|
ÖZET: İdarenin, sahip olduğu güneş enerjisi santrallerinden elde ettiği enerji satışına ilişkin vergi yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilmiştir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre, iktisadi kamu kuruluşlarının kazançları kurumlar vergisine tabidir. Bu bağlamda, belediyelere ait veya bağlı olan sürekli faaliyet gösteren ticari işletmelerin de mükellefiyetleri bulunmaktadır. Yapılan denetimlerde, güneş enerjisi santrallerinin ürettiği elektriğin yerel elektrik dağıtım şirketine satıldığı, ancak bu işlemler için gerekli kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis edilmediği anlaşılmıştır.
Ayrıca, katma değer vergisi (KDV) tahsilatı yapılmaya başlanmış olsa da, asıl sorun, bu faaliyetlerin iktisadi işletme olarak değerlendirilmesi ve dolayısıyla kurumlar vergisi mükellefiyetinin doğmasıdır. Belediyelerin tüzel kişilikleri nedeniyle doğrudan kurumlar vergisi mükellefi olmamaları, onlara ait iktisadi işletmelerin vergi yükümlülüklerini etkilemez. Bu nedenle, güneş enerjisi santrallerinden elde edilen kazancın kurumlar vergisine tabi olduğu açıktır. Sonuç olarak, belediye tarafından işletilen güneş enerjisi santrallerinden elde edilen gelirler için kurumlar vergisi mükellefiyeti oluşturulması ve ilgili vergi mevzuatına uygun olarak yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekmektedir. |
BULGU: İdarenin Güneş Enerjisi Santrallerinden Ürettiği Enerjinin Satışına İlişkin Vergisel Yükümlülüklerini Yerine Getirmemesi
2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporları – Büyükşehir İlçe Belediyesi
Belediyenin sahibi olduğu güneş enerjisi santralleri için Kurumlar Vergisi mükellefiyetinin tesis edilmediği, Kurumlar Vergisi Kanunu ve diğer vergi kanunlarındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmediği görülmüştür.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Verginin konusu” başlıklı 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde; iktisadi kamu kuruluşlarının kazançlarının kurumlar vergisine tabi olduğu,
“Mükellefler” başlıklı 2’nci maddesinin üçüncü fıkrasında, Devlete, il özel idarelerine, belediyelere, diğer kamu idarelerine ve kuruluşlarına ait veya bağlı olup, faaliyetleri devamlı bulunan ve sermaye şirketleri ve kooperatifler dışında kalan ticari, sınaî ve zirai işletmelerin iktisadi kamu kuruluşu olduğu,
Aynı maddenin altıncı fıkrasında, iktisadi kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya işyerlerinin bulunmamasının mükellefiyetlerini etkilemeyeceği, mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kar edilmemesi veya karın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesinin bunların iktisadi niteliğini değiştirmeyeceği düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un “Muafiyetler” başlıklı 4’üncü maddesinde, kurumlar vergisinden muaf olan kurumların neler olduğu belirtilmiştir.
Mezkur Kanun’un “Safî kurum kazancı” başlıklı 6’ıncı maddesinde, kurumlar vergisinin mükelleflerin her hesap dönemi içinde elde ettiği safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin açıklamalar içeren 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin “Devlete, il özel idarelerine, belediyelere, diğer kamu idarelerine ve kuruluşlarına ait veya bağlı olan ticarî, sınaî ve ziraî işletmeler” başlıklı 2.3.1’inci maddesinde, iktisadi kamu kuruluşlarının, kamu idare ve kuruluşlarına ait veya bağlı olan tüm iktisadi işletmeleri kapsadığı, bu nedenle iktisadi kamu kuruluşları kavramının, hem kamu iktisadi teşebbüslerini hem de kamu kurum ve kuruluşlarına ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan veya işletilen iktisadi kuruluşlar ile döner sermayeli kuruluşları da kapsamına alacağı,
Bir iktisadi kamu kuruluşunun varlığından söz edilebilmesi için kuruluşun; kamu idareleri veya kamu kuruluşlarına ait veya bağlı olması (ait olma, sermaye bakımından; bağlı olma ise idari bakımdan bağlılığı ifade eder), sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmamış olması, ticari, sınai veya zirai alanda devamlı olarak faaliyette bulunması gerektiği,
İktisadî kamu kuruluşlarının kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerini etkilemeyeceği, mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesi de bunların iktisadî niteliğini değiştirmeyeceği, iktisadi kamu kuruluşunun ticari, sınai veya zirai bir işletme oluşturup oluşturmadığı hususunda, Tebliğ’in (2.4.) bölümünde yapılan açıklamaların dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
Söz konusu Tebliğ’in “Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler” başlıklı 2.4’üncü maddesinde ise iktisadi işletmenin belirlenmesinde, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 2’nci maddesinin beşinci fıkrasında belirlenen koşulların dikkate alınacağı işletmelerin belirgin özelliklerinin bağlılık, devamlılık ve faaliyetin ticari, sınai veya zirai bir mahiyet arz etmesi olduğu, diğer bir anlatımla iktisadi işletmenin unsurlarının, ticari faaliyetin de temel özelliklerinden olan, bir organizasyona bağlı olarak piyasa ekonomisi içerisinde bedel karşılığı mal alım-satımı, imalatı ya da hizmet ifaları gibi faaliyetler olduğu açıklanmıştır.
Kurumlar Vergisi Kanunu, bu gibi halleri tek tek saymak yerine, dernek ya da vakıf tarafından piyasa ekonomisi içerisinde icra edilen tüm iktisadi faaliyetleri kapsama almış ve dernek veya vakfa ait bir iktisadi işletmenin varlığından söz edilebilmesi için iktisadi işletmenin, dernek veya vakfa ait veya bağlı olması, (ait olma, sermaye bakımından; bağlı olma ise idari bakımdan bağlılığı ifade eder) sermaye şirketi veya kooperatif şeklinde kurulmamış olması, ticari, sınai veya zirai alanda devamlı olarak faaliyette bulunması gerektiğini,
Devamlılık unsurunun, bir hesap dönemi içinde aynı veya ayrı faaliyet alanlarında ticari mahiyet arz eden işlemlerin birden fazla yapılmasını ifade ettiğini, aynı hesap döneminde tek işlem nedeniyle ticari faaliyetin devamlılık unsurunun oluştuğunu kabul etmek mümkün olmamakla birlikte, faaliyetin organizasyon gerektirmesi veya amacının ticari olması durumunda devamlılık unsurunun varlığı kabul edileceğini,
Ticari organizasyon, sermaye tahsisi, işyeri açılması, personel istihdamı, ticaret siciline kaydolmak gibi unsur ve şartlardan tümü veya bir kısmı yerine getirilmek suretiyle belirli şekilde kurulmuş olacağını, bu takdirde bu organizasyon içinde bir takvim yılında veya iki veya üç yılda tek bir işlem yapılmış olsa dahi ticari faaliyetin varlığının kabul edileceğini açıklamıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kanunun şümulü” başlıklı 1’nci maddesinin birinci fıkrasında; bu kanun hükümleri ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Verginin konusunu teşkil eden işlemler” başlıklı 1’inci maddesinin birinci fıkrasında; Türkiye’de Ticari faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.
Belediyeler, tüzel kişilikleri itibariyle kurumlar vergisi mükellefi olmamakla birlikte, devamlılık arz eden ticari, sınaî ve zirai faaliyetleri nedeniyle belediyelerin tüzel kişiliklerine bağlı oluşan iktisadi işletmelerin kurumlar vergisine tabi tutulması gerekmektedir.
Yapılan incelemede Belediye tarafından güneş enerjisi santrallerinin işletildiği bu enerji santralinde üretilen elektriğin bölgede faaliyet gösteren elektrik enerjisi dağıtım şirketine satıldığı, söz konusu faaliyet kapsamında kurumlar vergisi mükellefiyetinin oluşturulmadığı ve bu işlemlere ilişkin katma değer vergisinin tahsil edilmediği anlaşılmıştır.
Kamu idaresince, işletilen güneş enerjisi santrallerinde üretilen elektriğin satışına ilişkin katma değer vergisi yönünden tahsilat yapılmaya başlanıldığı ancak kurumlar vergisi mükellefiyetlerinin bulunmadığı bu nedenle yükümlülüklerinin yerine getirilemediği belirtilmiş olsa da, bulgunun konusu, KDV tahsilatı yapılmaması değil söz konusu faaliyet nedeniyle iktisadi işletmenin oluşması ve bu durumun kurumlar vergisi mükellefiyeti doğurmasıdır.
Yukarıda yer alan düzenleme ve açıklamalardan da anlaşılacağı üzere belediyelerin kurumlar vergisi mükellefiyetleri bulunmamakla birlikte, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Mükellefler” başlıklı 2’nci maddesinin üçüncü fıkrasında, belediyelere ait veya bağlı olup, faaliyetleri devamlı bulunan ve sermaye şirketleri ve kooperatifler dışında kalan ticari, sınaî ve zirai işletmelerin iktisadi kamu kuruluşu olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle İdarenin güneş enerjisi santrallerinden elde ettiği elektriği satması faaliyetinin kurumlar vergisi mükellefiyeti oluşturduğu açıktır.
Sonuç olarak, Belediye tarafından işletilen güneş enerjisi üretim tesisinden elde edilen kazanç, kurumlar vergisine tabi olduğundan, İdarenin bu faaliyeti için kurumlar vergisi mükellefiyeti oluşturarak Kurumlar Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve diğer ilgili mevzuatta yer alan görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir.