|
ÖZET: Emlak vergisi tahakkuk ve tahsilatında önemli eksiklikler tespit edilmiştir. 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporları, büyükşehir olmayan ilçe belediyelerinde mükelleflerin çoğuna yönelik olarak, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu çerçevesinde belirlenen matrah ve nispetlerin uygulanmadığını göstermektedir. Kanun, bina ve arazi vergisi mükellefiyetinin, taşınmazların malikleri veya intifa hakkı sahipleri tarafından ödeneceğini ve bu vergilerin hesaplanmasında belirli oranların geçerli olduğunu belirtmektedir. Ancak, incelemeler sonucunda, mükellefiyetlerin zamanında tesis edilmediği ve bazı tahakkuk işlemlerinin eksik yapıldığı anlaşılmıştır.
Emlak vergisi mükelleflerinin, taşınmazların vergi değerleri üzerinden ödemelerini gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Mevzuat, mükellefiyetin başlangıç ve bitiş tarihlerini düzenlemekte, ayrıca bildirim verilmemesi durumunda idarenin vergi tarhiyatı yapacağını belirtmektedir. Ancak, mevcut durum, emlak vergisi beyanında bulunan az sayıda mükellef için bile gerekli hesaplamaların tam olarak yapılmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, belediyelerin önemli bir gelir kaynağı olan emlak vergisinin tahakkuk ve tahsilatında ciddi kayıplara yol açmaktadır. Sonuç olarak, belediyelerin, emlak sahiplerine yönelik olarak mevzuat çerçevesinde mükellefiyet tesis etmeleri ve gerekli tahakkuk ile tahsilat işlemlerini başlatmaları hukuki bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu adımlar, belediyelerin mali sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. |
BULGU: Emlak Vergisi Tahakkuk ve Tahsilinin Yapılmaması
2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporları – Büyükşehir Olmayan İl Kapsamında Yer Alan İlçe Belediyesi
Emlak Vergisi açısından mükellef olanların birçoğuna yönelik mevzuatla belirlenen matrah ve nispetler üzerinden mükellefiyet tesis edilmediği, yapılan bazı tahakkuk işlemlerinde eksiklikler olduğu görülmüştür.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun Mevzu başlıklı 1’inci maddesinde Türkiye sınırları içinde bulunan binaların bu kanun hükümlerine göre Bina Vergisine tabi olduğu,
“Mükellef” başlıklı 3’üncü maddesinde Bina Vergisinin binanın maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa binaya malik gibi tasarruf edenler tarafından ödeneceği,
“Matrah” başlıklı 7’nci maddesinde Bina Vergisinin matrahının binanın bu Kanun hükümlerine göre tesbit olunan vergi değeri olduğu,
“Nispet” başlıklı 8’inci maddesinde Bina Vergisinin oranının meskenlerde binde bir, diğer binalarda ise binde iki olduğu, bu oranların 5216 sayılı Kanunun uygulandığı büyükşehir belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde %100 artırımlı uygulanacağı, Cumhurbaşkanı’nın vergi oranlarını yarısına kadar indirmeye veya üç katına kadar artırmaya yetkili olduğu,
belirtilmiştir.
Aynı Kanun’un “Mevzu” başlıklı 12’nci maddesinde Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre Arazi Vergisine tabi olduğu, Belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş arazilerin arsa sayılacağı,
“Mükellef” başlıklı 13’üncü maddesinde Arazi Vergisini arazinin maliki, varsa intifa hakkı sahibi, her ikisi de yoksa araziye malik gibi tasarruf edenlerin ödeyeceği,
“Matrah” başlıklı 17’nci maddesinde Arazi Vergisinin matrahının arazinin bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan vergi değeri olduğu,
“Nispet” başlıklı 18’inci maddesinde Arazi Vergisinin oranının binde bir, arsalarda ise binde üç olduğu, bu oranların 5216 sayılı Kanun’un uygulandığı büyükşehir belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde % 100 artırımlı uygulanacağı, Cumhurbaşkanı’nın vergi oranlarını yarısına kadar indirmeye veya üç katına kadar artırmaya yetkili olduğu,
hükme bağlanmıştır.
Yine bahse konu Kanun’un “Mükellefiyetin başlaması ve bitmesi” başlıklı maddelerinde emlak vergisi mükellefiyetinin;
33’üncü maddenin (1) ilâ (7) numaralı fıkralarında yazılı vergi değerini tadil eden sebeplerin doğması halinde bu değişikliklerin vuku bulduğu, aynı maddenin (8) numaralı fıkrasında yazılı halde ise bu duruma bağlı olarak takdir işleminin yapıldığı tarihi,
Dört yılda bir yapılan takdir işlemlerinde takdir işleminin yapıldığı tarihi,
Muafiyetin sukut ettiği tarihi,
Takip eden bütçe yılından itibaren başlayacağı hususları düzenlenmiştir.
Buna göre bina ile arazi ve arsalara ilişkin emlak vergisinin mükelleflerinin bu taşınmazların malikleri, varsa intifa hakkı sahipleri, her ikisi de yoksa taşınmaza malik gibi tasarruf edenler olduğu, söz konusu kimselere ilişkin mükellefiyetin ise Kanun’da yazılı tarihlerde tesis ettirilmesi gerektiği, verginin ise tespit olunan vergi değeri üzerinden ödeneceği anlaşılmaktadır. Öte yandan “Bildirim verilmemesi halinde yapılacak işlemler” başlıklı 32’nci maddede ise bildirimin süresinde verilmemesi halinde, verginin idarece tarh edileceği, idarece tarhiyatta her yıla ilişkin vergi değerinin 29’uncu madde hükmü dikkate alınarak hesaplanacağı belirtilmiştir.
Kanun’un “Vergi değeri” başlıklı 29’uncu maddesinde de vergi değerinin;
Arsa ve araziler için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümlerine göre takdir komisyonlarınca arsalar için her mahalle ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazide her köy için cadde, sokak veya değer bakımından farklı bölgeler (turistik bölgelerdeki cadde, sokak veya değer bakımından farklı olanlar ilgili valilerce tespit edilecek pafta, ada veya parseller), arazide her il veya ilçe için arazinin cinsi (kıraç, taban, sulak) itibarıyla takdir olunan birim değerlere göre,
Binalar için, Hazine ve Maliye ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlıklarınca müştereken tespit ve ilân edilecek bina metrekare normal inşaat maliyetleri ile (a) bendinde belirtilen esaslara göre bulunacak arsa veya arsa payı değeri esas alınarak 31 inci madde uyarınca hazırlanmış bulunan yönetmelik hükümlerinden yararlanılmak suretiyle,
hesaplanan bedel olduğu belirtilmiştir.
Yönetmelik’te; bina, arsa ve arazinin vergi değerlerinin takdirinde şehir, kasaba ve köylerin tabii, iktisadi ve bölgesel şartlarına göre nazara alınacak normlar ile uyulacak usul ve esaslar belirtilmektedir. Söz konusu maddede bahsedilen Yönetmelik ibaresi 02.07.2018 tarihli ve 700 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 59’uncu maddesiyle Kanun’a işlenmiş olup eski hali “tüzük” şeklindedir. Bu kapsamda Bakanlar Kurulunca Emlak Vergisine Matrah Olacak Vergi Değerlerinin Takdirine İlişkin Tüzük 15.03.1972 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan Tüzük’ün, “Binaların inşaat sınıflarına göre ayrımı” başlıklı 10’uncu maddesinde bina sınıfları tanımlanmış ve bu sınıflamanın binanın yapılış tarzı, işçiliği, çeşitli kısımlarında kullanılan malzemenin cinsi, kalitesi ve benzeri hususlar dikkate alınarak yapılacağı düzenlenmiştir. Anılan Tüzük’ün 20’nci maddesinde ise hesaplanan metrekare normal inşaat maliyet bedeline, ilan olunan bedelde nazara alınmamış ise, kalorifer veya klima tesisatı için %8, asansör tesisatı için ayrıca %6 oranında ilave yapılacağı belirtilmiştir.
Belirtilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Emlak Vergisi mükelleflerine yönelik mevzuatla belirlenmiş olan matrah ve nispetler üzerinden gerekli hesaplamaların yapılarak İdarece tarhiyat yapılması, söz konusu tarhiyata göre de gerekli tahakkuk ve tahsil işlemlerinin başlatılması hukuki bir zorunluluktur.
Yapılan incelemede, Emlak Vergisi açısından mükellef olanların birçoğuna yönelik mevzuatla belirlenen matrah ve nispetler üzerinden mükellefiyet tesis edilmediği, bu kimselere yönelik mevzuatla belirlenen matrah ve nispetler üzerinden tarhiyat ve buna bağlı olarak tahakkuk ve tahsilat işlemlerine başlanılmadığı, ayrıca emlak vergisi beyanı alınan az sayıdaki mükellefe yönelik emlak vergisinin hesabında kalorifer farklarının vergi değerine ilave edilmediği tespit edilmiştir.
Belediyelerin vergi gelirleri arasında önemli bir yer teşkil eden Emlak Vergisinin tahakkuk ve tahsilinin yapılmaması, İdarenin önemli bir gelir kaleminden yoksun kalmasına neden olmaktadır.
Bu itibarla, Belediye sınırları içerisinde yer alan emlak sahiplerine mevzuatla belirlenen matrah ve nispetler üzerinden mükellefiyet tesis edilmesi gerekmektedir.