|
ÖZET: Üniversiteye tahsisli taşınmazların kiralanması sürecinde, özellikle Terzioğlu Yerleşkesi’ndeki kafeterya ve restoran alanının kiralanmasıyla ilgili alacakların takip edilmediği tespit edilmiştir. 2018 yılında imzalanan sözleşmede, yıllık kira bedelinin %45’inin yapılan yatırımlara mahsup edilmesi öngörülmesine rağmen, denetim raporları bu uygulamanın yasalara aykırı olduğunu belirtmiştir. Üniversite, işletmeciden gecikmiş kira borçlarını tahsil etmesi gerektiğini bildirmiştir. İşletmeci, 2020 yılında sözleşmesini feshederek borçlarını 60 ay vade ile ödemek istemiştir.
Sözleşmenin feshi sonrası, işletmecinin toplam borcu 962.659,84 TL olarak belirlenmiş ve bu tutarın 809.092,98 TL’sinin 60 ay taksit ile ödenmesi kararlaştırılmıştır. Ancak, sulh anlaşması düzenlenmediği için uyuşmazlık çözülmemiştir. Yeni işletmeci, eski işletmecinin borcuna kefil olmuştur, ancak 2021 itibarıyla herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Kamu idaresinin, alacakların tahsilatı için gerekli adımları atmadığı anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, işletmecinin borcu muaccel olmuş ve kamu kaynaklarının etkin kullanımı için bu borcun tahsil edilmesi gerekmektedir. Kamu idaresinin, alacakların güvence altına alınması ve tahsilat işlemlerini zamanında gerçekleştirmesi önem arz etmektedir. |
BULGU: Üniversiteye Tahsisli Taşınmazların Kiralanması İşinden Kaynaklanan Alacakların Takip ve Tahsil Edilmemesi
2021 Yılı Sayıştay Denetim Raporları – Üniversite ve Üniversite Döner Sermayesi
Üniversiteye tahsisli taşınmazların kiraya verilmesine ilişkin ihale ve sözleşme işlemlerinin incelenmesinde; ‘Terzioğlu Yerleşkesi Saat Kulesi yanında bulunan Kafeterya, Restoran, Dinlenme ve Aktivite Alanı’ yerinin kiralanması işinden kaynaklanan alacakların takip ve tahsil edilmediği görülmüştür.
İşin 09.04.2018 tarihinde imzalanan Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinde ‘yıllık kira tutarının %45’inin yapılan yatırımlara mahsup edilmesi’ öngörülmüş iken;
2018 Yılı Denetim Raporunda ‘taşınmazın kiralanmasında yatırım yapma şartının konulamayacağı ve işletmeci tarafından yapılan yatırımların kira bedelinden mahsup edilmesinin 2886 ve 4734 sayılı Kanun hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, kaynakların etkili ve verimli kullanılabilmesi için demirbaş ve tefrişat sağlama sorumluluğunun işletmeciye ait olmasından dolayı herhangi bir mahsuplaşma yapılmadan gecikmiş kira borçlarının tahsili yoluna gidilmesi gerektiği’ hususu raporlanmış,
Bu çerçevede Üniversite tarafından işletmeciye mahsuplaşma işleminin yapılmayacağı ve birikmiş kira borçlarını ödemesi gerektiği, aksi taktirde borçların tahsili için hukuki yollara başvurulacağı bildirilmiş,
İşletmeci 28.02.2020 tarihinde Üniversiteye başvurarak mahsuplaşma ya da başka bir ad altında herhangi bir hak ve alacak talep etmeyeceğini ve bahse konu işyerine yaptığı sökülemez yatırımları Üniversiteye terk ettiğini beyan ederek sözleşmesinin feshedilmesini ve sözleşmeden kaynaklı borçlarını 659 sayılı KHK uyarınca yapılacak olan faiz indirimi sonrasında 60 ay vade ile ödemeyi talep etmiş,
Bunun üzerine işin sözleşmesinin feshedilmesi ile işletmenin 28.02.2020 tarihi itibariyle oluşan 620.180,00 TL kira, 71.537,40 TL KDV, 117.375,58 TL ortak gider ve 153.566,86 TL yasal faizden ibaret olan toplam 962.659,84 TL borcuna ilişkin uyuşmazlığın 659 sayılı KHK’nın 11/2’nci maddesi uyarınca 153.566,86 TL yasal faizinin silinerek kalan 809.092,98 TL olan güncel borcun 60 ay eşit taksit ile ödenmesi hususu 10.03.2020 tarih ve E.2000046642 sayılı Rektörlük Olur’u ile kararlaştırılmıştır.
Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ile Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Adli uyuşmazlıkların sulh yoluyla halli, uzlaşma ve vazgeçme yetkileri” başlıklı 11’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre; “idarelerin, herhangi bir sözleşmeye dayanıp dayanmadığına, yargıya intikal edip etmediğine bakılmaksızın gerçek veya tüzel kişilerle aralarında çıkan her türlü hukuki uyuşmazlığın sulh yoluyla halline, her türlü dava açılmasından veya icra takibine başlanılmasından … vazgeçmeye, … sözleşmede belirtilmeyen sebeplerle sözleşmelerin değiştirilmesinde veya sona erdirilmesinde maddi ve hukuki sebeplerle kamu menfaati görülmesi halinde, buna dair onay veya anlaşmaları imzalamaya, vazgeçilen veya tanınan ya da terkin edilen hak ve menfaatin değeri dikkate alınmak suretiyle;
(a) Tutara ilişkin olmayanlar ile 1.000.000 Türk Lirasına (2.824.611,00 TL) kadar olanlarda (1.000.000 Türk Lirası dahil) hukuk biriminin görüşü alınarak, ilgili harcama yetkilisinin teklifi üzerine üst yönetici” yetkili kılınmış olup, üst yöneticinin bu yetkisini sınırlarını açıkça belirlemek suretiyle alt kademelere devredebileceği hükme bağlanmıştır.
Bu kapsamda, 10.03.2020 tarih ve E.2000046642 sayılı Rektörlük Olur’unun söz konusu uyuşmazlığın sulh yolu ile çözümlenmesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, 659 sayılı KHK’nın “Adli uyuşmazlıklarda sulhün usul ve esasları” başlıklı 10’uncu maddesinde;
“(1) Sulh anlaşması, anlaşma tutanağında belirtilen tutar kadar bir hakkın tanınması, menfaatin terki, bir şeyin verilmesi, yapılması ya da yapılmaması konusunda anlaşmalar veya sözleşme değişikliklerini kapsar.
Maddi ve hukuki nedenlerle kamu menfaati görülmesi halinde, 11 inci maddedeki yetkiler çerçevesinde asıl alacak ve fer’ilerinden kısmen ya da tamamen vazgeçilebilir.
Bu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde yapılan sulh anlaşmalarına ilişkin tutanak ilam hükmünde olup ilamların icrasına dair genel hükümlere göre infaz olunur. Ancak vadeye bağlanmamış alacaklarda tutanağın imzalandığı tarihten itibaren iki aylık sürenin dolmasından, vadeye bağlanmış alacaklarda ise vadenin dolmasından önce tutanak icraya konulamaz. Sulh anlaşması hükümleri yerine getirilmediği takdirde alacak muaccel olur ve sulhe konu edilen hak veya alacaklar, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanan faizi ile birlikte takip ve tahsil edilir.” hükümleri bulunmaktadır.
Buna göre, üst yönetici veya üst yöneticinin bu yetkisini sınırları açıkça belirlenmiş bir şekilde devretmiş olduğu daire başkanı ile işletmeci arasında; bir sulh anlaşması yapılması ve anlaşma tutanağında işin sözleşmesinin feshedilmiş olduğu, İdarenin vazgeçtiği alacak tutarı ile işletmecinin ödemesi gereken borç miktarı ve bunun ödenme tarihlerinin belirlenmesi gerekmektedir.
Sulh müessesesinin esaslı unsuru olan anlaşma tutanağının ilam hükmünde olduğu ve ilamların icrasına dair genel hükümlere göre infaz olunacağı, bununla birlikte sulh anlaşması hükümleri yerine getirilmediği takdirde sulhe konu edilen alacağın muaccel olacağı ve bu tarihten itibaren 6183 sayılı Kanun’un 51’inci maddesine göre belirlenen gecikme zammı oranında hesaplanan faizi ile birlikte takip ve tahsil edileceği yukarıda belirtilen madde hükmü gereğidir.
Yapılan incelemede ortada İdare ve İşletmeci arasında düzenlenmiş bir sulh anlaşması tutanağı bulunmadığı, bununla birlikte taşınmazın yeniden ihale edilerek 31.03.2020 tarihinde imzalanan sözleşme ile başka bir işletmeciye kiraya verildiği, yeni işletmecinin eski işletmeciye ait olan 809.902,98 TL borca 31.03.2020 tarihinde noter onaylı kefaletname ile müteselsil kefil olduğu tespit edilmiştir.
Dolayısıyla ortada İşletmeci ile İdare arasında düzenlenmiş herhangi bir sulh anlaşma tutanağı bulunmadığından, söz konusu uyuşmazlık 659 sayılı KHK hükümlerine göre sulh yolu ile çözümlenebilmiş değildir.
Bununla birlikte, 27.04.2020 tarih ve E.2000061343 sayılı Rektörlük Olur’u ile Covid- 19 salgını nedeniyle mevcut borç müteselsil kefil olan yeni işletmeci lehine ötelenmiş, 14.10.2020 tarihinde 60 ayı geçmeyecek şekilde ve 01.01.2021 tarihinden başlamak üzere bir ödeme planı müteselsil kefil tarafından İdareye sunulmuş olmasına rağmen 31.12.2021 tarihi itibariyle söz konusu borca ilişkin herhangi bir ödeme yapılmamıştır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Hesap verme sorumluluğu” başlıklı 8’inci maddesine göre; her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.
Kanun’un “Gelirlerin toplanması sorumluluğu” başlıklı 38’inci maddesinde ise kamu gelirlerinin tarh, tahakkuk, tahsiliyle yetkili ve görevli olanların, ilgili kanunlarda öngörülen tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasından sorumlu olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ve yapılan açıklamalar çerçevesinde; sözleşme ilişkisinin ve 28.02.2020 tarihi itibariyle işletmeciye ait olan toplam 962.659,84 TL borcun yasal faizi indirilerek 659 sayılı KHK hükümlerine göre sulh yoluyla çözümlenmesine dair bir iradenin ortaya çıktığı, ancak mevzuatında belirlenen usul ve esaslar takip edilmeyerek ortada işletmeci ile İdare arasında ‘ilam hükmünde ve icrasına dair genel hükümlere göre infaz edilecek bir sulh anlaşma tutanağı’ bulunmadığından dolayı sulh müessesesinin tesis edilemediği açıktır.
Kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanımını sağlamak amacıyla bir kamu geliri olan taşınmaz kira gelirlerinin tahsil ve takip işlemlerinin ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde yürütülmesi, tahsil edilemeyen kira gelirleriyle ilgili olarak mevzuatta öngörülen işlemlerin yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bulgumuz üzerine Kamu idaresi cevabında sadece kefil üzerine ilamsız icra takibi başlatıldığı ifade edilmiş olup, İdarenin kamu alacağının garanti altına alınması ve tahsilatının sağlanması için yeterli ve gerekli işlemleri yapmadığı anlaşılmaktadır.
Sonuç itibariyle, 28.02.2020 tarihi itibariyle işletmeciye ait olan toplam 962.659,84 TL borcun bu tarihte muaccel olduğu ve bu tutarın mevzuatına göre gecikme zam ve faizleri ile birlikte bir an önce tahsil edilebilmesi için ilk işletmecinin borcun tamamından, müteselsil kefilin ise kefil olduğu tutardan sorumlu tutulmak suretiyle müteselsilen takip edilmesi gerekmektedir.