğini sağlamayacağı ise kuşkusuzdur.

44. Bu durumda, başvuruya konu Yönetmelik hükmünün tek başına müdahalenin kanuniliği unsurunu sağlamadığı, başvuranın vazife malullüğü aylığının, 4/1-(a) kapsamında çalışmaya başlaması nedeniyle, açık bir kanuni dayanağı olmaksızın salt yönetmelik hükmüne dayanarak kesilmesinin mülkiyet hakkına yapılan müdahale yönünden kanunilik ölçütünü karşılamadığı, dolayısıyla Anayasa’nın 35 inci maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

45. Başvuranın mülkiyet hakkında yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü karşılamadığı sonucuna ulaşıldığından ayrıca meşru amaç ve ölçülülük ilkeleri yönünden değerlendirilmesine gerek duyulmamıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 46. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

47. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvuranın yeniden çalışmaya başlaması sebebiyle kesilen malullük aylığının yeniden bağlanması talebinin kabulü yönünde SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, Sosyal

Güvenlik Kurumunca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TEBLİĞİNE, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi