ÖZET: Başvuran, babasının vefatı sonrası Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) aldığı ölüm aylığının, kendi çalışması nedeniyle kesildiğini ve bu durum sonucunda 166.131,83 TL’lik bir borç kaydının oluşturulduğunu iddia ederek, bu borcun iptalini talep etmiştir. Başvurunun incelenmesi sonucunda, SGK’nın başvurana 2016 yılından itibaren ölüm aylığı bağladığı, ancak başvuranın 2009’dan itibaren başka bir sigorta statüsünde çalıştığı tespit edilmiştir. Bu durum, 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi gereğince, hatalı ödemelerin geri alınmasını gerektirmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını ve SGK’nın açıklamalarını değerlendirerek, başvurunun reddine karar vermiştir. Başvuranın, babasından dolayı ölüm aylığına hak kazanabilmesi için gerekli şartları taşımadığı ve dolayısıyla SGK’nın yaptığı işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacı taşıdığı ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu belirtilmiştir.

Sonuç olarak, başvuranın talebi reddedilmiş ve SGK’nın hatalı ödemeleri geri alma işleminin hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir. Başvuranın, bu karara karşı yargı yoluna başvurma hakkı saklıdır.

T.C. TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

(OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2024/5768-S.24.9067

BAŞVURU NO : 2023/20650

KARAR TARİHİ : 28.05.2024

RET KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

BAŞVURUNUN KONUSU : Yersiz ödeme kapsamında oluşturulan borç kaydının geri alınması talebi hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 21.12.2023

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; babası . .’nin vefatı üzerine

Sosyal Güvenlik Kurumu’na babasından dolayı ölüm aylığı almak amacıyla başvuruda bulunduğunu ve tarafına aylık bağlandığını, ancak babasından dolayı bağlanan aylığın halihazırda çalıştığı gerekçesiyle kesildiğini, geriye dönük ödenen ölüm aylıklarının ise yersiz ödeme kapsamında değerlendirilerek tarafına 166.131,83 TL borç kaydı oluşturulduğunu, söz konusu hatanın kendisinden kaynaklanmadığını ifade ederek, borç kaydının silinmesini talep etmektedir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 29/12/2023 tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben Sosyal

Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen

11/03/2024 tarihli ve sayılı yazı ve eklerinde özetle:

2.1. Başvuranın, eşinin 24.06.2016 tarihinde vefat etmesi üzerine 15.08.1981 tarihinde vefat etmiş olan babasından dolayı ölüm aylığı talebinde bulunduğu ve tarafına 01.07.2016 tarihinden itibaren 4/1-(a)

statüsünde ölüm aylığı bağlandığı, 2.2. 506 Sosyal Sigortalar Kanununun “Eş ve çocuklara aylık bağlanması” başlıklı 68 inci maddesi; “Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.

I- Ölen sigortalının 67 inci madde gereğince tespit edilecek aylığının:

C) Çocuklardan:

a) 18 yaşını. ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malül bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan (……) çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine % 25’i

….

Oranında aylık bağlanır.” Hükmünü amir olduğu, 2.3. Başvurana babasından dolayı bağlanan ölüm aylığının Kasım/2023 dönemine kadar ödendiği, Kasım/2023 dönemi içerisinde başvuranın vergi mükellefliği nedeniyle 03.06.2009 tarihinden itibaren kesintisiz olarak 4/1-(b) statüsünde sigortalı olduğunun tespit edildiği, 2.4. Bu tespit üzerine 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince (Kurum hatası kapsamında) başvurana tespit tarihinden önceki 5 yıl içinde gerçekleştirilmiş olan ödemeler toplamının borç olarak tahakkuk ettirildiği, Açıklamalarına yer verilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.

4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.

5. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun; 5.1. 34 üncü maddesinde; “Ölen sigortalının 33 üncü madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının; a) Dul eşine % 50’si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde

% 75’i, b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25

yaşını doldurmayanların veya,

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu

anlaşılanların veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan

kızlarının, her birine % 25’i, …

oranında aylık bağlanır.”, 5.2. “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.

Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.

Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 5.3. “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında; “17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.”

5.4. Başvuranın babasının vefat ettiği tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun

“Eş ve çocuklara aylık bağlanması” başlıklı mülga 68 inci maddesinde; “Ölen sigortalının aylık bağlanmasına hak kazanan kimselerine aşağıdaki hükümlere göre aylık bağlanır.

