|
ÖZET: Bu davada, davacı, kadastro tespitinden önceki nedenlere dayanarak tapu iptali ve tescil talep etmiştir. İlk Derece Mahkeme, davacının zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu belirleyerek, taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ve davacı adına tesciline karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise, taşınmazların milli park sınırları içinde bulunduğunu, ancak davacının 20 yılı aşkın süredir bu taşınmazlar üzerinde zilyetlik hakkı bulunduğunu ve bu nedenle kazanılmış hakların korunması gerektiğini vurgulamıştır.
Mahkeme, taşınmazların orman tahdidi dışında kaldığını ve korunması gerekli kültür varlığı olmadığını tespit etmiştir. Bu bağlamda, davacının haklarının korunması ve mülkiyet hakkının tanınması gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun benzer bir kararı da bu durumu desteklemektedir. Nihayetinde, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Sonuç olarak, mahkeme, davacının zilyetlik hakkının korunması gerektiğine ve taşınmazların davacı adına tescil edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, taşınmazların milli park statüsünün değişmesinin, zilyetlik hakkını etkilemeyeceği ilkesini pekiştirmiştir. |
8. Hukuk Dairesi 2022/5698 E. , 2024/5713 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/806 E., 2022/704 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/14 Esas, 2020/417 Karar
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin davanın kabulüne ilişkin kararına karşı davalı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davalı Hazine vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sonucunda, Konya ili, … ilçesi, …/… mahallesinde bulunan taşınmazlar yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) kapsamında yapılan tesis kadastro tespitinin 30.03.2007 tarihinde, …/… çalışma alanında bulunan taşınmazlar yönünden kadastro tespitinin 30.01.2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Davacı vekili dava dilekçesinde, Beyşehir ilçesi … Mahallesi 283 ada 136, 291 ada 206, 358, 212, 297 parseller, 293 ada 21 parsel, 295 ada 9 parsel, 307 ada 17 parsel, 263 ada 252 parsel, 262 ada 187 parsel, 295 ada 39 parsel sayılı taşınmazların bir kısmının atalarından, bir kısmının ise vefat eden eşinden miras kaldığını, kadimden beri müvekkili ve önceki malikleri tarafından kullanılmakla birlikte tamamının davalı Hazine adına tespit gördüğünü beyanla, taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş, davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuştur.
Dava, kadastro tespitinden önceki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davacı yararına eklemeli şekilde zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 291 ada 297 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 283 ada 136 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 291 ada 206 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 291 ada 292 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 293 ada 21 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 295 ada 9 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 295 ada 39 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 291 ada 358 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 263ada 252 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 262 ada 187 parsel, Konya ili … ilçesi … Mahallesi … mevkii 307 ada 17 parselde Hazine adına kayıtlı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazların tapu kayıtlarında beyanlar hanesine “Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığıdır” ilişkin şerhin işlenmesine karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmazların … Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 03.10.1991 gün ve 1136 sayılı kararı ile doğal sit alanı ve Bakanlar Kurulunun 11.09.1993 gün ve 93/4010 sayılı kararı ile Milli Park sınırları içinde kaldığının tespit edildiği, ancak dava konusu taşınmazların 1956 yılından … Gölü Milli Park statüsüne geçirilen 1993 yılına kadar yaklaşık 37 yıllık zaman aralığında tarımsal alan olarak kullanıldığı, ayrıca parsellerdeki kullanıma Milli Park ilanı olan 1993 yılından sonra da devam edildiği, 1993 tarihli … Gölü Milli Park sınırları içinde iken, 27.11.2018 tarihli ve 30608 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.11.2018 tarih ve 378 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan … Gölü Milli Park sınırlarına göre taşınmazların … Gölü Milli Park sınırları dışına çıkarıldığı, uzman orman bilirkişi ile jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarla kesinleşen orman tahdidine ve hava fotoğraflarına dayalı olarak yapılan inceleme, araştırma ve uygulama sonucunda çekişmeli taşınmazların tamamının 4785 sayılı Kanun hükümleri gözetilerek 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılıp kesinleşen orman tahdidi dışında kaldıkları, orman sayılmayan yerlerden olduklarının da tespit edildiği, çekişmeli taşınmazların üzerinde birinci grup olarak tarif edilen korunması gerekli kültür varlığı bulunmadığı, birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlardan olmadığı, taşınmazların 1nci Derece Doğal Sit alanında kaldığından, 5663 sayılı Kanun’un 1nci maddesi ile değişik 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun 11/1nci maddesi kapsamında yer almadıklarından zilyetlikle iktisaplarının mümkün olduğu anlaşılmakta olduğu, diğer taraftan çekişmeli taşınmazların, Bakanlar Kurulunun 11.09.1993 gün ve 93/4010 sayılı kararı ile “… Milli Parkı” olarak ilan edilen alan sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakta ise de; taşınmazların 1993 yılından geriye doğru 20 yılı aşkın süredir davacının tarım arazisi olarak zilyetliğinde bulunduğu ve söz konusu taşınmazların içinde yer aldığı bölgenin milli park olarak ilan edildiği tarihten çok önce davacı lehine 3402 sayılı Kanunun 14ncü maddesinde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinme koşulları gerçekleştiğinden, sonradan milli park olarak ilan edilen ve statüsü değişen taşınmazda kazanılmış hakların korunması ilkesi gereğince davacının da haklarının korunması ve kendisine mülkiyet hakkı tanınarak taşınmazın adına tescili gerektiği, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.11.2015 tarih ve 2014/8-201 Esas, 2015/2436 Karar sayılı ilamında da aynı hususa işaret edildiği, ayrıca aynı yerde aynı nitelikte şahıslar adına tescil edilen taşınmazlar hakkındaki davaların Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Hazine vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.