|
ÖZET: Uyuşmazlık, davacının 6183 sayılı Kanun kapsamında düzenlenen ödeme emirleri nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve iptali talebine ilişkindir. Davalı Kurum, 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesi gereğince doğmuş alacağının amme alacağı niteliğinde olduğunu savunarak davacının, yönetim kurulu üyesi olarak bu borçtan müteselsilen sorumlu olduğunu iddia etmiştir. İlk Derece Mahkemesi, davacının yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde icrai faaliyetinin bulunmadığı ve dolayısıyla sorumluluğu olmadığına karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi, İlk Derece Mahkemesi’nin kararını usul ve yasaya uygun bulmuş, ancak Yargıtay, davalı Kurum’un alacağının amme alacağı niteliğinde olduğunu ve davacının bu borçtan müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek, ilk mahkeme kararını bozmuştur. Yargıtay, 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesi ve 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi gereği, yönetim kurulu üyelerinin kamu alacaklarından sorumlu olduğunu vurgulamıştır. Sonuç olarak, Yargıtay, İlk Derece Mahkeme kararının hatalı olduğunu belirterek, davanın yeniden değerlendirilmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir. |
11. Hukuk Dairesi 2024/805 E. , 2024/9336 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1600 E., 2022/1867 K.
HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/862 E., 2019/219 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2012 ila 2015 yılları arasında dava dışı … Sigorta A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, davalı Kurum tarafından müvekkili aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) hükümlerine göre ödeme emri düzenlendiğini, davalı Kurum’un belirtilen ödeme emriyle, dava dışı … Sigorta’dan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (2918 sayılı Kanun) 98 inci maddesinin ikinci fıkrasından kaynaklanan alacağı bulunduğunu, yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olan müvekkilinin de bu borçtan şirketle birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu iddia ettiğini oysa sözü edilen Yasa hükmünden kaynaklanan alacağın amme alacağı niteliğinde olmadığını, bunun yanında müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde temsil ve ilzam yetkisine de sahip olmadığını ileri sürerek davaya konu ödeme emrinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde;takibe konu alacaklarının amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacak olduğunun açık olduğunu, davacının … Sigorta A.Ş’nin yönetim kurulu üyesi olup Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 88 inci maddesinin yirminci fıkrası gereği yer alan hüküm gereği işveren şirketle birlikte Kuruma karşı sorumlu olduğunu, Kurumlar tarafından … Sigorta A.Ş’nin borcunun tahsili için yasal yollara süresinde başvurularak bu tarihe gelindiğini, davacı vekilinin iddia ettiği gibi bir gecikme olmadığını belirterek savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde icrai faaliyetinin bulunmadığı, yönetim kurulu üyesi olarak görev aldığı süre boyunca prim borçları ile ilgili ödemelerin kendisinin görev alanında bulunmadığı, dolayısıyla sigorta primlerinin SGK’ya aktarılmasında davacının herhangi bir ihmal ve sorumluluğunun olmadığı, bu durumda tüzel kişiliği devam etmekte olan … Sigorta’nın sorumlu olduğu borçtan davacıyı sorumlu tutmanın yasal dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının, davalı Kurum tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre düzenlenen ödeme emirleri sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkin olup uyuşmazlık, davalı Kurum’un 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesi gereğince doğmuş alacağının amme alacağı olup olmadığı ve buradan varılacak sonucuna göre, davalı Kurum’a anılan Yasa hükmünden doğan borcu bulunan dava dışı sigorta şirketinin yönetim kurulu üyesi olarak görev yapmış olan davacının, bu borçtan, 5510 sayılı Kanun’un 88 inci ve 6183 sayılı Kanun’un 35 inci maddelerine göre borçluyla birlikte müteselsilen sorumlu olup olmadığı hususlarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun’un 106 ncı ve 114 üncü maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun’un 367 nci, 553 üncü ve 557 nci maddeleri.
3. 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesi.
4. 5510 sayılı Kanun’un 1 inci 88 inci ve 89 uncu maddeleri.
5. 6183 sayılı Kanun’un 1, 2 ve mükerrer 35 inci maddesi.
6.5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun (5502 sayılı Kanun) 34 üncü maddesi.
7. 1136 sayılı Kanun’un 168 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.2918 sayılı Kanun’un, 6111 sayılı Kanun’un 59 uncu maddesiyle değiştirilen 98. maddesiyle, trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamının sigorta şirketleri ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacağı, bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde ise 5510 sayılı Kanun’un 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.
2.Anılan Yasa hükmüyle atıf yapılan 5510 sayılı Kanun’un 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasında ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun prim ve diğer alacaklarının süresinde ödenmemesi halinde hangi oranda gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanacağı ve bunların usul ve yöntemleri düzenleme altına alınmıştır.
3. 6183 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle, devletin ve kamu kurumlarının hangi tür asli ve feri alacaklarının amme alacağı olduğu belirtilmiş, aynı Kanun’un 2 inci maddesinde ise muhtelif kanunlarda 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edileceği bildirilen her çeşit alacaklar hakkında da 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.
4. 5510 sayılı Kanun’un 88 inci maddesinin on altıncı fıkrasında, Kurum’un süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanun’un 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmış olup on sekizinci fıkrasında ise Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacaklarının amme alacağı niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Anılan Yasa hükümleri karşısında SGK’nın prim ve diğer alacakların amme alacağı niteliğinde olduğu ve bunların tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı hususlarında duraksama bulunmamaktadır.
5.SGK’nın 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinin ikinci fıkrasından doğan alacağının, amme alacağı niteliğinde olup olmadığına gelince, 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinin birinci fıkrasında, trafik kazalarından kaynaklanan sağlık giderlerinin, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde SGK tarafından karşılanacağı belirtilmiştir. Anılan Yasa hükmünün ikinci fıkrayla yapılan düzenlemenin amacı ise SGK’ya birinci fıkradaki giderlerin karşılanması amacıyla kaynak yaratmaktır. Buna göre, sigorta şirketlerince aktarılan prim payları, SGK tarafından, genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde trafik kazası sebebiyle meydana gelen sağlık giderlerin karşılanmasında kullanılacaktır. Hal böyle olunca primlerden Sosyal Güvenlik Kurumu’ na aktarılması gereken tutarın kamu alacağı niteliğinde kabul edilmesi gerekmektedir. Zira, 5510 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinde belirtildiği üzere Kanun amacı sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence kapsamına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile karşılanma yöntemlerini belirlemektir. 5502 sayılı Kanun’nun 34 üncü maddesinde Kurumun gelirlerinin primler, para cezaları vs. diğer gelirler olduğu belirtilmiş ve dolayısıyla bir sınır koyulmamıştır. Bu durum karşısında 2918 sayılı Kanun kapsamında zorunlu trafik sigortası primlerinden Sosyal Güvenlik Kurumu’na aktarılması gereken miktar sağlık sigortası primi kapsamında olup Sosyal Güvenlik Kurumu gelirlerindendir. Bu nedenle SGK tarafından sigorta şirketlerinden 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince tahsil edilecek olan prim payları esasen genel sağlık sigortasına ilişkindir. Bu hale göre, SGK’nın anılan Yasa hükmünden doğan alacağının amme alacağı niteliğinde olduğunun kabulü gerekmekte olup aksi yöndeki gerekçede isabet bulunmamaktadır.
6.Davacı yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna gelince, 6183 sayılı Kanun’ un “Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu” başlığını taşıyan Mükerrer 35 inci maddesinde, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tüzel kişinin kanuni temsilcilerinin mal varlığından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilmiş, 5510 sayılı Kanun’un 88 inci maddesinin yirminci fıkrasıyla ise Kurum’un sigorta primleri ve diğer alacaklarının haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde tüzel kişiliği haiz işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkililerinin, görevleri ile ilgili olarak Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenme altına alınmıştır.
7. 6102 sayılı Kanun’un 557 nci maddesiyle, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bakımından farklılaştırılmış teselsül ilkesi benimsenmiş ise de bu ilke, yönetim kurulu üyelerinin şirketin ticari faaliyetleri kapsamında özel hukuka ilişkin olarak yapmış oldukları iş ve işlemlere ilişkin olup kamu hukuku kapsamında değerlendirilmez. Somut olayda, 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesiyle getirilen prim aktarma yükümlülüğü, kamu menfaati gözetilerek kanunen getirilen bir yükümlülük olup her bir yönetim kurulu üyesi bu primlerin aktarılmasından müştereken ve müteselsilen sorumludur. Nitekim somut olaya uygulanması gereken 5510 sayılı Kanun’un 88 inci maddesinin yirminci fıkrasında da bu husus açıkça belirtilmiştir.
8.Bu itibarla, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, davalı Kurum’un davaya konu alacağının amme alacağı olduğu ve davacı yönetim kurulu üyesinin, görev yaptığı dönemde 2918 sayılı Kanun’un 98 inci maddesi gereğince aktarılması gereken prim paylarından şirketle birlikte müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilip bu dönemde aktarılması gerekirken aktarılmayan prim payının miktarı da belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
9.Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin, vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıdaki (1) ila (8) numaralı bentte açıklanan nedenlerle ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (9) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.12.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.