ÖZET: Başvuran, 2006 yılında yurtdışı borçlanma için Sivas Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’ne başvurmuş ve 5.194 Amerikan Doları tutarında bir borçlanma gerçekleştirmiştir. Ancak, 2019 yılında bu borçlanmanın iptalini talep ettiğinde, kendisine yapılan ödemenin 2006 yılındaki döviz kuru üzerinden gerçekleştirildiğini ve bu durumun kendisini mağdur ettiğini ifade etmiştir. Başvuran, yatırdığı tutarın güncel değeri veya Türk Lirası karşılığı üzerinden ödenmesini istemektedir.

Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuranın yurtdışı borçlanma işleminin 3201 sayılı Kanun çerçevesinde yapıldığını ve iptal talebinin ardından yapılan ödemenin yasal düzenlemelere uygun olduğunu belirtmiştir. Ancak, başvuranın talep ettiği iade tutarının nasıl hesaplanacağına dair herhangi bir bilgi verilmediği ifade edilmiştir. Bu durum, başvuranın mülkiyet hakkının ihlaline neden olabileceği yönünde değerlendirilmiştir.

Kamu Denetçiliği Kurumu, başvuranın talebinin kabul edilmesi gerektiği yönünde bir öneri sunmuş ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na, iade işleminin güncel alım gücüne göre yeniden hesaplanarak gerçekleştirilmesi için tavsiyede bulunmuştur. Bu süreçte, başvuranın bilgilendirilmesi ve hak arama özgürlüğünün sağlanması gerektiği vurgulanmıştır.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (OMBUDSMANLIK)

SAYI : 2020/1637-S.20.2530

BAŞVURU NO : 2019/13986

KARAR TARİHİ : 28/01/2020

TAVSİYE KARARI

BAŞVURUYA KONU İDARE : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Başvuranın yurtdışı borçlanması iptalinin iadesinde

BAŞVURUNUN KONUSU :

borçlanma günündeki kur üzerinden ödeme yapılması hakkındadır.

BAŞVURU TARİHİ : 15/08/2019

I. BAŞVURANIN İDDİA VE TALEPLERİ

1. Kurumumuza tarihinde yapılan başvuruda başvuran; 2006 yılında Sivas

Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne yurtdışı borçlanma için başvurduğunu, gelen cevabi yazıda

1484 gün için 5.194 Amerikan Doları borç çıkarılmış olduğunu, 23/11/2006 tarihinde bu tutarı

yatırdığını, sonrasında Türkiye’ye kesin dönüş yaptığını, tekrar çalışmaya başladığını, prim gün sayısını doldurmasına rağmen yaş sınırına takıldığını, son çalıştığı 2 şirketten maaş ve diğer haklarını alamadığı için borçlandığını, borçlarını ödeyebilmek için yurtdışı borçlanmasını geri talep ettiğini, ancak kendisine 5.194 Amerikan Doların yatırdığı günkü kur üzerinden yapıldığını, 13 yıl sonra yapılan bu ödemenin paranın değer kaybı dikkate alınmaksızın ödenmesinin kendisi mağdur ettiğini belirterek yatırmış olduğu 5.194 Amerikan Dolarının ya bugünkü karşılığının ya da Türk Lirası karşılığının geçen süredeki değer kaybı hesaplanarak tarafına ödenmesini talep etmiştir.

II. İDARENİN BAŞVURUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARI

2. Kurumumuzun 02/09/2019 tarihli ve sayılı bilgi ve belge isteme yazılarına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel

Müdürlüğü’nün konuya ilişkin 14/10/2019 tarihli ve sayılı yazısı ve eklerinde özetle; 2.1. Başvuranın 3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen

Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun kapsamında borçlandırıldığı, 2.2. Başvuranın borçlanmasının iptali ve ödemesinin tarafına iadesinin 18/03/2019 tarihli dilekçesine istinaden yine 3201 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin “ Borçlanmadan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir.” hükmü ve 08/06/2001 tarihli 2011/48 sayılı “Yurtdışı borçlanma ve tahsis işlemleri” konulu Genelgenin ikinci bölümünün “7. Borçlanmadan vazgeçme ve borçlanma miktarının iadesi” bölümünde bulunan “Tahakkuk ettirilen borcun tamamını veya bir kısmını ödeyenlerden henüz kendilerine bağlanan aylıkları almaya başlamadan borçlanmalarının iptal edilmesi için yazılı başvuruda bulunanların ödedikleri borçlanma tutarının tamamı, faiz uygulanmaksızın Türk Lirası olarak iade edilecektir.” hükmüne göre gerçekleştirildiği, 2.3. Başvuranın Türkiye’de geçen çalışmaları ile borçlandığı süreler karşılık ülkemizde kazandığı prim ödeme gün sayısı toplamının tarafına yaşlılık aylığı bağlanması için yeterli olmadığı, 2.4. Başvuranın borçlanma talebinin iptal talebinde bulunmadan ya da talepte bulunduğu süreçte, tarafına iade edilecek borçlanma tutarının ne şekilde ve ne kadar iade edileceği ile ilgili herhangi bir bilgi talebinde bulunmadığı için, bu konuda hiçbir bilgi verilmediği, 2.5. Başvuranın Sosyal Güvenlik Kurumunun 2015/4 “Yurtdışı borçlanma işlemleri” konulu e-Yurtdışı talimatında yer alan; “Tebliğ edilen borcunu ödedikten sonra borçlanma talebinden vazgeçenler, borçlanma karşılığı ödedikleri miktar kendilerine iade edilmeden veya iade ile ilgili talimat verilmesine rağmen borçlanma bedelini almadan borçlanma işleminin geçerli sayılmasını talep edebilecektir.” hükmü gereği yapılan kontroller neticesinde borçlanma bedelini tahsil ettiğinin görüldüğü, Hususları bildirilmiştir.

III. İLGİLİ MEVZUAT

3. 18/10/1982 tarihli ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının; 3.1. “Mülkiyet hakkı” başlıklı 35 inci maddesi; “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”, 3.2. “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları; “Herkes, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan

Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.”, 4. 14/6/2012 tarihli ve 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun “Kurumun

Görevi” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Kurum, idarenin işleyişiyle ilgili şikâyet üzerine, idarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını; insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevlidir.”, 5. 8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt

Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında

Kanunun; 5.1. Başvuranın borçlanma yaptığı tarihte yürürlükte olan “Döviz ile değerlendirme” başlıklı 4 üncü maddesi; “Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. Dövizin cinsi ve miktarı Bakanlar Kurulu Kararı ile değiştirilebilir…

İstek sahipleri, tahakkuk ettirilen döviz borçlarını T.C. Merkez Bankasına veya yetkili bankalara satmak, karşılığı Türk parasının borçlanma işlemini yürüten sosyal güvenlik kuruluşuna intikali hususunda bankaya talimat vermek, döviz alım bordrosunun bir nüshasını sosyal güvenlik kuruluşuna ibraz etmek suretiyle mükellefiyetini yerine getirmiş olurlar.

İstek sahiplerinin, dolar dışında ödemek istediği döviz tutarı, T.C. Merkez Bankası veya yetkili bankalarca, dolara göre çapraz kur uygulamak suretiyle satın alınır.” 5.2. Başvuru tarihi itibarıyla yürürlükte olan “Borçlanma tutarı ve borçlanma tutarının iadesi” başlıklı 4 üncü maddesi; “Borçlanılacak her bir gün için tahakkuk ettirilecek borç tutarı, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık

Sigortası Kanununun 82 nci maddesinde belirtilen prime esas asgari ve azamî günlük kazanç arasında seçilecek günlük kazancın % 32’sidir. Ancak, prime esas asgari günlük kazancın altında olmamak üzere borçlanma tutarına esas alt sınırı farklı bir miktarda belirlemeye

Bakanlar Kurulu yetkilidir. Borçlanılan süreler, yurda kesin dönüş yapılmış olması şartıyla aylık tahsisi için yazılı talepleri halinde 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin son fıkrası hükümlerine göre değerlendirilir. Tahakkuk ettirilen borç tutarı, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içerisinde ödenir. Ödeme yapılan gün sayısı prim ödeme gün sayısına ve prime esas kazanca dahil edilir. Tahakkuk ettirilen prim borcunu tebligat tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödemeyenler için yeniden başvuru şartı aranır.

Borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile yapılan borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlere ve bunların hak sahiplerine talepleri üzerine yaptıkları ödemeler, faizsiz olarak iade edilir.

Ancak yurt dışında iken borçlanma isteğinde bulunacak sigortalı veya hak sahipleri Yeni Türk

Lirası olarak bildirilecek tutarın karşılığını cinsinden, Türkiye’de ise Yeni Türk Lirası olarak öderler.” 6. 06/11/2008 tarihli ve 27046 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yurtdışında Geçen

Sürelerin Borçlandırılması ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmeliğin “Borçlanmadan vazgeçme ve borçlanma miktarının iadesi” başlıklı 11 inci maddesinin (3) numaralı fıkrası; “Borçlandıkları hizmetleri ile malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan sigortalılar ile ölüm aylığı bağlanamayan hak sahiplerine başvuruları halinde ödenen borçlanma tutarının tamamı faiz uygulanmaksızın Yeni Türk Lirası olarak iade edilir.”

Hükmü yer almaktadır.

IV. KAMU DENETÇİSİ CELİLE ÖZLEM TUNÇAK’IN KAMU BAŞDENETÇİSİ’NE

ÖNERİSİ

7. Kamu Denetçisi tarafından yapılan inceleme ve araştırma neticesinde; başvurunun kabulü gerektiği hususundaki öneri Kamu Başdenetçisi’ne sunulmuştur.

V.DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE

A. Hukuka, Hakkaniyete ve İnsan Haklarına Uygunluk Yönünden Değerlendirme 8. Başvuran özetle, 2006 yılında 3201 sayılı Kanun kapsamında Sosyal Güvenlik

Kurumuna 5.194 dolar karşılığı ödediği yurtdışı borçlanma tutarının 2019 yılında o günkü kur üzerinden 7.638,30 TL olarak iade edilmesinin mağduriyetine neden olduğunu belirterek

Kurumumuza başvurmuştur.

9. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından özetle, başvuranın 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlandırıldığı, borçlanmasının iptali ve ödemesinin tarafına iadesinin 18/03/2019 tarihli dilekçesine istinaden yine 3201 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin hak sahiplerine ödemelerin

Türk lirası ve faizsiz olarak ödeneceğine ilişkin hükmü gereği iade edildiği, Türkiye’de geçen çalışmaları ile borçlandığı süreler karşılık ülkemizde kazandığı prim ödeme gün sayısı toplamının tarafına yaşlılık aylığı bağlanması için yeterli olmadığı, borçlanma talebinin iptal talebinde bulunmadan ya da talepte bulunduğu süreçte, başvurana iade edilecek borçlanma tutarının ne şekilde ve ne kadar iade edileceği ile ilgili herhangi bir bilgi talebinde bulunmadığı için, bu konuda hiçbir bilgi verilmediği belirtilmiştir.

10. Bu durumda uyuşmazlığın, başvuranın 2006 yılında 5.194 dolar karşılığı 7.638,30 Türk

Lirası olarak ödediği yurtdışı borçlanma tutarının 2019 yılındaki iade talebine istinaden, ödemenin hangi esaslarla yapılacağına dair tarafına herhangi bir bilgi verilmeden ve güncellenmeden iade edilmesi noktasında düğümlendiği anlaşılmaktadır.

11. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, başvuranın 2006 yılında yurtdışı borçlanma talebinde bulunmasına istinaden tarafına 3201 sayılı Kanun gereği yürütülen yurtdışında geçen sürelerin borçlanma işlemlerinde borçlanma tutarının Kanunda 2008 yılında 5754 sayılı

Kanunla yapılan değişikliğe kadar Amerikan Doları olarak belirlenmekte olması nedeniyle

5.194 Amerikan Doları borç çıkarıldığı, başvuranın borçlanma sonrasında Türkiye’ye dönmesi

ve yeterli prim gününü tamamlaması nedeniyle 2019 yılı Mart ayı itibariyle bahse konu borçlanmadan vazgeçerek primlerinin iadesini istediği ve bu iade talebine istinaden yapılan ödemenin kanun ve genelge kapsamında değerlendirilerek faizsiz ve Türk Lirası olarak yapıldığı görülmüştür.

12. 3201 sayılı Kanunda 2008 yılında 5754 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile borçlanma tutarının dolar karşılığı belirlenmesi uygulamasından vazgeçilmiş, ayrıca borçlanmadan sonradan vazgeçenler ile borçlanma sonrasında aylık bağlanması için gerekli şartları yerine getiremeyenlerden talepte bulunanlara, yaptıkları ödemelerin faizsiz olarak iade edileceği düzenlenmiştir. Kanundaki değişikliğe paralel olarak yayımlanan yeni Yönetmelikte de borçlandıkları hizmetleri ile malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan sigortalılardan başvuranlara, ödedikleri borçlanma tutarının tamamının faiz uygulanmaksızın

Yeni Türk Lirası olarak iade edileceği düzenlenmiştir.

13. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1 inci maddesinde “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” denilmiştir.

14. Aynı çerçevede, Anayasa’nın 35 inci maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmış, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

15. Anayasa Mahkemesi’nce verilmiş kararlarda Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkının, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsadığı (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20), bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacağın da mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu (Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60) ifade edilmektedir.

16. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları kapsamaktadır. Henüz sahip olunmayan bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı bu kapsamda olmamakla beraber belli durumlarda bir “ekonomik değer” veya icrası mümkün bir “alacağı” elde etmeye yönelik “meşru bir beklenti”, mülkiyet hakkı güvencesinde sayılabilir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 32; Kemal Yeler ve Ali

Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36-37).

17. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Hüseyin Remzi Polge, § 33; Bu konudaki AİHM kararları için bkz.

Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 52; Saghinadze/Gürcistan, B. No: 18768/05, § 103, 27/5/2010; SA Dangeville/Fransa, B. No: 36677/97, 16/4/2002, §§ 44-45).

18. Anayasa’nın ve Sözleşmenin ortak koruma kapsamında yer alan mülkiyet hakkı, sosyal güvenlik ödemesi hakkını içermemekle beraber, yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise, yargısal içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Stec ve Diğerleri/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 65731/01 ve 65900/01, 12/4/2006, § 53-55; Andrejeva-Letonya [BD], B.

No: 55707/00, 18/2/2009, § 77).

19. Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi; kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kamu borcu haline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdur olunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda, alacakta veya hakka konu bedelde meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir yük oluşturması halinde mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013; Akel Gıda San. Ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015; Ferda Yeşiltepe, B.No:

2014/7621, 25/7/2017 , §§ 63-76; Güler Ergin, B.No: 2015/7602, 10/5/2018; Şerif Yılmazkaya, B.No: 2015/6908, 27/6/2018).

20. Anayasa Mahkemesi’nin 2014/7621 Başvuru Numaralı ve 25/7/2017 tarihli Ferda

Yeşiltepe Başvurusu hakkında vermiş olduğu Genel Kurul Kararında; başvurucu, emekli ikramiyesinin ödeme tarihindeki katsayılar esas alınarak ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, Yüksek Mahkeme yapmış olduğu değerlendirmede; 20.1. Başvurucunun “emekli ikramiyesi alacağının” Anayasanın 35 inci maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında “mülk” teşkil ettiği ve mülkiyet hakkına yapılan, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödenmesi şeklindeki müdahalenin, “mülkiyetten barışçıl yararlanma”ya ilişkin birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği, 20.2. Anayasanın 35 inci maddesinde mülkiyet hakkının sınırsız bir hak olarak düzenlenmediği, bu hakkın kamu yaran amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği, mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasanın 13 üncü maddesinin de göz önünde bulundurulması gerektiği, 20.3. Anayasanın 13 üncü maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasaya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerektiği, 20.4. Ölçülülük ilkesi çerçevesinde ise; kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil bir dengenin kurulması gerektiği, bu adil dengenin, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle bireye şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi durumunda bozulmuş olacağı, 20.5. Sonuç olarak, emekli ikramiyesine hak kazandığı tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen yirmi beş yıllık süredeki enflasyon oranları dikkate alındığında mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen söz konusu alacağın değer kaybına uğratılarak ödendiği, belirtilen değer kaybının miktarı gözetildiğinde müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği, bu sebeple söz konusu müdahalenin kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu sonucuna varmış ve başvuranın mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

20.6. Ayrıca Mahkeme, alacağın hak kazanıldığı tarihteki tutarının ödeme tarihi itibarıyla enflasyon karşısındaki değer kaybı giderilmiş tutarının ne kadar olması gerektiğine yönelik

Merkez Bankası verilerini esas almak suretiyle bir hesaplamaya gitmiş ve başvurana ödenmiş tutar ile kendi hesaplaması sonucu ulaştığı tutar arasındaki farkın maddi tazminat olarak başvurana ödenmesine karar vermiştir.

21. Bununla beraber, aynı konuya ilişkin Kurumumuzun 09/10/2013 tarih ve 2013/42 sayılı Tavsiye Kararında; “Konu geniş bir açıyla değerlendirildiğinde idareden, ilgili yılların katsayıları ile emekli ikramiyesinin hesaplamasının ardından, yıllar içerisindeki enflasyon oranları dikkate alınarak paranın alım gücünde oluşan değer kaybını belirlemesi ve Tüketici

Fiyatları Endeksi (TÜFE) ve benzeri parametreler kullanarak söz konusu tutarın ödeme tarihindeki alım gücüne denkleştirmesi beklenmektedir. Çünkü Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere, ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllar yüksek oranlarda seyrettiği, buna bağlı olarak paranın alım gücünün düştüğü ve yaşanan derin ekonomik kriz dikkate alındığında belli bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade anındaki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.” “Dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hesaplanan emekli ikramiyesinin hesaplama usulüne ilişkin hukuka aykırılık sorunu bulunmadığı düşünülmekle birlikte, şikâyet konusuna ilişkin olarak ilgili kanun metninde ya da alt düzenleyici işlemlerde, 5083 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında

Kanun”dan önceki döneme ilişkin olarak idarenin vatandaşa yapacağı ödemelerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin belirtilmediği görülmekte olup bu nedenle hesaplanan ikramiye tutarının alım gücünün, çeşitli bilimsel yöntem ve araçlarla ödeme tarihindeki alım gücüne dönüştürülmeksizin ödenmesi suretiyle eksik işlem tesis edildiği kanaatine varılmıştır.”

“Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına yapılan emekli ikramiyesi ödemelerine ilişkin olarak ilgili yılların katsayıları ile emekli ikramiyesinin hesaplamasının ardından, yıllar içerisindeki enflasyon oranlan dikkate alınarak paranın alım gücünde oluşan değer kaybının belirlenmesi ve çeşitli parametreler kullanılarak söz konusu tutarın ödeme tarihindeki alım gücüne denkleştirilmesi hususunda tavsiyede bulunulmasına” karar verilmiştir.

22. Yine, Kurumumuzun 15/04/2016 tarihli ve 2015/520 sayılı Tavsiye Kararında; 2013/42 sayılı Tavsiye Kararına atıfta bulunularak; “Şikâyetçiler için 30 yılın üzerindeki emeklilik ikramiyelerinin hesaplanmasında, emekli olunan ilgili yılların katsayıları ile emekli ikramiyesinin hesaplamasının ardından, yıllar içerisindeki enflasyon oranları dikkate alınarak paranın alım gücünde oluşan değer kaybının belirlenmesi ve Tüketici Fiyatları

Endeksi (TÜFE) ve benzeri parametreler kullanarak söz konusu tutarın ödeme yapılacak tarihteki alım gücüne denkleştirilmesi beklenmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Dördüncü Dairesinin 24/06/2008 tarihli ve 49548/99 sayılı “Sefine BAŞ/Türkiye

Davası” Kararında da; ileri sürülen ihlalin hem zamanlıca, hem mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi yoluna gidilmesi gerektiği, ödeme konusu bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade anındaki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu, dolayısıyla AİHM 1 No’lu Ek Protokolün 1 inci maddesinin ihlal edildiği şeklinde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla söz konusu değerlemenin yapılmaması halinde, ülkemizde yaşanan enflasyonun uzun yıllar yüksek oranlarda seyrettiği, buna bağlı olarak paranın alım gücünün düştüğü ve yaşanan derin ekonomik kriz dikkate alındığında, özellikle uzun yıllar önce emekli olmuş kişiler açısından hesaplanacak tutarlar, günümüz koşullarında alım gücü çok düşük olan değerlere denk gelecektir. Bu anlamda, emekli ikramiyelerinin çeşitli parametreler kullanılarak ödeme tarihindeki alım gücüne dönüştürülmeksizin hesaplanması halinde, belirlenecek rakamların sosyal güvenlik hakkına, mülkiyet hakkına ve sosyal devlet ilkesine uygun olmayacağı ortadadır.” değerlendirmelerine yer verilmiştir.

23. Bunların yanında, Kurumumuzun 26/11/2018 tarihli ve 2018/4862 sayılı Kısmi

Tavsiye Kısmi Ret Kararında; İLKSAN’a 14 yıl 8 ay 18 gün üzerinden aidat ödeyip en son 26/10/1992 tarihinde Sandıktan ayrılan başvurana aidat iadesi olarak 1992 yılında en son ödediği aidat tutarı esas alınarak yapılan hesaplama neticesinde 12/02/2018 tarihinde 7,34 TL ödenmesi üzerine Kurumumuza yapılan başvuru üzerine; “Başvuranın emekli yardımı bedelinin güncel veriler üzerinden yeniden hesaplanarak ödenmesi talebiyle ilgili olarak ise; emekli yardımının hesaplama usulüne ilişkin hukuka aykırılık sorunu bulunmadığı düşünülmekle birlikte, hesaplanan emekli yardımı tutarının alım gücünün, çeşitli bilimsel yöntem ve araçlarla ödeme tarihindeki alım gücüne dönüştürülmeksizin ödenmesi suretiyle eksik işlem tesis edildiği, yıllar içerisindeki enflasyon oranları dikkate alınarak paranın alım gücünde oluşan değer kaybının belirlenmesi ve çeşitli parametreler kullanılarak söz konusu tutarın ödeme tarihindeki alım gücüne denkleştirilmesi gerektiği, bu yönüyle Sandık işleminin hakkaniyete uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.” denilmiştir.

24. Nitekim mevcut taleple de örtüşen başka bir başvuru üzerine Kurumumuzca verilen 07/01/2019 tarihli ve 2018/9056 sayılı Tavsiye Kararında; İsviçre’de çalıştığı 1200 gün için 1994 yılında ödediği 3600 Dolar karşılığı borçlanma tutarının 2018 yılında tarafına iadesini talep eden başvurana idare tarafından 1994 yılındaki döviz kuru esas alınarak ödeme yapılması üzerine başvurandan döviz karşılığı olarak tahsil edilen primlerin iade tarihindeki alım gücüne denkleştirilerek başvurana ödenmesi için makul sürede yeni bir işlem tesis edilmesi hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına tavsiyede bulunulmasına karar verilmiştir.

25. Yine, aidat iadesine ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.:2006/3149, K.: 2010/407 sayılı kararında; “…davacıdan kesilen aidatların üye kalsa idi emekliye ayrılırken alacağı maddi yardım ölçü alınarak hesaplanması suretiyle davacıya ödenmesi hakkaniyet gereği olduğundan…” ifadelerine yer verilmek suretiyle aidat iadesine ilişkin bir ödeme iade olunurken hangi esaslar çerçevesinde hesaplama yapılması gerektiğine ilişkin hususlar ortaya konulmuştur.

26. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin E.: 2004/3102 K.: 2004/4681 ve 25.05.2004 tarihli kararında; kişilerin yurda kesin dönüş koşulunu yerine getirmediği gerekçesiyle borçlanmasının iptal edilmesi durumunda Kurumun mal varlığında sebepsiz zenginleşme meydana geldiğinden Kurumun söz konusu tutarı iade yükümü olduğu belirtilmiş ve

“Borçlanılan sürenin döviz ile ne şekilde değerlendirileceği 3201 sayılı Yasanın 4. maddesinde, “Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır. .. istek sahipleri, tahakkuk ettirilen döviz borçlarını T.C. Merkez Bankasına veya yetkili bankalara satmak, karşılığı Türk parasının borçlanma işlemini yürüten sosyal güvenlik kuruluşuna intikali hususunda bankaya talimat vermek, döviz alım bordrosunun bir nüshasını sosyal güvenlik kuruluşuna ibraz etmek suretiyle mükellefiyetini yerine getirmiş olurlar” biçiminde belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, tahakkuk ettirilen döviz borcu, istek sahiplerinden yabancı para olarak tahsil edildiğinden, iade de, iade anındaki yabancı para karşılığı üzerinden yapılmalıdır. Davalının, Amerikan dolarını davacının istemi de gözetildiğinde, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödemek suretiyle borcundan kurtulabileceği yönü gözetilmeksizin, borçlanma bedelinin iadesine ilişkin istem yönünden yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” denilmiştir.

27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.: 2002/10-779 K.: 2002/779 ve 09.10.2002 tarihli kararında; Kurumun hatası sonucu 1000 dolar fazla yurtdışı borçlanması yaptırılan sigortalının 1000 doların aynen, olmadığı takdirde fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek faizi ile ödenmesi talebi açılan dava incelemeye konu olmuş ve; “Borçlanılan sürenin döviz ile ne şekilde değerlendirileceği 3201 sayılı Yasanın 4 ncü maddesinde, “Sosyal güvenlik kuruluşlarınca döviz ile değerlendirilecek sürelerin her bir günü için tahakkuk ettirilecek prim, kesenek ve karşılık borcu tutarı bir dolardır… istek sahiplen, tahakkuk ettirilen döviz borçlarını T.C. Merkez Bankasına veya yetkili bankalara satmak, karşılığı Türk parasının borçlanma işlemini yürüten sosyal güvenlik kuruluşuna intikali hususunda bankaya talimat vermek, döviz alım bordrosunun bir nüshasını sosyal güvenlik kuruluşuna ibraz etmek suretiyle mükellefiyetini yerine getirmiş olurlar” biçiminde belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, tahakkuk ettirilen döviz borcu, istek sahiplerinden yabancı para olarak tahsil edildiğinden, iade de, iade anındaki yabancı para karşılığı üzerinden yapılmalıdır. Somut olayda davalı Kurum davacıdan hatalı olarak 1000 Dolar fazla alındığını kabul ettiğine ve davacı, davalı kurumun hatalı bildirimi sonucu 1000 Dolar fazla bozdurmak suretiyle ödeme yapmak zorunda kaldığına göre, kurumun 3201 sayılı Yasanın 4.

maddesi uyarınca borçlanma tutarının kuruma Türk Lirası olarak intikal ettiğinden söz edilerek, 1000 Doların kuruma intikal tarihindeki Türk lirasını iade etmek istemesi isabetsiz olduğu …

27.1. Bu durumda mahkemece, 1000 ABD Dolarının fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen bu miktara 13.1.2000 tarihinden itibaren, 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarınca bir yıl vadeli dolar hesabına uygulanan en yüksek faiz yürütülmesine” şeklinde hüküm kurulması, harca esas değer, kabul ve red oranlarına göre avukatlık ücreti ve mahkeme masraflarının hesaplanması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yanlış olup yerel mahkeme hükmünün bu nedenle

BOZULMASI gerekir ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK.nun 438/7 maddesi gereğince, hüküm fıkrasının (1) (3) ve (6)

numaralı bentleri silinerek yerine doğrusu yazılmak suretiyle hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir.

27.2. (1) numaralı bendinde yazılı, “1000 ABD Dolarının fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığının 13.1.2000 tarihine kadar faiz hesabı yapılmış olmakla bu tarihten itibaren Devlet

Bankalarınca bir yıl vadeli döviz hesabına uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine” kelimeleri silinerek yerine, “(1) 1000 ABD

Dolarının fiili ödeme günündeki Türk lirası karşılığının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen bu miktara 13.1.2000 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarınca bir yıl vadeli dolar hesabına uygulanan en yüksek faiz yürütülmesine” kelimelerinin yazılmasına, … hükmün (1), (3) ve (6) numaralı bendtlerinin bu (DÜZELTİLMİŞ ŞEKLİYLE ONANMASINA).” Denilmiştir.

28. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.: 2001/21-106 K.: 2001/140 ve 14/02/2001 tarihli; E.: 2001/21-105 K.: 2001/139 ve 14/02/2001 tarihli kararlarında; “Mahkeme ile

Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, 3201 sayılı Yasaya göre, yurt dışı hizmetlerini borçlanan ve buna bağlı kendisine yaşlılık aylığı bağlanan bir Türk Vatandaşının uzun sayılabilecek bir süre sonra; yaşlılık aylığından yararlanma koşullarından biri olan yurda kesin dönüş koşulunun bulunmadığının anlaşılması üzerine, Kurumca; gerek borçlanma ve gerekse yaşlılık aylığının iptaliyle, borçlanma sırasında Kuruma döviz karşılığı ödenen Türk Parasının davacıya iade edilmek istenmesi halinde, bu bedele faiz uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.

… Kurumun uygulanması ile; … d)İade edilmek istenen bedele faiz dahi uygulanmamakta…

Böyle bir uygulama ise hiçbir yönden hukuksal kabul edilemez ve yasalarca korunamaz…

Hal böyle olunca Kurumun evleviyetle faizi ödemesi zorunluluğunun kabulünde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.” denilmiştir.

29. Yukarıda yer verilen düzenlemeler ve yargı kararları ışığında; somut olayda mevcut yasa hükümleri çerçevesinde başvurucunun “prim iadesi alacağının” mevcut olduğu dolayısıyla başvuranın bu alacağının Anayasa’nın 35 inci maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında

“mülk” teşkil ettiği, yine başvurucunun yurtdışı borçlanma kapsamında ödediği tutarın güncel değeri üzerinden hesaplanarak kendisine ödenmesi talebinin konuyla ilgili yargı içtihatları tarafından desteklendiği dolayısıyla başvurucunun bu iddiasının mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti olarak nitelendirmeye yeterli somutluğa sahip bir beklenti olduğu dolayısıyla başvurucunun talebinin, Anayasa’nın 35 inci maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin koruma kapsamında yer aldığı değerlendirilmektedir.

30. Başvuranın 18/03/2019 tarihinde yapmış olduğu iptal talebine istinaden Sosyal

Güvenlik Kurumu iade işlemlerini başlatmış ancak bu iade işlemlerinin ne şekilde ve hangi şartlar altında yapılacağı hususunda başvurana herhangi bir bilgi vermemiştir. Kişilerin başvuruları üzerine bir bilgilendirme yapılması ve bu bilgilendirmede kişiye ne kadar ödeme yapılacağına ilişkin olarak; hangi oranlarla, faizsiz ve güncel olmayan şekilde ödeme yapılacağının, ödeme yapılana kadar iade talebinden vazgeçebileceği ayrıca her ne kadar para iadesi yapılmış olsa da bu para tahsil edilmediği sürece yine iade talebinden vazgeçilebileceği hususunda bilgilendirme yapılması kişilerin mağduriyetinin önüne geçecek ve yine kişiler hangi şartlar altında ne kadar ödeme alacakları bilgisi çerçevesinde karar verebilme imkanı elde edeceklerdir. Bilgi ve belge talebimizde kişilere bu şekilde bir bilgilendirme yapılıp yapılmadığı yönündeki sorumuza bu yönde bir talep olmadığından bilgilendirme yapılmadığı yönünde bir cevap verilmiş olmakla birlikte kişilerin böyle bir talebi olmasa da doğru karar verebilmeleri ve bu karar sonucunda neleri elde edebileceklerinin farkında olmaları açısından

Sosyal Güvenlik Kurumunca bilgilendirme yapılması önem arz etmektedir.

31. Bu çerçevede, başvuranın alacağının değer kaybına uğratıldığı iddiasının, başvuranın

2006 yılında döviz karşılığı yaptığı yurtdışı borçlanmasına ilişkin ödemenin 2019 yılında 2006

yılındaki döviz kurunun karşılığı TL olarak ödenmesinin ölçülü olup olmadığı da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

32. Anayasa Mahkemesi, emekli ikramiyelerinin güncel değer üzerinden ödenmesi talepli başvurularda ölçülülüğe ilişkin değerlendirmesini Merkez Bankası’nın enflasyon verileri üzerinden ulaştığı tutarları karşılaştırmak suretiyle ortaya koymaktadır. Aynı esaslar çerçevesinde Merkez Bankası verileri üzerinden yapılan hesaplamada; 2006 yılı Kasım ayındaki 100 TL’nin 2019 yılı Mart ayındaki enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığının 300,2 TL olduğu, başvurana ödemesi yapılan 7.638,30 TL’nin de Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığının 22.930 TL olduğu görülmektedir. Bununla birlikte 21/03/2019 tarihinde 1 ABD Dolarının karşılığının 5,4392 TL olduğu esas alınarak yapılan hesaba göre 5.194 ABD Dolarının karşılığının da 28.251,2048 TL olduğu görülmektedir.

33. Sonuç olarak, başvurucunun yurtdışı borçlanma tutarının Kurum hesaplarına intikal ettiği tarihten iadenin kendisine yapıldığı tarihe kadar geçen yaklaşık on üç yıllık süredeki enflasyon oranları ya da kur değişimleri dikkate alındığında, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilen iadeye konu borçlanma tutarının değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşılmaktadır. Yukarıda yer verilen değer kaybının miktarı, iade talebinde bulunduğu sırada ödemenin hangi şartlar altında, ne kadar ve hangi hükümler çerçevesinde yapılacağı, bu talebinden vazgeçip vazgeçemeyeceği, vazgeçebilecekse bunu hangi tarihe kadar yapabileceği ve bu işlemin sonuçları hakkında başvurana yazılı herhangi bir bilgi verilmediği gözetildiğinde; başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklendiği, bu sebeple ortaya çıkan durumun kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu, bu yönüyle söz konusu işleminin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.

B. İyi Yönetim İlkeleri Yönünden Değerlendirme 34. 28/03/2013 tarihli ve 28601 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kamu

Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında

Yönetmeliğin “İyi yönetim ilkeleri” başlıklı 6 ncı maddesinde yer verilmiş olup; İdarenin

Kurumumuz tarafından istenen bilgi ve belgeleri süresinde gönderdiği ve “makul sürede karar verme” ve “kararın geciktirilmeksizin bildirilmesi” ilkelerine uygun davrandığı, ancak idarenin cevabında başvuranın hangi sürede hangi mercilere başvurabileceğini göstermediği, bu nedenle

“karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi” ilkesine uymadığı anlaşılmış olup; idarenin bahse konu ilkelere de uygun davranması beklenilmektedir.

35. İdarenin kişilere iptal talebinde bulundukları takdirde Kurumca yapılacak ödemelerin hangi kapsamda, ne kadar sürede, hangi oranlarla, faiziyle ödeme yapılıp yapılmayacağı, paranın hangi değer üzerinden ödeneceği hususlarında ve bununla birlikte bu taleplerini geri alma imkanı bulunup bulunmadığı var ise bunun ne kadar sürede yapılabileceği noktasında bilgi verilmesi ve kişilerin buna dayanarak ve belirli bir takım hususları dikkate alarak karar verebilmelerinin sağlanması beklenmekte ve iyi yönetim ilkelerinin uygulanabilirliği açısından bu hususlar önem arz etmektedir.

VI. HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

36. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 21’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bu Tavsiye Kararının idareye tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde idare tarafından herhangi bir eylem ya da işlem tesis edilmezse (varsa) dava açma süresinden kalan süre işlemeye devam edecek olup Sivas İş Mahkemesinde yargı yolu açıktır.

VII. KARAR

Açıklanan gerekçelerle, BAŞVURUNUN KABULÜNE; Başvuranın iadesini talep ettiği yurtdışı borçlanma tutarının ödeme tarihindeki alım gücüne denkleştirilerek başvurana ödenmesi için makul sürede yeni bir işlem tesis edilmesi hususunda SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA TAVSİYEDE

BULUNULMASINA,

6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca,

Sosyal Güvenlik Kurumunca bu karar üzerine tesis edilecek işlemin otuz gün içinde

Kurumumuza bildirilmesinin zorunlu olduğuna, Kararın BAŞVURANA ve SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞINA

TEBLİĞİNE;

Türkiye Cumhuriyeti Kamu Başdenetçisi’nce karar verildi.

e-imzalıdır

Şeref MALKOÇ

Kamu Başdenetçisi