ÖZET: Başvuran, 01/11/2012 tarihinden itibaren bağlanan yaşlılık aylığının Ağustos 2020 itibarıyla kesildiğini ve kendisine 145.391,94 TL ile 5.565,37 TL borç tahakkuk ettirildiğini belirtmiştir. İddiasına göre, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan usulsüz işlemler nedeniyle 1992 yılına ait 235 günlük çalışma süresi iptal edilmiş ve bu durum emeklilik şartlarını kaybetmesine yol açmıştır. Başvuran, SGK’nın kendisine sağladığı belgelerin imha edildiğini ve usulsüzlük tespitine dair bilgi verilmediğini ifade ederek, yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasını ve tahakkuk ettirilen borcun iptalini talep etmiştir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın yaşlılık aylığının iptaline ilişkin işlemlerinin hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Kurum, 5510 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri çerçevesinde, yersiz ödemelerin geri alınması gerektiğini ve başvuranın sahte hizmet bildirimleri nedeniyle aylık bağlama koşullarını yerine getirmediğini belirtmiştir. Yapılan denetimlerde, başvuranın sigortalı olarak gösterildiği hizmetlerin sahte olduğu tespit edilmiştir.

Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın taleplerinin hukuka aykırılık taşımadığını belirterek başvurunun reddine karar vermiştir. İlgili işlemlerin, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla yapıldığı vurgulanmıştır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2021/3237-S.21.5203

BAŞVURU NO : 2020/99398

KARAR TARİHİ : 25/02/2021

RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Başvuranın, iptal edilen yaşlılık aylığının tekrar bağlanması ve tarafına çıkarılan yersiz ödemenin iptal edilmesi talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 30/10/2020

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran özetle; yasal şartları sağlaması sonucu tarafına 01/11/2012 tarihi itibari ile yaşlılık aylığı bağlandığını, Ağustos 2020 dönemi itibari ile söz konusu yaşlılık aylığının kesildiğini, idare tarafından kendisine 145.391,94 TL ve 5.565,37 TL borç tahakkuk ettirildiğini, SGK’nın usulsüz işlemleri sebebiyle

1992 yılına ait 235 günlük çalışmasının iptal edildiğini, bu sebeple de emeklilik şartlarını

kaybettiğini ve tarafına ödenen aylıkların iade edilmesinin istenildiğini, ancak söz konusu usulsüz işlemlerin yapıldığı iddia olunan dönemlerde tekstil işi ile uğraşan isimli işverenin yanında, İstanbul ili Kadıköy Kozyatağı’nda bulunan işyerinde yaklaşık 1 yıl boyunca çalıştığını, söz konusu işletmenin hali hazırda kapalı olduğunu, 1992 yılının üzerinden

28 yıl gibi uzunca bir süre geçmiş olması sebebiyle ve kendi imkânları ile o döneme ilişkin bilgi

ve belgeleri toplamasının zor olacağını, ayrıca bahsi geçen yıllarda hangi sebeple usulsüzlük tespit edildiği ile o döneme ilişkin ne gibi evrakların elde edildiğini, Müfettiş raporunda hangi bilgi ve belgelerin mevcut olduğu bilgisinin kendisi ile paylaşılmadığını, kurum ile yapılan görüşmede o dönemlere ilişkin evrakların imha edildiğinin, yine o dönemde elektronik ortam olmaması sebebi ile herhangi bir belgeye ulaşılamayacağının da tarafına bildirildiğini, dolayısıyla, idarece soruşturma ve Müfettiş raporu bilgilerinin paylaşılmaması, diğer taraftan söz konusu döneme ilişkin evrakların imha edilmiş olmasına rağmen hangi gerekçe ve dayanak belge doğrultusunda çalışmalarının iptal edildiğinin dahi belli olmaması ile hayatın olağan akışına aykırı olarak usulsüz işlem iddiası ile yanındaki çalışmalarının 90 günlük kısmının kabul edilip, 245 günlük kısmının ise iptal edilmesinin gerekçesinin dahi izah edilememesi sebebiyle söz konusu usulsüz işlemlerin iptalini, yaşlılık aylığının tekrar ve ivedilikle bağlanmasını, adına tahakkuk ettirilen borcun kaldırılıp mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 24/11/2020 tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri

Genel Müdürlüğünden alınan cevabi yazı ve eklerinin tetkikinden özetle;

2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları Kanun hükümlerine, Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşulları 506, 2925, 1479 ve mülga 2926 sayılı

Kanun hükümlerine göre belirlenmektedir. Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim ödeyenlerin, bu sigorta kollarından aylığa hak kazanıp kazanmadıklarının tespitinde; belli bir yaşa ulaşma, belli bir süre prim ödeme, belli bir süre sigortalı olma, sigortalı işten ayrılma ve

Kurumdan yazılı istekte bulunma koşullarının yerine getirilmesi aranmakta olup, bu koşullardan herhangi birinin eksik olması halinde, sigortalıya aylık bağlanmasına imkân bulunmadığı,

2.2. 5510 sayılı Kanunun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesi; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır” hükmünü amir olduğu,

2.3. Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca düzenlenen denetim raporlarının incelenmesinde; sigortalıların aylık bağlama işlemleri sırasında dikkate alınan hizmetlerin sahte olduğunun tespit edilmesi halinde, söz konusu hizmetler için hizmet bildirimi ve hizmet birleştirmesi yapılmaması nedenleriyle, sigortalıların gerek aylığa hak kazanma koşullarının tespitinde, gerekse gelir/aylık bağlama işlemlerinde anılan hizmetlerin dikkate alınmadığı,

2.4. 27/09/2008 tarihli ve 27010 sayılı Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve

Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, sahte hizmet kazandırılmak suretiyle adı geçene ve hak sahiplerine yersiz ödenen aylıklar sigortalı hatası olarak değerlendirildiği,

2.5. Kurum kayıtlarının tetkikinden; adı geçene 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin

B bendinin g fıkrası gereğince 20 yıl sigortalılık süresi 46 yaş ve 5375 prim ödeme gün sayısı üzerinden 01/11/2012 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanıldığı, Kurumun 21/01/2020 tarihli ve sayılı Olur’u ekindeki usulsüz hizmet aktarmaları ile ilgili Kurum

Başmüfettişi tarafından düzenlenen 21/11/2019 tarih ve sayılı rapor ekinde yer alan sigortalılardan sigorta sicil ve T.C. Kimlik numaralı usulsüz geçici bordro giriş/aktarma/güncelleme işlemleri ile emekli aylığı bağlandığı, rapor gereği usulsüz olduğu tespit edilen hizmetlerin iptal edildiğinin bildirildiği, tarafına bağlanan yaşlılık aylığının iptal edildiği ve 01/11/2012-22/07/2020 dönemlerine ilişkin yersiz ödenen aylıkların 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendine göre borç çıkarıldığı,

2.6. hakkında yapılan tespit, SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca düzenlenen 21/11/2019 tarih ve sayılı soruşturma raporu Kurum Başkanlık Makamının 21/01/2020 tarihli ve sayılı Olur’u ile uygulandığı ve yapılan işlemlerin mevzuata uygun olduğu,

İfade edilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu

Denetçisine Başvurma Hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”,

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”,

5. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Geçici 81 inci maddesinde; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte; A) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır.”,

B) (İptal bend: Anayasa Mah.nin 23/02/2001 tarihli ve E. 1999/42, K. 2001/41sayılı Kararı ile.; Yeniden düzenleme: 23/05/2002 – 4759 S.K./3. md.)(*) 23/05/2002 tarihinde;…

g) Sigortalılık süresi 12 (dahil) yıldan fazla, 13 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 46 yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 14 (dahil) yıldan fazla, 15 yıl 6 aydan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını doldurmaları ve en az 5375 gün,…

Şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.”

6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”,

7. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli

27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin

Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde; “(1) Bu Yönetmeliğin uygulamasında;

a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması,

b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi,

c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği hâlde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması,

ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması,

d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması,

e) Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği hâlde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi,

f) Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması,

ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturur…”

Hükmüne amirdir.

IV. KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

8. Başvuranın iddiaları, idarelerin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; şikâyete konu edilen işlemde hukuka aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu

Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme

9. 1 numaralı paragrafta yer verildiği üzere; ; 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a)

bendi kapsamında 01/11/2012 tarihinde aylık almaya başladığı, Ağustos 2020 dönemi itibariyle aylığının kesilerek tarafına ödenen yersiz ödemelerin borç çıkarıldığı, yanındaki çalışmalarının 90 günlük kısmının kabul edilip, 245 günlük kısmının ise iptal edilmesinin gerekçesinin dahi izah edilememesi sebebiyle söz konusu usulsüz işlemlerin iptalini, yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasını ve adına tahakkuk ettirilen borcun kaldırılmasını talep etmektedir.

10. İdareden Kurumumuza gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; adı geçene

506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin B bendinin g fıkrası gereğince 20 yıl sigortalılık

süresi 46 yaş ve 5375 prim ödeme gün sayısı üzerinden 01/11/2012 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanıldığı, Kurumun 1/01/2020 tarihli ve sayılı Olur’u ekindeki usulsüz hizmet aktarmaları ile ilgili Kurum Başmüfettişi tarafından düzenlenen 21/11/2019 tarih ve 02 sayılı rapor ekinde yer alan sigortalılardan sigorta sicil ve T.C.

Kimlik numaralı usulsüz geçici bordro giriş/aktarma/güncelleme işlemleri ile emekli aylığı bağlandığı, rapor gereği usulsüz olduğu tespit edilen hizmetlerin iptal edildiğinin bildirildiği, ilgiliye bağlanan yaşlılık aylığının iptal edildiği ve 01/11/2012-22/07/2020 dönemlerine ilişkin yersiz ödenen aylıkların 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a)

bendine göre borç çıkarıldığı, SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca düzenlenen 21/11/2019 tarih ve sayılı soruşturma raporunun Kurum Başkanlık Makamının 21/01/2020 tarihli ve sayılı Olur’u ile uygulandığı belirtilmiştir.

11. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı addedilmiştir. 5510 sayılı Kanun bakımından sigortalı sayılmanın hukuki şartlarından iş ilişkisi, esas olarak hizmet akdine dayanmalıdır ve hizmet akdine tabi çalışma işverene ait işyerinde yerine getirilmelidir. Bir başka ifadeyle 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a)

bendine göre (SSK) sigortalı sayılmanın temel kuralı, iş veya çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerektiğidir. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanunda hizmet akdinin tarifine yer verilmemiş olup hizmet akdi Borçlar Kanunda tanımlanmıştır. Borçlar Kanununa göre hizmet akdi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre kişinin belirli veya belirsiz bir zamanda hizmetini kiralaması hizmet sözleşmesidir.

Anayasa Mahkemesi ise hizmet akdinin iş, ücret ve bağımlılık olmak üzere üç unsurdan oluştuğuna karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin Esas No.1963/336, Karar No.1967/29 ve

Resmi Gazete tarih/sayı: 19/10/1968/13031)

12. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin E.2016/7568, K.2017/904 numaralı ve 13/02/2017 tarihli kararında; “Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın ikinci maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.” hükmüne varılmış olup, aynı Dairenin E. 2014/3422, K.2015/2638 numaralı ve 17/02/2015 tarihli kararında da; davanın yasal dayanağını oluşturan sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğu, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceği, Kurumun suç duyurusu üzerine ceza soruşturması yapılıp yapılmadığı ve buna bağlı olarak dava açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği, 5510 sayılı

Yasanın 59 uncu maddesine göre aksi kanıtlanana kadar Kurum denetim memurlarının inceleme raporundaki tespitlerin doğru olduğu ifade edilmiştir.

13. İdareden Kurumumuza gönderilen Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 29/01/2020 tarihli ve sayılı yazısı ve “Kurum personeli tarafından yapılan Usulsüz hizmet yüklemeleri hk.” konu başlıklı Başkanlık Makamının 21/01/2020 tarihli OLUR’u ve eki 21/11/2019 tarihli ve sayılı rapor ve eklerinin incelenmesi neticesinde aşağıda yer verilen tespitlerin yapıldığı anlaşılmaktadır.

13.1. Kurum Başkanlık Makamının 16/11/2018 tarihli derkenar talimatlarını taşıyan İstanbul

Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 05/11/2018 tarihli ve sayılı yazısı ile eklerinde; “

…CİMER başvurusunda zikredilen Tekirdağ Çerkezköy Karaağaç’ta mukim Kars Arpaçay nüfusuna kayıtlı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İstanbul Kadıköy

Müdürlüğünde çalışan akrabası verdiği 15.000 TL rüşvetle sahte sigortalı günleri göstererek emekli ettirdiği; …. Kurumumuz Kadıkoy SGM personeli yine akrabası olan

Karaağaç’ta yaşayan isimli şahsı bir o kadar para karşılığı sahte işlemlerle emekli ettirdiği; isimli SGK Memurunun öz dayısı olan İstanbul Üsküdar’da yaşayan . ile yine hemşerisi olup aynı yerde ikamet eden aynı şekilde emekli ettirdiği; SGK

Unkapanı ve Kurtköy Müdürlüklerinde kendisi gibi yasa dışı hareket eden bir grup memurla işleri organize olarak gerçekleştirmek suretiyle milyonlarca liralık Kamu zararına sebebiyet verdiği, özellikle verilerin dijital ortama aktarılmasından önce emeklilik hakkı kazanmadan vefat eden ve mümkünse herhangi bir yasal varisi olmayan kişilerin günlerini, rüşvet veren kişilere aktarıp onları haksız yere emekli ettirerek devletimizi milyonlarca lira zarara uğrattığı…” belirtilmiştir.

13.2. Söz konusu Müfettiş raporuna göre şüpheli işlem listesinde yer alan sigortalılara ait tahsis ve sigortalı dosyaları ile bunların hakkındaki hizmet kütükleri ile ilgili personel hakkında yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde; 2008 yılı ile 2012 ila 2018 yıllarının tamamını kapsayan tüm dönemlerde gerçekleştirilen şüpheli kayıtların birleştirmelerinin ve filtrelemelerinin ardından; 14/06/2019 tarihine kadar gerçekleştirilen tespitlerde 89 (seksen dokuz) adet, Müfettişlikçe de 24/10/2019 tarihine kadar gerçekleştirilen ilave tespitlerde ise 27 (yirmi yedi) adet sigortalı hizmet kütüğü üzerinde daha (toplam 116 yüz on altı adet

13.6. Müfettiş Raporunun “4.5. Usulsüz İşlemleri Gerçekleştirdiği Tespit Edilen Personele

İlişkin Değerlendirmelerimiz” başlıklı bölümün alt başlığı olan 4.5.2.

bölümünde; “24/10/2019 tarihine kadar gerçekleştirilen kontrollerde her biri sigortalı bazında olmak üzere; Raporumuz içerisinde ve eklerindeki ayrıntılı dosyalarda belirtildiği gibi…

kız kardeşi olmak üzere toplam olarak 7 (yedi) (7 pasif) adet yıllara sari bicimde karmaşık usulsüz işlemler gerçekleştirdiği tespit edilen , usulsüz işlemlerin düzeltilmesi neticesinde sigortalıların Tahsis ve GSS dosyalarında yersiz ödeme olarak tahakkuk edecek borç tutarlından sigortalılarla birlikte Kuruma karşı müştereken ve müteselsilden sorumlu tutulması gerektiği ve görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu sigortalı hizmet kütükleri üzerinde sahte kayıtlar oluşturan veya başka sigortalıların gerçek hizmetlerini usulsüz olarak aktarmak suretiyle …” şeklinde tespitler yapıldığı anlaşılmaktadır.

14. 2017/44 E. ve 2017/118 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme Bakırköy 2. İş

Mahkemesinin itiraz yoluyla önüne getirdiği 5510 sayılı Kanunun Sosyal Güvenlik Kurumunca tahsil edilecek yersiz ve fazla ödemelere ilişkin 96 ncı maddesinin sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından kaynaklanan yersiz ödemelere ilişkin (a) bendinin Anayasa’nın Sosyal

Güvenlik Hakkını düzenleyen 60 ıncı maddesine aykırılığını incelemiş, ilgili maddenin düzenlemesinin kanun koyucunun takdir hakkı içerisinde kaldığını ve bu şekilde yapılan düzenlemenin Sosyal Güvenlik Hakkına engel teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, kararında aynı zamanda “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla

Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir.

15. Anayasa Mahkemesinin 2013/673 Başvuru numaralı 20/04/2016 tarihli kararında geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının faiziyle birlikte geri ödenmesi noktasında faizle geri ödemenin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuru kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük gibi kriterler esas alarak değerlendirmiş ve başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

“Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken, usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararı dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.

Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı

Kanun’un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini bilebileceği kanaatine varılmıştır.”.

16. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.

No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvuranın mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurana yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvuranın mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu ile idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvuranın mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.

17. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse;

17.1. Kanunilik

Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir Yazıcı, B.

No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı Sosyal

Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.

17.2. Meşru Amaç

Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığını sağlamaktır.

2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı

Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik

Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından

Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.

Bu anlamda başvuranın sahte sigortalılık nedeniyle prim günlerinin silinmesi ve bunun sonucunda emeklilik şartlarını taşımıyor hale gelmesi nedeniyle geriye dönük olarak ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

17.3. Ölçülülük

Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir

(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, § 43).

Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.

Başvuru konusu olaya ilişkin denetim raporunda başvuranın sahte işyerinde sahte sigortalı olarak bildirildiğinin belirlendiği, bu belirleme neticesinde başvuranın tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden prim gün sayısının eksik kaldığının görülmektedir.

Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurandan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvuranın sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.

Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda başvuranın mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı

Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi çerçevesinde faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvuranın böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.

18. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; başvurucuya 506 sayılı Kanunun

Geçici 81 inci maddesinin B bendinin g fıkrası gereğince 20 yıl sigortalılık süresi 46 yaş ve

5375 prim ödeme gün sayısı üzerinden 01/11/2012 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı

bağlanıldığı, SGK’nın usulsüz hizmet aktarmaları ile ilgili Kurum Başmüfettişi tarafından düzenlenen 21/11/2019 tarih ve sayılı raporda yer verilen açıklamalara istinaden; söz konusu raporda adı geçen sigortalılardan usulsüz geçici bordro giriş/aktarma/güncelleme işlemleri ile emekli aylığı bağlandığının tespit edildiği, söz konusu rapor gereği usulsüz olduğu tespit edilen hizmetlerin iptal edilmesi üzerine başvurucuya bağlanan yaşlılık aylığının da iptal edildiği, tüm işlemlerin sonucu olarak da başvurucudan 01/11/2012-22/07/2020 dönemlerine ilişkin olarak yersiz ödenen aylıkların 5510 sayılı

Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendine göre borç çıkarılarak talep edildiği anlaşılmıştır. Bu sebeple idare tarafından başvurucun yaşlılık aylığının iptal edilmesi işleminde ve 235 gün hizmetinin silinmesi sebebiyle tarafına tahakkuk ettirilen borç işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme

19. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği

Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

20. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup İstanbul İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçeler ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN REDDİNE;

Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi