|
ÖZET: Başvuran, 2011 yılında patronunun imzasıyla kurulan bir şirkette çalıştığını, ancak şirket yönetiminin kendisine ait olmadığını ve 2013’te firmanın çeklerinin yazıldığını öğrendiğini belirtmiştir. Şu anda 300.000 TL civarında vergi borcu olduğunu ifade eden başvuran, bu borcun iptal edilmesini talep etmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı, başvurunun incelenmesi için gerekli belgeleri talep etmiş ve şirketin kurucu ortağının başvuran olduğunu, ancak 2013 yılında hisselerinin devredildiğini tespit etmiştir.
İlgili mevzuata göre, limited şirket ortakları, şirketin ödenmeyen amme borçlarından sermaye hisseleri oranında sorumlu tutulmaktadır. Şirketin tasfiye sürecine girmesiyle birlikte, tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı kalmaktadır. Ancak, başvuranın şirketin kurucu ortağı olarak, tasfiye öncesi borçlardan da sorumluluğu bulunmaktadır. Kamu Denetçiliği Kurumu, yapılan inceleme sonucunda başvurunun reddedilmesi yönünde öneride bulunmuştur. Sonuç olarak, başvuranın vergi borcuyla ilgili talebi, hukuka ve hakkaniyete uygun olarak reddedilmiştir. İdarenin karar verme süreçlerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uyması gerektiği belirtilmiş, ancak başvuru yollarının yeterince açıklanmadığı tespit edilmiştir. Başvuran, bu karara karşı yargı yoluna başvurma hakkına sahiptir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/3501-S.20.5572
BAŞVURU NO : 2019/15353
KARAR TARİHİ : 04/03/2020
RET KARARI
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
BAŞVURUYA KONU İDARE :
BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, vergi borcunun iptal edilmesi talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 08/09/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1) Şikâyetçi …, patronunun tarafının attığı imzalar ile 2011 yılında adına firma kurduğunu,
şirket yönetiminin tarafına ait olmadığını, ayda 2.000 TL maaş ve kira desteği ile çalıştığını,
2013 yılının sonunda firmanın çeklerinin yazıldığını öğrendiğini, faturalarda ve çeklerin
cirolarında imzasının bulunmadığını, şu anda vergi borcunun 300.000 TL civarında olduğunu, maddi açıdan zor durumda olduğunu iddia ederek vergi borcunun iptal edilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2) Şikâyet başvurusunun çözüme kavuşturulması amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan bilgi
ve belge talebinde bulunulmuştur. İlgili idarenin 24/10/2019 tarih ve … sayılı cevabi yazı ve eklerinde özetle;
2.1) Şirketin iki ortaklı olarak kurulduğu, ortaklardan …’in anılan şirketin kurucu ortağı olduğu
ve ilk üç yıl için şirketi temsil ve ilama yetkili kılındığı, şirketin diğer ortağının … olduğu hususlarının 14/12/2011 tarihli ve … sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edildiği, bu tarihten sonraki Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde …’in kanuni temsilcilik vasfının değiştiğine dair ilanın bulunmadığı, ortaklardan …’ın 27/08/2013 tarihli ve 52589 sayılı noter sözleşmesi ile hisselerini …’e devrettiği,
2.2) Anılan şirketin 19/08/2015 tarihli ve … sayılı noter onaylı ortaklar kurulu kararında,
şirketin tasfiye haline girmesine, …’in şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına ve tasfiye ile ilgili olarak münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine karar verildiği, şirketin mükellefiyetinin 30/09/2018 tarihinde re’sen terk edildiği ve kuruluş tarihinden itibaren
… Vergi Dairesi Müdürlüğüne verilen dilekçe, kira kontratı, sözleşme ve benzeri belgelerde ve mükellef adına düzenlenen yoklama fişlerinde …’in imzasının bulunduğu,
2.3) Şirketin 21/10/2019 tarihi itibarıyla … Vergi Dairesi Müdürlüğüne vadesi geçmiş
302.668,87 TL, vadesi gelmemiş 22.553,18 TL olmak üzere toplam 325.222,05 TL amme borcunun bulunduğu, anılan şirketin ve başvuranın Ümraniye Vergi Dairesinde mükellefiyet kaydının bulunmadığı,
2.4) 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde,
Kanunun 1 ve 2 nci maddeleri kapsamına giren alacakların amme alacağı olarak tanımlandığı, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişileri ve bunların kanuni temsilcilerini veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği; diğer taraftan, anılan Kanunun 35 inci maddesinde, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ve tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun gereğince takibe tabi tutulacakları, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları hükme bağlandığı, Kanunun mükerrer 35 inci maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu
Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği hükmüne yer verildiği,
2.5) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinin birinci ve beşinci fıkralarına
uyarınca, limited şirketlerce ödenmeyen ve malvarlığından da tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının, ilgili dönemlerdeki kanuni temsilcisi/temsilcilerinden tamamının, ilgili dönemdeki ortaklarından ise sermaye hissesi oranında takip ve tahsil edilmesi gerektiği, ayrıca tasfiye memurlarının, tasfiye dönemine ilişkin şirket borçlarından, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı sorumluluğu, tasfiye dönemine ilişkin kesilecek cezalardan ise şahsi mal varlığı ile sorumluluğu bulunduğu,
2.6) Konu ile ilgili olarak, 6183 sayılı Kanunun uygulamasını gösteren Seri:A, Sıra No:1
Tahsilat Genel Tebliğinde ayrıntılı açıklamalara yer verildiği; diğer taraftan, 6183 sayılı
Kanunun 35 inci maddesi ve mükerrer 35 inci maddesi ile 213 sayılı Kanunun 10 uncu madde uygulaması, şirketlerce tutulan defter ve kayıtlar ile ticaret sicilinden elde edilen bilgiler doğrultusunda sürdürüldüğü,
2.7) Diğer taraftan, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret
Kanununun ilgili maddelerinde, ortakların kimliğinin, müdürlerin ve şirketi temsile yetkili diğer kişilerin kimliğinin, temsil yetkisinin kullanılma şeklinin tescil ve ilan edileceği, tescil ve ilan edilmiş bir kararda yapılacak bir değişikliğin de tescil ve ilan edilmesi gerektiğinin hükme bağlandığı, bu itibarla, limited şirket ortaklarının, müdürlerinin ve şirketi temsile yetkili diğer kişilerin kimliğine ve ortakların şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgilerin, şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde bu sözleşmede yapılan değişiklikler de pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde pay defterinde yer aldığı,
2.8) Dolayısıyla …’in anılan şirketin kanuni temsilcisi olduğuna dair şirket ana sözleşmesinin
14/12/2011 tarihli ve … sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edildiği, şirketin tasfiye haline girdiği tarihe kadar kanuni temsilcisinde bir değişiklik yapılmadığı, … Vergi
Dairesi Müdürlüğüne verilen dilekçe, kira kontratı, sözleşme ve benzeri belgelerde ve şirket adına düzenlenen yoklama fişlerinde şirketi temsile yetkili kişi olarak …’in imzasının bulunduğu ile şirketin tasfiye haline girdiğine ve adı geçenin tasfiye memuru olarak atandığına ilişkin ortaklar kurulu kararının 02/09/2015 tarihli ve 8897 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edildiği dikkate alındığında, adı geçen anılan şirketin tasfiye haline girdiği 19/08/2015 tarihine kadar şirketin kanuni temsilcisi olup, bu tarihten sonra ise şirketin tasfiye memuru olduğu,
2.9) Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, şirketin kanuni temsilcisi olan …’in 6183 sayılı
Kanunun mükerrer 35 inci maddesi ve 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine istinaden anılan şirketin tasfiye dönemi öncesi amme borçlarının tamamından sorumluluğu bulunduğu, şirkete tasfiye memuru olarak atanan …’in anılan şirketin tasfiye dönemine ait amme borçlarından, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı sorumluluğu olmakla birlikte, tasfiye dönemine ilişkin kesilecek cezalardan şahsi mal varlığı ile sorumluluğu bulunduğu, şirketin diğer ortağı …’ın hisselerini devrettiği tarih olan 27/08/2013 tarihinden önceki dönemlere ait şirket borçlarından
6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesine istinaden hissesi oranında sorumluluğu bulunduğu
açıklamalarına yer verilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3) “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü
maddesinde; “… Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler. … ” ,
4) 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,
5) 21/07/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Usulü Hakkında Kanunun
“Kanundaki terimler” başlıklı 3 üncü maddesinde, “Amme borçlusu veya borçlu terimi:
Amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini,…ifade eder.”,
5.1) “Limited şirketlerin amme borçları” başlıklı 35 inci maddesinde, “Limited şirket
ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.”,
5.2) “Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu” başlıklı mükerrer 35 inci maddesinde, “Tüzel
kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.
Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri hakkında da uygulanır.
Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmaz.
Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.”,
6) 04/01/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Kanuni temsilcilerin ödevi”
başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında, “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.”; beşinci fıkrasında, “Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ AV. HÜSEYİN YÜRÜK’ÜN KAMU BAŞDENETÇİSİNE
ÖNERİSİ
7) Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, İdarenin başvuruya
konu işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka ve Hakkaniyete Uygunluk Yönünden Değerlendirme
8) Başvuran 1 numaralı paragrafta açıklandığı üzere, patronunun tarafının attığı imzalar ile
2011 yılında adına firma kurduğunu, şirket yönetiminin tarafına ait olmadığını, ayda 2.000 TL
maaş ve kira desteği ile çalıştığını, 2013 yılının sonunda firmanın çeklerinin yazıldığını öğrendiğini, faturalarda ve çeklerin cirolarında imzasının bulunmadığını, şu anda vergi borcunun 300.000 TL civarında olduğunu, maddi açıdan zor durumda olduğunu iddia ederek vergi borcunun iptal edilmesini talep etmektedir.
9) Kamu alacaklarının takip ve tahsili 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında
Kanunda düzenlenmiş olup, bu kapsamda alacağın tahsiline ve korunmasına yönelik güvenceler oluşturulmuştur. Kanunun 35 inci maddesinde, limited şirket ortaklarının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları hüküm altına alınmıştır.
10) Limited şirket ortakları, taahhüt ettikleri sermaye ile şirketin mal varlığına doğrudan katkı
sağlamaktadır. Bunların ayrıca şirketin bütün işlemleri ve hesapları hakkında bilgi alma ve inceleme, ana sözleşmede değişiklik yapma, kardan pay alma ve yönetime katılma hakları vardır. Ortaklar ayrıca şirketi yönetim ve temsile yetkili kanuni temsilcilerin özellikle kanunlara, ana sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetiminden sorumludur ve kanuni temsilciyi değiştirebilecek ya da görevden alabilecek genel kurul kararında da oy hakkına sahiptir. Şirket yönetimine ilişkin bu hak ve yetkiler, ortaklara şirket faaliyetleri üzerinde denetim ve gözetim imkanı sağlamaktadır. Bu itibarla limitet şirket ortaklarının şirket mal varlığı ve yönetimi üzerinde sahip olduğu hak ve yetkileri göz önünde bulunduran kanun koyucunun amme alacakları yönünden ortakların kusursuz sorumluluğuna gidilebileceğini öngörmesinde anayasal bir engel bulunmamaktadır. (Bknz. Anayasa Mahkemesinin 13/12/2017 tarihli ve E.2016/14, K.2017/170 sayılı Kararı).
11) Kamu alacaklarında kanuni temsilci ve idarecilerin sorumluluğu ise 6183 sayılı Kanunun
mükerrer 35 inci maddesinde hüküm altına alınmış olup; düzenleme ile tüzel kişilerin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin borçlusu olduğu tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının, kanuni temsilcilerin ve idare edenlerin şahsi mal varlıklarından tahsil edileceği öngörülmüştür. Diğer taraftan, kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde de aynı içerikte hükümler yer almaktadır. Kanuni temsilcilerin tespiti ise, ticaret sicili kayıtlarına ve ilanın yapıldığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine bakılarak tayin olunacaktır.
12) Somut olayda, … Plastik ve Gıda Sanayi Ticaret Limited Şirketinin iki ortaklı olarak
kurulduğu, ortaklardan …’in anılan şirketin kurucu ortağı olduğu ve ilk üç yıl için şirketi temsil ve ilama yetkili kılındığı, şirketin diğer ortağının … olduğu hususlarının 14/12/2011 tarihli ve
… sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde tescil ve ilan edildiği, bu tarihten sonraki Türkiye
Ticaret Sicili Gazetelerinde …’in kanuni temsilcilik vasfının değiştiğine dair ilanın bulunmadığı, ortaklardan …’ın 27/08/2013 tarihli ve … sayılı noter sözleşmesi ile hisselerini
…’e devrettiği, ardından söz konusu şirketin 19/08/2015 tarihli ve … sayılı noter onaylı ortaklar kurulu kararında, şirketin tasfiye haline girmesine, …’in şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına ve tasfiye ile ilgili olarak münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine karar verildiği, şirketin mükellefiyetinin 30/09/2018 tarihinde re’sen terk edildiği ve kuruluş tarihinden itibaren … Vergi Dairesi Müdürlüğüne verilen dilekçe, kira kontratı, sözleşme ve benzeri belgelerde ve mükellef adına düzenlenen yoklama fişlerinde …’in imzasının bulunduğu tespit edilmiştir.
13) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinde, tüzel kişilerle küçüklerin ve
kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde, bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği; yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi alacaklarının, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı; tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmayacağı; tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılacağı, limited şirket ortaklarının, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağı, tasfiye memurlarının sorumluluğunun ise, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı olacağı hükme bağlanmıştır.
14) Bu kapsamda somut olayda, şirketin kanuni temsilcisi olan …’in 6183 sayılı Kanunun
mükerrer 35 inci maddesi ve 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine istinaden anılan şirketin tasfiye dönemi öncesi amme borçlarının tamamından sorumluluğu bulunduğu, şirkete tasfiye memuru olarak atanan …’in anılan şirketin tasfiye dönemine ait amme borçlarından, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlı sorumluluğu olmakla birlikte, tasfiye dönemine ilişkin kesilecek cezalardan şahsi mal varlığı ile sorumluluğu bulunduğu, şirketin diğer ortağı …’ın hisselerini devrettiği tarih olan 27/08/2013 tarihinden önceki dönemlere ait şirket borçlarından 6183 sayılı
Kanunun 35 inci maddesine istinaden hissesi oranında sorumluluğu bulunduğu tespit edilmiştir.
15) Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın şirketin kurucu ortağı
olduğu ve ilk üç yıl için şirketi temsil ve ilama yetkili kılındığı, diğer ortağın 27/08/2013 tarihli noter sözleşmesi ile hisselerini başvurana devrettiği, ardından şirketin 2015 yılında tasfiye haline girdiği, başvuranın şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına ve tasfiye ile ilgili olarak münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine karar verildiği, şirketin 30/09/2018 tarihinde re’sen terk edildiği, başvuranın dilekçe, kira kontratı, sözleşme ve yoklama fişlerinde imzasının bulunduğu, dolayısıyla 6183 sayılı Kanun ile 213 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine istinaden amme borçlarından sorumluluğu bulunduğu anlaşıldığından, İdarenin başvuruya konu işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
16) İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; Kurumumuzun bilgi ve belge talebine süresi içinde cevap verildiği, İdarenin başvuranla ilgili işlemlerinde ‘kanunlara uygunluk’, ‘makul sürede karar verme’, ‘hesap verilebilirlik’, ‘şeffaflık’, ‘kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi’ ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin, şikâyetçiye verdiği cevapta hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği bu nedenle ‘karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi’ ilkesine uymadığı tespit edildiğinden, İdarenin bahse konu ilkelere uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
17) 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin
birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup İstanbul Vergi Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Yukarıda açıklanan gerekçe ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN REDDİNE;
Kararın BAŞVURANA ve GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi