|
ÖZET: İdare aleyhine sonuçlanan davalara ilişkin ilamların zamanında yerine getirilmemesi, icra masrafları ve faiz giderlerinin ödenmesine yol açmaktadır. Bu durum, birimler arası yazışmaların uzun sürmesi ve personel ile ödenek yetersizliği gibi nedenlerle yasal süre içinde ödemelerin gerçekleştirilememesinden kaynaklanmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, kamu idarelerinin mahkeme kararlarını belirli bir süre içinde yerine getirmelerini zorunlu kılmakta; aksi takdirde ek mali yükümlülükler doğmaktadır.
Yapılan denetimlerde, idare aleyhine sonuçlanan davalara ilişkin ilamların, belirtilen otuz günlük yasal süre içinde ödenmediği tespit edilmiştir. Bu gecikmeler, hem yasal faiz hem de icra vekâlet ücreti gibi ek maliyetlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca, ödemelerin zamanında yapılmaması, yeni tazminat davalarının açılma riskini de beraberinde getirmektedir. Sonuç olarak, kamu idarelerinin, mahkeme ilamlarına dayanan tazminat, faiz ve yargılama giderlerini zamanında ödemeleri büyük önem taşımaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çerçevesinde, bu tür ödemelerin geciktirilmeden gerçekleştirilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiği vurgulanmaktadır. |
BULGU: İdare Aleyhine Sonuçlanan Davalara İlişkin İlamların Gereklerinin Zamanında Yerine Getirilmemesi Nedeniyle İcra Masrafları ve Faiz Giderleri Ödenmesi
2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporları – Büyükşehir Bağlı İdaresi
İdare aleyhine sonuçlanan davalara ait ilamlara bağlı borçların, birimler arası yazışmaların zaman alması, personel ve ödenek yetersizliği gibi nedenlerle yasal süresi içinde ödenmemesine bağlı olarak hem gecikme faizi hem de icra takibi başlamasından dolayı icra vekâlet ücreti ödenmesine neden olunduğu görülmüştür.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Devlet Memurlarının Görev ve Sorumlulukları” başlıklı 11’inci maddesinin birinci fıkrasına göre; devlet memurları, kanun, tüzük ve yönetmeliklerde belirtilen esaslara uymakla ve amirler tarafından verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü olup görevlerinin iyi ve doğru yürütülmesinden amirlerine karşı sorumludurlar.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kararların sonuçları” başlıklı 28’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarının, kararın idareye tebliğinden başlayarak en geç otuz gün içinde yerine getirilmesi gerektiği”, ikinci fıkrasında; “Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılması gerektiği”, üçüncü fıkrasında ise; “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği” belirtilmiştir.
Diğer yandan, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Hesap verme sorumluluğu” başlıklı 8’inci maddesine göre; her türlü kamu kaynağının kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu olup yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.
Aynı Kanun’un “Ödenemeyen giderler ve bütçeleştirilmiş borçlar” başlıklı 34’üncü maddesinin ikinci fıkrasında ise; “Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.” hükmü yer almaktadır.
20.11.2021 tarih ve 31665 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “İcra ve iflas müdürlükleri ile icra mahkemelerinde ücret” başlıklı 11’inci maddesinin dördüncü fıkrasında; “Borçlu ödeme süresi içerisinde borcunu öderse, bu tarifeye göre belirlenecek ücretin dörtte üçü takdir edilir. Maktu ücreti gerektiren işlerde de bu hüküm uygulanır.” hükmü yer almakta olup, 03.09.2022 tarih ve 31942 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde de ifade aynen yer almaktadır.
Mezkûr mevzuat hükümlerine göre; nakit mevcudunun tüm ödemeleri karşılayamaması halinde kamu idarelerince ödenmesi gereken giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenirken, ilama bağlı borçların ve ödenmemesi halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçların öncelikle ödenmesi gereken borçlar arasında olduğu anlaşılmaktadır.
Yapılan incelemede, idare aleyhine sonuçlanan davalara ait ilamlara bağlı borçların; birimler arası yazışmaların uzun sürmesi, personel ve ödenek yetersizliği gibi nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda belirtilen otuz günlük yasal süre içerisinde ödenemediği, bu nedenle yasal faizin yanı sıra gecikme faizi ödemesi yapıldığı ve ayrıca süresinde ödeme yapılmaması nedeniyle davacılar veya vekilleri tarafından icra takibi başlatılması hâlinde ilave icra vekâlet ücreti ödemelerinde bulunulduğu tespit edilmiştir.
Yukarıda yer alan denetim tespiti üzerine, idare tarafından tam yargı davalarında yapılması gereken ödemelerin 30 günlük yasal süre içerisinde yerine getirilmemesi halinde mahkeme ilamının genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağından bahisle, kanun koyucunun kamu idarelerine bir hareket serbestisi getirdiği ifade edilmektedir. Oysa kanun koyucu, ilgili düzenleme ile kamu idarelerinin 30 günlük yasal süre içerisinde idari davalarda yükümlülüklerini yerine getirmeleri halinde üzerlerine ek mali külfet getirecek vekâlet ücretleri ile yasal faizlere katlanmamalarını amaçlamaktadır.
İdare, kesinleşmemiş ilamların yerine getirilmesi halinde, ilk derece mahkemesi idare aleyhine olan davaların istinaf veya temyiz aşamasından sonra kesinleştiğinde sonucun idare lehine neticelenmesi durumunda, idarenin önceden yerine getirdiği ödemenin geri alınması hâlinde hak kaybına uğrayabileceğinden bahsetmektedir. Ancak mevcut durum değerlendirildiğinde, idari davalarda Kanun’da belirtilen sürede ödeme yapılmadığı için hem icra vekâleti ücreti hem de yasal faizin ödenmesi söz konusu olmaktadır.
Buna göre, istinaf veya temyiz sonucunu beklemeyi gerektirmeyen ilk derece mahkeme ilamlarında, yani bir başka deyişle son derece mahkemelerinde de idare aleyhine sonuçlanacağı açık olan idari davaların 30 günlük yasal süre içerisinde yerine getirilmesinin idare üzerine ek mali külfet getirmeyeceği değerlendirilmektedir.
Sonuç itibarıyla, mahkeme ilamlarına dayanılarak ödenmesi gereken tazminat, faiz, yargılama gideri ve/veya avukat vekâlet ücretlerinin ödenmemesi hâlinde, gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçların hak sahibi tarafından talep edilmesini takiben herhangi bir gecikmeye neden olunmaksızın zamanında ödenmesi gerekmektedir. Bu ödemelerin zamanında yapılmaması, hem ödenen faiz giderlerinin artmasına hem de hak sahibi tarafından icra takibi başlatılması sebebiyle icra masrafları ödenmesine neden olmakta; diğer taraftan yeni bir tazminat davasına yol açma riskini de taşımaktadır.
2577 sayılı Kanun’un 28’inci maddesi ile 5018 sayılı Kanun’un 8’inci ve 34’üncü maddelerindeki düzenlemeler dikkate alındığında, faiz ve yargılama gideri ödenmesine sebep olunmaması için idareler tarafından bu tür ödemelerin geciktirilmeksizin ve ödeneği bulunup bulunmadığına bakılmaksızın öncelikle yapılması hususunda gerekli tedbirlerin alınması gerektiği değerlendirilmektedir.