|
ÖZET: Başvuran, müteveffa eşinin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan denetimler sonucu iptal edilen hizmetleri nedeniyle bağlanan ölüm aylığının kesildiğini ve kendisine borç çıkarıldığını ifade ederek, aylığın yeniden bağlanması ve borcun iptali talebiyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurmuştur. SGK, başvuranın eşi için yapılan denetimlerde, bazı hizmetlerin fiili çalışmaya dayanmadığını tespit etmiş ve bu nedenle aylığın iptaline karar vermiştir. Başvuranın, 5510 sayılı Kanun kapsamında yeterli prim gün sayısına ulaşamadığı belirtilmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun incelenmesi sonucunda, SGK’nın işlemlerinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğunu tespit etmiştir. İlgili mevzuat çerçevesinde, yersiz ödemelerin geri alınmasının kamu yararını gözettiği ve başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, idarenin süreçte iyi yönetim ilkelerine uygun davranmadığı, ancak başvurana karşı hangi yollara başvurabileceği konusunda bilgi verilmediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, başvurunun reddine karar verilmiş ve bu kararın SGK’ya tebliğ edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvuran, kararın tebliğ tarihinden itibaren yargı yoluna başvurabilecektir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 2020/1152-S.20.1826
BAŞVURU NO : 2019/13280
KARAR TARİHİ : 21/01/2020
RET KARARI
BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Yersiz ödemenin iptali talebi hakkındadır.
BAŞVURUNUN KONUSU :
BAŞVURU TARİHİ : 29/07/2019
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran; müteveffa eşi ’ un hizmetlerinin SGK tarafından yapılan denetimler sonucunda iptal edildiğini, bu nedenle prim ödeme gün sayısının eksilmesi sonucunda bağlanan aylığın da iptal edilerek kendisine borç çıkarıldığını belirterek aylığın tekrar bağlanması ve çıkarılan borcun iptal edilmesi talebiyle Kurumumuza başvuruda bulunmuştur.
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 25/10/2019 tarihli ve S. sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü
tarafından gönderilen 28/11/2019 tarihli ve E. sayılı yazıda özetle:
2.1. Başvurana hak sahibi sıfatıyla aylık bağlanan sigortalı dosyasının incelenmesinde, sigortalının 20/04/2009 tarihinde malullük aylığı için Tahsis Talep ve Beyan Taahhüt Belgesi ile Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruda bulunduğu, başvurusunun 1800 gün prim ödeme şartını taşımadığı gerekçesiyle reddedildiği, daha sonra sigortalının
İnşaat Oto Orman Ür. Nak. Tic. Ltd. Şti. 02/07/2009-15/10/2009 tarihleri arasında 105 gün sigortalı çalıştığı, tekrar başvurusu üzerine sigortalıya 01/04/2010 tarihi itibariyle malullük aylığı bağlandığı, ancak 02/07/2009-15/10/2009 tarihleri arasındaki çalışmasının 30/11/2018 tarih ve 2018/CY sayılı denetmen raporu ile fiili olmadığının tespit edildiği, ayrıca sigortalının 01/08/2007-31/03/2008 tarihleri arasında çalışmasının geçtiği işyerinin de kontrolü işyeri kapsamına alındığı, güncel hizmetlerinin 1458 güne düşmesi sebebiyle maluliyet aylığı ve hak sahibi başvurana bağlanan ölüm aylığının iptal edildiği,
2.2. 30/11/2018 tarih ve 2018/CY- ayılı denetmen raporu ile 02/07/2009-15/10/2009 ve 01/08/2007-31/03/2008 tarihleri arasında çalışmasının iptal edilen sigortalının vefat tarihi itibariyle 858 gün fiili çalışması ve 600 gün askerlik borçlanması ile toplam 1458 gün hizmeti bulunduğu 5510 sayılı Kanunun 32 inci maddesi kapsamında hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanmasına imkan bulunmadığı,
3. 27/09/2008 tarih ve 27010 sayılı Resmi Gazete yayımlanan Fazla ve Yersiz Ödemelerin
Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5 inci maddesi kapsamında “sahte hizmet kazandırmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışları arasında sayılmış olup buna göre 5510 sayılı Kanunun 96 maddesi kapsamında aylık bağlandığı tarihten iptal tarihine kadar hak sahiplerine yersiz ödeme tahakkuk ettirildiği, hususları ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinde; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır.
5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.” denmektedir.
6. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinde;
“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” 8. 5510 sayılı Kanun’un 96 ncı maddesine istinaden düzenlenen ve 27/09/2008 tarihli
27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin
Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in; “İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler” başlıklı 5 inci maddesinde;
“(1) Bu Yönetmeliğin uygulamasında; a) Kuruma verilen veya ibraz edilen belgelerle gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması, b) Örneği Kurumca hazırlanan belgelerle bildirilmesi taahhüt edilen durum değişikliklerinin bir ay içinde Kuruma bildirilmemesi, c) Kanunda öngörülen şartlar yerine gelmediği hâlde, sahte bilgi ve belgelerle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, ç) Sahte hizmet kazandırılmak suretiyle sağlık hizmetleri ve diğer haklardan, ödeneklerden yararlanılması ile gelir veya aylık bağlatılması, d) Boşanma nedeniyle gelir veya aylık bağlandıktan sonra boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşanması, e) Gelir ve aylıklarının kesilmesi gerektiği hâlde durumun gizlenmesi ve/veya bildirilmemesi, f) Sigortalılar ile gelir veya aylık alanlara yapılan ödemelerden, hak sahipliği sona ermesine rağmen her hangi bir kişi tarafından tahsilat yapılması, ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarını oluşturur…” düzenlemelerine yer verilmiştir.
IV. KAMU DENETÇİSİ Celile Özlem TUNÇAK’ IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE
ÖNERİSİ
9. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu
Başdenetçisi’ne sunulmuştur.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 10. Dosyanın incelenmesinde başvuranın eşine ait sigortalı dosyası üzerinden hak sahibi olarak ölüm aylığından yararlandığı, bu aylığın, müteveffa eşi olan sigortalının aylık hesabına esas çalışmalarının bir kısmının fiili çalışmaya dayanmadığı gerekçesi iptal edilmesi neticesinde daha önce ödenen aylıkların da borç çıkarılmasından dolayı mağdur olduğunu çıkarılan borcun iptal edilmesi gerektiğini iddia ettiği anlaşılmaktadır. İlgili idare ise yetkili birimleri tarafından usulüne uygun gerçekleştirilen denetim neticesinde anılan sigortalının da çalışmalarının bulunduğu denetime konu işyerinde 21/01/2009 tarihin itibariyle gerçekleştirilen çalışmaların fiili çalışmaya dayanmadığının tespit edildiğini bu bakımdan anılan tarihten sonra sigortalılık bildirimlerinin iptal edilmesi neticesinde başvurana bağlanan aylığın ve sigortalıya ait hizmetlerin iptal edilerek yersiz ödemenin tahakkuk ettirildiğini bildirdiği anlaşılmıştır.
11. Bu çerçevede uyuşmazlığın incelenmesinde öncelikle 5510 sayılı Kanun kapsamında geçerli bir iş ilişkisinin varlığının nasıl tespit edileceğinin aydınlatılması gerekmektedir.
11.1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı addedilmiştir. 5510 sayılı Kanun bakımından sigortalı sayılmanın hukuki şartlarından iş ilişkisi, esas olarak hizmet akdine dayanmalıdır ve hizmet akdine tabi çalışma işverene ait işyerinde yerine getirilmelidir. Bir başka ifadeyle 5510 sayılı Kanunun 4/1(a) bendine göre (SSK) sigortalı sayılmanın temel kuralı, iş veya çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerektiğidir. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanunda hizmet akdinin tarifine yer verilmemiş olup hizmet akdi Borçlar Kanunda tanımlanmıştır. Borçlar Kanununa göre hizmet akdi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre kişinin belirli veya belirsiz bir zamanda hizmetini kiralaması hizmet sözleşmesidir.
Anayasa Mahkemesi ise hizmet akdinin iş, ücret ve bağımlılık olmak üzere üç unsurdan oluştuğuna karar vermiştir. (Anayasa Mahkemesinin Esas No.1963/336, Karar No.1967/29 ve
Resmi Gazete tarih/sayı: 19/10/1968/13031)
11.2. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi E.2016/7568, K.2017/904 numaralı ve 13/02/2017 tarihli kararında; “Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın ikinci maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6 ncı maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.” hükmüne varılmış olup, aynı Dairenin E. 2014/3422, K.2015/2638 numaralı ve 17/02/2015 tarihli kararında da; davanın yasal dayanağını oluşturan sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığının zorunlu olduğu, eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemeyeceği, Kurumun suç duyurusu üzerine ceza soruşturması yapılıp yapılmadığı ve buna bağlı olarak dava açılıp açılmadığının araştırılması gerektiği, 5510 sayılı
Yasanın 59 uncu maddesine göre aksi kanıtlanana kadar Kurum denetim memurlarının inceleme raporundaki tespitlerin doğru olduğu ifade edilmiştir.
12. Bu kapsamda başvurana aylık bağlanan sigortalı dosyasında 02/07/2009-15/10/2009 tarihleri arasında 105 günlük İnş. Oto. Orman. Ür. Nak. Tic. Ltd. Şti unvanlı işyerinde geçen prim sürelerinin silinmesinin değerlendirilmesi gerekirse ilgili denetim raporuna bakmak gerekecektir. İlgili raporları kısaca özetlemek gerekirse; 12.1. 30/11/2018 tarih ve 2018/C-40 sayılı denetmen raporunun içeriğinden; bir veya birden çok işveren tarafından hizmet akdine göre çalıştırılan kimselerin sigortalı sayılacağı, bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığının yeterli olmadığı, aynı zamanda o kimsenin kanunun belirlediği biçimde eylemli olarak çalışmasının da koşul olduğu, 5510 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde ve Yargıtay Hukuk Kurulunun birçok kararında (Örn.23/12/2009 gün ve E: 2009/10-581, K: 2009/619, 21/09/2011 gün ve E:2011/10-527, K:2011/522 sayılı kararlar) vurgulandığı, işyerinde fiilen çalışmadığı halde salt kayıt ve belgelerde çalışıyor gösterilen kimseler aslında sigortalı niteliği taşımadığı ve Sosyal Güvenlik anlamında “sahte sigortalı” sayıldığı, ilgili işyerinin “sahte işyeri” olup olmadığının aydınlatılması amacıyla söz konusu işyerine ait diğer kurumlardan gelen bilgi ve belgelerin incelendiği, 12.2. Buna göre Ege Vergi Dairesi Müdürlüğü ile yapılan yazışmalar neticesinde iş yerinin bilgisayar programlama faaliyetlerin iştigal etmek üzere 21/09/2009 tarihinde faaliyetine başladığı, 30/09/2010 tarihinde mükellefiyet kaydının resen terk ettirildiği, 30/05/2013 tarih ve 2013/A sayılı vergi tekniği raporunun da incelenmesi ile, şirketin 21/01/2009 tarihini itibariyle gerçek bir faaliyetinin bulunmadığı, anılan tarihten sonra düzenlenen faturaların ise komisyon karşılığı düzenlenen sahte belge olduğu hususlarının tespit edildiği, bildirilen sigortalıların hizmet dökümlerinin incelenmesiyle ise hem anılan iş yerinde hem de daha önce sigortalı gösterildikleri işyerlerinde sisteme kontörlü ve sahte olarak tanımlanmış işyerlerinden sigortalı bildirimlerinin yapıldığı, bu işyerlerinin de genellikle hakkında sahte sigortalılık incelemesi yapılan işyerleri oldukları, ve son olarak denetime tabi
İnşaat Oto Orman Ür. Nak. Tic. Ltd. Şti. ünvanlı işyerinden bildirilen sigortalıların bu işyerinden ayrıldıktan sonra sisteme sahte ya da kontrollü olarak tanımlanmış iş yerlerine geçtikleri, başvurana aylık bağlanan sigortalı dosyasınında da yine bu kapsamda kontrolü işyerinden sigortalı bildiriminin yapıldığı anlaşılmaktadır.
13. İlgili denetmen raporunu ve yine rapora esas oluşturan hususlardan biri Vergi Tekniği
Raporu doğrultusunda, bahse konu şirketin gerçek anlamda bir ticari faaliyetinin olmadığı, başvuran tarafından da mevcut tespitin aksi yönünde kanaate ulaşılacak herhangi bir husus ortaya konulmadığından, raporlara konu işyerinin sahte işyeri olduğu ve dolayısıyla çalışıyor gösterilen kimselerin de sahte sigortalı olduğu hususunda anılan raporlardaki sonuçlara iştirak edilmiştir.
14.Yukarıda yapılan açıklamalar ve ilgili denetmen raporu çerçevesinde yapılan değerlendirmede; başvurana aylık bağlanan sigortalı dosyasında 02/07/2009-15/10/2009 tarihleri arasında İnş. Oto. Orman. Ür. Nak. Tic. Ltd. Şti unvanlı işyerinde geçen 105 günlük çalışmasının, 4/1-(a) sigortalılığını doğuracak fiili çalışma olgusu ile ücret ve bağımlılık unsurlarını içermediğinden iptal edilmesi nedeniyle yaşlılık aylığı almaya ilişkin şartları ise prim gün sayısının yeterli olmaması nedeniyle sağlayamadığı anlaşıldığından Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan emekli aylığı kesilmesi ve yeniden bağlanamaması yönündeki işlemlerin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
15. Başvurana aylıklarının iptali dolayısıyla 01/10/2010 tarihinden 18/01/2019 tarihine kadar yapılmış aylık ve diğer ödemelerin geri alınması hakkında; 15.1. 2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme Bakırköy 2. İş Mahkemesinin itiraz yoluyla önüne getirdiği 5510 sayılı Kanunun Sosyal Güvenlik
Kurumunca tahsil edilecek yersiz ve fazla ödemelere ilişkin 96 ncı maddesinin sigortalının kasıtlı veya kusurlu davranışından kaynaklanan yersiz ödemelere ilişkin (a) bendinin
Anayasa’nın Sosyal Güvenlik Hakkını düzenleyen 60 ıncı maddesine aykırılığını incelemiş, ilgili maddenin düzenlemesinin kanun koyucunun takdir hakkı içerisinde kaldığını ve bu şekilde yapılan düzenlemenin Sosyal Güvenlik Hakkına engel teşkil etmediği sonucuna varmıştır. Mahkeme, kararında aynı zamanda “Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” ifadelerine yer verilmiştir.
16. Anayasa Mahkemesinin 2013/673 Başvuru numaralı 20/04/2016 tarihli kararında geçmişte yapılan usulsüz prim girişleri nedeniyle başvuranın yaşlılık aylığının kesilmesi ve kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının faiziyle birlikte geri ödenmesi noktasında faizle geri ödemenin mülkiyet hakkı ihlali olduğu yönündeki başvuru kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük gibi kriterler esas alarak değerlendirmiş ve başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi; “Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Öyleyse bu noktada ortaya konması gereken, usulsüz prim girişlerine istinaden yersiz ödenen söz konusu meblağın üzerine yasal faiz ilave edilerek tahsilinin istenmesinin başvurucuya -kamu yararı dikkate alındığında- aşırı bir yük yükleyip yüklemeyeceği hususudur.
Anayasa Mahkemesince bu çerçevede başvurucunun emekli olduğu tarih itibarıyla SGK müfettişlerince de tespit edildiği üzere sosyal güvenlik prim hesabında on dört aylık usulsüz prim girişi olduğu bu çerçevede başvurucunun hileli bir hizmet süresinden yararlandırıldığı ortaya konmuş bu durumda somut olayın özelliklerine göre yapılan değerlendirmede, başvurucunun kendisine kazandırılan on dört aylık hileli hizmet süresinden haberdar olması gerektiği ve toplam hizmet süresine söz konusu hileli hizmet süresi de eklenerek gerçekte hak kazanmadığı tam yaşlılık aylığı ödemelerinden yararlandığı anlaşılmış, eksik kalan hizmet süresi üzerinden usulsüz olarak aldığı aylıkların kendisinden daha sonra 5510 sayılı
Kanun’un 96. maddesinin (a) bendi uyarınca kanuni faizi ile birlikte iadesinin isteneceğini bilebileceği kanaatine varılmıştır (§59-60).” 17. Mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36). Ayrıca mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent Akgül, B.
No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56). Somut olayda olduğu gibi Kurum tarafından bağlanan yaşlılık, maluliyet, ölüm aylıklarının geri ödenmesine karar verilmesi sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle bu durumun mülkiyet hakkı kapsamında bir hak teşkil edip etmediğinin, eğer böyle bir hak söz konusu ise bu hakka müdahale bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Geçmişte yapılmış usulsüz prim ödemelerinin sorumluluğunun başvurucuya yüklenerek yersiz ödenmiş aylıkların geri ödenmesinin istendiği anlaşılmaktadır. Öyleyse yaklaşık 9 yıl boyunca kendisine ödenen aylık tutarı üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaatinin bulunduğu ile idarece bu tutarın yasal faizi ile birlikte iadesinin istenmesinin başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.
18. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun düşebilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin belirlediği esaslar çerçevesinde başvuranın taleplerini değerlendirmemiz gerekirse; 18.1. Kanunilik Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35. maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. (AYM,Bekir Yazıcı, B.
No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 61, 62).
Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).
Somut olayımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödemelerin 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 96 ncı maddesinin yasal dayanak olduğu görülmektedir. Anılan düzenlemenin yeterli açıklıkta ve sonuçlarının önceden öngörmesini sağlamaya yetecek hukuki belirlilikte olduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıdığı sonucuna varılmıştır.
18.2. Meşru Amaç
Anayasanın 13 üncü ve 35 inci maddeleri gereği mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi geri alması veya belirli durumlarda işlemi ortadan kaldırması mümkündür. Bu durum sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olup, dolayısıyla idarenin yersiz ödemeden kaynaklı kurum alacağını tahsil etmesi ve kişilere borç tahakkuk ettirilmesi işleminde kamu yararının asıl amacı sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlığını sağlamaktır.
2017/44 E., ve 2017/118 K., sayılı Anayasa Mahkemesi kararında Mahkeme 5510 sayılı
Kanunun 96 ncı maddesinin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiş ve “ Kural, Sosyal Güvenlik
Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir. Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından
Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır.” demiştir.
Bu anlamda başvurana aylık bağlanan sigortalı dosyasından sahte sigortalılık nedeniyle prim günlerinin silinmesi ve bunun sonucunda emeklilik şartlarını taşımıyor hale gelmesi nedeniyle geriye dönük olarak ödenmiş olan aylıkların ilgili madde çerçevesinde geri alınmasında temel amacın sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini korumak olduğu şüphesizdir. Bu bağlamda, başvurana yapılan yersiz ödemelerin geri alınması yönünde tesis edilen işlemin kamu yararı çerçevesinde meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.
18.3. Ölçülülük
Anayasa Mahkemesinin ölçülülük ilkesine yönelik değerlendirmesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilke üzerinden yapmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir
(AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,
K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
Mülkiyet hakkına yönelik müdahale sonucunda ortaya çıkan yeni durumun ve bozulan yararlar dengesinin, bireye kişisel ve aşırı bir yük yüklememesi gerekmektedir (Korkut Bahadır, § 43).
Diğer taraftan, “İyi yönetişim” ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin; uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir(AYM, Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No. 2013/711, 3/4/2014, § 68). İyi yönetişim ilkesi, mülkiyet hakkı kapsamında yapılan incelemelerde hususi bir öneme sahiptir. Bu çerçevede kamu otoritelerinden beklenen, sosyal güvenlik hakkından doğan ödemeler gibi bireylerin hayatlarını devam ettirmesi bakımından büyük öneme sahip konularda azami özenin gösterilmesidir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 73). Bununla birlikte kamu otoritelerine yüklenen bu özen sorumluluğu bireyleri de sosyal güvenlik hakkı kapsamında kendilerine yapılan ödemeler yönünden tamamen sorumsuz kılmamalıdır.
Sonuç olarak geride kalanların sosyal güvenlik şemsiyesine dahil edilmesi uhdesini taşıyan hak sahipliği sıfatının kazanılması için ölüm tek başına yeterli bir şart değil bununla birlikte ayrıca hak sahibi ve sigortalının da yasa tarafından belirlenen bazı şartları yerine getirmesi aranmaktadır. Burada hak sahipliği sıfatının kazanılması için baktığımızda tüm geride kalanlar için eşit yükümlülüklerin yerine getirilmesi sosyal adaletin sağlanması bakımından eşit hak ve sorumlulukları beraberinde getirdiği görülmektedir.
Başvuru konusu olayda denetim raporlarında başvurana aylık bağlanan sigortalı dosyasının incelenmesinde sigortalının hizmetlerinin sahte işyerinde sahte sigortalı olarak bildirildiğinin belirlendiği, bu belirleme neticesinde başvurucunun maluliyet aylığına hak kazanma yönünden prim gün sayısının eksik kaldığının görüldüğü, denetim raporları çerçevesinde sigortalının iyi niyetli olamayacağı değerlendirilmektedir.
Bu durumda somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen yaşlılık aylıkları anapara tutarının başvurucudan iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği üzere başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır.
Öte yandan mülkiyet hakkına yapılan müdahalede kamu yararı ile bireysel yarar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda başvurucunun mülkiyet hakkına, kendisine ödenen yaşlılık aylıklarının 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi çerçevesinde faizi ile birlikte iadesinin istenmesi yönünde yapılan müdahalenin, başvurucunun böyle bir müdahalenin gerçekleşebileceğini öngörebileceği ve yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında, ölçülü olduğu, mülkiyet hakkının korunması açısından adil bir dengenin gözetildiği değerlendirilmiştir.
19. Yukarıda yapılan açıklamalar ve Kurumumuzca yapılan değerlendirme neticesinde, başvurana aylık bağlanan sigortalı dosyasının sahte sigortalılık nedeniyle emekli olma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle maluliyet aylığının kesilmesi, 5510 sayılı Kanunun 96 ncı maddesinin (a) bendi uyarınca yapılan fazla ve yersiz ödemelerin geri alınması hususlarında idarece yapılmış işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 20. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu
Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarelerin
Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uygun davranmadığı görülmüş olup, idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması önerilmektedir.
V. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
21. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup İzmir İş Mahkemesinde yargı yolu açıktır.
VI. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;
BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMUNA tebliğine;
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi.
e-imzalıdır
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi
idi https://sikayet.ombudsman.gov.tr/sorgula/ adresinden d81d-e15b-83d1 kodu ile yapılabilir.