|
ÖZET: Başvuran, Mecidiyeköy’deki bir muhasebecinin izni olmadan 3-4 ay boyunca sigortasının yapıldığını, emeklilikten 4 yıl sonra durumu öğrendiğini ve 19 ay askerlik süresinin kullanılmadığını iddia etmektedir. Başvuran, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen yazılarda, 8/12/2017 tarihli denetim raporları ile bazı çalışmalarının iptal edildiğinin belirtildiğini, 66,602 TL tutarında yersiz ödemenin geri talep edildiğini ifade etmektedir. Bu nedenle, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin kararının iptal edilmesini ve kesilen emekli aylıklarının geri iade edilmesini talep etmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın 2014 tarihli talebi üzerine yaşlılık aylığı bağlandığını, ancak yapılan denetimlerde başvuranın fiili çalışmasının tespit edilmediğini belirtmiştir. Bu nedenle, başvuranın yersiz ödeme nedeniyle borç kaydı işlemi yapılmış ve emekli aylığı iptal edilmiştir. Başvuranın iddiaları ve idarenin açıklamaları doğrultusunda, yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, başvurunun reddine karar verilmiş ve bu kararın Sosyal Güvenlik Kurumu’na tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmiştir. İdarenin, başvuranın taleplerine ilişkin süreçte iyi yönetim ilkelerine uygun hareket ettiği, ancak başvuru yollarının belirtilmediği için bazı ilkelere uyulmadığı tespit edilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/270-S.20.371
BAŞVURU NO : 2019/13769
KARAR TARİHİ : 06/01/2020
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Yersiz ödeme iptal talebi hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 07/08/2019
I.BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1.Başvuran, Mecidiyeköy’de bir muhasebecinin kendisinin haberi olmadan 3-4 ay sigortasını yaptığını, emeklilikten 4 yıl sonra durumdan haberi olduğunu, 19 ay askerlik süresini kullandırmadan emekli ettiklerini, 13/07/2018 ve 20/07/2018 tarihlerinde İstanbul Sosyal
Güvenlik İl Müdürlüğü ile Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezince gönderilen yazılarda; 8/12/2017 tarih ve sayılı denetim raporları ile bir kısım çalışmalarının iptal edildiğini, borç aslı ve faiz dâhil 66,602 TL lik yersiz ödemenin ödenmesi hususunun bildirildiğini, 03/07/2017 tarihinde Esenler Sosyal Güvenlik Merkezine yaptığı başvuru ile 30 günlük askerlik borçlanması primini ödediğini, daha sonradan tebliğ edilen yersiz ödemeye ilişkin borç bildirim mektubunda 3626 gün ödenmiş priminin mevcut olduğu ve iptal edilen günler düşürüldükten sonra da 3600 prim gün şartını tamamladığının tespit edilebildiğini belirterek Sosyal Güvenlik
Kurumunca geri dönük yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin kararın iptal edilmesini, kesilen emekli aylıklarının bedelin de tarafına iade edilmesini talep etmektedir.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2.Kurumumuzun 8/08/2018 tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına istinaden
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından alınan cevabi yazı ve eklerinin tetkikinden özetle; 2.1. Başvuranın 25/02/2014 tarihli talebine istinaden, 506 sayılı Kanunun geçici 87 inci maddesinin (A) bendine göre 15 yıl sigortalılık süresi, 3600 prim ödeme gün sayısı koşulu ile talep tarihini takip eden aybaşı olan 01/03/2014 itibariyle, tahsis numarasıyla yaşlılık aylığı bağlandığı, başvurana yersiz ödeme nedeniyle yapılan borç işleminin 01/03/2014-23/07/2018 tarihleri arasındaki süreyi kapsadığı, 2.2. Sosyal Güvenlik Kurumunun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları marifetiyle yapılan denetim sonucunda adı geçenin çalışmalarının fiili çalışmaya dayanmadığının tespiti nedeniyle sigortalıya yapılan yersiz ödemenin, sigortalının kasıtlı ve kusurlu davranışlarından kaynaklandığının değerlendirilmesi sonucu 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre borç kaydı işlemi yapıldığı, 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendinin Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanan yersiz ödemeler için uygulanmakta olduğu, dolayısıyla başvurucunun borcunun bu kapsamında değerlendirilmesine imkân bulunmadığı, 2.3. sicil numaralı ünvanlı iş yerinde Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları marifetiyle yapılan denetim sonucunda düzenlenen 08/12/2017 tarihli sayılı denetim raporunda, söz konusu işyerinde geçen 02/12/2006-30/04/2007 tarihleri arasındaki çalışmaların fiili çalışma olmadığının tespiti ile bu sürelere ait primlerin iptal edilmesi sonucu, aylığa hak kazanma koşulunun prim gün sayısı yönünden kaybedilmesi nedeniyle, başvurucunun 4/1-(a)
kapsamında bağlanan yaşlılık aylığı başlangıç tarihi olan 01/03/2014 itibariyle iptal edildiği, 2.4. Başvurana ilk defa vergi indirimi ile emeklilik şartı olan 15 yıl 3600 gün şartını 32 yıl 3720 gün olarak tamamlaması üzerine 01/03/2014 itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı, sigortalıya 01/03/2014-23/07/2018 tarihleri arası borç çıkarıldığı, sigortalının hizmetlerinin sahte işyerinde geçtiği tespit edildiğinden borcun tahsilatında 5510 sayılı kanunun 96/1-(b)
hükmünün uygulanmayacağı, denetim raporu ile hizmetlerinin iptal edilmesi sonrası prim gün sayısının 3596 olarak değiştiği, bu sebeple de emeklilik şartını sağlamadığından durdurulduğu, başvurucunun aylığın iptaline dayanak 08/12/2017 tarih 2017/400273/141 sayılı rapor olduğu, 2.5. Başvuran ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında şikayet konusu yapılan işlemle ilgili yargı organlarında görülmekte olan herhangi bir davanın ve verilen bir kararın bulunmadığı, İfade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” 4. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” 5. 5510 sayılı Kanunu “Yersiz ödemelerin geri ödenmesi” başlıklı 96 ncı maddesinde;
“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık
sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 6. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli
27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in; 6.1. “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde; ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturan durumlara dair: “a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması, b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi, c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği halde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması, e)
Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği halde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi, f)
Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması” 6.2. “Kurumun hatalı işlemlerinden doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 6 ncı maddesinde; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları dışında kalan, Kurum çalışanlarının kasıtlı veya kusurlu davranışı, ihmali, dikkatsizliği ve bilgisizliği gibi sebeplerden kaynaklanan yersiz ödemelerin Kurumun hatalı işlemlerini oluşturduğu” 6.3. Fazla veya yersiz ödemenin tespiti” başlıklı 7 nci maddesinde; “fazla veya yersiz ödemenin kontrol, denetim, inceleme, Sayıştayca kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edileceği” 6.4. “Hüküm bulunmayan haller” başlıklı 16 ncı maddesinde; “Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 27/9/2006 tarihli ve 2006/11058 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı” hükümleri, Düzenlenmiştir.
IV.KAMU DENETÇİSİ C. ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİNE
ÖNERİSİ
7. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde; şikâyete konu edilen işlemde hukuka aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A.Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran, Mecidiyeköy’de bir muhasebecinin kendisinin haberi olmadan 3-4 ay sigortasını yaptığını, 13/07/2018 ve 20/07/2018 tarihlerinde İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ile
Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezince gönderilen yazılarda; 8/12/2017 tarih ve sayılı denetim raporları ile bir kısım çalışmalarının iptal edildiğini, borç aslı ve faiz dâhil 66,602 TL lik yersiz ödemenin ödenmesi hususunun bildirildiğini, 03/07/2017 tarihinde Esenler Sosyal
Güvenlik Merkezine yaptığı başvuru ile 30 günlük askerlik borçlanması primini ödediğini, Sosyal Güvenlik Kurumunca geriye dönük yersiz ödemelerin tahsiline ilişkin kararın iptal edilmesini ve kesilen emekli aylıklarının bedelin tarafına iade edilmesini talep etmektedir.
9. İdare, başvuranın 08/12/2017 tarih 2017/400273/141 sayılı rapor ile sicil numaralı “ ünvanlı iş yerinde
Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları marifetiyle yapılan denetim sonucunda düzenlenen 08/12/2017 tarihli sayılı denetim raporu ile; anılan işyeri kapsamındaki hizmetlerinin fiili çalışmaya dayanmadığının tespit edilmesi nedeniyle emekliliğinin iptal edildiğini, tarafına yersiz ödenen tutarın 5510 sayılı Kanunun 96 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereği borç kaydedildiğini, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını belirtmiştir.
10. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı addedilmiştir. 5510 sayılı Kanun bakımından sigortalı sayılmanın hukuki şartlarından iş ilişkisi, esas olarak hizmet akdine dayanmalıdır ve hizmet akdine tabi çalışma işverene ait işyerinde yerine getirilmelidir. Bir başka ifadeyle 5510 sayılı Kanunun 4/1-(a) bendine göre (SSK) sigortalı sayılmanın temel kuralı, iş veya çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerektiğidir. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanunda hizmet akdinin tarifine yer verilmemiş olup hizmet akdi Borçlar Kanunda tanımlanmıştır. Borçlar Kanununa göre hizmet akdi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır.
Bu tanıma göre kişinin belirli veya belirsiz bir zamanda hizmetini kiralaması hizmet sözleşmesidir. Anayasa Mahkemesi ise hizmet akdinin iş, ücret ve bağımlılık olmak üzere üç unsurdan oluştuğuna karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin Esas No.1963/336, Karar
No.1967/29 ve Resmi Gazete tarih/sayı: 19/10/1968/13031) Yargıtay 21. Hukuk Dairesi
E.2016/7568, K.2017/904 numaralı ve 13/02/2017 tarihli kararında; “Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın ikinci maddesi ve 5510 sayılı
Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.” hükmüne varılmış olup, aynı Dairenin E. 2014/3422, K.2015/2638 no’lu ve 17/02/2015 tarihli kararında da; davanın yasal dayanağını oluşturan sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğu, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceği, Kurumun suç duyurusu üzerine ceza soruşturması yapılıp yapılmadığı ve buna bağlı olarak dava açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği, 5510 sayılı Yasa’nın 59 uncu maddesine göre aksi kanıtlanana kadar Kurum denetim memurlarının inceleme raporundaki tespitlerin doğru olduğu ifade edilmiştir.
11. Başvuranın “ .” unvanlı işyerinde geçen 02/12/2006-30/04/2007 tarihleri arasında geçen hizmet sürelerinin silinmesinin değerlendirilmesi için ilgili denetim raporunun incelenmesi gerekmektedir. Buna göre; 08/12/2017 tarihli sayılı denetim raporunun; 11.1. “Yerel Denetimde Tespit Edilen Hususlar” başlıklı bölümde özetle; 11/08/2017 dc saat 10:00 da Kurum kayıtlarında yer alan adresine gidildiği, adresin boş ve kapalı olduğunun görüldüğü, . unvanlı işyeri hakkında bilgi almak içip çevre soruşturmasının yapıldığı, yapılan çevre soruşturmasında işyerini tanıyana rastlanmadığı ve işyeriyle ilgili bilgi edinilemediği,” İş Yeri Dosyasından
Tespit Edilen Hususlar” başlıklı bölümde ise özetle; İş Müfettişi tarafından düzenlenen 27/11/2006 tarih A.K. sayılı rapor ile işyerinin Kanun kapsamına alınış tarihinin 14/02/2006 tarihine çekildiği ancak sigortalılarla ilgili bir işlem tesis edilmediği, raporda hizmet verilen sigortalılar adına düzenlenecek bildirgelerin tebligatla işverenden istendiği, ancak hiçbir tebligatın işverene/işyerine tebliğ edilemediği belirtilmiştir.
11.2. “Alınan İfadeler” başlıklı bölümde özetle; Sakarya İl Müdürlüğünde görevli Denetmen tarafından alınan ifadede; ifadesi alınan kişi .
unvanlı işyerinde çalışmadığını kredi çekmek için sigortalı gösterilmesi gerektiğinden bir muhasebeci aracılığıyla sigortalı bildirildiğini, Adıyaman İl Müdürlüğünde görevli Denetmen tarafından alınan ifadede de; ifadesi alınan kişi .
unvanlı işyerinde çalışmadığını ve ismini ilk defa duyduğunu, bu işyerinden sigorta bildiriminin niçin yapıldığını bilmediğini ifade etmişlerdir.
11.3. “SONUÇ VE KANAAT” başlıklı bölümde özetle; .
adlı işyerinden bildirilen tüm sigortalıların 27/11/2006 tarihli sayılı raporda belirtilenler hariç sigortalı işe giriş bildirgeleri, sigortalı işten ayrılış bildirgeleri ile sigortalı hizmet bildirimlerinin Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 19 ve 24 üncü maddelerine göre iptal edilmesi gerektiği, sigortalı bildirimi iptal edilenler arasında anılan işyerinden yapılan bildirim nedeniyle sigorta sicil numarası almış olanların sigorta sicil numaralarının iptal edilmesi gerektiği, sigortalı bildirimi iptal edilenlere Sosyal Güvenlik
Kurumunca yapılan her türlü masraf ve ödemelerin tespit edilerek 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesine göre tahsil edilmesi gerektiği, gerçeğe aykırı belge düzenleyerek Sosyal Güvenlik
Kurumunun yanlış işlem ve ödeme yapmasına sebebiyet veren işverenler ve denetim gerekçesine sebebiyet veren ve sahte sigortalı bildirimde bulunan kişiler hakkında
Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulması gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
11.4.Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili denetmen raporu çerçevesinde yapılan değerlendirmede; başvuranın ” unvanlı işyerinde geçen 02/12/2006-30/04/2007 tarihleri arasında geçen hizmet sürelerinin 4/1(a) sigortalılığını doğuracak fiili çalışma olgusu ile ücret ve bağımlılık unsurlarını içermediğinden iptal edilmesi nedeniyle 506 sayılı Kanunun geçici 81. Maddesinin birinci fıkrası ve (b) bendi gereği 4/1-(a) kapsamında hak kazandığı yaşlılık aylığı şartlarını kaybettiği, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan emekli aylığının kesilmesi yönündeki işlemlerin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
12. Başvurana aylıklarının iptali dolayısıyla 01/06/2015-22/01/2019 tarihleri arasında yapılmış aylık ve diğer ödemelerin borç çıkarılması hakkında; E., ve K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme Bakırköy 2. İş Mahkemesinin itiraz yoluyla önüne getirdiği 5510 sayılı Kanunun Sosyal Güvenlik Kurumunca tahsil edilecek yersiz ve fazla ödemelere ilişkin 96 ncı maddesinin sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından kaynaklanan yersiz ödemelere ilişkin (a) bendinin Anayasa’nın Sosyal Güvenlik Hakkını düzenleyen 60 ıncı maddesine aykırılığını incelemiş, ilgili maddenin düzenlemesinin kanun koyucunun takdir hakkı içerisinde kaldığını ve bu şekilde yapılan düzenlemenin Sosyal
Güvenlik Hakkına engel teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, kararında aynı zamanda “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla
Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir.
13. Anayasa Mahkemesinin 2013/673 Başvuru numaralı 20/04/2016 tarihli kararında geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının faiziyle birlikte geri ödenmesi noktasında faizle geri ödemenin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuru kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük gibi kriterler esas alarak değerlendirmiş ve başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi; “Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken, usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararı dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.
Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı
Kanun’un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini bilebileceği kanaatine varılmıştır (s:59-60).” 14. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, s:36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.
No: 2013/3391, 16/9/2015, s:56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurucuya yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık 4 yıl boyunca kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu ile idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.
15. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasaya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse; 15.1. Kanunilik şartı yönünden;
Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasanın 13 üncü maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa nın 35 inci maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasanın 13 üncü maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir
Yazıcı, B. No: 2013/3044, 17/12/2015, s:61, 62).
Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, s:56).
Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve başvuranın davranışlarının sonuçlarını önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.
15.2. Meşru amaç şartı yönünden;
Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri içinde geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığı sağlamaktır.
2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik
Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından
Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.
Bu anlamda başvuranın fiili çalışmasının bulunmaması nedeniyle prim günlerinin silinmesi ve bunun sonucunda emeklilik şartlarını taşımıyor hale gelmesi nedeniyle geriye dönük olarak ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
15.3. Ölçülülük şartı yönünden;
Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir
(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,
K.2016/127, 22/6/2016, s:18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, s:38).
Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, s:43).
Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, s:68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, s:73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.
Başvuru konusu olayda denetim raporlarında başvurucunun gerçekte var olan bir şirkette fiili çalışmasının bulunmadığının belirlendiği, bu belirleme neticesinde başvurucunun tam yaşlılık aylığına hak kazanma yönünden prim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, denetim raporları çerçevesinde başvurucunun iyi niyetli olamayacağı değerlendirilmektedir.
Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi çerçevesinde faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.
16. Ayrıca, 5 Aralık 2017 tarihli ve 30261 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sosyal Sigorta
İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmeliğin 32 inci maddesinde; “Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.
Aylık bağlandıktan sonra prim ödeme gün sayısı eksik olduğu tespit edilenler
GEÇİCİ MADDE 35 – (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kanuna veya ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre aylık bağlanmış olanlardan, tahsis talep veya ölüm tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların eksik hizmet süreleri;…” hükmüne yer verilmiştir.
Madde hükmünden de anlaşılacağı üzere söz konusu düzenlemenin idarenin hatalı tahsis işlemleri sonrasında iptal edilen aylık işlemlerinde uygulanacağı, dolayısıyla başvurucunun sahte sigortalılık nedeniyle iptaline sebebiyet verdiği tahsis işlemlerini kapsamayacağı değerlendirilmiştir.
17. Yukarıda yapılan açıklamalar ve Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvuranın mucibe konu işyerinde fiili çalışmasının bulunmaması nedeniyle emekli olma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesilmesi, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi uyarınca yapılan fazla ve yersiz ödemelerin geri alınması hususlarında idarece yapılmış işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 18. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu Denetçiliği
Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle
“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranılmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkeye uygun davranması önerilmektedir.
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
19. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Ankara İş Mahkemelerinde yargı yolu açıktır.
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;
Kararın, BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA tebliğine; Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi