|
ÖZET: Başvuran, Pendik Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından kendisine yersiz ödeme kapsamında 75.126,74 TL borç çıkarıldığını ve bu borcun icra takibiyle 87.219,98 TL’ye ulaştığını belirtmiştir. Başvurusunda, memur hatası nedeniyle oluşan bu borcun iptal edilmesini talep etmekte ve mevcut durumun sosyal devlet ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın emekli aylığının 1997-1999 yılları arasında başka bir sigortalıya ait prim günleri nedeniyle kesildiğini ve bu nedenle borç kaydı oluşturulduğunu açıklamıştır.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın iddialarını ve ilgili mevzuatı değerlendirerek, yersiz ödemeye dayanan borç tahakkukunun iptal edilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir. Başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve borç kaydının oluşturulması, mülkiyet hakkına müdahale olarak değerlendirilmiş ve bu durumun başvuran üzerinde aşırı bir yük oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hatalı işlemlerinin sonuçlarının daha kısa sürelerde gözden geçirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın borç tahakkukunun iptal edilerek icra takibinin sonlandırılması ve benzer durumdaki hak sahiplerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını tavsiye etmiştir. Bu karar, ilgili idareler tarafından 30 gün içinde uygulanmak üzere tebliğ edilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/7118-S.20.11295
BAŞVURU NO : 2019/20057
KARAR TARİHİ : 11/05/2020
TAVSİYE KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Yersiz ödeme kapsamında tarafına yansıtılan borcun iptali talebi hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 18/11/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza tarihinde e-başvuru yoluyla yapılan başvuruda başvuran, Pendik Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından kendisine 18/03/2019 tarihli ve sayılı yazıyla 1997, 1998, 1999 yılların ait başka bir ait 232 günlük prim gününün memur hatası sebebiyle adına işlendiğinin bildirildiğini, söz konusu hatalı işlemin gerekçe gösterilerek maaşından kesinti yapıldığını ve yersiz ödeme kapsamında tarafına 75.126,74 TL’lik borç çıkarıldığını, halihazırda Bakırköy 9. İcra Müdürlüğü kanalıyla 87.219,98 TL’lik icra takibi başlatıldığını, hiçbir geliri olmadığını ve eksik günlerini dışardan tamamlamaya çalıştığını, memur hatasının kendisine yansıtılamayacağını, kronik rahatsızlıkları ve yaşının ilerlemesi nedeniyle çalışma imkanın bulunmadığını, tek geçim kaynağının emekli aylığı olduğunu, söz konusu hatanın kendine yansıtılmasının ne dürüstlük ve iyi niyet kurallarıyla ne de sosyal devlet ilkesiyle bağdaştığını ifade ederek, mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. 31/12/2019 tarihli ve sayılı bilgi belge isteme yazımıza gönderilen, Sosyal
Güvenlik Kurumunun 25/01/2020 tarihli ve sayılı cevabi yazısında özetle; 2.1. Sigortalıya 28/02/2014 tarihli tahsis talebine istinaden, 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin (C) bendinin (bd) alt bendi kapsamında 01/03/2014 tarihinden itibaren 3656 prim ödeme gün sayısı üzerinden emekli aylığı bağlandığı, 2.2. Bolu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden temin edilen 27/08/1997 tarihli işe giriş bildirgesiyle 1997 ila 1999 yılları arasındaki 232 günün, aynı isimli başka bir sigortalıya ait olmasından dolayı aylığa hak kazanma koşulunu kaybettiği ve aylığının kesilerek, 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre borç kaydı oluşturulduğu, 2.3. Başvuranın eksik hizmet sürelerinin Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin Geçici 35 inci maddesi kapsamında da tamamlanamayacağı tespit edildiğinden aylığının kesildiği, 2.4. Ancak sigortalının 176 gün eksik süresini isteğe bağlı sigorta primi ödeyerek tamamladığı, 30/10/2019 tarihinde yeniden tahsis talebinde bulunduğu ve 01/11/2019 tarihinden itibaren tarafına tekrar yaşlılık aylığı bağlandığı ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 3.1. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13’üncü maddesi; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü, 3.2. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35’inci maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmünü, 3.3. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74’üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.” hükmünü, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun
Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikayet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, hükmünü, 5. 16/06/2006 tarihli ve 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun; “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesi; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu
Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonunda, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmünü, 6. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin Geçici 35 inci maddesi; “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kanuna veya ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre aylık bağlanmış olanlardan, tahsis talep veya ölüm tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların eksik hizmet süreleri; a) Kanuna veya 3201 sayılı Kanuna göre borçlanılacak süresi olanlar, borçlanma talep tarihinde Kanunun 82 nci maddesine göre tespit edilecek prime esas günlük kazanç alt sınırı üzerinden eksik hizmet süresi kadar borçlandırılmak, b) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında borçlanılacak süresi olmayanlar ile borçlanılacak süreleriyle eksik hizmet süresini tamamlamayanlardan; tahsis talep tarihi ile yersiz ödemenin tespit edildiği tarih arasında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalılığı bulunanların eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar hizmet verilmek, c) Birinci fıkranın (a) ve (b) bendi kapsamında süresi olmayanlardan; isteğe bağlı, 2925 sayılı
Kanuna tabi, Kanunun ek 5 inci maddesi ile ek 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki sigortalılıkları tahsis talep tarihi itibariyle aylığa hak kazanmaları nedeniyle sona erenlere, eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar belirtilen kapsamdaki sigortalılıkları devam ettirilmek, suretiyle tamamlatılır.
(2) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında olanlar için yeni bir aylık hesabı yapılmaz ve aylık başlangıç tarihi değiştirilmez. (b) ve (c) bentleri kapsamında olanlar için ise aylık bağlanmış olan sigortalılık haline göre eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarih itibariyle yeniden aylık hesaplanır ve yapılacak hesaplamada; devam eden sigortalılık süreleri gün ve kazanç olarak, borçlanılacak süreler sadece prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilir.
(3) Birinci fıkranın (a), (b) veya (c) bentleri kapsamında tahakkuk edecek borç tutarları ile bu madde kapsamında olanlara son aylık ödenen tarihten eksik hizmet süresi kadar geriye gidilerek tespit edilecek sürede yapılmış olan yersiz ödemeler Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında aylıklarından kesilmek suretiyle tahsil edilir. Ancak bu maddenin yürürlük tarihinden önce aylıkları kesilerek Kanunun 96 ncı maddesi hükümlerine göre yersiz ödenen tutarların tamamı tahsil edilmiş olanlar ile tahsil süreci devam edenlerin ödemiş oldukları tutarlar bu madde kapsamında hesaplanan yersiz ödeme tutarından fazla ise iade ve mahsup edilmez.” hükmünü, 7. Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğinin 6 ncı maddesi; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemeler Kurumun hatalı işlemlerini oluşturur.
(2) Birinci fıkrada sayılan sebeplerin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yıllık süre içinde yapılan ödemeler, borcun ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde ödendiği takdirde faizsiz; yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemeler, bu sürenin dolduğu tarihten itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte tahsil edilir.
(3) (Ek fıkra: 23.06.2017 – 30105 s. R.G. Yön./2. md.) Birinci fıkrada sayılan sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin, borcun ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde borç miktarının def’aten ödenmemesi veya borç taksitlendirilmiş ise taksitlerin ödeme planına uygun ve vadesinde düzenli olarak ödenmemesi halinde ikinci fıkrada belirlenen süre beklenilmeksizin alacağın tahsili için alacak takip dosyası hukuk birimine intikal ettirilir.” hükmünü amirdir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
8. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvuranın iddiaları, İdarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan Tavsiye Karar Önerisi Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 9. Başvurana, 28/02/2014 tarihli tahsis talebine istinaden, 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin (C) bendinin (bd) alt bendi kapsamında 01/03/2014 tarihinden itibaren 3656 prim ödeme gün sayısı üzerinden emekli aylığı bağlandığı, ancak 1997 ila 1999 yılları arasındaki
232 günü aynı isimli başka bir sigortalıya ait olduğundan bu prim günlerinin silinmesiyle
birlikte prim gün sayısı şartını sağlamadığı gerekçesiyle aylığa hak kazanma koşulunu kaybettiği ve aylığının kesildiği, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendine göre 75.126,47 TL borç kaydı oluşturulduğu, başvuranın söz konusu aylık kesilmesi işlemine ve borç kaydı oluşturulmasına itiraz ettiği, buna karşın SGK tarafından itirazın reddedildiği, ayrıca Bakırköy 9. İcra Müdürlüğü kanalıyla 87.219,98 TL’lik icra takibi başlatıldığı, bunun üzerine başvuranın Kurumumuza emekli aylığının bağlanması ve SGK tarafından başlatılan icra takibinin sonlandırılması talebiyle başvuruda bulunduğu görülmektedir.
10. Başvuruya ilişkin yapılan incelemede; başvuran ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasındaki ihtilafın, başvuranın 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendi kapsamında tarafına yansıtılan borcun iptali noktasında toplandığı görülmektedir.
11. Başvurana, 01/03/2014 tarihinden itibaren 3656 prim ödeme gün sayısı üzerinden emekli aylığı bağlandığı, Bolu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünden temin edilen 27/08/1997 tarihli işe giriş bildirgesiyle 1997 ila 1999 yılları arasındaki 232 prim gününün, aynı isimli başka bir sigortalıya ait olmasından dolayı aylığa hak kazanma koşulunu kaybettiği ancak sigortalının
176 gün eksik süresini isteğe bağlı sigorta primi ödeyerek tamamladığı, 30/10/2019 tarihinde
yeniden tahsis talebinde bulunduğu ve 01/11/2019 tarihinden itibaren tarafına tekrar yaşlılık aylığı bağlandığı, dolayısıyla emekli aylığının tekrar bağlanmasına ilişkin talebin bu noktada ihtilaf dışı kaldığı, gelinen aşamada başvurana 5 yıl boyunca aldığı emekli aylıkları için oluşturulan borç kaydına ilişkin değerlendirme yapılacaktır.
12. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” şeklindedir.
13. Anayasa mahkemesi tarafından emsal durumlarda yaşanan mağduriyetlere ilişkin somut olay değerlendirmelerinde öncellikle sosyal güvenlik hakkından faydalanmak suretiyle edinilen malların mülk teşkil edip etmediği hususu tartışılmaktadır. Bu kapsamda Yüksek Mahkeme tarafından, sosyal güvenlik hakkı kapsamındaki aylıkların başvurucuya ödenmesiyle başvurucunun mevcut malvarlığı haline geldiği, bu nedenle bunların ilgili mevzuatta öngörülüp öngörülmediğinin tartışılmasına dahi girilmeksizin Anayasa’nın 35. maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü yoluna gidilmiştir. (bkz. Uğur Ziyaretli, B. No:2014/5724, 15/2/2017, § 44)
14. Diğer yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No’lu Protokol’ün ilk maddesinde; her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, bir kimsenin ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği ancak bu hükmün devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyeceği düzenlenmektedir.
15. Anayasa’nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkı, sosyal güvenlik ödemesi alma hakkını içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/06/2015, § 36; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No: 55707/00, 18/2/2009, § 77).
16. Bu bilgiler ışığında, somut olayda başvurana 28/02/2014 tarihli tahsis talebine istinaden,
506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin (C) bendinin (bd) alt bendi kapsamında
01/03/2014 tarihinden 18/03/2019 tarihine kadar sosyal güvenlik hakkı kapsamında ödenen aylıkların borç kaydı oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, yaşlılık aylığının başvurana ödenmesiyle başvuranın mevcut mal varlığı haline geldiği ve Anayasa’nın 35’inci maddesi bağlamında mülk olduklarının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, başvurana ödenmiş yaşlılık aylıklarının borç çıkarılmasının mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.
17. Öte yandan, Anayasa’nın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir.
Ayrıca, Anayasa’nın 13 üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahale, kanuna dayanmak, kamu yararı amacı taşımak ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilmek şartıyla sınırlanabilmektedir.
18. Somut olayda, yaşlılık aylığı tahsisi için talepte bulunulduğu tarih itibarıyla gerekli olan prim ödeme gün sayısı şartı başvurucu tarafından sağlanmadığı gerekçesiyle 5510 sayılı
Kanun’un 96. maddesi uyarınca yapılan ödemelerin iadesinin gerektiği belirtilmiş, bu çerçevede başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin 5510 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirildiği, dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
19. 5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin (a) ve (b) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için itiraz yoluna başvurulmuş; Anayasa Mahkemesi anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı sonucuna ulaşmıştır. İlgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurumun gider kaybının önlenmesi, Kurumun aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunması ve böylece Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amaçlanmış; bu anlamda anılan kuralların kamu yararı amacı taşıdığı belirtilmiştir. Bu çerçevede, başvuruya konu olayda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin meşru amaç şartını da taşıdığı değerlendirilmektedir.
20. Anayasa Mahkemesi kararlarında, mülkiyet hakkının sınırları ve güvenceleri açısından
Anayasa’nın mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35 inci maddesinin, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını düzenleyen 13 üncü maddesiyle birlikte ele alınması gerektiği; 35 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan sınırlama ve güvence ölçütlerinin 13 üncü madde ışığında yorumlanması gerektiği ifade edilmekte olup bu kapsamda bireyin hakkıyla kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeye vurgu yapılmaktadır (AYM, E:1999/33, K:1999/51,
T:29/12/1999).
21. Ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliği ifade edilmektedir. (AYM,
E:2011/111, K:2012/56, T:11/4/2012; E:2012/102, K:14.2012/207, T:27/12/2012;
E:2012/149, K:2013/63, T:22/5/2013; E:2014/176, K:2015/53, T:27/5/2015; E:2015/43,
K:2016/37, T:5/5/2016; E:2016/13, K:142016/127, T:22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
22. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü hakkında ise, kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların ne derece katkısının olduğuna bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının göz önünde bulundurulması gerektiği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/18979, 22/2/2018, § 50; Uğur
Ziyaretli, § 65).
23. Ayrıca ihlal teşkil ettiği iddia edilen müdahalenin temelini oluşturan kamu yararı karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması, kanuni bir dayanağı olup meşru amaçlara dayansa dahi müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının değerlendirme konusu yapılması, mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerektiği ifade edilmektedir (Korkut
Bahadır, B. No: 2014/4025, 11/12/2014, § 43; Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 09/03/2016, § 48-50,66).
24. Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan birinin de kamu makamlarının tutum ve davranışları olduğu, bu bağlamda idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği; idarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği belirtilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, §51,52; Tevfik Baltacı, § 48,70,71).
25. Ayrıca sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumda kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durumun sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği değerlendirilmektedir (Fatma Ülker Akkaya, § 53; Tevfik Baltacı, § 74).
26. Buna göre, hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi, emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanması gerektiği ifade edilmektedir (Tevfik Baltacı, § 76, Fatma Ülker
Akkaya, § 58).
27. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde başvuruya konu olayda; yersiz ödenen aylıkların
5510 sayılı Kanun’un 96’ncı maddesinin (b) bendi uyarınca borç çıkarılması işlemiyle mülkiyet
hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı, bir başka ifadeyle kamu yararı ile bireysel yarar arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
28. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71).
29. Anayasa Mahkemesi benzer bir konu ile ilgili şikâyetleri daha önce incelemiş ve uygulanacak ilkeleri Ümmü Çakır kararında ortaya koymuştur. Yüksek Mahkeme anılan kararında; sigortalıya atfedilecek bir kusurun bulunmaması, bütünüyle idarenin gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilen bir idari işlemden makul görülemeyecek kadar uzun bir süre sonra dönülmesi, hatanın yalnızca prim günlerinin hesaplanmasından kaynaklanması, eksik kalan gün sayısının oldukça az olması, sigortalının yaşı itibarıyla yeni bir sigortalılık talebinde bulunma imkânının kısıtlı olması ve bağlanan aylığın oldukça mütevazı olup sigortalının başkaca bir gelirinin tespit edilememesi hâllerinde yaşlılık aylığının kesilmesi ve ödenen aylıkların geri istenmesinin sigortalıya önemli bir külfet yüklediği saptamasında bulunmuştur.
Anayasa Mahkemesi bu saptamadan hareketle müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin kişiler aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşmış ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir (Ümmü Çakır, §§ 58, 59).
30. Buradan hareketle, somut olayda öncelikle başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. 1953 doğumlu olup yaşlılık aylığının bağlandığı tarihte altmış bir ve bu aylığın kesildiği tarihte ise altmış altı yaşında olan başvurucu, eksik kalan gün sayısını çalışma imkanı olmadığından isteğe bağlı sigorta kapsamında tamamlamıştır. Dolayısıyla başvurucunun emekli olduğu ve aylığın kesildiği tarihler ile mevcut yaşı nazara alındığında yaşlılık aylığının kesilmesi akabinde borç kaydı oluşturma yönündeki müdahalenin –içerdiği meşru amacın dayandığı kamu yararı ile karşılaştırıldığında- başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği değerlendirilmiştir.
31. Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; 31.1. SGK tarafından başvuranın hizmet siciline isim benzerliği sebebiyle başka bir sigortalının hizmetlerinin işlemesi, söz konusu işlemin 1993,1994 ve 1995 yıllarına ilişkin olduğu göz önüne alındığında, hatalı işlemin 24 yıl sonra geri alındığı, başvurucuya atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve bütünüyle idarenin gözetimi ve denetimi altında gerçekleştirilen bir idari işlemden, kamu kurumlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket etme sorumluluğunda başarısız olduğu, diğer yandan başvurucuya ödenen aylıkların kendisinden geri istenilmesinin kendisine önemli bir külfet yüklediği açıktır. Ayrıca yaşlılık aylığının iptal edilerek yapılan ödemelerin geri istenilmesi hukuk güvenliği ilkesini de zedelemektedir. Bütün bu hususlar gözetildiğinde somut olay bağlamında kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Buradan hareketle, idare tarafından başvurana beş yıl boyunca ödenen emekli aylıklarının geriye dönük borç kaydedilmesi ayrıca başvurana faiz yansıtılması yönünde tesis edilen idari işlemin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
31.2. Diğer yandan, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesi uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumuna geriye dönük işlemlerin iptaliyle ilgili yetki verilmiş olsa da söz konusu sürelerin Kanun koyucu tarafından konulan azami süreler olduğu, SGK’nın sigortalıların mağduriyetine sebep olunmaması için geriye dönük denetimlerini daha kısa sürelerde yapması gerektiği, zira çalışma iradesi gösterdiği halde emekli olmak saikıyla başvuruda bulunan vatandaşlara sehven de olsa başka bir statü kazandırıldığı, bu statüde geçen sürelerin ise başvuranların aleyhine işlediği, ilerleyen yaşlarda iş bulmanın zorlaştığı, ayrıca yersiz ödeme kapsamında oluşturulan borç kaydının da sigortalıları ilerleyen yaşlarında ekonomik bir çıkmaza soktuğu ortadadır.
31.3. Bu itibarla Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin Geçici 35 inci maddesi ile tahsis talep veya ölüm tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların eksik hizmet sürelerinin borçlandırılmak suretiyle tamamlatılacağı, borçlanılacak sürelerin sadece prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirileceği, yersiz ödeme kapsamında tahakkuk edecek borç tutarlarının, son aylık ödenen tarihten eksik hizmet süresi kadar geriye gidilerek tespit edilecek sürede yapılmış olan yersiz ödemelerin Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında aylıklarından kesilmek suretiyle tahsil edileceği düzenlenmiştir.
31.4. Bu bilgiler ışığında, sistemin yapısına zarar vermeyecek şekilde konunun etki analizi ve aktüeryal denge faktörleri araştırılarak, 05/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Yönetmeliğin geçici 35’inci madde hükmü gibi başvuran ve başvuran ile benzer konumda bulunan hak sahiplerinin kalan gün sayısını tamamlayabilmelerine imkan verecek düzenlemelerin yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 32. İyi yönetim ilkelerine 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmeliğin 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup, idareden istenilen bilgi ve belgelerin süresi içinde ve gerekçeli olarak Kurumumuza gönderildiği ayrıca idarenin başvuranla ilgili işlemlerinde kanunlara uygunluk, hesap verilebilirlik, şeffaflık, kararların gerekçeli olması ve ilkelerine uygun davrandığı, ancak başvuranın emekli aylığının iptaline esas işlemin çok geç geri alındığı, dolayısıyla idare tarafından söz konusu işlemde makul sürede karar verme ve kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi işlemlerinde, ayrıca idari işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceği bildirilmediğinden “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı anlaşılmış olup idarenin bundan böyle bu ilkeye de uyması beklenmektedir
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
33. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İstanbul İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle ve dosya kapsamına göre BAŞVURUNUN KABÜLÜNE; 1. Somut olayın koşulları altında başvurucuya aşırı bir külfet yükleyeceği değerlendirilen geriye dönük 5 yıla ilişkin yapılan borç tahakkuku işlemi ile kamu yararı amacı ve mülkiyet hakkının korunması arasındaki makul dengenin kişi aleyhine bozulacağı kanaatiyle birlikte yapılan borç tahakkukunun iptal edilerek icra takibinin sonlandırılması için TAVSİYEDE
BULUNULMASINA,
2. Sistemin yapısına zarar vermeyecek şekilde konunun etki analizi ve aktüeryal denge faktörleri araştırılarak, 05/12/2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Yönetmeliğin geçici 35’inci madde hükmü gibi başvuran ve başvuran ile benzer konumda bulunan hak sahiplerinin kalan gün sayısını tamamlayabilmelerine imkân verecek düzenlemelerin yapılması hususunda TAVSİYEDE BULUNULMASINA, Kararın BAŞVURANA, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA, AİLE,
ÇALIŞMA VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞINA, HAZİNE VE MALİYE
BAKANLIĞINA VE CUMHURBAŞKANLIĞINA TEBLİĞİNE;
6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,
idareler tarafından bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi