|
ÖZET: Başvuru, emekli maaşının iptali ve yersiz ödeme iddialarına ilişkin olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na yapılmıştır. Başvuran, 2015 yılında emekli olduğunu, ancak 2019’da maaşının iptal edildiğini ve kendisine 72.000 TL borç çıkarıldığını belirtmiştir. İptal edilen prim günlerinin, 2004-2005 yılları arasında çalıştığı özel bir şirkete ait olduğunu, bu süreçte denetim yapılmadığını ve bu duruma itiraz ettiğini ifade etmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarını kaybettiğini, bu nedenle yapılan işlemlerin mevzuata uygun olduğunu açıklamıştır. Kurum, başvuranın emeklilik talebinin ardından yapılan denetimlerde, işyerindeki prim bildirimlerinin sahte olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, başvuranın aylığının iptal edilmesine ve yersiz ödemelerin geri alınmasına yol açmıştır. Kamu Denetçiliği Kurumu, yapılan inceleme sonucunda başvuranın iddialarında hukuka aykırı bir durum bulunmadığına karar vermiştir. Başvuranın yersiz ödemeler nedeniyle borçlandırılması, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yasal çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu işlemlerin kamu yararı gözetilerek gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır. Başvuru, bu gerekçelerle reddedilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/89-S.135
BAŞVURU NO : 2019/12111
KARAR TARİHİ : 03/01/2020
RET KARARI ,TCKN:
Adres:
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
BAŞVURUNUN KONUSU : Yersiz ödeme kaynaklı işlemler hakkındadır.
BAŞVURU TARİHİ : 05/07/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Kurumumuza 5/7/2019 tarihinde yapılan başvuruda, başvuran özetle, 01.06.2015 tarihi itibariyle emekli olduğunu, 01.01.2019 tarihinde emekli maaşının SGK tarafından iptal edildiğini, emekliliğe esas prim gün borcu olmadığını, çalışmış olduğu ve SGK girişi yapılarak primi ödenen 2004-2005 yılları arasında ki günleri iptal edildiği için, Kurum tarafından kendisine 6 ay günün eksik şeklinde bilgi verilerek adına 72000 TL borç çıkarıldığını, prim günlerinin 2000 öncesi 4735 gün, 2000-2008 arası 2092 gün, 2008 sonrası 782 gün olmak üzere toplam 7609 gün olduğunu, 9475 göstergesi bulunduğunu, Özel
Şirketindeki 12 ay çalışmasının 6 ayını iptal ettiklerini, kendileri orada çalışırken denetleme yapılmadığını, lakin 2018 yılında burada bu birey çalışmadı şeklindeki rapora itiraz ettiğini belirterek, mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, başvuru konusuna ilişkin 5/9/2019 tarihli ve E. sayılı yazısı ve eklerinde özetle;
2.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa göre sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının Kanun hükümlerine, Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı olanların yaşlılık aylığına hak kazanma koşullarının 506, 2925, 1479 ve mülga
2926 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlendiği, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına prim
ödeyenlerin, bu sigorta kollarından aylığa hak kazanıp kazanmadıklarının tespitinde: belli bir yaşa ulaşma, belli bir süre prim ödeme, belli bir süre sigortalı olma, sigortalı işten ayrılma ve
Kurumdan yazılı istekte bulunma koşullarının yerine getirilmesinin arandığı, bu koşullardan herhangi birinin eksik olması halinde, sigortalıya aylık bağlanmasına imkan bulunmadığı, diğer taraftan, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca düzenlenen denetim raporlarının incelenmesinde; sigortalıların aylık bağlama işlemleri sırasında dikkate alınan hizmetlerin sahte olduğunun tespit edilmesi halinde söz konusu hizmetler için hizmet bildirimi ve hizmet birleştirmesi yapılmaması nedenleriyle, sigortalıların gerek aylığa hak kazanma koşullarının tespitinde, gerekse gelir/aylık bağlama işlemlerinde anılan hizmetlerin dikkate alınmadığı,
2.2. 5510 sayılı Kanunun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır” hükmünü amir olduğu, buna göre hakkında yapılan incelemede, adı geçenin; 29/05/2015 tarihli tahsis talebine istinaden 01/06/2015 tarihi itibariyle tarafına yaşlılık aylığı bağlandığı, daha sonra Kurum sosyal güvenlik denetmenince düzenlenen 13/03/2018 tarih ve 201 sayılı denetim raporuna istinaden, işyeri numaralı ve Özel Tic. Ltd. Şti. ünvanlı işyerindeki çalışmalarının iptali sonucu aylığa hak kazanma koşullarını kaybettiği, aylığının başlangıç tarihi itibariyle iptal edilerek yersiz olarak ödenen tutar için borç kaydı oluşturulduğunun tespit edildiği, yapılan işlemlerin mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü,
4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” hükmü,
5. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin
Birleştirilmesi Hakkında Kanunun 8 inci maddesinde; “ Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden, ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır ve ödenir. Ancak, malullük, ölüm,
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununa göre yaş haddinden re’sen emekli olma, süresi
kanunla belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları kurumun kanunla değiştirilmesi hallerinde ilgililere hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanır.” hükmü,
6. 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu (Bağ-Kur) Kanununun Geçici 10 uncu maddesinde; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümlere göre, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı itibariyle aylık bağlanmasına hak kazananlar ile aylık bağlanmasına hak kazanmalarına iki tam yıl veya daha az kalan sigortalıların, tam veya kısmi yaşlılık aylığı talep hakları saklıdır. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı olanlardan, 15 tam yıl prim ödeme süresi ile kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma koşulunu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren, e) 10 tam yıldan fazla süre içinde yerine getiren, kadınlara 56, erkeklere 58 yaşını, doldurmaları ve talepte bulunmaları halinde, yaşlılık aylığı bağlanır.” hükmü,
7. 5510 sayılı Kanunu “Yersiz ödemelerin geri ödenmesi” başlıklı 96 ncı maddesinde;
“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu
tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü,
8. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli
27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in;
8.1. “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde; ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturan durumlara dair: “a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması, b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi, c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği halde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması, e)
Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği halde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi, f)
Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması”
8.2. “Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 6 ncı maddesinde; “ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerini oluşturduğu”
8.3. Fazla veya yersiz ödemenin tespiti” başlıklı 7 nci maddesinde; “fazla veya yersiz ödemenin kontrol, denetim, inceleme, Sayıştayca kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edileceği”
8.4. “Hüküm bulunmayan haller” başlıklı 16 ncı maddesinde; “bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı” hükümleri, düzenlenmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
9. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde, başvuran hakkında tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durumun bulunmadığı değerlendirildiğinden, ret kararı verilmesine ilişkin öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme
10. Başvuran, denetim sonucunda primi ödenen 2004-2005 yılları arasındaki günlerinin iptal edildiğini, adına 72000 TL borç çıkarıldığını ve emekli maaşının ödemesinin durdurulduğunu, kendisi Özel Şirketinde çalışırken denetleme yapılmadığını, burada çalışmadığına dair 2018 yılında düzenlenen rapora itiraz ettiğini belirterek; mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.
11. İdare, 13/03/2018 tarih ve 201 sayılı denetim raporuna istinaden, Özel
. Ltd. Şti. ünvanlı işyerindeki çalışmalarının iptali sonucu, başvuranın aylığa hak kazanma koşullarını kaybettiği, aylığının başlangıç tarihi itibariyle iptal edilerek yersiz olarak ödenen tutar için borç kaydı oluşturulduğunu belirtmiştir.
12. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; başvuran adına 2004 yılı Mayıs ayı ile 2005 yılı Nisan ayları arasında Özel Tic. Ltd. Şti.ünvanlı işyerince
prim gün bildiriminde bulunulduğu, mezkur şirketin İş Merkezi Blok No: Kat:
Akdeniz-MERSİN adresinde faaliyet gösterdiği “Dershane işletmesi” işi işyeri ile ilgili olarak
Yoklama Memuru tarafından 2004 yılında düzenlenen raporda; işyeri adresinde 08.10.2004 tarihinde yapılan durum tespitinde denetime konu işyerinin 15.05.2004 tarihi itibariyle faaliyetine son verdiği, bu nedenle aynı tarih itibariyle 506 sayılı Kanun kapsamından çıkarılmasının gerektiği hususuna yer verildiği, buna karşın işveren şirket tarafından Sosyal
Güvenlik Kurumuna 15.05.2004-30.04.2005 dönemleri arasında işçilik bildiriminde bulunulduğu anlaşıldığından yapılan bu bildirimlerin fiili çalışmaya dayanıp/dayanmadığının araştırılması amacıyla işyeri dosyasının belirtilmiş mezkur işyerinin denetime alınmasının talep edilmesi üzerine; sosyal güvenlik denetmenince söz konusu işyerinden adına prim bildiriminde bulunulan kişilerin ve işverenliğin muhasebecisinin yazılı beyanlarına başvurularak 13.03.2018 tarihli raporun düzenlendiği anlaşılmıştır.
13. Mezkur Araştırma ve İnceleme Raporunda, Pazarı İşhanı No: Mersin adresinde 8/10/2004 tarihinde gerçekleştirilen yoklamada, sicil sayılı dosyada işlem gören Özel . Tic. Ltd. Şti’nin faaliyet gösterdiğinin tespit edildiği, anılan şirketin 13.09.2004 tarihinde faaliyete başladığı, mezkur adreste öncesinde Özel
Eğitim Kurumunun faaliyet gösterdiği ancak faaliyetinin sona erdiği, İş Mrk. Blok No: Mersin adresinde yapılan durum tespitinde ise denetime konu işyerine ait kitap, dergi, VCD toptan satış büro yerinin bulunduğu ve faaliyetinin olmadığı, İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından intikal ettirilen 14.01.2005 tarihli yazıda Özel
. Tic. Ltd. Şti. adına kurucu temsilcisi . tarafından açılan Özel
Dershanesinin Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün
14.09.2004 tarihli yazıları ile sürekli olarak kapatıldığının belirtildiği, elde edilen bu bilgiler
doğrultusunda denetime konu işyerinin sahte işyeri olmadığı, belli bir dönem işyerinde dershanecilik faaliyeti ile iştigal ettiği, alınan ifadelerden adına prim gün bildiriminde bulunulan bazı kişilerin işyerinde fiilen çalıştığının anlaşıldığı, işyerinin dershane işi ve yapılan işin eğitim-öğretim olması ve çalışanların çoğunluğunun öğretmen olması dolayısıyla sigortalılığın üzerinden uzun yıllar geçmesine karşın işyeri hakkında bu kişilerin hafızlarında çok sayıda bilginin detaylı bir şekilde kaldığı, yine bu kişilerin ifadelerinden 2004 yılı MartNisan ayları dolaylarında ekonomik güçlüğe düşülmesi nedeniyle, işverenin ortadan kaybolduğu ve dershanenin kapanma noktasına geldiği, o tarihe kadar çoğunluğu öğretmen kadrosundan oluşan personele sahip işyerinin 2004 yılından 2005 yılı Nisan ayına kadar yeni personel istihdam etmesi, bu kişilerin mesleklerinin öğretmenlik olmaması hususları da dikkate alındığında, aralarında başvuranın da bulunduğu 19 kişinin muhtelif tarihlerde sigortalılıklarının sağlanmasının genel geçer bir sebebi olmadığı, bu kişilerden beşinin işyeri muhasebecisi . ile akrabalığının bulunduğu, başvuranın muhasebeci . ’nin çalışanı olduğu, 19 kişi arasında yer alan ve kardeş olan iki kişinin bu işyerindeki sigortalılığının ilk sigortalılık başlangıçları olduğu ve bu kişilerin 21.10.2004 tarihinde Kuruma verilen işe giriş
bildirgelerinde işyeri adresi olarak Cad. Vakfı İşhanı No: Kat: Daire:
Seyhan ADANA adresinin belirtildiği, mezkur adresin de işyeri muhasebecisi . ’nin işyeri adresi ile aynı olduğu, . . isimli sigortalının beyanında açıkça, sigorta sicil numarası almak için Adana ilinde muhasebecilik yapan halasının oğlu . tarafından sigortasının yapılmış olduğunu, sigortalı gösterildiğini kendisinin dahi bilmediğini açıkça ifade ettiği hususlarına yer verilmiştir.
14. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı addedilmiştir. 5510 sayılı Kanun bakımından sigortalı sayılmanın hukuki şartlarından iş ilişkisi, esas olarak hizmet akdine dayanmalıdır ve hizmet akdine tabi çalışma işverene ait işyerinde yerine getirilmelidir. Bir başka ifadeyle 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a)
bendine göre (SSK) sigortalı sayılmanın temel kuralı, iş veya çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerektiğidir. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanunda hizmet akdinin tarifine yer verilmemiş olup hizmet akdi Borçlar Kanunda tanımlanmıştır. Borçlar Kanununa göre hizmet akdi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre kişinin belirli veya belirsiz bir zamanda hizmetini kiralaması hizmet sözleşmesidir.
Anayasa Mahkemesi ise hizmet akdinin iş, ücret ve bağımlılık olmak üzere üç unsurdan oluştuğuna karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin Esas No.1963/336, Karar No.1967/29 ve
Resmi Gazete tarih/sayı: 19/10/1968/13031)
15. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E.2016/7568, K.2017/904 numaralı ve 13/02/2017 tarihli kararında; “Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın ikinci maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.” hükmüne varılmış olup, aynı Dairenin E. 2014/3422, K.2015/2638 numaralı ve 17/02/2015 tarihli kararında da; davanın yasal dayanağını oluşturan sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğu, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceği, Kurumun suç duyurusu üzerine ceza soruşturması yapılıp yapılmadığı ve buna bağlı olarak dava açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği, 5510 sayılı
Yasanın 59 uncu maddesine göre aksi kanıtlanana kadar Kurum denetim memurlarının inceleme raporundaki tespitlerin doğru olduğu ifade edilmiştir.
16. Başvuranın sicil dosyası incelendiğinde; 29/05/2015 tarihli tahsis talebine istinaden 01/06/2015 tarihi itibariyle tarafına yaşlılık aylığı bağlandığı, daha sonra Kurum sosyal güvenlik denetmenince düzenlenen 13/03/2018 tarih ve 201 sayılı denetim raporuna istinaden, Özel Tic. Ltd. Şti. ünvanlı işyerindeki çalışmalarının iptali sonucu aylığa hak kazanma koşullarını kaybettiği, bahse konu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı tespit olunmuştur.
17. Başvuruya konu mevzuat hükümleri incelendiğinde; 7 ve 8 numaralı paragraflarda yer verildiği üzere; SGK tarafından yapılan hatalı ödemelerin tahsilindeki usul 5510 Kanun’un 96 ncı maddesinde; kusurun bireyden veya Kurumdan kaynaklanması durumuna göre değişmektedir. Anılan maddenin (a) bendinde; yersiz ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faiziyle birlikte geri alınacağı hüküm altına alınmıştır. Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmelik’in 5 inci maddesinde de “Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği halde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması” halinin ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturan bir durum olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
18. Bilindiği üzere 2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme
Bakırköy 2. İş Mahkemesinin itiraz yoluyla önüne getirdiği 5510 sayılı Kanunun Sosyal
Güvenlik Kurumunca tahsil edilecek yersiz ve fazla ödemelere ilişkin 96 ncı maddesinin sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından kaynaklanan yersiz ödemelere ilişkin (a)
bendinin Anayasa’nın Sosyal Güvenlik Hakkını düzenleyen 60 ıncı maddesine aykırılığını incelemiş, ilgili maddenin düzenlemesinin kanun koyucunun takdir hakkı içerisinde kaldığını ve bu şekilde yapılan düzenlemenin Sosyal Güvenlik Hakkına engel teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, kararında aynı zamanda “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir.
19. Anayasa Mahkemesinin 2013/673 Başvuru numaralı 20/04/2016 tarihli kararında geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının faiziyle birlikte geri ödenmesi noktasında faizle geri ödemenin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuru kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük gibi kriterler esas alarak değerlendirmiş ve başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi; “Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken, usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararı dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur. Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini bilebileceği kanaatine varılmıştır (s. 59-60).”
20. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, s. 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.
No: 2013/3391, 16/9/2015, s. 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurucuya yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık 3 yıl boyunca kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu ile idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.
21. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse;
21.1. Kanunilik: Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir Yazıcı, B.
No: 2013/3044, 17/12/2015, s. 61, 62).
21.1.1. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, s. 56).
21.1.2. Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.
21.2. Meşru Amaç: Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığını sağlamaktır.
21.2.1. 2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik
Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından
Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.
21.2.2. Bu anlamda başvuranın sahte sigortalılık nedeniyle prim günlerinin silinmesi ve bunun sonucunda emeklilik şartlarını taşımıyor hale gelmesi nedeniyle geriye dönük olarak ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
21.3. Ölçülülük: Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, s. 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, s. 38).
22. Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, § 43).
Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.
23. Başvuru konusu olayda denetim raporlarında başvurucunun, sahte sigortalı olarak bildirildiğinin belirlendiği, bu belirleme neticesinde başvurucunun tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden prim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, denetim raporları çerçevesinde başvurucunun iyi niyetli olamayacağı değerlendirilmektedir.
Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.
24. Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi çerçevesinde faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.
25. Yukarıda yapılan açıklamalar ve Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın sahte sigortalılık nedeniyle emekli olma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesi, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi uyarınca yapılan fazla ve yersiz ödemelerin geri alınması hususlarında idarece yapılmış işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme
26. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle
“karara karşı başvuru yollarının ve süresinin gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
27. 6328 14/06/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren, ilgili idarenin işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam edecek olup, Mersin İş Mahkemesine yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;
BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine;
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi