ÖZET: Başvuran, vefat eden eşinden dolayı hak kazandığı toptan ödemenin, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle ödenmemesine itiraz etmiştir. 2015 yılında ölüm aylığı talebiyle yaptığı başvuru, sigortalılık süresinin yetersizliği nedeniyle reddedilmiş; bu süreçte toptan ödeme talep etme hakkı hakkında bilgilendirilmemiştir. 2024 yılında yeniden yaptığı toptan ödeme talebi ise zamanaşımı nedeniyle kabul edilmemiştir. Başvuran, bu durumun kendisini mağdur ettiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) eksik bilgilendirmesine dayandığını ifade etmektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın eşinin vefat tarihi itibarıyla gerekli prim ödeme gün sayısını sağlamadığını ve bu nedenle ölüm aylığı bağlanamayacağını belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın 2015 yılında yaptığı başvuruda toptan ödeme talebinin açıkça belirtilmediği, dolayısıyla bu talebin değerlendirilmediği ifade edilmiştir. Ancak, başvuranın 2015 tarihli talebinin toptan ödeme talebini de içerdiği ve bu talebin zamanında yapılmış olması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın toptan ödeme talebinin 30.11.2015 tarihi itibarıyla hak kazandığına ve SGK’nın eksik değerlendirmesi nedeniyle başvurana ödeme yapılmamasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine karar vermiştir. Bu bağlamda, başvuranın lehine tavsiye kararı verilmiş ve SGK’nın bu konuda gerekli işlemleri yapması istenmiştir.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/10075-S.24.15484

BAŞVURU NO : 2024/6006

KARAR TARİHİ : 23.09.2024

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuranın vefat eden eşinden dolayı hak kazandığı toptan ödemenin

BAŞVURUNUN KONUSU :

hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle ödenmemesine itirazı hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 09.05.2024

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Başvuran özetle; vefat eden eşinden dolayı tarafına ölüm aylığı bağlanması talebiyle 30.11.2015 tarihinde yaptığı başvurunun 9.12.2015 tarihli yazı ile sigortalılık süresinin yetersizliği gerekçe gösterilerek reddedildiğini ancak toptan ödeme talep etme hakkının bulunduğuna dair tarafına bir bilgi verilmediğini,

05.03.2024 tarihinde bu kez tarafına toptan ödeme yapılması talebiyle Kuruma yeniden müracaat ettiğini,

talebinin bu defa zamanaşımı gerekçe gösterilerek reddedildiğini, ortaya çıkan sonucun kendisini mağdur ettiğini ve bunun SGK’nın eksik bilgilendirmesine dayandığını belirterek tarafına toptan ödeme yapılmasını talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 01.08.2024 tarihli ve – – sayılı yazısında özetle; 2.1. Başvuranın eşi ’ın 19.11.2015 tarihinde vefat etmiş olup vefat ettiği tarih itibarıyla sigortalılık süresi (sigortalılık başlangıç tarihi 27.11.2010) 4 yıl 11 ay 22 gün, prim ödeme gün sayısı ise

1494 olduğu,

2.2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 32 nci maddesine göre, ölen sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanabilmesi için sigortalının vefat ettiği tarihi itibarıyla; 1800 prim ödeme gün sayısına sahip olmak, 5 yıl sigortalılık süresi ve 900 prim ödeme gün sayısına sahip olmak,

Malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı alıyor veya bu aylıklara hak kazanmış olup henüz aylık bağlama işlemi tamamlanmış olmak şartlarının taşınması gerektiği, 2.3. Müteveffa ’ın bu şartlardan hiç birisini taşımadığı, 2.4. Sigortalı ve hak sahiplerine sağlanan yardımların 5510 sayılı Kanunun ve mülga sosyal güvenlik kanunlarının ilgili maddelerinde sayılmış olup düzenlenen tüm yardımlar için ortak koşulun yazılı talep şartı olduğu, sigortalı ve hak sahiplerine gelir/aylık bağlanması, toptan ödeme yapılması veya cenaze/evlenme ödeneği verilebilmesi için Kurumlarına bu yöndeki irade beyanının iletilmesinin mecburi olduğu, sigortalı ve hak sahiplerinin ilgili kanun maddelerinde düzenlenen hak kazanma koşullarını sağlayıp sağlayamadıklarının tespit edilmesi ve hak kazanma koşullarının sağlanmış olması halinde bu durumun sigortalı ve hak sahiplerine bildirilmesine yönelik olarak Kurumlarına sorumluluk yükleyen herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığı, 2.5. Bununla birlikte; Kurumlarının hem merkez hem de taşra teşkilat yapılanmasında yer alan tüm ünitelerin rehberlik servisleri mevcut olup destek almak isteyen sigortalı ve hak sahiplerinin bu servisler aracılığıyla bilgilendirildiği, ayrıca; sgk.gov.tr internet sitesi üzerinden sigortalı ve hak sahiplerinin yararlanma hakkına sahip oldukları yardım türleri ile bu yardımlara hak kazanılması için gereken koşullar belirtilmiş olup yine sgk.gov.tr internet sitesi üzerinden 4982 Sayılı Bilgi Edinme Kanunu uyarınca başvuru yapmak isteyen sigortalı ve hak sahipleri için bilgilendirme bölümü mevcut olduğu, Kurumlarının resmi sosyal medya hesapları üzerinden de sigortalı ve hak sahiplerinin yararlanma hakkına sahip oldukları yardımlara ilişkin rehber niteliğinde videolar yayınlanmakta olup “Alo 170” canlı destek hattı üzerinden de sigortalı ve hak sahiplerinin sorularının cevaplandığı, 2.6. Başvuranın ölüm toptan ödemesi hakkına yönelik olarak yukarıda sayılan kanallar aracılığıyla

Kurumlarına herhangi bir başvurusuna rastlanılmadığı, başvurana bu yönde yazılı şekilde gerçekleştirilmiş bilgilendirme kaydı bulunmadığı, 2.7. 5510 sayılı Kanunun “Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlıklı 97 nci maddesindeki “Kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer.” Hükmü uyarınca başvuran açısından ölüm toptan ödemesi hakkının, eşi

’ın vefat tarihi olan 19.11.2015 tarihinde doğmuş olup ölüm toptan ödemesi talep tarihi olan

05.03.2024 tarihi itibarıyla 5 yıllık hak düşürücü süre dolmuş olduğundan hak sahiplerine ölüm toptan

ödeme yardımı yapılma imkanı mevcut olmadığı, İfade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler…”, 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” ,

5. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Borçlunun Temerrüdü” başlıklı 117 nci maddesinin birinci fıkrası; “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.”, 6. 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Temerrüt faizi” başlıklı 120 nci maddesi; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.”, 7. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunu’nun “Temerrüt faizi” başlıklı 2 nci maddesinin birinci fıkrası; “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.”, 8. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun; 8.1. “Ölüm sigortasından sağlanan haklar ve yararlanma şartları” başlıklı 32 nci maddesi; Ölüm

sigortasından sağlanan haklar şunlardır:

a) Ölüm aylığı bağlanması.

b) Ölüm toptan ödemesi yapılması.

c) Aylık almakta olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi.

d) Cenaze ödeneği verilmesi.

Ölüm aylığı; a) En az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş, b) 47 nci maddede yazılı sebeplerle kazaya uğramış, malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış, c) Bağlanmış bulunan malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş, durumda iken ölen sigortalının hak sahiplerine, yazılı istekte bulunmaları halinde bağlanır…”, 8.2. “Ölüme bağlı toptan ödeme ve ihya” başlıklı 36 ncı maddesi; “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar ile bu Kanuna göre ilk defa aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı olanlardan ölen sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamaması durumunda, ölüm tarihi esas alınmak kaydıyla 31 inci maddenin birinci fıkrasına göre hesaplanan tutar, 34 üncü madde hükümleri dikkate alınarak hak sahiplerine toptan ödeme şeklinde verilir.

Hak sahiplerine yapılacak toptan ödemenin toplamı, sigortalıya yapılacak toptan ödeme tutarını geçemez.

Bu sınırın aşılmaması için gerekirse hak sahiplerinin hisselerinden orantılı olarak indirim yapılır.

…”,

8.3. “Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans” başlıklı 97 nci maddesi; “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrar.

Kuruma müracaat etmemenin haklı bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında, yukarıdaki hükümler uygulanmaz.

Kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer.

…”

Şeklindedir.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE ÖNERİSİ

9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvuru konusuna ilişkin “Tavsiye Karar Önerisi” Kamu Başdenetçisine sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Başvuran özetle; vefat eden eşinden dolayı tarafına ölüm aylığı bağlanması talebiyle 2015 yılında yaptığı başvurunun sigortalılık süresinin yetersizliği gerekçe gösterilerek reddedildiğini ancak toptan ödeme talep etme hakkının bulunduğuna dair tarafına bir bilgi verilmediğini, 2024 yılında bu kez tarafına toptan ödeme yapılması talebiyle yaptığı başvurunun bu defa zamanaşımı gerekçe gösterilerek reddedildiğini, ortaya çıkan sonucun kendisini mağdur ettiğini ve bunun SGK’nın eksik bilgilendirmesine dayandığını belirterek tarafına toptan ödeme yapılmasını talep etmektedir.

11. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle; toptan ödeme yapılması için sigortalıların doğrudan bu yönde talebi bulunması gerektiği, başvuran tarafından 2015 yılında yapılan müracaatta bu yönde bir talebin bulunmadığı, 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle 2024 yılındaki talebi üzerine başvurana ödeme yapılmadığı ifade edilmiştir.

12. Bu çerçevede uyuşmazlığın, 2015 yılında toptan ödeme hakkı doğduğu halde toptan ödeme yerine ölüm aylığı talebinde bulunan başvurana 2024 yılındaki talebi esas alınarak toptan ödeme yapılıp yapılmayacağı noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

13. 5510 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde ölen sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamaması durumunda, bu sigortalılar adına bildirilen ya da ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ait primlerin ölüm tarihi esas alınmak suretiyle güncellenerek toptan ödeme şeklinde hak sahiplerine ödeneceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte aynı maddede, toptan ödeme yapılarak tasfiye edilmiş sürelerin borçlanılarak veya yurt dışı hizmetleri birleştirilerek ya da sonradan hizmet tespiti nedeniyle hak kazanılan sürelerin eklenmesi suretiyle ölüm sigortasından yararlanmak için gerekli prim ödeme gün sayısının tamamlanması halinde, hak sahiplerinin yazılı isteği üzerine ihya edilebileceği düzenlenmiştir.

14. Diğer yandan Kanunun 97 nci maddesinde iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir ve aylıkların, hakkın kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde

istenmeyen kısmı zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmişken kısa vadeli sigorta kollarından ve ölüm sigortasından kazanılan diğer hakların, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşeceği düzenlenmiştir. Buna göre, ölüm sigortası kapsamında olan ve sigortalının öldüğü tarih itibarıyla doğan toptan ödeme hakkı 5 yıl içerisinde istenmemesi halinde düşmektedir.

15. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; 15.1. Somut olayda başvuranın eşinin 19.11.2015 tarihinde vefat ettiği, vefat tarihi itibarıyla 4 yıl 11 ay sigortalılık süresi 1370 prim ödeme gün sayısı bulunduğu, başvuranın 30 Kasım 2015 tarihinde idarenin kayıtlarına giren “Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesi” ile idareye müracaat ettiği, anılan belgenin “4” numaralı “Tahsis Talep Çeşidi” alanının el yazısı ile sadece “ölüm” ibaresi yazılarak doldurulduğu, bahse konu müracaat üzerine idarenin 09.12.2015 tarihli yazısı ile eşinin 5 yıllık sigortası olmadığından başvurana maaş bağlanmasına imkân bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.

15.2. Diğer yandan Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesinin arka sayfasında “Açıklamalar” başlığı altındaki “2” numaralı paragrafın son cümlesinde “Hak sahipleri ölüm geliri, ölüm aylığı, ölüm toptan ödemesi, evlenme ve cenaze ödeneği karşılığından hangisini tercih ettiğini bu bölümdeki “4” numaralı

“Tahsis Talep Çeşidi” alanına yazmalıdır.” ifadesine yer verildiği görülmektedir.

16. Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesindeki tahsis talep çeşidi alanına başvuran tarafından sadece

“ölüm” yazıldığı göz önüne alındığında anılan talebin ölüm aylığı talebine mi yoksa ölüm toptan ödemesi talebine mi yönelik olduğunu doğrudan belirlemek mümkün değildir. Böyle olmasına rağmen idarece anılan talebin yalnızca ölüm aylığı talebi olarak değerlendirildiği ve reddedildiği, ölüm toptan ödemesi yönünden bir değerlendirmeye gidilmediği, dolayısıyla ölüm toptan ödemesi yönünden başvurana bir bildirim yapılmadığı anlaşılmaktadır. Oysa anılan tarih itibarıyla başvuran toptan ödeme alabilecek durumdadır. Ayrıca, toptan ödeme aldıkları halde sonradan ölüm aylığı bağlanabilecek şartlara ulaşabilen hak sahiplerinin, aldıkları toptan ödeme tutarlarını iade etmek suretiyle ölen sigortalının hizmetlerini ihya edebildiği ve taraflarına ölüm aylığı bağlatabildiği göz önüne alındığında tarafına ödeme yapılabilecek bir tahsis çeşidi varken idarece başvurana ödeme yapılamayacak tahsis çeşidinin esas alınarak işlem tesis edilmesinin makul bir gerekçesi görülememiştir.

17. Nitekim benzer nitelikteki bir uyuşmazlık üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesince verilen

23.02.2016 tarihli ve E.2016/430, K.2016/2604 sayılı kararda “… davacı …’ın 23.02.2005 tarihli ölüm

aylığı talebi ile ilgili red kararı verilmesine ilişkin Kurum işlemi doğrudur. Ancak ölüm aylığı talebinin aynı zamanda ölüm geliri talebini de içermesi nedeniyle, bu talebin ölüm geliri olarak değerlendirilerek bu yönden işlem yapılmaması hatalı olmuştur.” denilmek suretiyle doğrudan ölüm geliri talebi taşımasa da ölüm aylığı talebi içeren başvurunun aynı zamanda ölüm geliri talebini de içerdiği sonucuna varılmıştır.

18. Bu durumda somut olayda başvuranın 30.11.2015 tarihli tahsis talebinin aynı zamanda ölüm toptan ödemesi talebini de içerdiği ve anılan tarih itibarıyla başvuranın toptan ödeme yapılma şartlarını taşıdığı göz önüne alındığında mevcut başvurunun Anayasanın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir mülke ilişkin olup olmadığının ve bahse konu mülke yapılan müdahalenin ortaya konulması gerekmektedir.

19. Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

20. Buna karşılık mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle birlikte yürürlükteki mevzuatta önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak “mülk” teşkil eden şeylere müdahale edilmesi koşuluyla anılan hükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD], (k.k.)B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). 1 No.lu

Protokol bağlamında “mülk” kavramı iç hukuktaki formel sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya, B. No:33202/96, 5/1/2000, § 100; Eski Yunanistan Kralı ve

Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). “Mülk” kavramının özerk yorumlanması, maddi varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda, mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet hakkı kapsamında, diğer bir deyişle

“mülk” olarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129) (Yeşim

Bullock, B. No: 2014/13223, 20/9/2017, § 26).

22. AİHM’e göre 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi mevcut mülkleri veya varlıkları kapsamakta olup mülk edinmeyi garanti altına almaz (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova, § 69). Bununla birlikte AİHM, “mevcut mülk” veya mal varlığının yanında, mülkiyet hakkından etkili yararlanmanın teminine yönelik en azından “meşru bir beklenti”nin bulunduğunun iddia edilebilmesine imkân tanıyan taleplerin de mülk kapsamına girdiğini kabul etmektedir. Buna karşılık AİHM, mülkiyet hakkının tanınacağı umudunun 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülk” olarak görülmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti, § 69; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya, B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 32) (Yeşim Bullock, § 27).

23. AİHM, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin, sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM’e göre sözleşmeci devletlerin, ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin 1 No.lu

Protokol’ün 1. maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest) doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009, § 38) (Yeşim Bullock, § 28).

24. AİHM, modern demokratik devletlerde birçok bireyin, yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduklarını

belirtmektedir. AİHM, birçok hukuk sisteminin, bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM’e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39). Öte yandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı durumlarda koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün değildir (Moskal/Polonya, § 40) (Yeşim Bullock, § 29).

24.1. AİHM içtihatlarında basit beklenti ile meşru beklenti arasındaki fark -daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gerektiğişeklinde vurgulanmıştır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks

Kilisesi Vakfi/Türkiye (k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008) (Ertan Yılmaz, § 42).

24.2. Sonuç olarak AYM meşru beklentinin, objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklenti olduğunu (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42), dolayısıyla Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespitinin mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespitin, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ile yapıldığını (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37), temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığının meşru beklentinin kabulü için yeterli olmadığını kabul etmektedir (Kemal Yeler ve Ali Arslan

Çelebi, § 37; Ertan Yılmaz, § 73)

25. Somut olayda başvuranın 30.11.2015 tarihli tahsis talebinin aynı zamanda ölüm toptan ödemesi talebini de içerdiği ve anılan tarih itibarıyla başvuranın toptan ödeme yapılma şartlarını taşıdığı göz önüne alındığında başvuranın tarafına toptan ödeme yapılması yönünde meşru bir beklentisinin olduğu kabul edilmiştir. 2024 yılında idare tarafından ödeme yapılmamasının dayanağı olarak gösterilen 5510 sayılı

Kanunun 97 nci maddesindeki süre içerisinde talepte bulunma şartı, hakkın doğmasının değil ödeme yapılmasının şartıdır. Bu nedenle başvuranın bu süre içerisinde başvuru yapıp yapmadığı, yaptıysa dahi anılan süre içinde ödemenin yapılıp yapılmadığı meşru beklentinin varlığını etkilememektedir.

26. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye

-başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

27. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir.

Buna göre Anayasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

28. Somut olayda başvuran eşinden dolayı toptan ödeme yapılmasına 30.11.2015 tarihi itibarıyla hak kazandığı halde 2024 yılındaki talebi sonrasında hakkının düştüğü gerekçesiyle kendisine ödeme yapılmamıştır. Başvuranın meşru beklenti oluşturduğu tespit edilen toptan ödemesinin “beş yıllık sürede başvurulmadığı” gerekçesiyle başvurucuya ödenmemesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

Mülke erişimin engellenmesi biçimindeki müdahalenin mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin genel kural çerçevesinde olduğu değerlendirilmektedir.

29. Diğer yandan, Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen

Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife

Tarhan, § 62).

Kanunilik 30. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve

öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No:

2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

31. 5510 sayılı Kanunun 97 nci maddesinde ölüm sigortasından kazanılan diğer hakların, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşeceği düzenlenmiştir. Bu durumda başvuranın toptan ödemeye ilişkin hakkının 19.11.2015 tarihinde eşinin vefatı ile doğduğu, istenmemesi halinde 5 yıllık sürenin dolduğu 19.11.2020 tarihi itibarıyla düşeceği anlaşıldığından, 2024 yılındaki başvurusu üzerine hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle başvurana toptan ödeme yapılmaması şeklindeki mevcut müdahalenin erişilebilirlik, belirlilik ve öngörülebilirlik koşullarını sağlayan bir kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Meşru Amaç 32. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı, kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması gerekmektedir.

33. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir.

Kamu yararı konusunda bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözme konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde kararların açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi

söz konusu olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü, bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34-36).

34. Sosyal güvenlik hakkının yer aldığı Anayasa’nın 60. maddesinde “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilmektedir. Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak kişilerin yaşlılık, hastalık, malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır (AYM, E.2006/111, K.2006/112, 15/12/2006).

35. Toptan ödemeden yararlanabilmenin beş yıl içinde başvuru koşuluna bağlanmasının temelinde yatan amaç, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması ve yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmiş uyuşmazlıklarla uğraşmalarının önlenmesidir. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır. Bu durumda hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle ödeme yapılmamasının açıkça kamu yararı amacı güttüğünden müdahalenin meşru amacı bulunduğu değerlendirilmiştir.

Ölçülülük 36. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E. 2012/102, K.2012/207, 27/12/2012;

E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15, K.2013/131,

14/11/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016;

E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38; Yeşim Bullock, § 51).

37. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından sosyal güvenlik haklarının talep edilmesinin belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mülkiyet hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir ifadeyle haktan yararlanılmasını imkânsız kılacak veya aşırı derecede zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Talep süresinin makul olup olmadığı, sosyal güvenlik alacağının niteliği ve hak sahibinin, talep hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup olmadığı gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Öngörülen sürenin, talepte bulunmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar

Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 64; Yeşim Bullock, § 52).

38. Sürenin işlemeye başladığı an da mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda talep süresinin, hak sahibinin henüz talep hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması, talep hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 65; Yeşim Bullock, § 53).

39. Öte yandan mahkemeler hakkın talebi için belli bir süre öngören kanun hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde hakkı sahibine teslim etme yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerin sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda öngörülen süreleri bertaraf etmesi hukuki istikrar ve güvenlik ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi ile mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar Çoban, § 66; Yeşim Bullock, § 54).

40. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı değerlendirilirken başvurucunun ve idarenin kusurlarının bulunup bulunmadığı da göz önünde bulundurulur. Bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınır (D.C., § 51).

41. Ayrıca idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu mevzubahis olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68; Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 44).

42. Somut olayda başvuranın toptan ödeme alma hakkı, başvuranın eşinin vefat ettiği 19.11.2015 tarihi itibarıyla doğmuştur. Başvuran 30.11.2015 tarihinde Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesinin tahsis talep çeşidi alanına el yazısı ile sadece “ölüm” yazmak suretiyle idareye başvurmuş, bahse konu talep idarece sadece ölüm aylığı talebi olarak dikkate alınmış ve bu yönden reddedilmiştir. Ölüm toptan ödemesine yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Oysa söz konusu talep şekli itibarıyla ölüm toptan ödemesini de içermektedir. Söz konusu süreçte tahsis talep çeşidi her ne kadar başvuran tarafından tam ve açık olarak yazılmamışsa da anılan müracaat idarece tahsis talebi olarak kabul edilmiş ve işleme konu edilmiştir. Ancak idarece eksik olarak –ölüm toptan ödemesi yönünden değerlendirme yapılmayarak- yalnızca ölüm aylığı yönünden değerlendirme yapılmıştır. İdarenin eksik değerlendirmesi başvurana toptan ödeme yapılmamasına sebep olmuştur.

43. Sonuç olarak tahsis talebinde bulunduğu halde idarenin eksik değerlendirmesine bağlı olarak başvurana toptan ödeme yapılmamasının başvurana aşırı bir külfet yüklediği, ulaşılmak istenen kamu yararının sağlanmasındaki toplumsal menfaat ile başvuranın mülkiyet hakkının korunmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken makul dengenin başvuran aleyhine bozulduğu ve bunun da mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığı, dolayısıyla başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 44. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

45. 6328 sayılı Kanun’un 21. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa)

dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Erzurum İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle; BAŞVURUNUN KABULÜNE, Başvurana eşinden dolayı toptan ödeme yapılması hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU

BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ilgili idare

tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi