|
ÖZET: Başvuran, 2011 yılında çalıştığı işyerindeki günlerinin denetim raporuna dayanarak iptal edildiğini ve emeklilik aylıklarının geri talep edildiğini belirterek, durumunun incelenmesini talep etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın çalıştığı dönemdeki fiili çalışmasının bulunmadığını tespit etmiş ve bu nedenle yaşlılık aylığını iptal etmiştir. Başvuran, yersiz ödemelerin geri alınmasına itiraz etmiş, ancak yapılan denetimlerde sahte bildirimler ve usulsüz prim girişleri olduğu ortaya çıkmıştır.
İdare, başvuranın yersiz ödemeleri geri alma işlemlerinin hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Anayasa Mahkemesi, yersiz ödemelerin geri alınmasının kamu yararı amacı taşıdığını ve bu durumun sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından önemli olduğunu belirtmiştir. Başvuranın, yersiz ödemelerin geri alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, başvuranın emeklilik şartlarını kaybetmesi nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi ve yersiz ödemelerin geri alınması işlemleri hukuka uygun bulunmuş ve başvuru reddedilmiştir. İdarenin, başvuruya ilişkin süreçte bazı iyi yönetim ilkelerine uymadığı tespit edilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/839-S.20.1346
BAŞVURU NO : 2019/13555
KARAR TARİHİ : 17/01/2020
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Yersiz ödeme nedeniyle çıkarılan borca itiraz hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 02/08/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran, gazete gördüğü ilan üzerine iş için başvuru yaptığı firmasında 20/01/2011 tarihinde satış memuru olarak işe başladığını, söz konusu dönemde çalıştığı günlerin denetmen raporuna istinaden şaibeli olduğundan bahisle kabul edilmediğini, emekliliğinin durdurularak ödenen aylıkların geri istendiğini belirterek durumunun araştırılarak hakkının iade edilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının konuya ilişkin 27/08/2019 tarih ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvurana, 06/10/2015 tarihli tahsis talebine istinaden 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin (B) bendinin (g) fıkrasına göre 5426 prim ödeme gün sayısı üzerinden 01/11/2015 tarihinden itibaren tahsis numarası ile yaşlılık aylığı bağlandığı, 2.2. Kurumlarının denetim ve kontrolle görevli yetkili memurlarınca sicil numaralı unvanlı işyerinde yapılan denetim sonucu düzenlenen 18/09/2018 tarihli sayılı denetim raporunda, başvuranın söz konusu işyerinde geçen 28/01/2011-05/05/2011 tarihleri arasındaki çalışmalarının fiili olmadığı tespit edildiğinden anılan sürelere ait primlerin iptal edildiği, iptal edilen süreler nedeniyle 5375 prim ödeme gün koşulu ile bağlanan yaşlılık aylığının, prim gün sayısı yönünden aylık bağlama koşulunu kaybetmesi nedeniyle başlangıç tarihi olan 01/11/2015 tarihi itibariyle iptal edildiği, 2.3. Başvuranın aylığının kesilmesine, yersiz ödenen aylık ve bayram ikramiyesi nedeniyle borç oluşturulmasına dayanak denetim raporunun usule uygun olarak düzenlendiği, 2.4. Başvurana yersiz ödenen aylık ve bayram ikramiyesinin başvuranın kasıtlı ve kusurlu davranışlarından kaynaklanması nedeniyle 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre borç kaydı yapıldığı, 2.5. Başvuranın 5375 prim ödeme gün sayısı koşulunu tamamlayarak veya 15 yıl sigortalılık süresi, 3600 prim ödeme gün sayılı bulunduğundan 506 sayılı Kanunun Geçici 81 inci maddesinin 1 inci fıkrasının (C) bendine göre 60 yaş koşulunu yerine getirerek yazılı talepte bulunması durumunda yeniden yaşlılık aylığı bağlanabileceği, İfade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 5. 5510 sayılı Kanunu “Yersiz ödemelerin geri ödenmesi” başlıklı 96 ncı maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık
sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 6. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli
27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in; 6.1. “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde; ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturan durumlara dair: “a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması, b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi, c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği halde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması, e)
Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği halde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi, f)
Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması” 6.2. “Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 6 ncı maddesinde; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerini oluşturduğu” 6.3. Fazla veya yersiz ödemenin tespiti” başlıklı 7 nci maddesinde; “fazla veya yersiz ödemenin kontrol, denetim, inceleme, Sayıştayca kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edileceği” 6.4. “Hüküm bulunmayan haller” başlıklı 16 ncı maddesinde; “Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı” hükümleri, Düzenlenmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran, firmasındaki çalıştığı günlerin denetmen raporuna istinaden şaibeli olduğundan bahisle iptal edildiğini, emekliliğinin durdurularak ödenen aylıkların geri istendiğini belirterek durumunun araştırılmasını talep etmektedir.
9. Başvuran, daha önce yersiz ödeme iddiasıyla çıkarılan borca itiraz ettiğini belirten dilekçesiyle Kurumumuza başvuruda bulunmuş olup, başvuruya ilişkin Kurumumuz tarafından 01/07/2019 tarihli Gönderme Kararı verilmiştir.
10. İdare, başvuranın unvanlı işyerinde geçen 28/01/201105/05/2011 tarihleri arasındaki çalışmasının fiili çalışmaya dayanmadığının tespit edilmesi ilgili adreste tanınmadığı, 11/03/2011 tarihinde Yoklama Memuru tarafından şirket müdürü ikametgah adresinde tanzim edilen yoklama fişinden, ilgili şirketin çalışanı olduğunu, sigortalılık bildirimi için kendisinden imza alındığını ve bu şekilde bilgisi dışında olmak üzere şirketin müdürü olarak gösterildiğini beyan ettiği, 09/04/2011 tarihinde Yoklama Memuru tarafından düzenlenen yoklama fişinden, adresinin boş olduğu, yapılan çevre araştırması neticesinde ise C unvanlı mükellefin bulunamadığı, yapılan yoklamalarda işyerinin uzun süre boş ve kapalı olmasına bağlı olarak 26/06/2009 tarihinde mükellef kurumun mükellefiyetinin resen terk edildiği, 10/10/2008 tarihinden itibaren iyi niyetli olmayan kişilerin eline geçtiği, ile dışarıdan şirket müdürü olarak atanan sahte belge düzenlemek amacıyla batmakta olan hisselerini 10/10/2008 tarihinde devraldıkları, akabinde şirketin unvanının olarak değiştirdikleri, 10/10/2008 tarihinden sonra söz konusu şirketin gerçek bir ticari faaliyette bulunduğunun kabul edilemeyeceğinin ve yine 10/10/2008 tarihinden sonra bildirimi yapılan cirosunu yapabilecek emtiaya ve çalışana sahip olmadığının tespit edildiği, mükellef kurum tarafından 10/10/2008 tarihinden sonra düzenlenen faturaların tamamının mal veya hizmet karşılığı olmaksızın komisyon karşılığında düzenlenen sahte faturalar olduğunun tespit edildiği hususlarına yer verildiği görülmüştür.
13.2. Yine anılan denetmen raporunun içeriğinden; unvanlı işyerinden 2008/12. aya kadar bildirilen kişilerin ve sayıların standart olduğu, çalışanların alınan ifadelerinde birbirlerini tanıdıkları ve işyeri adreslerini doğru tarif ettikleri, 2010/04.
aydan itibaren tekrar işçi bildirimine başlandığı ve sigortalı bildirilen kişi sayılarında yüksek artışlar olduğu(her ay git gide bildirim sayısının artması) görüldüğü, genel olarak insanların birbirlerini tanımadıkları ve işyeri adresini tarif edemedikleri veya yanlış tarif ettikleri, 2010/04. aydan itibaren işyerinde yapılan sigortalılık bildirimlerinin Kurumun kendi tespitleri neticesinde ve Vergi Denetim Raporuna istinaden tamamen fiilen çalışma ilkesine dayanmadan sahte bildirim olduğu, yine bahsi geçen firmadan düzenli olarak bildirim yapılmasına rağmen primlerin ödenmediği, dönemler arasında çalışan sayısında ani artışlar olduğu, bu tespitlerin sahte hizmet bildiriminde bulunan işyerlerinin genel özelliklerinden olduğu, bu nedenle
. unvanlı işyerinden 2010/04. aydan itibaren yapılan tüm hizmet bildirimlerinin iptal edilmesi gerektiğinin belirtildiği görülmüştür.
13.3. Söz konusu denetmen raporunda, başvuranın ifadesine başvurulması cihetine gidildiği, ancak başvuranın davete icabet etmemesi nedeniyle ifadesinin de alınamadığı görülmüştür.
14. Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili denetmen raporu çerçevesinde yapılan değerlendirme neticesinde; başvuranın 28/01/2011-05/05/2011 tarihleri arasında unvanlı işyerindeki çalışmalarının fiili olmadığının tespit edilmesi ve bunun üzerine anılan sürelere ait primlerin iptal edilmesi nedeniyle 5375 prim ödeme gün koşulu ile bağlanan yaşlılık aylığının, prim gün sayısı yönünden aylık bağlama koşulunu kaybettiği görüldüğünden başvurana bağlanan yaşlılık aylığının başlangıç tarihi olan 01/11/2015 tarihi itibariyle kesilmesi yönünde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tesis edilen işlemlerin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
15. Aylıklarının iptali dolayısıyla başvurana 01/11/2015 tarihinden sonra yapılmış aylık ve diğer ödemelerin borç çıkarılması hakkında;
16. 2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme Bakırköy 2. İş Mahkemesinin itiraz yoluyla önüne getirdiği 5510 sayılı Kanunun Sosyal Güvenlik
Kurumunca tahsil edilecek yersiz ve fazla ödemelere ilişkin 96 ncı maddesinin sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından kaynaklanan yersiz ödemelere ilişkin (a) bendinin
Anayasa’nın Sosyal Güvenlik Hakkını düzenleyen 60 ıncı maddesine aykırılığını incelemiş, ilgili maddenin düzenlemesinin kanun koyucunun takdir hakkı içerisinde kaldığını ve bu şekilde yapılan düzenlemenin Sosyal Güvenlik Hakkına engel teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, kararında aynı zamanda “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir.
17. Anayasa Mahkemesinin Başvuru numaralı 20/04/2016 tarihli kararında geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının faiziyle birlikte geri ödenmesi noktasında faizle geri ödemenin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuru kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük gibi kriterler esas alarak değerlendirmiş ve başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi; “Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken, usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararı dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.
Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı
Kanun’un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini bilebileceği kanaatine varılmıştır (§59-60).”
18. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.
No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvuranın mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurana yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık 3 yıl boyunca kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvuranın mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu ile idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvuranın mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.
19. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasaya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse;
19.1. Kanunilik şartı yönünden;
Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasanın 13 üncü maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa nın 35 inci maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasanın 13 üncü maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir
Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).
Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.
19.2. Meşru amaç şartı yönünden;
Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri içinde geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığı sağlamaktır.
2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik
Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından
Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.
Bu anlamda başvuranın fiili çalışmasının bulunmaması nedeniyle prim günlerinin silinmesi ve bunun sonucunda emeklilik şartlarını taşımıyor hale gelmesi nedeniyle geriye dönük olarak ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
19.3. Ölçülülük şartı yönünden;
Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir
(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,
K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, § 43).
Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.
Başvuru konusu olayla ilgili hazırlanan denetim raporlarında başvuranın gerçekte var olan bir şirkette fiili çalışmasının bulunmadığının belirlendiği, bu belirleme neticesinde başvuranın tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden prim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, denetim raporları çerçevesinde başvuranın iyi niyetli olamayacağı değerlendirilmektedir.
Bu durumda, somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurandan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvuranın sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.
Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda başvuranın mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi çerçevesinde faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvuranın böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.
20. Yukarıda yapılan açıklamalar ve Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın mucibe konu işyerinde fiili çalışmasının bulunmaması nedeniyle emekli olma şartlarını kaybetmesi gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesi, 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi uyarınca yapılan fazla ve yersiz ödemelerin geri alınması hususlarında idarece yapılmış işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 21. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin
Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
22. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara İş Mahkemesine yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE; Bu kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi