onecikan-yargitay

ÖZET: Bu Yargıtay kararı, zilyetlik nedenine dayalı tapu iptali ve tescili davasında, taşınmazların orman vasfı taşıması nedeniyle zilyetlikle iktisabın mümkün olmadığına dair bir hukuki değerlendirme içermektedir. Davacılar, taşınmazların miras yoluyla kendilerine intikal ettiğini iddia ederek tapu iptali ve tescili talep etmişlerdir. Ancak, mahkeme, taşınmazların bir kısmının orman sayılan alanlar olduğunu tespit etmiş ve bu nedenle zilyetlik ile iktisabın mümkün olmadığını belirterek talepleri reddetmiştir.

Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve zilyetlik durumunun daha detaylı incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bozma ilamında, taşınmazların geçmişteki kullanımı, zilyetliğin süresi ve niteliği gibi hususların yeterince araştırılmadığına dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda, hava fotoğraflarının incelenmesi ve yerel bilirkişilerin dinlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sonuç olarak, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin eksik inceleme ile verdiği kararı bozmuş ve daha kapsamlı bir araştırma yapılmasını istemiştir. Bu durum, zilyetlik ve tapu iptali konularında hukukun uygulanmasında dikkat edilmesi gereken unsurları ortaya koymaktadır.

8. Hukuk Dairesi         2021/17016 E.  ,  2024/7763 K.

    “İçtihat Metni”

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
    SAYISI : 2017/241 E., 2021/218 K.
    KARAR : Davanın kısmen kabulü

    Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş hükmün, davacılar vekili, asli müdahil Orman İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü.
    K A R A R

    Dava zilyetlik nedenine dayalı tapu iptali ve tescili davasıdır.

    Yörede 1995 yılında yapılan kadastro sırasında … köyü 140 ada 89, 92, 95, 121 ve 123 parsel; 134 ada 32 ve 28 parsel; 139 ada 45 parsel; 145 ada 16, 11, 12 ve 13 parsel; 141 ada 5 ve 8 parsel sayılı taşınmazlar belgesizden, Rumlardan kalma yer olmaları ve zilyetlikle iktisabın mümkün olmaması nedeniyle tarla niteliğiyle Hazine adına tespit ve tapuya tescil edilmiştir. Aynı yer, 140 ada 72, 73, 74, 76, 77 ve 78 parsel sayılı taşınmazlar ise 1936 tarih 2449 sayılı Hazine adına kayıtlı olan vergi kaydına istinaden zilyetlikle iktisabın mümkün olmaması nedeniyle tarla niteliğiyle Hazine adına tespit ve tapuya tescil edilmiştir.

    Davacılar vekili asıl ve birleşen dava dosyalarına sunduğu dava dilekçeleri ile söz konusu parsellerin muris …’tan intikal edip mirasçılar arasında yapılan taksim sonucu müvekkillerine kaldığı iddiasıyla tapu kayıtlarının iptali ve davacılar adına tapuya tescilini talep etmiştir.

    Davalı … İdaresi ise 31.12.2014 havale tarihli dilekçesiyle davaya müdahale talebinde bulunmuş ve taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemenin verdiği kısmen kabul kararı, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 30.03.2017 tarih 2015/11671 Esas, 2017/2654 Karar sayılı kararı ile özetle; “1- Dava dilekçesinde ve karar başlığında davacı olarak adı geçmeyen, …’ın usulünce açılmış bir davası veya davaya katılımı olmadığı halde, mahkemece yanılgıya düşülerek lehine hüküm kurulmuş olması doğru görülmediği, 2-Asıl ve birleşen dosya davacıları mirasçılar arasında yapılan taksim olgusu ispatlanmadığı, 3-Mahkemece özellikle 25-30 yıldır tarım yapılmayan taşınmazlarda iradi terk olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenmediği; Bu anlamda, mahkemece çekişmeli taşınmazlarda kullanım olmamasının iradi terk anlamına gelip gelmediğinin belirlenmesi amacı ile taşınmazların ne kadar zamandır boş vaziyette olup kullanılmadığı yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle tesbit edilmeli, taşınmazın öncesinde ne şekilde tasarruf edildiği ayrıntılı biçimde açıklattırılmalı ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği, 4-Orman bilirkişi raporuna göre; çekişmeli taşınmazlardan 140 ada 89 sayılı parselin tamamının orman içi açıklık niteliğinde olduğu, buna göre hüküm kurulması gerektiği” gerekçeleriyle bozulmuştur.

    İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda; dava konusu yerlere ilişkin davacıların murisleri ile birlikte zilyetliklerinin kadastro tespitinden geriye yönelik olarak 20 yılı aşkın süre ile devam ettiğinin keşif mahallinde dinlenen mahalli bilirkişi beyanlarıyla sabit olduğu, davacıların dava konusu taşınmazları taşınmazların niteliğine ve ekonomik amacına uygun olarak kullandıkları, eldeki davaların 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) madde 12/3’te düzenlenen on yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı, kök muris …’ın davacılar dışındaki mirasçılarının miras haklarından vazgeçtiklerine ve açılan davaya muvafakat verdiklerine ilişkin beyanlarının dosya içinde bulunduğu, bu hali ile davacıların 3402 sayılı Kanun’un madde 14’teki şartları eklemeli zilyetlik ile sağlayarak haklı oldukları, ancak dava konusu yerlerden bir kısmının orman sayılan yerlerden olduğunun tespit edildiği, orman sayılan yerlerin zilyetlik ile iktisabının mümkün olmadığı göz önüne alınarak dava konusu yerlerin orman sayılan kısımlarına ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş.

    Hüküm, davacılar vekili, asli müdahil Orman İdaresi vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Davacılar vekilinin … köyü 140 ada 89 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında incelenen karar usul ve kanuna uygun olup kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
    2-Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamının gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Mahkemece, kadastro tespit gününe kadar dava konusu taşınmazların davacılar yararına zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu kabul edilmek suretiyle davacıların davasının kısmen kabulüne dair hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama karar için yeterli bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince; taşınmaz üzerinde sürdürülen zilyetliğin sürdürülüş biçimi ve süresi yeterince araştırılmamış, ayrıca zilyetlik hususlarında yapılan araştırmada hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır. Diğer taraftan bozma ilamı sonrası alınan 19.06.2019 tarihli zirai bilirkişi raporunda, taşınmazların toprak yapısı ve niteliği ile ilgili ayrıntılı değerlendirmede bulunulmamış, taşınmazın ne kadar süredir ve ne suretle kullanıldığı hususlarına hiç değinilmemiştir. İlk Derece Mahkemesince yerel bilirkişilerin soyut ve yetersiz beyanlarına itibar edilmek suretiyle hüküm kurulması cihetine gidildiği görülmüştür. Eksik araştırma, inceleme ve uygulamaya dayalı olarak karar verilemez. Hal böyle olunca, sağlıklı sonuca varılabilmesi için, davaya konu taşınmazın tespit tarihi olan 1995 yılından geriye doğru 15-20-25 yıl öncesine (bulunmadığı takdirde bu tarihlere en yakın tarihlere) ait farklı dönemlerde çekilmiş en az üç adet stereoskopik hava fotoğrafı getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, 1 fen, 1 jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi ve 3 ziraat mühendisinden oluşan bilirkişi kurulu katılımı ile keşif yapılmalıdır. Taşınmazın başında yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve taraf tanıklarından, taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı; kullanılmayan taşınmazların ne kadar süredir ekilip biçilmediği, zirai bilirkişisinden; taşınmazın toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünü belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisi bilirkişiden yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafının stereoskop aletiyle incelenmesi neticesinde taşınmazların sınırlarının ve niteliğinin belirlenmesi, taşınmazların üzerinde zilyetliğin başlayıp başlamadığı, başladıysa ne zaman başladığı, tespit etmesi istenilmeli, taşınmazı tüm yönlerinden gösterir fotoğrafları çektirilmeli, fen bilirkişiye keşfi takibe imkan verir ve denetime elverişli kroki ve ayrıntılı rapor düzenlettirilmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir, ayrıca davalı Hazine vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine yönelik hüküm ve gerekçeli kararın çeliştiğine yönelik itirazlarına gelince; T.C. Anayasası’nın 141 inci maddesi hükmü uyarınca, duruşmaların aleniyeti kuralı gereği, tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir. Buna göre, yargılama açık olarak yapılacak ve 6100 sayılı Kanun’un 297/2 nci maddesi hükmü gereğince de yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilecektir. Aynı Kanun’un 298/2 nci maddesi hükmü ise, sonradan yazılacak gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağını amirdir. Bu nedenle Mahkeme hükmü tek olduğundan, gerekçeli karar arasında çelişki halinde ortada kanuna uygun bir hükmün varlığından söz edilemeyecektir. İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş; bozma ilamı doğrultusunda, çelişki giderilerek yeni bir karar vermekten ibarettir.
    Davalı Hazine vekilinin bu nedenlerle temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

    3- Asli müdahil Orman İdaresi vekilinin temyiz dilekçesinin incelenmesinde; Orman İdaresinin gerekçeli karar başlığında ve UYAP incelemesinde hatalı olarak davalı sıfatı ile gösterilmesi ve aleyhine davalı sıfatı ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin hükmedilmesi doğru olmamıştır. Asli müdahil Orman İdaresi vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan, hükmün bozulması gerekmiştir.

    S O N U Ç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin dava konusu 140 ada 89 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hükme yönelik temyiz itirazının reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararının bu parsel yönünden ONANMASINA,

    Yukarıda (2) ve (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekili ve Asli müdahil Orman İdaresi vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

    59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 556,10 TL’nin temyiz eden davacılardan alınmasına,

    1086 sayılı Kanun’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

    Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

    18.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.