|
ÖZET: 2024 yılı Sayıştay Denetim Raporları, Büyükşehir Belediyesi’nin geliştirme alanı vasfı taşımayan bölgelerde inşa edilen binalardan “Stabilize Yol Teknik Altyapı Bedeli” tahsil ettiğini ortaya koymuştur. Yapılan incelemeler, bu bedelin tahsil edilmesinin İmar Kanunu’nun 21 ve 22’nci maddelerine aykırı olduğunu göstermektedir. Bu maddelerde, yapı ruhsatı almak isteyenlerden teknik altyapı bedeli alınacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır. İlgili kanunun 23’üncü maddesi ise yalnızca geliştirme alanlarında, teknik altyapısı tamamlanmamış yerlerde yapı ruhsatı alınabilmesi için belirli şartlar öngörmektedir.
Belediyenin, mevcut yolların durumu ve teknik altyapının varlığına bakılmaksızın bu bedeli tahsil etmesi hukuka aykırıdır. 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na göre, yeni yol açılması veya mevcut yolların genişletilmesi durumunda katılma payı alınması gerekmektedir. Ancak, bu bedelin alınması gereken durumlar, yalnızca teknik altyapısı tamamlanmamış alanlarla sınırlıdır. Sayıştay raporları ve Danıştay kararları, bu uygulamanın hatalı olduğunu vurgulamakta ve ilgili idarenin gerekli düzeltmeleri yapmadığına dikkat çekmektedir. Sonuç olarak, İmar Kanunu’na uygun olarak teknik altyapı bedelinin yalnızca geliştirme alanlarında alınması gerektiği, teknik altyapısı tamamlanmış yerleşik alanlardan bu bedelin talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığı açıktır. Belediyenin uyguladığı yöntemlerin düzeltilmesi, gelecekte ortaya çıkabilecek mali sorunların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. |
BULGU: Geliştirme Alanı Vasfı Taşımayan Bölgelerde Yapılan Binalardan Teknik Altyapı Bedeli Alınması
2024 Yılı Sayıştay Denetim Raporları – Büyükşehir Belediyesi
Kurum gelir hesapları üzerinde yapılan incelemelerde; geliştirme alanı olup olmadığı, hali hazırda yeni bir yol inşası yapılıp yapılmadığı dikkate alınmadan Büyükşehir Belediyesi tasarrufundaki yollara cephesi olan yerlerde yapılacak yeni binalardan Meclis Kararı ile belirlenen hesaplamaya göre “Stabilize Yol Teknik Altyapı Bedeli” tahsil edildiği görülmüştür.
3194 sayılı İmar Kanunu’nda yapı ruhsatı konusunda açıklamalara yer verilmiş, Kanun’un 21 ve 22’nci maddelerinde yapı ruhsatı ve ruhsat alma şartları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde yapı ruhsatı almak isteyen ilgililerden teknik alt yapı bedelinin tahsil edileceğine ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir.
Bir sonraki madde olan “Geliştirme alanlarında yapı ruhsatı” başlıklı 23’üncü maddede ise özel ve istisnai bir düzenleme yapılmış ve iskân hudutları içinde olup da “imar planında beldenin inkişafına ayrılmış bulunan sahalarda yapı izni verilebilmesi” için gereken şartlar detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.
Söz konusu maddede, mezkûr sahalarda yapı izni verilebilmesi için ilgili sahanın yol, pis ve içme suyu şebekeleri gibi teknik alt yapısının yapılmış olması zorunlu tutulmuştur. Teknik alt yapısı henüz tamamlanmamış olan yerlerde ise; ancak belli şartlar dâhilinde yapı izni verilebileceği belirtilmiş, bu kapsamda ya ilgili idarenin izni ve ilgili idarece hazırlanacak projeye uygun olarak teknik alt yapının ilgili kişilerce yaptırılması ya da parselleri hizasına rastlayan ve hissesine düşen teknik alt yapı bedelinin ilgili kuruma ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere İmar Kanunu’nun 23’üncü maddesinde yapı ruhsatı alınırken yol ve kanalizasyon yapımı için “Teknik Altyapı Bedeli” alınması öngörülmüş ancak bu bedel “Geliştirme Alanları” ve “Bu alanlarda hali hazırda yol ve kanalizasyon tesisi bulunmayan yerler” ile sınırlandırılmış, teknik alt yapısı tamamlanmış yerleşik alanlar kapsam içerisinde zikredilmemiştir.
Dolayısıyla geliştirme alanı olup olmadığına, söz konusu alanda hali hazırda teknik alt yapı bulunup bulunmadığına bakılmaksızın belediyenin sorumluluğunda bulunan tüm alanlarda inşa edilecek yeni yapılardan İmar Kanunu’na göre teknik alt yapı bedeli alınması doğru bir uygulama değildir.
Söz konusu bedelin Belediye Meclis Kararları uyarınca hesaplanıp tahsil ediliyor olması da işlemi hukuka uygun hale getirmek için yeterli değildir. Zira tüm kamu kurumları gibi belediyeler de ancak kanunlarda izin verilen durumlarda gelir toplayabilirler. Kanuni dayanağı olmadan veya kanunlarda belirtilen sınırların aşılarak gelir toplanması mali mevzuat açısından uygun değildir.
Şayet belediye tarafından yeni bir yol açılmış, mevcut bir yol tamir edilmiş veya genişletilmiş ise söz konusu masrafların ilgililerden nasıl tahsil edileceği 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun “Harcamalara katılma payları” başlıklı üçüncü kısmında detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.
Mezkûr Kanun’un “Yol harcamalarına katılma payı” başlıklı 86’ncı maddesinde bu konuya ilişkin açıklamalar yapılmış; yeni yol açılması, mevcut yolun genişletilmesi, mevcut yola asfalt yapılması durumlarında söz konusu katılma payının alınabileceği belirtilmiştir.
Kanun koyucu, hizmet götürüldüğü esnada bu hizmetten yararlanacak veya gayrimenkullerinin değerinde artış olacak mülk sahiplerininde söz konusu maliyetlere katlanmasını öngörmüş ve kanun sistematiğini de bu esas üzerine bina etmiştir. Nitekim Danıştay tarafından verilen birçok kararda da bu husus vurgulanmış ve yol çalışmasının tamamlanarak halkın istifadesine sunulmuş olmasından sonra harcamalara katılma payı tahakkuk kayıtlarının yapılacağı, söz konusu tarih geçtikten sonra taşınmaz mülkiyetini alan şahsa yapılan tahakkukun hukuka uygun olmayacağı belirtilmiştir.
Yapılan incelemelerde; Kurum tasarrufunda olan yollara cephesi bulunan yerler için bina inşaat ruhsatı alacak yapı sahiplerinden bölgenin geliştirme alanı olup olmadığına, hali hazırda yeni bir yol inşası yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın “Stabilize Yol Teknik Altyapı Bedeli” alındığı, bu suretle 2024 yılında toplamda 785.100.534,13 TL tutarında tahakkuk kaydı yapıldığı ve bunun 727.230.124,32 TL’sinin tahsil edildiği tespit edilmiştir.
Şayet alınan bedel ilgili yolun ilk yapıldığında alınması gereken bedellerin alınmaması sebebiyle alınıyorsa yukarıda detaylı bir surette açıklandığı üzere uygulama hatalıdır. Zira böyle bir durumda, yol ilk yapıldığında 2464 sayılı Kanun’a göre katılma paylarının hesaplanıp hizmetin götürüldüğü sırada mülk sahibi olan kişilere ilgili tutarların dağıtılması gerekmekteydi. Aksi bir uygulama katılma payını gerçekten ödemesi gereken mükellef yerine bir başka kişiden söz konusu maliyetlerin alınmaya çalışılması anlamına gelecektir.
Kurum tarafından yapılan uygulamanın hatalı olduğu; 2019 ile 2023 yılları arasında yazılan Sayıştay Raporlarının tamamında konu edilmiş, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 10.03.2020 tarihinde hazırlanan 10.03.2020 tarih ve E.60063 sayılı yazıda açıkça belirtilmiştir. Kurumun taraf olduğu ve Danıştay tarafından verilen birçok emsal kararda da yapılan işlemlerin hatalı olduğu hüküm altına alınmıştır. Danıştay tarafından söz konusu hususta değişik tarihlerde verilmiş çok sayıda karar bulunmakta ve bu kararların yerleşik hale geldiği görülmektedir.
Örneğin, Danıştay 6. Dairesi tarafından verilen 18.09.2024 tarih ve 2023/2543 E., 2024/4759 K. Sayılı Karar’da özetle;
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi tarafından “aynı yol üzerinde bulunmakla birlikte daha önce yapılaşması tamamlanmış parsellerden yapı ruhsatı verildiği sırada hissesine düşen teknik altyapı bedeli alınıp sonradan yapılaşmaya giden parsellerden ise yapı ruhsatı alındığı sırada bölgede yapılaşmanın tamamlanmış olduğundan bahisle teknik altyapı bedeli alınmamasının eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacağı” gerekçesiyle dava konusu işlemde ilgili kişiden teknik alt yapı bedeli alınmasının hukuka uygun olduğuna karar verildiği belirtilmiş, ancak Danıştay 6. Dairesi tarafından konuya ilişkin yapılan hukuki değerlendirmede Kanun’un açık hükümlerine göre yapı ruhsatı düzenlenmesi aşamasında ruhsat talebinde bulunanlardan teknik alt yapı bedeli istenebilmesi için yapı ruhsatının düzenlendiği tarihte ruhsatlandırılması istenen taşınmaza ait teknik alt yapının tamamlanmamış olmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Karar’da ayrıca; davacıya ait taşınmazın bulunduğu alanda içme suyu hattının 1992 yılında, pis su, yağmur suyu ve atık su hatlarının 2014 yılında tamamlandığı, taşınmazın cephe aldığı hesaplamaya konu 50 metrelik yolun dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte tamamlanmış durumda olduğu ve taşınmazın 1/25.000 ölçekli nazım imar planında “korunan-meskûn(düzenli) konut alanı”nda yer aldığı belirtilerek Kanun’un 23’üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca stabilize yol teknik alt yapı bedeli alınabilmesi için öngörülen koşulların oluşmadığı hüküm altına alınmıştır. Açıklanan sebeplerle Danıştay 6. Dairesi, Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin kararında yer alan “eşitlik ilkesi ile bağdaşmayacağı” gerekçesinde hukuki isabet bulmamış ve söz konusu Kararı bozmuştur.
Önceki yıl Sayıştay Raporunda da bulgu konusu yapılmış olan ve İdare tarafından herhangi bir düzeltici işlem yapılmayan bu hususa ilişkin Kamu İdaresi cevabında, tekrardan söz konusu bedelin Meclis Kararıyla alındığı, yapı ruhsatı alınmasının istisnai durumlar hariç bütün yapılar için zorunlu olduğu belirtilmiş, geliştirme alanı ve yerleşik alan tanımlarına yer verilerek bu kapsamda tüm yapılar için söz konusu bedelin alınması gerektiği ifade edilmiştir.
Yukarıda detaylı bir şekilde anlatıldığı üzere İmar Kanunu’nun 23’üncü maddesinde özel birdüzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre geliştirme alanlarında bulunan ve teknik altyapısı olmayan yapılar için ruhsat başvurusunda bulunan kişilerden alınması öngörülen bir bedelin teknik altyapısı tamamlanmış alanlar için de uygulanması mümkün değildir. Zira geliştirme alanı içinde yer alan ve teknik altyapısı tamamlanmış bir alanda bile söz konusu bedelin alınması mümkün değilken tüm altyapısı tamamlanmış yerleşik alanlardan söz konusu bedelin istenilmesi düşünülemez.
Gerek Sayıştay raporları, gerek ilgili Bakanlık Görüşü gerekse de Danıştay kararlarında, yapılan işlemin hatalı olduğu tüm açıklığıyla ortaya konulmasına rağmen Kurum tarafından hatalı uygulama devam ettirilmiş ve düzeltici herhangi bir işlem tesis edilmemiştir.
Sonuç olarak; İmar Kanunu uyarınca alınacak teknik alt yapı bedelinin sadece maddede açıkça belirtilen “Geliştirme alanları” ve “bu alanlarda teknik alt yapısı olmayıp yapı ruhsatı alınmak istenen yerler” ile sınırlı tutulması, teknik altyapısı tamamlanmış alanlar için söz konusu bedelin talep edilmemesi, Kurum tarafından uygulanan program dâhilinde yapılan yeni yollar için 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan katılma payı hükümlerinin tatbik edilmesi ileride doğması muhtemel mali külfetlere yol açılmaması açısından önem arz etmektedir.