onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, davacılar murisinin 02.10.2010 tarihinde Çeçenistan’da geçirdiği iş kazasının iş kazası olarak tespitine yönelik bir uyuşmazlığı ele almaktadır. Mahkeme, Türkiye ile Çeçenistan arasında sosyal güvenlik sözleşmesi bulunmadığı için, Türk işçilerin yurt dışında çalıştıkları süre boyunca Türk sosyal güvenlik mevzuatına tabi olabileceklerini belirtmiştir. 506 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddeleri gereği, sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde çalışan Türk işçilerin, iş kazası ve meslek hastalıkları gibi durumlarda sigorta haklarından yararlanma imkanı bulunmaktadır.

Mahkeme, davacının yurt dışındaki işyerinde çalıştığını ve bu nedenle iş kazası olarak değerlendirilebileceğini vurgulamıştır. Ancak, davacının gerçek işvereninin belirlenmesi ve Türkiye’deki bir işyerinden geçici görevlendirme ile gidip gitmediğinin incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bu durum, iş kazası ve sosyal güvenlik haklarının korunması açısından önemli bir içtihat oluşturmaktadır.

10. Hukuk Dairesi         2024/10319 E.  ,  2024/12354 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
    SAYISI : 2023/44 E., 2024/932 K.
    İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 3. İş Mahkemesi
    SAYISI : 2022/119 E., 2022/570 K.

    Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
    I. DAVA
    Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların miras bırakanı olan …’un davalılardan … şirketi (unvan değişikliğinden önce … İnşaat San. ve Dış Tic. Ltd. Şti.) tarafından Rusya Federasyonuna bağlı Çeçenistan’ın … şehrinde yüklenicisi olduğu … City isimli projede inşaatta çalıştırılmak üzere götürüldüğünü ve inşaatta geçirdiği iş kazası neticesinde 02.10.2010 tarihinde vefat ettiğini, inceleme raporunun sonuç kısmında müteveffanın yurt dışında gerçekleştirilen inşaat işinde çalışırken geçirdiği kaza neticesinde vefat ettiğinden bahisle iş kazası olarak değerlendirilemeyeceğinin yazdığını, müvekkilleri tarafından davalı … aleyhine Samsun 3. İş Mahkemesinin 2011/1746 E. sayılı dosyasında açılan tazminat davasının halen derdest olduğunu belirterek söz konusu dava konusu olayın iş kazası olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
    II. CEVAP
    1-Davalı …Ş. tarafından davaya cevap verilmemiştir.
    2- Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın beyanlarının kabulünün mümkün olmadığını, davanın usul ve kanuna aykırı olduğundan reddinin gerektiğini, davaya konu kazanın iş kazası olduğunun iddia edildiğini, ancak müvekkil Kurum denetmenlerince hazırlanan inceleme raporunda yer alan tespitler dikkate alındığında gerçekleşen kazanın iş kazası vasfını taşımadığı yönünde kanaatin oluştuğunu, Kurum işleminde hukuka aykırı bir durum bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile … …’un 02.10.2010 tarihinde geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.
    IV. İSTİNAF
    İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin istinaf başvurusunun, HMK.’nın 352 maddesi uyarınca süreden reddine, davalı SGK Başkanlığının istinaf başvurusunun, HMK.’nın 353/b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
    V. TEMYİZ
    A. Temyiz Sebepleri
    1- Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde; Kurum denetmenlerince hazırlanan inceleme raporunda yer alan tespitler dikkate alındığında gerçekleşen kazanın iş kazası vasfını taşımadığının anlaşıldığını, davacılar murisinin geçici işçi olarak götürülmeyip yurt dışında o ülkenin mevzuatına göre kurulmuş ve faaliyet gösteren, Türkiye’ de iş yeri bulunmayan işverenler yanında çalıştığını, doğrudan yurt dışındaki iş nedeniyle işe alınan Türk işçilerinin o ülke mevzuatına tabi olacaklarını, bu nedenle yurt dışında meydana gelen bir kazanın genel olarak adı iş kazası olsa da anılan Kanunlara göre iş kazası sayılamayacağını, davanın reddi gerektiğini beyan etmektedir.
    2- Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; davacılar murisinin kaza geçirdiği ülke ile ülkemiz arasına davalı … yükümlülük altına sokan bir Sosyal Güvenlik Sözleşmesi mevcut olmadığı gibi diğer davalı işveren ile Kurum arasında topluluk sigortası sözleşmesinin de bulunmadığını, bu nedenle gerçekleşen kazanın Kurum yönünden iş kazası vasfını taşımadığını, Kurum tarafından yapılan işlemlerin yasal mevzuata uygun olduğunu beyan etmektedir.
    B. Değerlendirme ve Gerekçe
    Uyuşmazlık, davacılar murisinin vefatı ile sonuçlanan 02.10.2010 tarihli kazanın iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
    Kural olarak sigortalılar, Türkiye’de yaşadıkları ve hizmet akdine göre çalıştıkları takdirde sosyal sigorta haklarından yararlanırlar. Bu kural, Kanunların mülkiliği ilkesinin doğal sonucudur. Türkiye ile yabancı bir ülke arasında sosyal güvenlik sözleşmesi akdedilmişse istisnaen mülkilik ilkesine değer verilmeyebilir. Ayrıca, 506 sayılı Kanun’un 2 ve 3. maddelerine göre sigortalı olmayanlar kapsamında olmak üzere, Türkiye ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan bir ülkede hizmet akdiyle çalışan Türk vatandaşları da anılan Kanun’un 86. maddesi gereği işverenleriyle yapılacak “İş kazalarıyla meslek hastalıkları”, “Hastalık”, “Analık”, “Malullük, yaşlılık ve Ölüm” sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine toplu olarak tabi tutulmaları mümkündür. Başka bir anlatımla 506 sayılı Kanun’un ülke dışında meydana gelen sigorta olaylarında uygulanabilmesi Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına yükümlülükler getiren sosyal güvenlik sözleşmesi veya kısa vadeli sigorta kollarını da kapsayan topluluk sigortaları bulunması halinde mümkün olabilir.
    506 sayılı Kanun’un 86. maddesine göre, Kurum 2 ve 3. maddelere göre sigortalı durumunda bulunmayanların Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca onanacak genel şartlarla (İş kazalariyle meslek hastalıkları), (Hastalık), (Analık), (Malullük, yaşlılık ve Ölüm) sigortalarından birine, birkaçına veya hepsine toplu olarak tabi tutulmaları için, işverenlerle veya dernek, birlik, sendika ve başka teşekküllerle sözleşmeler yapabilir. (Ek fıkra: 29.07.2003 – 4958 S.K./40. md.) Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, bu Kanun’un 78. maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt ve üst sınırı arasında olmak şartıyla kendilerinin belirleyeceği miktarın % 30’udur. Ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar ödenmeyen primler için bu tarihten başlanarak 80. madde hükmüne göre gecikme zammı uygulanır.(Ek fıkra: 29.07.2003 – 4958 S.K./40’ıncı md.) Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerin yurt dışındaki iş yerlerinde çalışmak üzere giden Türk işçilerine istekleri halinde 85. madde hükümleri uygulanır.
    506 sayılı Kanun’un 7. maddesi; “İşveren tarafından geçici görevle yabancı ülkelere gönderilen sigortalıların bu kanunda yazılı hak ve yükümleri bu görevi yaptıkları sürece de devam eder.” şeklinde düzenlenmiştir.
    Öte yandan, 5510 sayılı Kanun’un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5. maddesinin (g) bendinde, ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçilerinin 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacakları ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanacağı, bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri durumunda, 50. maddenin 2. fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümlerinin uygulanacağı, bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmayacağı belirtilmiş, anılan bende 01.03.2011 günü yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun’un 24. maddesiyle “Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır.” cümlesi eklenmiş, 10. maddesinde de 4. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde sayılan sigortalıların işverenleri tarafından geçici görevle yurt dışına gönderilmeleri durumunda, bu görevleri yaptıkları sürece, sigortalıların ve işverenlerin sosyal sigortaya ilişkin hak ve yükümlülüklerinin devam edeceği hüküm altına alınmıştır.
    Kanunun, “506 sayılı Kanun’a ilişkin geçiş hükümleri” başlıklı geçici madde 6/sonda ise “Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerde iş üstlenen işverenlerce çalıştırılmak üzere bu ülkelere götürülen Türk işçilerinden, bu Kanunun yürürlük tarihinden önce sadece malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi topluluk sigortasına devam edenler ile isteğe bağlı sigortalı olarak söz konusu ülkelere götürülmüş olan sigortalıların, bu Kanunun 5. maddesinin (g) bendi kapsamında sigortalılıkları bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren üç ay içerisinde işverenlerince sağlanır ve buna ilişkin yükümlülükler yerine getirilir” denilmiştir.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun’un 7 ve 5510 sayılı Kanun’un 10. maddeleri kapsamında sigortalı sayılabilmek için, Türkiye Cumhuriyeti ile yabancı ülke arasında sosyal güvenlik sözleşmesi düzenlenmemiş olması, Türk işverenin iş merkezinin Türkiye’de bulunması, gerçek veya tüzel kişi Türk işverenin Türkiye’de iş yapmak koşulu aranmaksızın Türkiye’de tescil edilmiş ya da tescil edilebilir nitelikte işyerinin olması, Türk işveren ile Türk işçi arasında yabancı ülkede yerine getirilecek iş görme edimine ilişkin bireysel iş sözleşmesinin Türkiye’de yapılması, Türk işçinin işbu yazılı veya sözlü hizmet sözleşmesinin Türk işçiye yüklediği iş görme ediminin yerine getirilmesi gereği olarak yurt dışında yaşamasının sürekli olmayıp geçici nitelik taşıması gerekmektedir.
    Maddede “geçici görev” kavramı bakımından herhangi bir süre sınırlaması öngörülmediğinden, görevin geçici mi yoksa sürekli mi olduğunun belirlenmesinde her somut olayın özelliği, bu yönde hizmet akdinin sigortalıya yüklediği iş görme ediminin niteliği, iş süresini belirlemeye ilişkin iş hayatının olağan akışı ve sosyal güvenlik hukuku ilkeleri gözetilecektir.
    Ancak, işverenin baştan beri yurt dışında faaliyet göstermesi halinde, bu işveren yanında işe başlanması ve orada çalışılması, Türkiye’de tescilli işyerinde faaliyet yürütmekte olan işverenin yurt dışında ayrı işyeri açması ve sigortalının Türkiye’deki işyerinde herhangi bir çalışması, bu işyerinden görevlendirmesi söz konusu olmaksızın, doğrudan yurt dışındaki işyerinde çalışması, geçici görevle yurt dışına gönderilme niteliğinde değerlendirilemez. Diğer bir deyişle, geçici olarak götürülmeyip yurt dışında o ülkenin mevzuatına göre kurulmuş ve faaliyet gösteren, Türkiye’de işyeri bulunmayan işverenler yanında, doğrudan yurt dışındaki iş nedeniyle işe alınan Türk işçilerin o ülke mevzuatına tabi olacakları, 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı sayılamayacakları anlaşılmaktadır.
    Eldeki davada, davacıların miras bırakanı olan …’un Çeçenistan’ın … şehrinde … City isimli inşaatta çalışırken 02.10.2010 tarihinde iş kazası geçirdiği sabit olmakla, dinlenen tanık beyanlarına göre davacının Rusya Federasyonunda Rus kanunlarına göre kurulmuş bir şirkette çalıştığının, ayrıca yurt dışına turist vizesi ile gittiğinin belirtildiği, diğer taraftan davacılar murisi …’un hizmet döküm cetveline göre 25.03.2010 – 20.04.2010 tarihleri arasında 27 gün, 01.05.2010 – 10.05.2010 tarihleri arasında 10 gün, 21.08.2010 – 31.08.2010 tarihleri arasında 11 gün süreyle 1073076.55 sicil numaralı dava dışı … unvanlı işyerinden bildirimlerinin bulunduğu, davacılar murisinin yurt dışına çıktığı 05.08.2010 tarihinde de bu işyerinden sigortalı olduğu anlaşılmakla, öncelikle davacılar murisinin gerçek işverenini belirlemek suretiyle Türkiye’deki bir işyerinden yurt dışına geçici görevlendirme ile gidip gitmediğinin irdelenmesi, davalı şirket ile kaza geçirdiği sırada yurt dışında kurulu bulunan 000 Sirus firması arasındaki ilişki tam olarak ortaya konularak hüküm kurulması gerekirken hatalı ve eksik inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
    VI.KARAR
    Açıklanan sebeplerle;
    1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
    İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
    Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
    Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oy çokluğuyla,
    04.12.2024 tarihinde karar verildi.

    KARŞI OY GEREKÇESİ

    1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “davalının unvan değiştirmeden önce üstlendiği, organik bağ içinde olduğu ve Rusya ülke mevzuatına göre kurulan dava dışı işverenin üstlendiği Çeçenistan devletinde yapılan inşaat işinde çalışırken 29.09.2010 tarihinde iş kazası geçiren davacılar murisinin, bu işyerinde çalışırken gerçekleşen ölüm olayının 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası sayılıp sayılmayacağı, yabancılık unsuru taşıyan bu uyuşmazlıkta 5510 sayılı Kanun’un uygulanıp uygulanmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
    2. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda “davacı ile aynı işyerinde çalışan tarafsız bordro tanıklarının davacı ile davalı şirket bünyesinde yurtdışında çalıştıkları, davacılar murisinin yurt dışında iş üstlenen davalı işverence yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürüldüğü, davacılar murisinin, davalıya ait işyerinde yurt içinde çalıştığı daha sonra çalışmaya başlayıp geçici süre ile yurt dışına gönderildiği, ölüm olayının 5510 sayılı Kanun uyarınca iş kazası olduğu” gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine ise davalı Kurumun istinaf istemi incelenerek, işveren yönünden süresinde yapılmadığı gerekçesi ile Kurum yönünden ise esastan reddine karar verilmiştir.
    3. Kararın temyizi üzerine ise çoğunluk görüşü ile kararın “davacıların miras bırakanı olan …’un Çeçenistan’ın … şehrinde … City isimli inşaatta çalışırken 02.10.2010 tarihinde iş kazası geçirdiği sabit olmakla, dinlenen tanık beyanlarına göre davacının Rusya Federasyonu’nda Rus kanunlarına göre kurulmuş bir şirkette çalıştığının, ayrıca yurt dışına turist vizesi ile gittiğinin belirtildiği, diğer taraftan davacılar murisi …’un hizmet döküm cetveline göre 25.03.2010 – 20.04.2010 tarihleri arasında 27 gün, 01.05.2010 – 10.05.2010 tarihleri arasında 10 gün, 21.08.2010 – 31.08.2010 tarihleri arasında 11 gün süreyle 1073076.55 sicil numaralı dava dışı … Çakır unvanlı işyerinden bildirimlerinin bulunduğu, davacılar murisinin yurt dışına çıktığı 05.08.2010 tarihinde de bu işyerinden sigortalı olduğu anlaşılmakla, öncelikle davacılar murisinin gerçek işverenini belirlemek suretiyle Türkiye’deki bir işyerinden yurt dışına geçici görevlendirme ile gidip gitmediğinin irdelenmesi, davalı şirket ile kaza geçirdiği sırada yurt dışında kurulu bulunan 000 Sirus firması arasındaki ilişki tam olarak ortaya konularak hüküm kurulması gerektiği” gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
    4. Yurt dışı işyerinde çalışmada işçi ile işveren arasındaki sözleşmeye uygulanacak hukuk:
    4.1. Yabancılık unsuru taşıyan olayda, hakim iş kazası ve meslek hastalığını sözleşme ilişkisi doğrultusunda değerlendirir ise uygulanacak hukuk da Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca iş sözleşmesine uygulanacak olan hukuki hükümler olacaktır. İş sözleşmelerine uygulanacak hukuku düzenleyen MÖHUK.’un 27. maddesi uyarınca iş sözleşmeleri, işçinin mutad işyeri hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgari koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tabidir. Hukuk seçimi, iş sözleşmelerinin özel niteliği gereği zayıf taraf olan işçiyi korumak amacıyla ancak işçi lehine olmak kaydıyla sınırlı olarak tanınmıştır. Sözleşme tarafları, sözleşme ile irtibatlı olsun olmasın diledikleri bir ülkenin hukukunu seçebilme imkanına sahiptirler. Ancak, tarafların seçmiş oldukları bu hukuk düzeni işçiye, kanunlarda tespit edilmiş objektif iş akdi statüsünün emredici hükümlerince sağlanmış olan korumadan daha az bir koruma sağlayamaz. Seçilen hukuk, m.27/f.2 uyarınca uygulanacak olan hukukun sağladığı korumadan daha geride kalıyor ise, tarafların hukuk seçimi yapmış olmalarına rağmen, objektif iş akdi statüsünün işçiyi koruyucu hükümleri uygulanacaktır. MÖHUK m.27/f.3 uyarınca, işçinin işini belirli bir ülkede mutad olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması halinde iş sözleşmesi, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tabidir. Esas işyeri ile kastedilen işverenin işyeri merkezinin bulunduğu ülkedir.
    4.2. Yabancı unsurlu iş kazası ve meslek hastalıklarında uygulanacak hukukun taraflarca seçilmesi ile seçim yapılmadan doğrudan objektif bağlama kurallarının tatbik edilmesine ilişkin olarak tercih yapmanın pek bir anlamı yoktur. Zira, işçinin mutad işyeri hukukunun, işçi lehine olan asgari koruma hükümlerinin taraflar arasında uygulanacak olan hukuk bakımından gözetilecek olması işçiyi koruyan bir düzenlemedir. Öte yandan Türkiye’den yurt dışına götürülen işçilerin, temelde mutad işyerinin Türkiye olduğu kabul edildiğinde Türk hukukunun koruyucu düzenlemeleri taraflar arasında seçilen hukuka karşı uygulama alanı bulacaktır.
    4.3. Her devletin kendi ekonomik, sosyal ve toplumsal yapısının gereği olarak bazı konularda kabul ettiği kurallar, vatandaş yabancı ayrımı gözetilmeden o ülkede doğrudan doğruya uygulanır. Hakimin hukukunda yer alan bu nitelikteki kuralların, sözleşme statüsüne rağmen uygulanacağı kabul edilir (Mad.6). Doğrudan uygulanan kurallar, kanunlar ihtilafı kurallarından bağımsız olarak uygulanması gereken bir emredicilik niteliğine sahiptir. Sözleşme statüsünden bağımsız olarak yabancılık unsuru taşısın taşımasın, hukuk seçimi yapılmış olsun olmasın ilgili olay ve hukuki ilişkide mutlaka uygulanması gereken kurallardır. Bu kurallar, sadece tarafların menfaatine hizmet eden bir nitelikte olmayıp bir kamu menfaatine hizmet maksadı da taşırlar. Buna karşılık MÖHUK.’un 27/f.1 maddesinde yer alan emredici hükümler, sözleşme ile aksi kararlaştırılması mümkün olmayan iş hukukuna ilişkin hükümlerdir. Kanun koyucu, hangi hükümlerin 27. maddesi çerçevesinde emredici hüküm olarak değerlendirileceği konusuna bir açıklık getirmemektedir. Emredici hükümler, zayıf akit tarafı olan işçinin hukuki durumunu işveren karşısında korumak amacıyla kabul edilmiş ve iç hukuka göre aksi kararlaştırılamayacak olan hükümlerdir.
    4.4. İş ve sosyal güvenlik hukuku bakımından hangi hükümlerin doğrudan uygulanan kural olarak kabul edilebileceğinin tespiti gereklidir. İş bu tespit, hâkim tarafından yapılacak ve ilgili hükümler yorumlanacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, iş kazasından kaynaklanan uyuşmazlıkta, iş kazasının sonuçları bakımından uygulanacak hukukta doğrudan uygulanan kural değerlendirmesi yapıldığı görülmektedir(07.06.1989 tarih ve 1989/10-316 E, 1989/411 K.).
    4.5. İşçinin menfaati yanında kamu menfaatine de hizmet etme amacı taşıyan emredici hükümler, doğrudan uygulanan kurallar olarak nitelendirilip kanunlar ihtilafı kuralları dikkate alınmadan uygulanırlar. Örneğin, kamu hukuku nitelikli iş güvenliği hükümleri, özel işçi gruplarını koruyucu hükümler, yasal greve ilişkin hükümler(Tarman, Z. D. Yabancılık Unsuru Taşıyan İş Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk, AUHFD, 59 (3) 2010: 521-550).
    4.6. MÖHUK’un 5. maddesine göre yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır. Kamu düzeni müdahalesi sınırlı ve istisnaî niteliktedir. Türk kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller, çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli halinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli halinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, E. 2010/1 K. 2012/1 T. 10.02.2012). İş Sağlığı ve güvenliği hükümlerinin, doğrudan uygulanan kurallar niteliğinde olduğu gibi kamu düzeninden de sayılacağı açıktır.
    4.7. İş ve sosyal güvenlik hukukunun kamusal tarafı ve emredici kurallar içermesi nedeni ile yabancılık taşıyan bir uyuşmazlıkta, taraflar yabancı hukukun uygulanmasını öngörseler dahi özellikle işçi veya sigortalının Türk vatandaşı olması halinde, uygulanacak yabancı hukuk kuralının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde Türk İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kuralları uygulanacaktır.
    5. Yurt dışı işyerinde çalışan işçinin sosyal güvenlik hakkı:
    5.1. Sosyal Güvenlik Hakkının niteliği: Anayasa’nın 60. maddesi uyarınca “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar”. Belirtmek gerekir ki; Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Sosyal güvenlik hakkı vazgeçilmez bir anayasal haktır ve kamu düzenindendir.
    5.2. Sosyal devlet; bireylere belirli bir sosyal güvenlik hakkı ve asgari gelir düzeyi öngören, sağlık ve refah hizmetlerinden serbestçe yararlanma ve belirli bir yaşa kadar eğitim olanağı sunan, bir takım sosyal riskleri önleyici tedbirler alan devlet anlayışıdır. Sosyal devlet olmanın bir gereği ve sonucu da, sosyal güvenlik hakkının tüm bireylere sağlanması ve güvence altına alınmasıdır. Dolayısıyla, hukuk kuralı uygulanırken anayasada güvence altına alınan en temel haklardan biri olan sosyal güvenliğin esas ilkelerinden (sosyal güvenliğinin kapsamının ve uygulama alanının kişiler ve riskler açısından genişletilmesi) hareket ederek sigortalı lehine yoruma başvurulması yanlış olmayacaktır. Bu kapsamda, yorum yöntemi seçilirken tek bir yorum yönteminden hareket etmek yerine; bu hukuk dalının genel niteliği ve amacı da göz önüne alınarak yoruma başvurmak daha sağlıklı sonuçlar verecektir. Değişik tarihlerde verilen yargı kararlarına bakıldığında; sigortalı lehine yorum ilkesinin uygulamaya geçirildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1990 yılında verdiği bir kararda (Y.H.G.K 14.2.1990 E. 1989/10-391 K. 1990/83); “Kanunun çok açık olmasına karşın yine de kuşkulu bir durumun varlığı iddia edildiği taktirde şüphenin sigortalının lehine yorumlanacağı ise iş ve sosyal güvenlik hukukunun temel ilkelerindendir” diyerek bunu vurgulamıştır(Prof. Dr. … … Barın, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku’nda Sigortalı Lehine Yorum İlkesi. Internatıonal Conference On Eurasıan Economıes 2016 s: 236 vd).
    5.3. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 5/g maddesi uyarınca “Ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır ve bunlar hakkında kısa vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortası hükümleri uygulanır. Bu sigortalıların uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmak istemeleri halinde, 50. maddenin ikinci fıkrasındaki Türkiye’de yasal olarak ikamet etme şartı ile aynı fıkranın (a) bendinde belirtilen şartlar aranmaksızın haklarında isteğe bağlı sigorta hükümleri uygulanır. Bu kapsamda, isteğe bağlı sigorta hükümlerinden yararlananlardan ayrıca genel sağlık sigortası primi alınmaz.(Ek cümle: 13/2/2011-6111/24 md.) Bu bent kapsamında yurt dışındaki işyerlerinde çalışan sigortalıların, bu sürede ödedikleri isteğe bağlı sigorta primleri 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık sayılır”. Madde çok açık olup, kamu düzeninden olan ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkının, yabancılık unsuru taşıyan iş ilişkilerinde de Türk uyruklu sigortalı açısından korunduğudur. Bu hüküm gereğince Türkiye ile sosyal güvenlik anlaşması olmayan ülkelerde çalışmaya götürülen işçilerin sigortalı sayılacağı tespiti yapılmıştır. Türkiye ile sigortalının çalıştığı ülke arasında sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan sigortalının sosyal güvenlik hakkı, hükümde açıklandığı gibi önemli iki unsura bağlanmıştır. Bunlardan birincisi Türk mevzuatına göre kurulmuş işverenin yurt dışında iş üstlenmesi, ikincisi ise bu işverenin sigortalıyı(işçiyi) yurt dışındaki işyerine çalıştırmak üzere götürmesidir.
    5.4. 5510 sayılı Kanun’un 5/g maddesinin uygulanmasının temel koşulu ülkemiz ile sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkedeki işyerinde çalışan sigortalı bulunmasıdır. Ülkemiz ile iş üstlenilen ülke arasında ikili sosyal güvenlik sözleşmesi var ise sözleşme hükümleri kapsamında uyuşmazlığın değerlendirilmesi ve çözülmesi gerekir.
    5.5. Aynı Kanun’un 10. maddesine göre ise “4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde sayılan sigortalıların işverenleri tarafından geçici görevle yurt dışına gönderilmeleri, (c) bendinde sayılan sigortalıların mevzuatlarında belirtilen usûle uygun olarak yurt dışına gönderilmeleri veya (b) bendinde sayılanların sigortalılığa esas çalışması nedeniyle yurt dışında bulunmaları halinde, bu görevleri yaptıkları sürece, sigortalıların ve işverenlerin sosyal sigortaya ilişkin hak ve yükümlülükleri devam eder”. Bu hükmün 5/g ile ilgisi bulunmamaktadır. Tamamen 4. madde kapsamında zaten işyeri Türkiye içinde olan ve sigortalılığı devam edenleri ifade etmektedir. Burada zaten yabancılık unsuru içeren sözleşmeden de söz edilemez. Oysa yurt dışındaki işyerinde çalışmak üzere sözleşme imzalandığında, bir yabancılık unsuru vardır ve MÖHUK kuralları geçerlidir. Temel ve vazgeçilmez hak olan sosyal güvenlik hakkı, kamu düzenindendir. MÖHUK.’un 5. maddesi uyarınca kamu düzeni olan yabancılık unsurlu uyuşmazlıkta Türk Hukukunun uygulanması gerekir.
    5.6. Kanun’un 23/1 maddesine göre ise “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri Kurumca ödenir”. İşçi yurtdışındaki işyerine kuruma bildirilmeden götürülmüş ve burada iş kazası geçirmiş ise bu madde uyarınca işlem yapılması gerekir(Önal, A. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Yurt Dışında Meydana Gelen İş Kazalarında Uygulanacak Hukuk Sorunu. YUHFD Vol. XVII No.2 (2020). s: 665 vd., Aydın, … (2017), Yargıtay’ın İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Kararlarının Değerlendirilmesi Semineri 2015-İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Derneği, İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, s. 557- 868).
    6. Maddi hukukta iş kazası ve meslek hastalığı kavramının iki boyutu ele alınmaktadır: İlk olarak ikili ilişkinin tarafları arasında meselenin iş hukuku ve iş sözleşmesi boyutudur. İkinci olarak ise denetleme ve gözetleme yükümlülüğü çerçevesinde sosyal güvenlik hukuku bakımından konu ele alınmaktadır. Türk hukukunda TBK, İş Kanunu, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu başta olmak üzere pek çok hukuki düzenlemede işçinin, işveren tarafından korunması ve gözetilmesine ilişkin hükümler kabul edilmiştir. İş Sağlığı ve İş Güvenliği hükümlerinin de doğrudan uygulanan kurallar olduğu unutulmamalıdır.
    7. Türk Sosyal Güvenlik mevzuatına göre sözleşme ile kayıt ettirilmeyen ve sigorta ettirilmeyen bir çalışanın meydana gelen kaza sonrasında SGK’nın da sorumluluğunun doğacağından bahisle, karşılığı alınmayan bir işten sorumlu tutmak yerinde olmayacaktır. Yargıtay yabancı unsurlu hukuki ilişkinin meydana geldiği yer bakımından yabancılık unsuru değerlendirmesi yapmadan doğrudan Türk hukukunun maddi hükümlerini uygulayarak karar vermiştir(21 HD. 23.03.2015 tarih ve 2015/698 E, 2015/5904 K.).
    8. Doktrin(Kusur sorumluluğu görüşleri: Oğuzman, M. …/ Öz, M. Turgut (2014) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Gözden Geçirilmiş 11. Bası, C. 2, İstanbul: … Yayıncılık, s. 247-248; Süzek, s. 434vd.; Sevimli, … (2013), Türk Borçlar Kanunu m. 417 ve I s Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Işığında Genel Olarak İsçinin Kişiliğinin Korunması, Çalışma ve Toplum, S: 1/2013, C:36, s. 125 vd; Araslı, Utkan (2011), Yeni Borçlar Yasası’nın İş Kazası ve Meslek Hastalıklarından … Maddi Tazminat Davalarında Getirdiği Sistem ve Hakkaniyet İndirimi, MESS Sicil I HD, S. 24, s. 150-159. Kusursuz sorumluluk görüşü için bkz. Ledün, s. 19; Centel, Tankut (2011), Türk Borçlar Kanunu’nda Genel Olarak İşçinin Kişiliğinin Korunması, MESS Sicil I HD, S. 24, s. 16; Aydınlı, … (2005), İşçinin Kişiliğinin Korunmasına Yönelik Düzenlemeler ve Borçlar Kanunu Tasarısının Konuyla İlgili Maddelerinin Değerlendirmesi, TÜHI S İş Hukuku Ve İktisat Dergisi, C. 19, S. 6, s. 39.) ve uygulamada(Yargıtay HGK. 03.02.2010 tarih ve 2010/21-36 E, 2010/67 K) iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan zararların işveren ile SGK’ya rücu edileceği; SGK tarafından karşılanmayan zararlar bakımından ise doğrudan işverene rücunun mümkün olduğu savunulmaktadır. Bu durum uyuşmazlığın yabancılık unsuru içermesi halinde de geçerliliğini koruyacaktır.
    9. İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi yada şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk İş Hukuku uygulanmakta ve organik bağ içinde olan Türkiye’de kişi veya kişiler işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulmaktadır(Y. 9. HD. 22.01.2018 gün ve 2017/28074 E, 2018/916 K).
    10. O halde yapılması gereken, ikili sözleşme ya da topluluk sigortası ya da bildirimde bulunulup bulunmadığına bakılmaksızın, koşulları gerçekleşen kazaları sadece iş kazası saymak ve 5510 sayılı Kanun 13 madde ve devamındaki hükümleri uygulamaktır. En azından ortaya çıkabilecek Kurum zararını 5510 sayılı Kanun dönemi için bildirimde bulunmayan/prim ödemeyen işverene rücu edilmelidir(Önal, A. Güncel Yargıtay Kararları Işığında Yurt Dışında Meydana Gelen İş Kazalarında Uygulanacak Hukuk Sorunu. YUHFD Vol. XVII No.2 (2020). s: 665 vd). Zira Türkiye’de sigortalılığı bulunan ve kayıt edilmeden yurt dışındaki işyerine götürülen işçinin, yurt dışı işyerinde iş kazası geçirmesi ve uğradığı maluliyeti, önceki sigortalılığından dolayı, 5510 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesine neden olacaktır.
    11. Dosya içeriğine göre; davacı davalı şirket ortağının Rusya devleti mevzuatına göre kuruduğu şirketin başka Rusya Federasyonuna bağlı Çeçenistan’ın … şehrinde üstlendiği inşaat işinde çalıştırılmak üzere 05.08.2010 tarihinde turist vizesi ile gönderildiği, ancak davacının sigortalılığının bu dönemde … adlı işveren üzerinden 21.08.2010-31.08.2010 arasında bildiriminin yapıldığı, davacının 29.09.2010 tarihinde bu inşaat işyerinde çalışırken kaza geçirdiği ve öldüğü, 02.10.2010 tarihinde cenazesinin yurda getirildiği, cenazesinin davalı şirket temsilcileri tarafından getirildiği, ayrıca mirasçılarına 15.000,00 USD ödeme yapıldığı, aynı zamanda davacıların murisinin Türkiye’deki banka hesabına aylık düzenli ödemelerin davalı şirketin yetkililerince ödeme yapıldığı, dosyaya sunulan ve yazılı belge olan internet haberlerinde şirket yetkilisinin Çeçenistan da iş aldığını ve Türkiye’den işçi götürdüğünü beyan ettiği anlaşılmaktadır. Davacının 5510 sayılı Kanunu’nun 5/g maddesi uyarınca kısa vadeli sigorta kollarından yararlanması gerektiği gibi hem öncesinde hem de orada iken dava dışı … üzerinden sigortalı gösterilmesi de geçici olarak gönderildiğini de ortaya koymaktadır. 5510 sayılı Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca uzun vadeli sigorta kolları kapsamında da iş kazası kabul edilmelidir.
    12. Sonuç itibari ile kararın yukarıda belirtilen nedenlerle onanması görüşünde olduğumdan, çoğunluğun bozma görüşüne katılınmamıştır.