I- Ölen sigortalının 67 nci madde gereğince tespit edilecek aylığının;

…

C) Çocuklardan:

a) 18 yaşını, ortaöğrenim yapması halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak durumda malul bulunan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan (…) çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal

Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocukların her birine %25’i, b) (a) fıkrasında belirtilen ve sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle ana ve babaları arasında evlilik bağlantısı bulunmayan yahut sigortalı babanın ölümü tarihinde evlilik bağlantısı bulunmakla beraber anaları sonradan evlenenlerin her birine %50’si, Oranında aylık bağlanır.”, hükmü yer almaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ

6. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ilgili idare tarafından yürütülen işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 7. Başvuranın, eşinin 24.06.2016 tarihinde vefat etmesi üzerine 15.08.1981 tarihinde vefat eden babasından dolayı tarafına ölüm aylığı bağlanması talebinde bulunduğu, SGK tarafından 1.07.2016 tarihi itibari ile 4/1a kapsamında ölüm aylığı bağlandığı ve Kasım 2023 tarihine kadar da ödenmeye devam ettiği, ancak başvuranın 3.06.2009 tarihinden itibaren kesintisiz bir şekilde 4/1-b statüsünden sigortalı olduğunun tespit edildiği, bunun üzerine SGK tarafından 5510 sayılı kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince tespit tarihinden itibaren beş yıl geriye dönük olmak üzere başvurana borç tahakkuk ettirildiği, başvuranın kendisinden kaynaklanmayan hatadan dolayı tarafına yansıtılan borç borca itiraz ettiği, ancak itirazının SGK tarafından reddedildiği, bunun üzerine başvuranın borcun iptali talebiyle Kurumumuza başvuruda bulunduğu görülmüştür.

8. Bu çerçevede uyuşmazlığın; başvuranın babasından dolayı ölüm aylığı bağlanıp bağlanamayacağı noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

9. Başvuranın babasının vefat ettiği tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Kanunun 68 inci maddesinde ölen sigortalıların evli olmayan ya da evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanacağı düzenlenmiştir.

10. Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte 506 sayılı Kanunun eş ve çocuklara aylık bağlanmasına ilişkin 68 inci maddesi mülga hale gelirken, vefat eden sigortalılardan dolayı hak sahiplerine hangi şartlarda ve ne şekilde aylık bağlanacağı bu kez 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde yeniden belirlenmiştir. Anılan maddeye göre, ölen sigortalıların kız çocuklarından evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalanlara Kanun kapsamında çalışmamak veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olmak şartıyla aylık bağlanmaktadır.

11. Öte yandan, kanunların zaman bakımından uygulanmasında, her kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması esastır. Bu doğrultuda, kanunun yürürlük tarihinden önceki olaylara uygulanması için özel bir kanun hükmünün varlığı gerekli olduğu gibi, yürürlükten kaldırılan kanunun ileriye etkili olarak uygulanmaya devam edilebilmesi için de yine özel bir kanun hükmünün varlığı zorunludur. Nitekim 5510 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanun koyucu, mezkûr

Kanun’un yürürlüğünden önceki sosyal güvenlik kanunları uygulanmak suretiyle hak sahiplerine bağlanılan veya hak kazanılan gelir veya aylıkların, durum değişikliği sebebine bağlı olarak kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, Kanun’un yürürlük tarihinden önceki hükümlerin esas alınması gerektiğini benimsemiştir. Bu tür istisnai hükümler dışında, ölüm sigortasından aylık tahsislerinde genel kural olarak hakkı doğuran olay tarihinde yürürlükte olan mevzuatın uygulanması gerekmektedir (Kamu Denetçiliği

Kurumunun 08/04/2020 tarihli ve 2020/3443, 13/05/2020 tarihli ve 2020/3174 Başvuru No.lu kararları).

Kız çocukları, ölüm aylığı bağlanmasında baba yönünden hak sahipliği sıfatını kanunda aranan tüm şartların tamamlanmasıyla kazanmaktadır. Başka bir anlatımla şartlardan herhangi biri tamamlanmamış ise baba yönünden hak sahipliği sıfatı söz konusu olmamaktadır. Bu durumda kız çocukları, sigortalının ölümü, boşanma, Sosyal Sigorta ya da Emekli Sandıklarından gelir veya aylık almaksızın çalışma hayatından çıkma şartlarının bir arada bulunması suretiyle ve hangisi daha sonra gerçekleşmiş ise o tarih itibarıyla ölüm aylığı açısından hak sahibi olmaktadır.

12. Somut olayda başvuranın evli olması nedeniyle babasının vefat ettiği tarih itibarıyla 506 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olmadığı, dolayısıyla tarafına bağlanmış ya da hak kazanılmış bir aylık bulunmadığı anlaşıldığından, başvuran hakkında 5510 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin uygulanmasına ve 506 sayılı Kanuna göre değerlendirme yapılmasına imkân bulunmamaktadır. Buna göre,

5510 sayılı Kanunun yürürlüğü sonrasında 2016 yılında eşinin vefatı nedeniyle başvuranın hak sahipliği

yönünden ortaya çıkan değişikliklerin artık 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

13. 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine göre yapılan değerlendirmede, başvuranın 24.06.2016 tarihi itibariyle bekar olma şartını taşımakla birlikte bu kez 03.06.2009 tarihinden itibaren 4/1-b kapsamında olması nedeniyle anılan maddede aranan kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olmak şartını taşımadığı, dolayısıyla 5510 sayılı Kanuna göre de babasından dolayı aylık bağlanabilecek hak sahibi statüsünde olmadığı anlaşılmıştır.

14. Bununla birlikte 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sigortalılara yapılan yersiz ödemelerin kurumun hatasından kaynaklanması halinde hatalı işlemin tespit tarihi öncesinde en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının, borcun tebliğinden itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz olarak ilgililerin Kurumdan alacaklarından mahsup edileceği düzenlenmiştir.

15. Bu durumda, 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesi gereği kesilmesi gerektiği halde başvurana ödenen, bu nedenle yersiz ödeme niteliği taşıdığı anlaşılan emekli aylıklarının 96 ncı madde çerçevesinde geri alınması gerektiği açıktır.

16. Başvuran, yukarıda açıklanan mevzuatta öngörülen düzenlemenin ötesinde, hali hazırda çalıştığı gerekçesiyle babasından dolayı bağlanan aylığın bir idari işlem niteliğinde olduğunu ve adına sehven aylık bağlanmasına yönelik hatanın kendisinden kaynaklanmadığından bahisle söz konusu borcun adına tahakkuk ettirilmesi işleminin hakkaniyete uygun olmadığını ifade etmektedir.

17. Kurumumuza daha önce yapılan benzer başvuru hakkında verilen 2020/101389 başvuru numaralı ve 27/04/2021 tarihli Ret Kararında şu değerlendirmelere yer verildiği görülmektedir. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı

kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (AYM, Hüseyin Remzi Polge, B. No:

2013/2166, 25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent

Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan ölüm aylıklarının geri alınmasına karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir.

Başvuranın babasından dolayı bağlanan ölüm aylıklarının hesaplanarak 01/07/2016 ile 19/12/2023 tarihleri arasında ödenen ancak 5510 sayılı Kanunun 96/b maddesi hükmü gereği Kurum hatasından kaynaklanan ödemenin geriye dönük 5 yılının borç kaydedildiği ve 166.131,83 TL’nin borç çıkarıldığı göz önüne alındığında başvuranın mülkiyet hakkı çerçevesinde bir menfaatine müdahalede bulunulduğunun kabulü gerekir.

18. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın talepleri değerlendirildiğinde; Kanunilik; 19. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka

dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme

yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM, Bekir Yazıcı, B. No:

2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).

20. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (AYM, Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

21. Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çıkarılan borç kaydının yasal dayanaklarının, ölüm aylığının ödenmemesi yönünden 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde, yersiz ödenmiş tutarın geri alınması yönünden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesi olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemelerin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının hukuki sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç 22. Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması gerekmektedir.

23. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavram olmakla beraber devlet organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir (AYM, Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36; İsmail Hakkı Bulunmaz, B. No: 2014/2960, 4/10/2017, §§ 64).

24. Anayasa’nın 49. maddesine göre devlet, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Anayasa’nın 60. Maddesi gereği devletin sosyal güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve teşkilatı kurma yükümlülüğü mevcuttur.

Anayasa’nın 65. maddesinde ise devletin, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği ifade edilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde, mali kaynakların yeterliliğinin “Devletin kaynaklarını zorlamadan tabii bir sınır” olduğu vurgulanmaktadır. Gerekçede, bu kaynakların zorlanması durumunda ekonomik istikrarın bozulacağı, bunun da en fazla bu haklardan yararlananlara zarar vereceği ifade edilmektedir. Anayasa koyucu, Anayasa’daki sosyal ve ekonomik hakların kişilere bir “talep hakkı” vermekten ziyade, devlete mali gücüyle sınırlı bir “ödev” yüklediğini belirtmiştir. Nitekim 65. maddenin gerekçesine göre madde, hiç kimseye devletten sosyal ve ekonomik hakları gerçekleştirmesini isteme hakkı vermediğini, bu hakların devlete yüklenen ödevlerden ibaret olduğunu belirlemektedir (İsmail Hakkı

Bulunmaz, §§ 65-66).

25. Yine, idarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığını sağlamaktır.

26. Anayasa Mahkemesinin 10/02/2016 tarihli ve E: 2015/97, K: 2016/10 sayılı kararı ile 16/06/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96’ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin Anayasaya aykırılığı iddiası hakkında yapılan incelemede; “Kural, var olmayan bir sosyal güvenlik hakkının gerçekleştiği zannıyla Kurum’un hatalı işlemiyle ilgililere yaptığı ve malvarlıklarında sebepsiz zenginleşmeye yol açan yersiz ödemelerin iadesine ilişkindir. Bu nedenle kişinin malvarlığında ekonomik bir değer taşımakla birlikte geçerliliği bulunmayan bir sosyal güvenlik hakkından kaynaklanan yersiz ödemenin iadesi talebini düzenleyen kuralın mülkiyet hakkı ve sosyal güvenlik hakkıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.” İfadesine yer verilerek iptal talebinin reddine karar verilmişken, 2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a)

bendinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.

27. Bu çerçevede, 24.06.2016 tarihinde vefat eden eşinden dolayı ölüm aylığı alan ve aynı zamanda bağkur kaydı devam eden başvurana yersiz ödendiği anlaşılan aylıkların geri alınması işlemlerinin amacının sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu durumda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Ölçülülük 28. Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

29. Bu noktada, ihlal teşkil ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması gerektiği, mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük

yüklememesi gerekmektedir (AYM, Korkut Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-49).

30. Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, § 73).

Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.

31. Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen ölüm aylıkları anapara tutarının

5510 sayılı Kanunun 96/b maddesi gereği başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku

bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.

32. Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Benzer nitelikteki başvurular üzerine

Kurumumuzca daha önce verilen kararlarda yukarıda yer verilen ilkeler çerçevesinde her başvuru özelinde somut olayın özellikleri göz önüne alınarak ölçülülük değerlendirmesine gidilmiştir (Bkz. 9/2/2017 tarihli 2016/669 no’lu Kısmi Tavsiye Kısmi Ret Kararı; 3/3/2020 tarihli 2019/15090 no’lu Ret Kararı; 20/11/2020 tarihli ve 2020/57195 no’lu Tavsiye Kararı).

33. Somut olayda her ne kadar idare tarafından bağ-kur kaydı devam eden başvurana 24.06.2016 tarihinden itibaren sehven aylık bağlama işlemi gerçekleştirilmiş olsa da bağlanan aylığın Kasım 2023 dönemine kadar ödendiği, hatanın fark edilmesiyle birlikte borç çıkarma işleminin gerçekleştiği ve Kurum tarafından hatalı işlemde bulunulduğu kabulüyle başvurana 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca hem faizsiz borç çıkarıldığı hem de 7 yıldan fazla süre ile ödenen aylığın son 5 yılı için borç tahakkuku oluşturulduğu görülmüştür. Bununla birlikte bağ-kur kaydı devam eden başvurana babasından dolayı sehven bağlanan ölüm aylıklarının eşinden dolayı bağlanan ölüm aylıklarından mahsup edilmesi işlemlerinde başvuran aleyhine katlanılamaz bir külfet oluşturmadığı da değerlendirilmiştir.

34. Bu çerçevede, başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenen ölüm aylıklarının 5510 sayılı

Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendi çerçevesinde faizsiz olarak iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.

35. Kurumumuzca yapılan değerlendirmeler neticesinde; babasının vefat ettiği tarih itibarıyla evli olması nedeniyle 506 sayılı Kanun kapsamında, eşinin vefat ettiği tarih itibarıyla da 4/1-b kapsamında olması nedeniyle 5510 sayılı Kanun kapsamında hak sahipliği şartlarının tamamını taşımadığı anlaşılan başvuranın, tarafına babasından dolayı sehven bağlanan ölüm aylığının 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı

maddesinin (b) bendi uyarınca borç çıkarılmasına yönelik Sosyal Güvenlik Kurumu işleminde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilememiştir.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 36. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu

Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı

6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde

gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

37. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Antalya İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi