|
ÖZET: Başvuran, yetim aylığının kesilmesiyle ilgili olarak Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) yaptığı başvuruda, 2014 yılında sigortalı olarak işe başladığını bildirmiş ve bu durumun aylığının kesilmesi gerekip gerekmediğini sormuştur. SGK, başvuranın aylığının kesilmesine gerek olmadığını belirtmiş, ancak daha sonra 2017 yılında yapılan bir yazışma ile aylığın kesildiği ve bu süre zarfında yapılan ödemelerin borç olarak kaydedildiği bildirilmiştir. Başvuran, SGK’nın bu hatalı işleminden kaynaklanan mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın babasından dolayı yetim aylığı aldığını ve 5510 sayılı Kanun gereği çalışmaya başlaması durumunda aylığının kesileceğini açıklamıştır. Kurum, başvuranın 2014’te yaptığı başvuruda sehven yanlış bilgi verildiğini kabul etmiş, ancak aylıkların kesilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu süreçte, başvuranın aylıklarının yersiz ödenmesi nedeniyle geri alınması gerektiği değerlendirilmiştir. Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurunun reddine karar vermiştir. Kararda, SGK’nın hatalı işlemleri nedeniyle yapılan ödemelerin geri alınmasının hukuka uygun olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, idarenin iyi yönetim ilkelerine uygun davranması gerektiği, vatandaşların haklarının güvence altına alınması için gerekli önlemlerin alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvuranın, SGK’ya karşı dava açma hakkı olduğu da ifade edilmiştir. |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)
SAYI : 11927-11927 |sayi|53878609-101.07.05-E.53878609-101.07.05-E.
BAŞVURU NO : 2018/142 2018/ 142
KARAR TARİHİ : 04/07/2018 |tarih|
RET KARARI
BAŞVURAN VEKİLİ / TEMSİLCİSİ :
BAŞVURUYA KONU İDARE : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı
BAŞVURUNUN KONUSU : Yetim Aylığının kesilmesi işlemi hakkındadır .
BAŞVURU TARİHİ : 05/01/2018 5.1.2018
I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ
1. Başvuran adına yapılan başvuruda, başvuran vekili özetle; “ ’ın yetim aylığı almakta iken eğitim süresini tamamlayarak 5510 sayılı Kanunun 4/ 1-a kapsamında sigortalı olarak işe başladığını, bu durumu bildirir şekilde 24/ 11/ 2014 tarihinde SGK’ ya dilekçe vererek yetim aylığının kesilmesi gerekiyorsa gerekli işlemlerin yapılması talebiyle başvuruda bulunduğunu, SGK’ nın verdiği cevapta aylığın kesilmesine gerek olmadığının belirtildiğini, ancak 20/ 06/ 2017 tarihinde SGK tarafından Borç Kesinti Bildirimi konulu yazı gönderilerek; 16/ 10/ 2014 tarihinde
5510 sayılı Kanununun 4/ 1-a kapsamında sigortalı olduğu anlaşıldığından 01/ 11/ 2014 tarihi itibari
ile aylıklarının kesildiğini, anılan tarihler arasının ise adına borç kaydedildiğini, aylıktan çıktığı için
’in annesi ’ e mahsup işlemleri sonrasında kalan 4.236,93 TL ‘ nin aylığından kesilmek üzere borç çıkarıldığını belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumunun hatalı işleminden kaynaklanan mağduriyetinin giderilmesi talep etmektedir .
II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI
2. Kurumumuzun 06/ 09/ 2017 tarihli ve sayılı bilgi-belge isteme yazısına cevaben
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK) Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü
1 / 10tarafından gönderilen 02/ 10/ 2017 tarihli ve sayılı yazıda özetle :
2.1. ‘e ait Kurum kayıtlarının incelenmesi neticesinde, başvuranın babası
‘in T .C. Emekli Sandığı iştirakçisi iken memuriyette geçen hizmetleri ve diğer çalışmaları toplamı 9 yıl 6 ay olan 10/ 09/ 1992 tarihinde vefatının ardından kızı ‘e, 01/ 12/ 1995 tarihinden itibaren mülga 5434 sayılı T .C. Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 13 üncü maddesi kapsamında yetim aylığı bağlandığı, eşine ise malullük şartını taşımadığından aylık bağlanamadığı ve kesenek iadesi yapıldığı, 2.2. 5434 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre 10 yıldan az hizmeti olan iştirakçilerin çocuklarından kız/erkek ayrımı yapılmaksızın öğrenimlerine devam etmeyen veya malul olmayan çocuklarının 18 yaşını doldurdukları tarihi takip eden aybaşından itibaren aylıkları kesileceğinden adına başvurulan ‘in 18 yaşını doldurduğu 09/ 07/ 2007 tarihini izleyen aybaşından itibaren aylığı kesildiği .
2.3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01/ 10/ 2008 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte geçici 4 üncü maddesine göre; Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ölen iştirakçilerin, yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hizmet azlığı nedeniyle aylık bağlanamayan dul ve yetimlerinin kesenek iadesini ihya etmeleri halinde ihya tutarını ödedikleri tarihi izleyen aybaşından itibaren aylık bağlanmıştır . Ayrıca bu şekilde bağlanan aylıkların 5510 sayılı Kanunun 34 üncü maddesine göre ödeneceği hüküm altına alındığı, 2.4. ‘in eşi ‘in 07/ 10/ 2008 tarihli talebine istinaden kesenek iadesi yapılan hizmetleri ihya edilerek, 25/ 11/ 2008 tarihli ihya tutarının tamamının ödendiğini gösterir belge ve tahsis talebine istinaden 01/ 12/ 2008 tarihinden itibaren ve ‘e
5510 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlandığı,
2.5. 5510 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre; “…. bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan; … her birine % 25’i ” oranında aylık bağlanma imkanı getirilmiştir . Dolayısıyla aylık bağlanmış çocuklardan çalışmaya başlayanların aylıkları çalışmaya başladıkları tarihi izleyen aybaşından itibaren kesilmekte olduğu, 2.6. Bu nedenle adına başvurulan ‘ e 5510 sayılı Kanun kapsamında bağlanan aylıkları aynı Kanunun 34 üncü maddesi hükümlerine göre ödendiğinden çalışmaya başlaması nedeniyle aylıkları kesildiği, 3. 24/ 11/ 2014 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumuna, tarafından sigortalı olarak işe başladığını bildiren dilekçe verildiği Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 13/ 12/ 2014 tarihli cevabi yazıyla sehven 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre kız çocuklarına bağlanan aylıkların 5510 sayılı
Kanun’un 4/c maddesi kapsamında göreve başlamaları halinde kesileceği belirtilerek sigortalı olarak işe başlaması nedeniyle aylığının kesilmeyeceği bildirildiği, 3.1. Her ne kadar 13/ 12/ 2014 tarihinde ‘e aylıklarının kesilmeyeceği bildirilmiş olsa da, Kurumun iş yoğunluğu ve dosyasının yeniden tetkiki neticesinde anılan yazının sehven yazıldığı ve ilgilinin 5510 sayılı Kanun kapsamında aylık aldığı anlaşılması üzerine Kurumun 19/ 06/ 2017 tarihli işlemi aylıkları kesildiği, ‘in itirazı üzerine 13/ 10/ 2017 tarihli yazımız ile aylıklarının
5510 sayılı Kanun kapsamında bağlandığı ve 5510 sayılı Kanunun 4/ 1-a bendi kapsamında
çalışmasından dolayı aylıklarının kesildiği ifade edilmiştir .
2 / 10III. İLGİLİ MEVZUAT
4. 18/ 10/ 1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesi; “…Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir . Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikayetleri inceler…” hükmü yer almaktadır .
5. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun “Kurumun görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir .” denmektedir .
6. 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun “Ek 13 üncü maddesi; “Fiili hizmet süresi 5 yılı doldurduktan sonra vefat eden iştirakçilerin, ölüm tarihinde, başkasının yardımı olmaksızın hayatlarını devam ettiremeyecek derecede malul ve muhtaç bulunan dul eşleri ile çocuklarına, yazı ile Sandığa müracaatlarını takip eden ay başından itibaren 15 yıl hizmet süresi üzerinden 68 inci maddedeki esaslara göre dul ve yetim aylığı bağlanır .
(Ek fıkra : 08/ 07/ 1971 – 1425/ 6 md.) Ancak, ölüm tarihinde 18 yaşını, orta öğrenimde 20 yaşını ve yüksek öğrenim yapmakta ise 25 yaşını doldurmamış çocuklarda malullük şartı aranmaz. Bunların aylıkları, öğrenim durumları da göz önüne alınarak, yukarıdaki yaşları doldurdukları tarihi takibe den aybaşından itibaren kesilir . Şu kadar ki, bunlardan aylıklarının kesilmesi gereken tarihlerde başkasının yardımı olmaksızın hayatlarını devam ettiremeyecek derecede malul ve muhtaç bulunanların aylıklarının ödenmesine devam olunur .
(Ek fıkra : 07/ 05/ 1986 – 3284/ 19 md.) Yukarıdaki hükümler, 22/ 06/ 1956 tarih ve 6741 sayılı Kanunla
53 üncü maddeye eklenen bent gereğince malullük aylığı alanlardan ölenlerin dul ve yetimleri
hakkında da uygulanır .” 7. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 4 üncü maddesi;
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ölen, ancak bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre ölüm aylığının bağlanabilmesi için yeterli prim ödeme gün sayısı olmayan sigortalının hak sahiplerinin, prim ödeme gün sayısı bakımından bu Kanun hükümlerine göre ölüm aylığına hak kazanması halinde, müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanacak aylıkları, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerine göre ödenir…” 8. 5510
Sayılı Kanununun “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre; “ Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan…
1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25
yaşını doldurmayanların veya,;
2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malul olduğu
anlaşılanların veya,
3 / 103) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan
kızlarının, her birine % 25’i,… oranında aylık bağlanır .” 9. 5510 Sayılı Kanununun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesine göre;
“Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır .
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanuni faiz kalan borca uygulanır . Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır .
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanuni faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır .
Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir .” hükmünü amirdir .
IV. KAMU DENETÇİSİ ÖZLEM TUNÇAK’ IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE ÖNERİSİ
10. Başvuranın iddiaları, idarenin konu ile ilgili açıklamaları, ilgili mevzuat ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tesis edilen işlemde hukuka ve hakkaniyete aykırılık tespit edilemediğinden, başvurunun reddi yönünde hazırlanan “Ret Kararı Önerisi” Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur .
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 11. Adına başvurulan, 1 inci paragrafta yer verilen başvurusundan özetle babasından geride kalan olarak kendisine yetim aylığı bağlandığı, daha sonra çalışması üzerine durumunda meydana gelen değişikliği bildirerek şayet aylığının kesilmesi gerekiyorsa aylığının kesilmesi için bildirimde bulunduğu ancak Sosyal Güvenlik Kurumunun verdiği cevapta aylığının kesilmesine gerek olmadığı kendisine bildirilse de 2 yıl 6 ay sonra aylığının kesilerek bu süre zarfında kendisine yapılan aylık ödemelerinin borç çıkarılması işlemine itiraz etmektedir .
12. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilen bilgi ve belgelerden ise özetle; adına başvurulan
’ e yetim aylığının 5434 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesi kapsamında bağlandığı, ancak adına başvurulan ’ in annesine ise anılan madde kapsamında dul kalan eş olarak
4 / 10başkasının yardımı olmaksızın hayatlarını devam ettiremeyecek derecede malul ve muhtaç olmaması
nedeni ile aylık bağlanamadığı anlaşılmıştır . 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun kapsamında getirilen düzenleme neticesinde ise ilgili kanun hükümlerine göre ölüm aylığının bağlanabilmesi için yeterli prim ödeme gün sayısı olmayan sigortalının hak sahiplerinden olan dul eşe, prim ödeme gün sayısı bakımından bu 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre ölüm aylığına hak kazanması şartını taşıması sebebiyle bu haktan yararlanmak için başvurduğu tarihini takip eden aybaşından itibaren, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre hesaplanacak aylıkları, 5510 sayılı Kanun tarafından getirilen düzenlemeler çerçevesinde ödenmeye başlamıştır . Sosyal Güvenlik Kurumunun hataya düşmesinin temel nedeni de bu noktada toplanmaktadır . Şöyle ki 5434 sayılı Kanun kapsamında yetim kız çocuklarının aylık alması için evli olmamak ve anılan Kanun kapsamında çalışmasının bulunmaması şartları aranmaktadır . Hal böyle olunca kız çocuklarının 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu veya 1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanunu kapsamında çalışmanın bulunması hak sahipliği statüsünde bir değişiklik yaratmıyordu . Ancak 5510 sayılı Kanun kapsamında geride kalan kız çocuğu olarak aylık almak için yine; anılan Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olma şartını getirmişse de 5510 sayılı Kanunla getirilen Sosyal Güvenlik neticesinde tüm sigorta sistemlerinin aynı çatı altında toplanması nedeniyle kız çocuklarının hak sahibi olabilmesi için genel olarak çalışmama şartının aranmasının benimsendiğini söylenebilecektir . İşte bu nedenle ’ in annesinin 5510 sayılı Kanun kapsamında geride kalan eş olarak sosyal güvenlik sistemine dahil olması neticesinde tüm hak sahipliği şartlarının tespitinde 5510 sayılı Kanun amir olmuştur . Ancak ölüm tarihini göz önünde alarak bu düzenlemeleri dikkate almadan yapılan değerlendirme sonucu adına başvuruda bulunulana hatalı bilgi verilmesi ve hatalı işlem yapılması sonucunun doğduğu anlaşılmıştır .
13. Bu çerçevede uyuşmazlığın çözümü bakımından incelenmesi gereken husus kendisine, geride kalan eş olarak annesinin de hak sahipliği kapsamına alınmasına imkan tanıyan yasa kapsamında hak sahibi olma koşullarının değişmesi neticesinde Kurum tarafından sehven ödenen aylıkların geri istenip istenemeyeceği noktasında toplanmaktadır .
14. 5510 sayılı Kanunun “Yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96 ncı maddesinin (§ 5.3) (a)
bendinde sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemelerin hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru on yıllık sürede ve bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren kanuni faiziyle tahsil edileceği düzenlenmişken, (b) bendinde Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan her türlü fazla veya yersiz ödemenin ; hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan kısmının geriye alınacağı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemeler için faiz uygulanmayacağı , yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemeler için ise bu süre sonundan itibaren kanunî faiz uygulanacağı, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği , alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı, Kurumdan gelir veya aylık alınıyor olması durumunda söz konusu ödemelerin gelir ve aylıklardan % 25 oranında kesileceği hüküm altına alınmıştır .
15. Madde ile Kurum tarafından fazla veya yersiz yapıldığı anlaşılan her türlü ödemenin geri alınacağının düzenlendiği, fazla veya yersiz ödemenin ne şekilde ve hangi esaslar doğrultusunda geri alınacağının ise fazla veya yersiz ödemeyi doğuran sebebin sigortalıların kasıt veya kusuru ile
Kurum hatasından doğmasına göre farklılaşacağı belirlenmiştir . Kurumun hatalı işlem yapabileceği
5 / 10öngörülerek Kurumun hatalı işleminden kaynaklanan fazla veya yersiz ödemelerin hafifletilmiş
şartlarla geri alınmasına yönelik bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir . Somut olayda, Kurumun hatalı işlemi nedeniyle başvurana yersiz ödendiği tespit edilen aylıkların da maddenin (b) bendi kapsamda geri alınması gerektiği değerlendirilmektedir .
16. Bununla birlikte, 96 ncı maddenin (b) bendinin “hukukun vatandaşlara öngörülebilirlik ve güven sağlaması gerektiği, keyfi şekilde düzenlenen yaptırımların ve vatandaşlara getirilen yükümlülüklerin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, önceden yapılan ödemelerin geri alınmasına ilişkin düzenlemenin mülkiyet hakkıyla birlikte ağır yaptırım öngörmesi nedeniyle ölçülülük ilkesini de ihlal ettiği, Kurum’un kendi kusurundan dolayı tek taraflı olarak emeklilik statüsünü iptaliyle ortaya çıkan zarardan vatandaşın sorumlu tutulmasının Devlet’in yükümlülüklerine aykırılık teşkil ettiği, Kurum’un kusuru nedeniyle hatalı olarak tesis edilen işlemden kaynaklanan ödemelerin iadesinin iş mahkemelerine açılan davalar ile sağlandığı ve hatalı işlem nedeniyle uğranılan zararın
Kurum’dan tahsili talebinin bu düzenleme karşısında sonuçsuz kalacağı” gerekçesiyle Anayasa’nın 2., 13., 35., 60. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ve iptali için itiraz yoluyla yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi’nce verilen 10/ 02/ 2016 tarihli ve E.2015/ 97, K .2016/ 10 sayılı kararda ; “… Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur . Kanun koyucunun, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır .
6. Kural, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, Kurum’un hatalı işlemi nedeniyle ilgiliye yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir . Kuralın, Kurum tarafından Kanun’a aykırı şekilde ilgililere yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır . Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğu da açıktır .
7. Öte yandan Kurum’un hatalı işleminden kaynaklanan nedenlerle yapılan fazla veya yersiz ödemelerin yaptırımı, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışı sonucu yapılan fazla veya yersiz ödemelerin hükümlerine göre hafifletilmiş, kanun koyucu sebepsiz zenginleşene hatalı işlemin tebliğinden itibaren yirmidört ay gibi uzun bir süre faizsiz iade yapması için seçenek tanımıştır .
Dolayısıyla kural Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesine aykırı değildir .” denilmek suretiyle itirazın reddine karar verilmiştir .
16.1. Yine, 96 ncı maddenin (a) bendinin Anayasa’nın 60. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için itiraz yoluyla yapılan başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesi’nce verilen 12/ 07/ 2017 tarihli ve E.2017/ 44, K .2017/ 118 sayılı kararda ; “…Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur . Kanun koyucunun, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapma konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır .
12. Kural, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle kendilerine yapılan fazla veya yersiz ödemeye bağlanan sonuçları öngörmektedir . Kuralın, ilgililerin kusurlu veya kasıtlı hareketleriyle Kurum tarafından
Kanun’a aykırı şekilde yapılan ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır . Böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun
6 / 10koyucunun takdirinde olduğu da açıktır .
…
14. Kural, ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışları nedeniyle, var olmayan bir sosyal güvenlik hakkının gerçekleştiği değerlendirmesiyle Kurumun ilgililere yaptığı ve malvarlıklarında sebepsiz zenginleşmeye yol açan yersiz ödemelerin iadesine ilişkindir . Bu nedenle kişinin malvarlığında ekonomik bir değer taşımakla birlikte geçerliliği bulunmayan bir sosyal güvenlik hakkından kaynaklanan yersiz ödemenin iadesi talebini düzenleyen kuralın sosyal güvenlik hakkıyla bir ilgisi bulunmamaktadır .
15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir…” denilmek suretiyle itirazın reddine karar verilmiştir .
16.2 Bu çerçevede, Anayasa Mahkemesi’nce; 96 ncı maddenin Sosyal Güvenlik Kurumu’nun
uğradığı kamusal zararın giderilmesi amacıyla sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olduğu, kuralın, ilgililere yapılan fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasıyla Kurum’un gider kaybının önlenmesini ve Kurum’un aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla çıkarıldığının anlaşıldığı, böyle bir düzenlemenin anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdirinde olduğunun açık olduğu, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığı belirtilmiştir .
17. Nitekim kendilerine fazla veya yersiz ödenen emekli aylıklarının geri istenmesi işlemleri üzerine sigortalılar tarafından yapılan bireysel başvurular üzerine verilen benzer nitelikteki kararlar ile mülkiyet hakkına müdahalenin sınırlarının AİHS kapsamında tartışıldığı Anayasa Mahkemesi’nce verilen diğer kararlarda da; 17.1.Anayasa’da yer alan mülkiyet hakkının, bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğunun kabul edilmesi gerektiği (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/ 2166, 25/ 6/ 2015, Ş 36; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz . Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 65731/ 01 ve 65900/ 01, 12/ 4/ 2006, § 53- 55; Andrejeva-Letonya [BD], B. No: 55707/ 00, 18/ 2/ 2009, § 77; Moskal/Polonya, B. No: 10373/ 05, 15/ 9/ 2009, § 38), AİHM’in, bir mülkiyet hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılmasının, onun en azından ortadan kaldırılıncaya kadar
“mülk” olarak kabul edilmesine engel olmayacağını ifade ettiği (Moskal/Polonya, B. No: 10373/ 05, 15/ 9/ 2009, § 40), 18. Mülkiyet hakkının mutlak olmayıp bu hakkın sınırlandırılmasının mümkün olduğu, ancak
Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62), 18.1. Ölçülülük ilkesinin “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu, “elverişlilik” ilkesinin öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, “gereklilik” ilkesinin ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ilkesinin ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında
7 / 10makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade ettiği (AYM, E .2011/ 111, K.2012/ 56, 11/ 4/ 2012;
E .2012/ 102, 14.2012/ 207, 27/ 12/ 2012; E .2012/ 149, K.2013/ 63, 22/ 5/ 2013; E .2014/ 176, K.2015/ 53,
27/ 5/ 2015; E .2015/ 43, K.2016/ 37, 5/ 5/ 2016; E .2016/ 13, 142016/ 127, 22/ 6/ 2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38), 18.2. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılması gerektiği, bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığının da göz önünde bulundurulması gerektiği (Uğur
Ziyaretli, § 65), 18.3. Öte yandan idarenin “iyi yönetişim” ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu, “iyi yönetişim” ilkesinin, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirdiği (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No 2013/ 711, 3/ 4/ 2014, § 68), 18.4. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediğinin önem arz ettiği (Tevfik
Baltacı, B. No: 2013/ 8074, 9/ 3/ 2016, § 71), 18.5. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku bulunmadığı, bu tespitin hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerli olduğu, aksi durumun kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabileceği, bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmeyeceği (Tevfik Baltacı, § 74), 18.6. Hatalı idari işlemin üçüncü kişilerin yönlendirmesi olmaksızın idarenin kendisinden kaynaklandığı durumlarda farklı bir ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerektiği (Tevfik Baltacı, § 76), 18.7. Emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için ilgililerin ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde bir takvime bağlanmasının, kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması bakımından gerekli olduğu (Fatma Ülker Akkaya, B. No: 2014/ 18979, 22/ 2/ 2018, § 58)
ifade edilmiştir .
19. Yukarıda yer verilen ifade ve açıklamalar ışığında somut olayda, ilgili mevzuatın aradığı aylık bağlanma şartlarını babası yönünden taşıyan ve başvurana ödenen emekli aylıklarının en azından ortadan kaldırılıncaya kadar “mülk” olarak kabul edilmesi gerektiği, Kurum’un hatalı işlemi nedeniyle Kanun’a aykırı şekilde başvurana yapılan fazla veya yersiz ödemelerin 5510 sayılı
8 / 10Kanunun 96 ncı maddesinin (b) bendi ile getirilen kurala dayanarak Kurum’un gider kaybının
önlenmesini ve Kurum aleyhine sebepsiz zenginleşmeye engel olunmasını sağlamak için kamu yararı amacıyla geri alınmak suretiyle sınırlandırılabileceği, kural ile kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkılarının dikkate alındığı ve hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanmasındaki usul, tahsilatın başvuranın dara düşmesini önleyecek bir takvime bağlanması gibi kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması bakımından makul kabul edilebilecek şekilde belirlendiği ve idarenin de bu çerçeveye uygun şekilde işlem tesis ettiği değerlendirilmiştir .
20. Tüm bu değerlendirmeler ve açıklamalar çerçevesinde; başvuru konusu somut olayda
‘ in aylık bağlanma şartlarını 5434 sayılı Kanun kapsamında yerine getirirken, annesi
’ i de hak sahibi olarak sosyal güvenlik şemsiyesine dahil edilmesi neticesinde aylık bağlanan kanunun ve aylık bağlanma şartlarının değişmesi ile kendisinin hizmet akdine tabi çalışması sonucu olarak hak sahipliği sıfatını yitirdiği halde babasından dolayı yetim aylığı ödenmesine devam edilmesi, idarenin hukuki yanılması sonucu oluşan idarenin açık hatasından kaynaklandığı, idarenin başvurana gönderdiği yazılarda da müteveffa babasından dolayı tarafına bağlanan ölüm aylığının bağlanmaması gerekirken sehven bağlandığını ifade ettiği anlaşılmış olup idarenin açıkça hukuka aykırı işlemlerini her zaman geri alabileceği ve 5510 sayılı Kanunun 96 ıncı maddesi gereği
Kurumun hatalı işleminden kaynaklansa dahi sigortalılara fazla veya yersiz yapılan her türlü ödemenin geri alınmasının bir zorunluluk olduğu değerlendirildiğinden babasından dolayı bağlanan aylığın, kendi çalışması nedeniyle durdurulması ve başvuranın çalışmaya başladığı tarihten sonra yersiz ödenen aylıkların 96 ncı maddenin (b) bendine göre geri alınması yönünde idarece yapılan işlemlerde hukuka ve hakkaniyete aykırı bir durum bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır .
B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 21. İyi yönetim ilkelerine 28/ 03/ 2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında
Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin
Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, yine idare tarafından şikâyetçiye makul sürede cevapların verildiği ancak şikâyetçiye verilen cevaplarda işleme karşı hangi sürede hangi mercilere başvurulabileceğinin gösterilmemiş olması sebebiyle “karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi”, başvuranın taleplerine tam ve açık şekilde cevap verilmemiş olması sebebiyle “idarenin kararların gerekçeli olması”, “bilgi edinme hakkı” ve
“dürüstlük” ilkelerine uygun davranılmadığı görülmüş olup idarenin anılan ilkelere uygun davranması ve “hukuka uygunluk” ve “nezaket” ilkelerine ise daha fazla özen göstermesi önerilmektedir .
22. Bununla birlikte, hukuk devleti ilkesi idarenin “belirlilik”, “istikrar”, “öngörülebilirlik” ve “haklı beklenti” ilkelerine uygun davranmasını içermektedir . Buna göre, idarenin vatandaşların güvenini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir . Emeklilik çalışanlar bakımından tüm çalışma hayatı boyunca varılmak istenen bir gaye, sosyal devlet olmanın gereği olarak yaşlılık riskine karşı alınan bir güvence, devlet için bir ödevdir . İdarenin kişilerin, sigortalıların bu hakkın kazanılmasına yönelik beklentiye sokacak davranışlardan kaçınması, kendi iş ve işlemlerinde ise yasaya uygun, gerekli dikkat ve özeni göstermesi beklenmektedir . Bu tür durumlara sebep verilmemesi için idarenin, hizmetin gerekleri göz önüne alınarak personelin eğitimi ve yetiştirilmesine ve kendi içinde
9 / 10kontrol ve denetim mekanizmalarına gereken önemi vermesi gerektiği, yine, yaptığı hataları
düzeltirken iyi bir zamanlamayla, uygun bir şekilde ve en önemlisi tutarlı olarak hareket etmesi beklenmektedir .
VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN YASAL MEVZUAT
23. 6328 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu Ret Kararının başvurana tebliğ tarihinden itibaren ilgili idare işlemine karşı (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup, Malatya İş Mahkemesine yargı yolu açıktır .
VII. KARAR
Açıklanan gerekçelerle BAŞVURUNUN REDDİNE;
Bu kararın BAŞVURANA, BAŞVURAN VEKİLİNE ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
BAŞKANLIĞINA tebliğine;
Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisince karar verildi .
Şeref MALKOÇ
Kamu Başdenetçisi